Türkiye ve AB İlişkileri

Başlatan Sihirbaz, Kas 01, 2015, 02:02 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Sihirbaz

AB Türkiye'ye 3 milyar euro yardımı denetleyecek

Avrupa Birliği, Suriyeli mülteciler için Türkiye'ye verdiği yardımları denetleneceğini duyurdu. Denetlemenin sonuçlarının bu sene içerisinde açıklanması bekleniyor.

Avrupa Birliği, Türkiye'ye ev sahipliği yaptığı Suriyeli mülteciler için verdiği yardımları denetleyeceğini açıkladı.

Avrupa Sayıştayı'nın Salı günü yaptığı açıklamaya göre kurumun denetçileri, AB tarafından 2016 ile 2017 senelerinde Türkiye'ye Suriyelilerin Türkiye'deki yaşam koşullarını desteklemek için verilen üç milyar euronun kullanılmasının etkinliğini denetleyecek.

Görevi Brüksel'in mali kaynaklarının nasıl yönetildiğini kontrol etmek olan AB Sayıştayı'nın denetçileri, fonun yapısı ve işleyişinin yanısıra yapılan yardımların sonuçlarını da teftiş edecek.

Avrupa Sayıştayı'nda bu fonun denetlenmesinden sorumlu denetçi Bettina Jakobsen, Türkiye'nin özellikle Suriye'deki savaş nedeniyle çok fazla göç aldığını ve 3 milyon 800 binden fazla kişi ile dünyanın en fazla sığınmacıya ev sahipliği yapan ülkesi olduğunu belirtti.

Jakobsen, "Bu nedenle AB'nin bu alandaki mali yardımının etkin bir şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğini incelemek önemli" dedi.

Denetleme sonucunda ortaya çıkacak sonuçların bu sene içerisinde yayınlanması bekleniyor.

Türkiye'ye Suriyeli mülteciler için destek programı dahilinde AB, 2016 yılının başı ile 2017 yılının sonu arasında 72 proje ile 3 milyar euro değerinde anlaşma imzalamıştı. Avrupa Komisyonu'nun verilere göre Aralık 2017 itibarıyla bu projelere 1 milyar 85 milyon euro ödendi.

http://www.dw.com/tr/ab-t%C3%BCrkiyeye-3-milyar-euro-yard%C4%B1m%C4%B1-denetleyecek/a-43153461 Mesajı Paylaş

HDS

Bu "yardım" konularında RTE'nin seneler önce bir konuşması vardı; Somali devlet başkanı bir törende "Ya bakma recep, aslında en çok yardım alan ülkelerden biriyiz, ama gelen paranın çoğu yine bunlara gidiyor.." diye uzaktan UNDP'nin Land Cruiser'larını göstermiş, diye anlattıydı.

Ben savaş ilk başladığında epeyce Antep'e, Hatay'a, Urfa'ya gitmiştim. Her yer UN jipleri ile doluydu.

Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Avrupa Adalet Divanı'ndan Türkler için vize kararı

Avrupa Adalet Divanı, AB'ye üye ülkelerin Türk vatandaşlarından vize için talep ettiği ek şartların Türkiye ile yapılmış sözleşmeleri ihlal ettiğine karar verdi. Adalet Divanı yine de bu şartların, kamu yararının gerektirdiği durumlarda kabul edilebileceğine hükmetti.

Salı günü açıklanan kararda, üye ülkeler tarafından 1976 sonrasında yürürlüğe konulan ek vize şartlarının bu tarihte imzalanan ve 1980'de yenilenen Türkiye-Avrupa Topluluğu Ortaklık Konseyi Kararları'nı ihlal ettiğine hükmedildi.

Emsal niteliğindeki kararda istisna olarak 'kamu yararı' durumu gösterildi. "Göç akımını etkili bir şekilde kontrol edebilme" amacıyla yeni mevzuat oluşturulabileceğini belirten Adalet Divanı, bu kanunların 'kamu yararı' amacına ulaşmak için zaruri olması durumunda kabul edilebileceğinin altını çizdi.

Söz konusu mevzuatın orantılı olup olmadığına ise yerel mahkeme karar verecek.

Almanca bilmediği için vize verilmemişti
Adalet Divanı salı günkü duruşmasında Almanya'da yaşayan bir Türk vatandaşıyla evlenen fakat Almanca bilmediği için vize alamayan Nefiye Yön'ün durumunu inceledi.

Olayda Stuttgart valiliği, 1980 yılında kabul edilen yasalar ışığında Yön'ün Almanca bilmesi gerektiğini, aksi taktirde vize alamayacağını söylemişti. Bunun üzerine Yön, idari mahkemeye dava açmış ve haklı bulunmuştu. İdari mahkeme, söz konusu yasanın Türkiye-AB antlaşmalarına uygun olmadığına karar vermişti.

Karara valilik tarafından yapılan itiraz üzerine Baden-Württemberg Federal İdari Mahkemesi, Alman kanunlarının uluslararası sözleşmelere uygun olup olmadığını Avrupa Adalet Divanı'na sordu.

Divan, kanunların normal şartlarda antlaşmayı ihlal ettiğine, fakat 'kamu yararı' gözetildiği durumda geçerli olabileceğine hükmetti.

http://tr.euronews.com/2018/08/07/avrupa-adalet-divanindan-turkler-icin-vize-karari- Mesajı Paylaş

Sihirbaz

15 Mart AB-Türkiye toplantısına doğru: Neden yapılıyor? Hangi konular ele alınacak?

AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Toplantısı, dört yıl aranın ardından 15 Mart tarihinde Brüksel'de yapılacak. Taraflar arasında vize serbestisi, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, katılım sürecinde gelinen nokta, terörle mücadelede iş birliği gibi konular ele alınacak.

İnsan hakları ihlallerinden dolayı Avrupa Parlamentosu üyelik müzakerelerinin resmen askıya alınması çağrısında bulunurken ve Türkiye ile ilgili sert raporu oylamaya hazırlanırken AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Toplantısının yapılması ne anlama geliyor?

Euronews Türkçe'nin sorularını yanıtlayan Robert Schuman Araştırma Enstitüsü Brüksel sorumlusu Eric Maurice bunu iki taraf arasında bir zirve değil düşük düzeyde bir toplantı olacağını söyledi.

AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Toplantısı'na Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ve AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Johannes Hahn katılacak.

"Telaşlanacak bir durum yok" diyen Eric Maurice bunun birçok ülkeyle sık sık yapılan bir toplantı olduğunu söyledi. Birkaç gün önce Gürcistan - AB Ortaklık Konseyi yapıldığını hatırlatan Maurice, "Avrupa Birliği bağlantısını koparmak istemediği ülkeler ile düşük düzeyde toplantılar gerçekleştiriyor. Ülkelerin hayal kırıklığına uğramaması için yapılan teknik toplantılar bunlar. Bu toplantılar sayesinde diyaloğun devamı sağlanıyor. Zirve değil zira en üst düzey yöneticileri kapsamayan düşük düzeyde toplantılar bunlar. Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker bu toplantıya katılmayacak. AB-Türkiye ilişkilerinde de büyük ilerleme beklenmiyor." ifadelerini kullandı.

AB, Brexit ve AP seçimlerine odaklanmış durumda

31 Mart'ta yapılacak yerel seçimlere hazırlanan Türkiye, Avrupa Birliği dönem başkanlığını yürüten Romanya ile çalışmalar yürüterek Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'in de katılacağı bir AB-Türkiye zirvesi düzenlenmesini istiyor. Brüksel ise Türkiye ile müzakerelerin tamamen donduğu ve sığınmacı anlaşması üzerinden ilerleyen ilişkiler kapsamında yönünü şu anda Brexit sorunlarına ve Avrupa Parlamentosu seçimlerine çevirmiş durumda.

"Müzakerelerin askıya alınması gündemde değil"

Robert Schuman Araştırma Enstitüsü Brüksel sorumlusu Eric Maurice Avrupa Parelamentosu raporu ile ilgili "Türkiye ile yapılan sığınmacı anlaşmasından olumlu sonuç alınıp; ekonomi ve terörle mücadele konularında ilerleme kaydedilirken Avrupa Birliği Konseyi'nin müzakereleri askıya almak için daha önce olduğu gibi herhangi bir girişimde bulunması beklenmiyor" dedi

https://tr.euronews.com/2019/03/08/15-mart-ab-turkiye-toplantisina-dogru-neden-yapiliyor-hangi-konular-ele-al-nacak Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Avrupa Parlamentosu: AB, Türkiye ile üyelik müzakerelerini askıya alsın

Avrupa Parlamentosu (AP), Holandalı rapörtör Kati Piri'nin, Avrupa Birliği'nin (AB) Türkiye ile üyelik müzakerelerinin askıya alınmasını öneren raporunu 109'a karşı 370 oyla kabul etti.

Oylamada 143 üye de çekimser oy kullandı.

Raporda, üyelik müzakerelerinin askıya alınması çağrısına gerekçe olarak Türkiye'deki ağır insan hakları ihlalleri gösterilmişti.

AB'ye ise "Türkiye'nin demokratlarıyla dayanışma içinde olduğunu göstermesi" çağrısı da yapılmıştı.

@KatiPiri tarafından yapılan numaralı Twiter messjı

✔@KatiPiri

The European Parliament just adopted my #Turkey report, calling on EU leaders to formally suspend accession talks & show solidarity w/ Turkey's democrats.

AP, AB'nin yasama organı ancak aldığı kararlar tavsiye niteliği taşıyor, bağlayıcılığı bulunmuyor. AP'nin aksine, AB'nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu ile birçok birlik üyesi ülke, Türkiye ile müzakerelerin askıya alınmasına sıcak bakmıyor.

Aşırı sağcı grubun, "Türkiye ile üyelik müzakerelerinin tamamen sona erdirilmesi" yönündeki önerisi ise sosyalistlerin ve liberal demokratların oylarıyla reddedildi.

Türkiye'deki durumun gelecekte iyileşeceğini umut ettiklerini söyleyen sosyalistler ve liberal demokratlar bu öneriye, Ankara'nın adaylık statüsünü tamamen kaybetmesine yol açacağı gerekçesiyle karşı çıktı.

AP'de çoğunluk, Türkiye'deki sivil toplum kuruluşlarını desteklemeye devam edilmesi ve Türkiye halkı ile iletişim kanallarının açık tutulması görüşünü benimsedi. Parlamanterler, Türkiye'de sivil toplumu, gazetecileri ve insan hakları savunucularını desteklemek için doğrudan fon oluşturulması çağrısında da bulundu.

AP Türkiye Raportörü Kati Piri: Karar, Türkiye'deki ihlallere yanıt

AP Türkiye Raportörü Kati Piri, Ankara ile üyelik müzakerelerinin askıya alınması çağrısını, "Türkiye'de son dönemde hukuk devleti ve insan hakları konularındaki ihlallere yanıt" olarak değerlendirdi.

Kati Piri, "Ciddi insan hakları ihlallerine, hukukun üstünlüğü ilkesinin içinin boşaltılmasına ve Türkiye'nin cezaevinde en fazla sayıda gazeteciye sahip olduğu gerçeğine ek olarak, yakın zamanda gerçekleştirilen anayasa değişikliği de Erdoğan'ın otoriterliğini pekiştirdi" dedi.

Piri, iş adamı Osman Kavala'nın 17 ay hiçbir suçlama olmadan gözaltında tutulduğunu hatıtrlatarak bunu, Türkiye'de yargı bağımsızlığı konusunda gelinen noktaya ilişkin "acı bir örnek" olarak değerlendirdi.

AP Türkiye Raportörü, "Kavala'ya karşı tek kanıt, Gezi protestolarına plastik katlanır masa, meyve suyu ve süt gönderme teklifi. Bu, hükümeti yıkma anlamına gelmediği gibi protestoların arkasında olduğu anlamına da gelmez" diye konuştu.

Türkiye'den kınama

TBMM Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır ise AP'nin Piri'nin raporunu kabul etmesini şiddetle kınadı.

Bozkır, "Raporda yer alan asılsız iddiaların, AP Genel Kurulu'nca kabul görmesi, AP'nin ülkemize karşı taraflı ve önyargılı tutumunun devam ettiğinin bir göstergesidir" dedi.

AKP Sözcüsü Çelik: Bizim açımızdan hükümsüz bir karar

AKP Sözcüsü Ömer Çelik de AP'deki oylamayla ilgili olarak, "Bizim açımızdan, değersiz, hükümsüz ve itibarsız bir karar" dedi.

Çelik, "Salonlarında PKK sergileri açılan AP hangi yüzle demokrasimizi mahkum etmeye kalkıyor" diye konuştu.

AB-Türkiye Ortaklık Konseyi Toplantısı, 4 yıl aradan sonra Cuma günü Brüksel'de yapılacak.

Toplantıda Türk heyetine Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, AB heyetine ise Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini başkanlık edecek.

Görüşmede vize serbestisi, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, katılım sürecinde gelinen nokta, "terörle mücadelede iş birliği" gibi konular ele alınacak.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47560305 Mesajı Paylaş

petibor

Kıskanıyolar bizi ondan. Mesajı Paylaş

BETONBEY

Adamların sorunları Can Dündar, Deniz Yücel, Rahip Brunson simdi de Osman Kavala...

Denecek çok şey var ya işte söylesem tesiri yok, sussam gönül razı değil... Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Avrupa Yatırım Bankası Türkiye'ye Kredi Sınırlamasını Sürdürecek

Reuters haber ajansına konuşan bir Avrupa Yatırım Bankası sözcüsü, AB üyesi ülkeler ve Avrupa Komisyonu'nun politikalarıyla paralel hareket edeceklerini açıkladı ve "Eğer Avrupa Birliği seviyesinde bir yön değişikliği olmazsa, Türkiye'ye kredi verme konusunda son birkaç yıldır olduğu gibi çok seçici davranacağız. En azından öngörülebilir bir süre için" dedi.

Türkiye'ye kredi temin eden kurumun bu adımı, Türkiye'nin Akdeniz'de Kıbrıs açıklarında sürdürdüğü sondaj faaliyetlerine karşı Avrupa Birliği'nce yürürlüğe koyulması beklenen yaptırımlar arasında.

AB dün de Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki 'yasadışı' sondaj çalışmaları nedeniyle yaptırım uygulanacak isim listesi oluşturma çalışmalarını sürdürdüğünü duyurmuştu.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, "Kıbrıs Dışişleri Bakanı bizi sondaj çalışmalarındaki son durum konusunda bilgilendirdi. Konuyla ilgili çalışma gruplarına, bu yasadışı faaliyetlere dahil olan kişilere ve kuruluşlara yönelik gerekli yaptırımlar için isim listesini tamamlamalarını sorma konusunda anlaştık" demişti.

Avrupa Yatırım Bankası geçen Temmuz ayında Avrupa Konseyi'nden gelen öneriler doğrultusunda Türkiye'ye yönelik kısıtlayıcı önlemler alarak, Türkiye'den gelen yeni kredi başvurularını 2019 sonuna kadar değerlendirmeye almayacağını açıklamıştı.

Bu karar, AB'nin 15 Temmuz'da, Türkiye'nin Kıbrıs kıyıları açıklarında petrol ve doğalgaz arayışını uyarılara rağmen sürdürmesi nedeniyle bir dizi siyasi ve mali yaptırım kararı almasını izlemişti.

Türkiye'nin en büyük mali kaynaklarından olan banka, ülkeye bugüne kadar 19 milyar Euro kredi verdi. Banka, Türk hükümetiyle bağlantılı her türlü şirket ve projeye kredi vermeyi durdurdu. Ancak özel sektörün bir bölümüne kapıyı açık tuttu. Bankanın internet sitesi geçen Temmuz'dan bu yana Türkiye'ye sadece bir krediyi onayladı.

Avrupa Yatırım Bankası 2009 ile 2016 yılları arasında neredeyse her yıl Türkiye'ye 2 milyar Euro üzerinde kredi verdi. 2019'da bu kredi sadece 117 milyon Euro ile sınırlı kaldı.

https://www.amerikaninsesi.com/a/avrupa-yatirim-bankasi-turkiye-ye-kredi-sinirlamasini-surdurecek-/5254167.html Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Reuters: AB, vergi konusunda adım atmayan Türkiye'yi kara listeye almayı erteleyecek

Reuters'a konuşan iki diplomatik kaynak, Avrupa Birliği'nin vergi şeffaflığı kurallarını uygulamaya geçirmesi için Türkiye'ye ek süre vermekte ön anlaşmaya vardığını söyledi.

Reuters'ın haberinde bu adımın, Türkiye'nin kara listeye girmesinin önüne geçilmesi ve iki taraf arasında halihazırda soğuyan ilişkilerde yeni bir gerilim unsurunun yaratılmaması için alındığı belirtildi.

Avrupa Birliği 2017 yılında vergi kaçırmayı kolaylaştıran birtakım unsurları yasaklayan bir uygulama başlatmıştı.

Şirketlerin ve varlıklı kişilerin vergi kaçırma için birtakım yöntemlere başvurduğunun açığa çıkması üzerine AB böyle bir adım atmıştı.

Türkiye'nin de kara listeye girmemesi için geçen yılın sonuna kadar bazı yasaları geçirmesi gerektiği belirtilmişti. Türkiye'nin geçireceği kanunlar sayesinde Avrupa Birliği ile otomatik olarak vergi bilgisi paylaşımına girmesi bekleniyordu.

Ancak Türkiye, AB'nin öngördüğü süre içinde bu uygulamaları hayata geçirmedi.

Reuters'a konuşan bir diplomat, Türkiye'nin teoride kara listede olması gerektiğini ancak siyasi nedenlerin bunun önüne geçtiğini söyledi.

İki taraf arasında son zamanlarda tartışmalı olan konuların başında mülteciler sorunu ve Türkiye'nin Kıbrıs adası açıklarında gaz ve petrol araması çalışmalarına girmesi yer alıyor.

Bir başka diplomat da Türkiye'ye bu kanunları yürürlüğe koyması için bu yılın sonuna kadar vakit verildiğini aktardı.

Bu konudaki son onayın gelecek hafta Brüksel'de toplanan maliye bakanları toplantısında verilmesi gerekiyor.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-51485461 Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Fransa Dışişleri Bakanı Le Drian: AB liderler zirvesinde öncelikli konu Ankara'ya yaptırımlar olacak

Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian 24-25 Eylül'de gerçekleşmesi planlanan Avrupa Birliği liderler zirvesinin en öncelikli konusunun Doğu Akdeniz'de yükselen tansiyon ve Ankara'ya uygulanabilecek yaptırımlar olacağını açıkladı.

"Bu ayın sonunda Avrupa Konseyi'nde gündemde Türk dosyası olacak" diyen Fransız Dışişleri Bakanı, "Bu Türk dosyasını birkaç gün önce diğer dışişleri bakanları ile birlikte Berlin'de, Türkiye'ye karşı misillemede bulunmak için kullanılabilecek tüm yaptırım seçeneklerini sıralamak için hazırladık" dedi.

Türkiye'nin Doğu Akdeniz konusunda müzakere kapasitesini zirveye kadar kanıtlamasını istediklerini belirten Fransız bakan, "Bu konunun görüşülebilmesi için Türkler çaba göstermelidir. Bu mümkündür! Bu yapılırsa ortadaki sorunların çözümü için ilerlenebilir" açıklamasında bulundu.

Ankara'ya karşı ekonomik yaptırımlar kapıda mı?

Ankara'ya karşı uygulanabilecek yaptırımların içeriği hakkında detay vermeyen Le Drian, "Seçeneksiz değiliz. Bir dizi kararı uygulamaya sokabiliriz ve bunu Cumhurbaşkanı Erdoğan çok iyi biliyor" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı "Türkiye'nin gerçek ekonomik durumunu saklamak amacıyla islami milliyetçi düşünce yapısı yaratmakla" suçlayan bakan, yaptırımların ekonomik yönde olabileceğini işaret etti.

Fransa ile Türkiye arasında yüksek tansiyon
Türkiye başta Libya iç savaşı, Doğu Akdeniz'deki gaz rezervleri, göçmen sorunu ve güvenlik meselesi olmak üzere Fransa'nın başını çektiği birçok Avrupa Birliği ülkesi ile anlaşmazlıklar yaşıyor. Paris, Ankara'yı bu konularda "yayılmacı" bir politika izlemekle eleştiriyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Türkiye'yi 'imparatorluk fantezisi' kurmakla itham etti
Türkiye'nin Navtex ilanı sonrası Yunanistan'dan tepki: Hiçbir şantaj kabul edilmeyecek
Doğu Akdeniz'de ağustos başından beri yükselen tansiyonun nedeninde Yunanistan'ın hak iddia ettiği sularda araştırma gemisi Oruç Reis'in arama tarama çalışmalarına başlaması bulunuyor. Avrupa Birliği üyesi Yunanistan'a destek olan Fransa, Akdeniz'in doğusundaki askeri varlığını güçlendirmişti. Bu adım sonrası hem Paris hem de Ankara'dan karşılıklı sert açıklamalar yapılmıştı.

https://tr.euronews.com/2020/09/06/fransa-d-sisleri-bakan-le-drian-ab-liderler-zirvesinde-oncelikli-konu-ankara-ya-yapt-r-mla Mesajı Paylaş

korat

#70
Eyl 11, 2020, 08:19 ÖÖ Last Edit: Eyl 11, 2020, 08:27 ÖÖ by Yönetim
AB doğu akdenizde güney kıbrısa kadar olan bir bölümü kendisinin bir parçası olarak görüyor. Sevilla haritası olarak ortaya atılan AB nin doğu akdenizdeki sınırları olarak tanımlıyorlar. Türkiye nin doğu akdenizdeki haklı taleplerini Avrupa sınırlarının bölünmesi olarak tanımlıyorlar.

İlginç bir yazı. Kaynak  https://indyturk.com/node/241046/t%C3%BCrkiyeden-sesler/do%C4%9Fu-akdenizdeki-fransa-bir-siyaset-m%C3%BChendisinin-f%C4%B1s%C4%B1lt%C4%B1lar%C4%B1#.X1nOzXrsxUM.twitter

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un engin bir siyaset bilgisi, hele ki dünya siyaseti bağlamında, yoktur. Dolayısıyla kendisi her açıdan "toy" bir siyasetçi şeklinde tasnif ve tarif edilebilir.

Evet, toydur ancak diğer bir yandan da arkasında ciddiye alınması gereken bir "akıl bulutu" var. Salt "akıl" değil de "akıl bulutu" dememin bir sebebi mevcut şüphesiz.

Macron'un pratikte yaslandığı birikimler manzumesinin bir tarihselliği hâsıl. Başka bir deyişle yakın tarihin atmosferindeki bütün havayı solumuş, içine çekmiş bir tecrübeden bahsediyorum.

Oluşan bu tecrübenin -günümüzde teknolojik bir benzetme yapacak olursak şayet- bir çeşit "iCloud" işlevi gördüğünü söyleyebiliriz.

Lüzumlu-lüzumsuz her verinin tek elde (yahut merkezde) toplandığı, kaydedildiği ve dahi işlendiği bir "akıl bulutu" Fransa'da bugün Macron'un dört bir yanını sarmış vaziyettedir.

Mevzubahis akıl bulunun ete kemiğe bürünmüş ve vücuda gelmiş bir hâli, bir çehresi ve bir ismi var: Jacques Attali.

Attali daima çok-boyutlu bir şahsiyet olagelmiştir. Hem bir iktisatçıdır hem de bir mühendis… Hem bir entelektüeldir hem de bir iş insanı… Kısacası her an her şey ve hiçbir şey, her an her yerde ve hiçbir yerde olabilecek kıvamda bir kişisel CV'ye sahiptir.

Esas ilginç olanı ise Attali'nin 1980'li yıllardan bu yana neredeyse bütün Fransa Cumhurbaşkanlarının başdanışmanlığı vazifesini ifa etmiş oluşudur.

Fransız basınında "Cumhurbaşkanlarına fısıldayan adam" şeklinde takdim edilen Jacques Attali, sırasıyla François Mitterand, Nicolas Sarkozy ve François Hollande'a resmî/gayrı-resmî danışmanlık vermiştir.

Özünde, "danışmanlık" sözcüğü Attali özelinde biraz "hafif" kalabilir.

Attali vaktiyle Mitterand'ın "şerpa"sı idi. Diplomatik terminolojide "şerpa" devletleri mühim zirve ve toplantılarda temsil kabiliyeti haiz yetkilileri tayin eder.
 



Bitmiyor. Aynı Attali daha sonraları bu kez Sarkozy'li yılların "kahramanlarından" oluverdi. Sarkozy 2007 yılında iktidara gelir gelmez Attali'yi yeni kurulan "Fransız Kalkınmasını Teşvik Komisyonu"nun başına getirdi. Daha sonraları komisyon "Attali Komisyonu" adıyla anılacaktı.

Burada bir parantez açmak mecburiyetindeyim.

Mitterand iktidarında Jacques Attali'nin günlük işlerine yardımcı olan iki isim göze çarpıyordu. Bunlardan ilki 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Sarkozy'nin karşısına aday çıkan sosyalist Ségolène Royal, ikincisi ise yine Sosyalist Parti'li kimliğiyle tanınan ve bir zamanlar Royal'le evli olan 2012 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Sarkozy'ye karşı galibi François Hollande idi.
 



Ne tesadüftür ki, Nicolas Sarkozy-Jacques Attali flörtünün başlangıç tarihi de Mitterand'lı yıllarla çakışmaktadır. Buna göre Attali bir gün Elysée Sarayı'ndayken sekreteri kendisine bir not getirir. Notta -Fransız basınında yer alan haberlere göre- aynen şu satırlar yazar:

Genç bir De Gaulle'cü avukat olduğunu söyleyen Nicolas Sarkozy adında bir bey, ileride Fransa Cumhurbaşkanı olmayı arzuladığını belirterek sizden bir randevu talep ediyor.


İçeriğin hoşuna gitmesi üzerine Attali, Sarkozy'yi Elysée Sarayı'nda bir öğle yemeğine davet eder. Akabinde ise ikili arasındaki bağ bir daha asla kopmaz ve Sarkozy'nin Cumhurbaşkanlığı makamına seçilmesiyle zirveyi görür.
 



Parantezin uzun olduğunun farkındayım; ancak ayrıntıların hayatî bir değeri var.

24 Temmuz 2007 tarihinde Sarkozy'nin talimatıyla tesis edilen "Attali Komisyonu"nun başkanı Jacques Attali kendisine bir raportör seçer.

Kimdir bu meşhur "raportör" dersiniz?

Emmanuel Macron'un ta kendisi!
 



Raportörlük fonksiyonu nihayete erdiğinde Macron'u bu defa Rothschild & Co. adlı yatırım bankasına "tavsiye" eden yine Attali olmuştur.

Devam ediyor.

Hollande 2012 yılında iktidara geldiğinde, Attali yine devreye giriyor ve Hollande'ı Macron'la tanıştırıyor (kimi kaynaklar Hollande-Macron çiftini 2010 yılında tanıştırdığını paylaşıyor). Macron, göz açıp kapayana kadar, önce Hollande'ın ekonomi danışmanı ardından da Ekonomi Bakanı oluyor.

Sonrası mı?

Sonrası malûm: Jacques Attali henüz 2014 yılında katıldığı bir televizyon programında Macron'un "Cumhurbaşkanı kumaşı taşıdığını" belirtmekten geri durmamıştı. Gerçekten de dediği oldu ve Macron 2017 yılında Cumhurbaşkanı seçildi.

Cumhurbaşkanı Macron'a ilk başbakanını (Edouard Philippe) "hediye eden" kişinin yine, yeniden Attali olduğunu da okuyucu artık kendiliğinden tahmin edebilir diye düşünüyorum!

Şimdi parantezi kapatıp soralım:

Bütün bu "bilgiselin" anlamı ve mahiyeti nedir? Dahası "Doğu Akdeniz'deki Fransa" gerçekliğiyle ilişkisi nedir?

Jacques Attali, bütün kariyer(ler)i boyunca Akdeniz'e hususî bir merak ve ilgi besledi. İcra ettiği çoğu konuşmada, verdiği çoğu demeçte, kaleme aldığı çoğu makale ve dahi eserde genelde denizlere ama bilhassa da Akdeniz'e mutlaka atıfta bulunmuştur.

Attali'nin François Mitterand'ın 1981 yılındaki birinci hükûmetinde teşkil ettiği "Deniz Bakanlığı" fikrinin müellifi olduğu iddiaları fevkalade yaygın.

Keza Attali'nin Sarkozy'nin 2007 yılında duyurduğu "Akdeniz Birliği" tasavvurunun mimarisini büyük ölçüde tek başına düzenlendiğini artık herkes biliyor.

Öyle ki, 2008 yılında tertip edilen ve Akdeniz Birliği meselesine odaklanan Paris Forumu'nun açılışını Jacques Attali yapmış, burada Akdeniz'in bir "serbest ticaret" ve "barış" havzasına dönüştürülebileceğini hararetle vurgulamıştı.

Hollande dönemi Attali için esas "mücevherini" yani Macron'u parlatma yıllarını kapsadığı için bu dönemde daha ziyade ekonomi başlığı öne çıkmıştır.

İlginçtir, Hollande'ın Macron denetimindeki ekonomi politikası 2007 yılının "Attali Komisyonu" tarafından teklif edilen programın kahir ekseriyetini neredeyse "harfiyen" uygulamaya koymuştur.

Macron'un iktidarının başlangıcıyla birlikte ise Attali oldukça dikkat çekici bir kitap yayımlamış (Eylül 2017), söz konusu kitabın çevirisi Türkiye'de de basılmıştır: Denizin Tarihi (veya Histoires de la Mer).

Attali eserinde denizin iktidar açısından temel bir unsur olduğunu, geçmişte olduğu gibi gelecekte de en büyük süper güçlerin denizde ve deniz sayesinde zuhur edeceğini yazıyor.

İhtiva ettiği jenerik bilgilerin ötesinde, Attali'nin 2017 çıkışlı Denizin Tarihi başlıklı kitabı günümüz Macron hükûmetinin deniz siyasetinde içselleştirdiği prensiplere ve bir ölçüde Doğu Akdeniz'de yaratıp tırmandırdığı gerilimin kök-sebeplerine, motivasyonlarına ışık tutuyor.
 



Jacques Attali, Fransa'nın tarihte tam 8 kez "deniz gücü" olmak için girişimde bulunduğunu ancak başaramadığını söylüyor.

Akdeniz'in asırlar boyunca "dünyanın merkezi" mertebesinde konumlandığını; ancak Osmanlı İmparatorluğu'nun 16'ncı yüzyıldaki ilerleyişinin sonunda bu statüsünü yitirdiğini belirterek, "Akdeniz bir daha asla dünyanın merkezi olmayacaktı" saptamasını yapıyor (!)

İkinci Dünya Savaşı'nın Pasifik'te başlayıp Pasifik'te sonlandığını, Batı'nın (Atlantik) 1980'li yıllara kadar denizlere (ticaretle) hâkim olduğunu; ancak 1990'lı yılların başlarından itibaren güç dengesinin Asya (Pasifik) lehine döndüğünü ifade eden Attali, Avrupa'nın bu süreçte eridiğini veya en azından ciddi anlamda gerilediğini tespit ediyor.

Attali'ye göre yarın denizlerdedir. Gerek veri naklini sağlayan deniz altı kabloları gerek deniz endüstrileri gerek deniz altındaki doğal kaynakların verimliliği gerek gitgide deniz kıyılarına yaklaşan ve buralarda yoğunlaşan küresel demografi, gerekse de yeni "bahri güzergâhlar" vasıtasıyla güç çatışmaları karadan denize taşınacaktır.

Attali bu noktaya ilişkin şu izahata başvuruyor:

Gelecekte en büyük süper güçler yine denizde ve deniz sayesinde ortaya çıkacaktır.


Özellikle Çin'in "bahri ipek yolu" projesinin yeni rotalar sunmak ve Akdeniz'i canlandırmak açısından önemli görülmesi gerektiğinin de altını çiziyor.

21'inci yüzyılın cüsseli bir "deniz jeopolitiği" doğuracağını anlatan Jacques Attali, Ortadoğu'nun sığ derinlikleri ile Akdeniz'in 1000 metre derinliği aşan bölgelerinde petrol yataklarının belirleyici vasıfta olduğunu ima ederken içinde bulunduğumuz çağa damga vurması beklenen Asya ve (belki de) Afrika uluslarına karşı Avrupa'nın üzerine düşen sorumlulukları ise şöyle özetliyor:

Henüz oluşum hâlindeki bu yeni dünyada Avrupa milletleri yaşam standartlarını ancak kimliklerini ve deniz güçlerini yeniden keşfedip geliştirdikleri takdirde muhafaza edebilecektir.


Fransa'nın doğalgaz tedarikinin dörtte üçünün Akdeniz'den geçerek geldiğine değinen Attali, devam ediyor:

Bu denizde özellikle Yunanistan, Kıbrıs, İsrail, Türkiye ve Lübnan civarında doğalgaz sahaları mevcuttur. (…) Akdeniz'in zengin kıyılarında yaşayan 500 milyon insana karşılık, fakir kıyılarında 1 milyar insan yaşamaktadır. (…) Bu nedenle şimdiden Akdeniz'de Fransız, Amerikan ve Rus savaş donanmaları gibi çok sayıda askerî donanmanın varlığı pekiştirilmeye başlanmıştır.


Bundan böyle "kara parçalarının savunmasının önemli oranda denize ve deniz altına, denizin en uzak ve en derin bölgelerine bağlı olduğunu" nakleden Attali, önümüzdeki yıllarda "savaş donanmalarının devasa boyutlara ulaşacağını" da ilave ediyor.

Fransa özelinde ise Attali, Fransa'nın "söz dinlenir bir deniz gücü olmak için" dokuzuncu bir girişime atılmasının icap ettiğini yazıyor ve şu çıkarımı yapıyor:

Denizi stratejik bir öncelik hâline getirmediği takdirde, Fransa'nın ileride anakaraya bağlı olmayan bütün toprakları savunmaktan vazgeçmek zorunda kalabilir.


Bunlar Attali'nin 2017 yılında yazdıkları… Bir de örneğin 2018 yılının 16 Nisan tarihinde yayımladığı bir metin var ki, orada da şu cümleleri kurar:

Akdeniz'in stratejik bir değeri var. (…) Singapur'un kurucusu, ileri görüşlü Lee Kwan Yew'in uzun zaman önce bir arkadaşa dediği şu esrarlı formülü hatırlıyorum: 'Siz Avrupalıların sorunu Akdeniz'in çok küçük olması'. Hakikaten bunu düşünmenin vakti gelmedi mi?


Gelelim günümüze, Macron'a ve Macron'un "deniz siyasetine"…

Macron ilk hükûmetini kurma görevini, yukarıda da bahsini ettiğim üzere, Attali'nin kendisine tanıştırdığı Edouard Philippe'e tevdi etmişti…

Philippe Le Havre'lı bir siyasetçi yani bir liman kenti sakiniydi… Bilindiği üzere Le Havre, Marsilya'yla birlikte Fransa'nın iki büyük limanından birine ev sahipliği yapıyor.

2019 yılında Montpellier'deki bir konuşmasında, Macron'un dilinden tam olarak şu sözler dökülüyordu:

21'nci yüzyıl bir deniz yüzyılı olacaktır.


Geçtiğimiz temmuz ayında Edouard Philippe hükûmeti istifa etti. Akıl almak için Macron, Attali'ye dönerken, Attali Macron'a Sarkozy'yi işaret etti.

Fransız basınına da yansıdığı ve Sarkozy'nin kendisinin de itiraf ettiği üzere, Macron yeni hükûmetini kurmadan eski Cumhurbaşkanı'ndan görüş aldı.

Yeni Macron hükûmetinin en büyük icraatlarından biri, vaktiyle Mitterand'ın (muhtemelen Attali'nin teşvikiyle) kurdurduğu ancak 1992-93 yıllarından itibaren müstakil yapısı rafa kaldırılan Deniz Bakanlığı'nı yeniden ihya etmesi olmuştur.

2020 yılının 14 Haziran'ında ise, Emmanuel Macron "ulusa sesleniş" hitabı çerçevesinde Kovid-19 sonrası toparlanmanın şifrelerini şöyle tasvir ediyordu:

Ekonominin yeniden inşası aynı zamanda deniz stratejimizin hızlandırılmasıyla mümkün olacaktır. Biz ki dünyanın ikinci en büyük okyanus gücüyüz, deniz stratejimize ivme kazandırmamız gerek.


Jacques Attali'nin uzun soluklu siyaset mühendisliği faaliyetleri esnasında serpiştirdiği tohumlar artık çatlıyor.

Altındakiler, yüzeyindekiler ve üstündekilerle Mitterrand'dan başlayıp Macron'a değin uzanan, ilmek ilmek dokunan bir "Akdeniz hâkimiyeti rüyası"dır söz konusu olan, Attali'nin himâyesinde kurgulanan…
 



Hâlbuki Türkiye böylesi bir tahayyülde bir engelden, bir köstekten başka bir şey değil. Attali'nin planları geçmişte ne Mitterand'ın PKK hayalleriyle ne Sarkozy'nin "Akdeniz Birliği" kurnazlığıyla ne de bugün Macron'un Doğu Akdeniz kumarında hayata geçebildi.

Ve işte bu durum "akıl bulutu"nu çok öfkelendiriyor. Öfkesi üzerine yağmurlar yağdırdığı öğrencilerine aksediyor doğal olarak.

77 yaşındaki "joker" figürü, 6 Eylül 2020 tarihinde kişisel sosyal medya hesabından attığı küstah tweette, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'nin Akdeniz, Ege ve Karadeniz denizlerinde hakkı olanı alacağını söylediği bir videoyu "yorumlamış" ve şöyle deme cüretini göstermişti:

Erdoğan'ın sözlerine kulak vermeli, onu çok ciddiye almalı ve elimizin altındaki tüm imkânları seferber etmeliyiz. 1933-1936 yılları arasında Führer'in konuşmalarını dikkate almış olsaydık bu canavarı engelleyebilirdik.


Bunu 2008 yılında Akdeniz'i "patlamaya hazır bir bomba" şeklinde niteleyip, 2017 yılındaki kitabında "barış sağlanmazsa Akdeniz bir terör denizine dönebilir" ihtarını (!) yapan ve Fransız sömürgeciliğinin karadan denize taşınması için emek veren Bay Attali bağırıyor!

Son tahlilde ve kendi payıma Türk milleti olarak Jacques Attali'ye, onun 25 yıldır süren "Cumhurbaşkanlarına fısıldama" serüvenine ve son olarak Emmanuel Macron'un şahsında açığa çıkardığı emellerine bir teşekkür borçlu olduğumuz kanısındayım.

Zira sayesinde, Doğu Akdeniz'de Yunanistan'ı maşa belleyen yeni dönem Fransız yayılmacılığını daha şeffaf bir biçimde teşhir edebiliyor ve Türkiye'mizin Mavi Vatan savunmasının ne derece haklı ve ne derece destansı bir mücadele olduğunu daha iyi idrâk edebiliyoruz.

https://indyturk.com/node/241046/türkiyeden-sesler/doğu-akdenizdeki-fransa-bir-siyaset-mühendisinin-fısıltıları#.X1nOzXrsxUM.twitter Mesajı Paylaş
Her yeni nesil uçak yeni bir stratejimi gerektirir?

HDS

Bu platformda yine yakın zamanda, @Baltica ufkumuzu açmıştı, Fransa, Almanya ve Akdeniz konularında ve bir miktar tartışmıştık.

Türkiye'nin AB merkez ülkeleri, bir ucunda Çin vs yarıçapında yeni bir deniz ticareti ve hidrokarbon ticareti denklemine hazırlandıklarını gördüğü ve okuduğu anlaşılıyor. Bu sebeple Akdeniz'deki mevzu bizim için, arada bir seslendirildiği gibi "Canım şu kadarcık gaz için, kaç milyar $ ki?" mertebesinin çok ilerisinde bir mesele.

Ancak, daha önceki tartışmanın da kaldığı yerdeki gibi, Türkiye'nin bu ticaret ve ekonomik rüzgarlara alan ve veren olarak bir yerinden dahil de olabilmesi gerek. Sadece bu rüzgarları bozucu olarak hayatta kalamayız.

Türkiye'nin bu arayışlarından bir tanesi de, 2015 seçimleri öncesi CHP'nin ortaya koyduğu "Merkez Türkiye" projesiydi. Muhtemelen epeyce bir Çin suflesi ile, Türkiye'yi AB'nin dibinde, Akdeniz ve Ortadoğu'nun köşesinde, kuzeye-güneye-doğuya-batıya açılabilen bir "lojistik üssü" yapmak projesi. Reklamı vs'si iyi yapılmış, AKP çılgın projelerinden de aslında daha profesyonelce paketlenmiş bir kalkınma sunumuydu. Seçim sonrası bir daha bahsi olmadı.

Ben Türkiye'nin üretimden çıkarılıp bir "elleçleme merkezi"ne dönüştürüleceği programı çok sakıncalı bulmuştum. Umarım gömülmüştür toprak altında bir yere. Ancak yine de, bir "pakt"ın suflesiyle de olsa bir arayıştı bu çalışma. Bir denemeydi.

Şu anda kimseye sunacak bir planımız varmış gibi de durmuyor. Evet, bizsiz hiç bir masanın kurulamamasını sağlamış sayılırız. Lakin, e tamam ne yapacağız? Kime ne satıp, kimden ne alacağız?

Doğal gazı da bulduk, enerji de kendimize yeter olduk(!), kapatalım kapıları, kendimiz üretip kendimiz mi tüketelim?   :) Mesajı Paylaş

bnb

Abd ve ab'nin de dövizi yükseltip seçimde cumhurbaşkanını zayıflatmak dışında bizimle ilgili pek planı yok gibi. Mesajı Paylaş

kubila

BBC Mavi Vatan doktrinini anlatan bir video hazırlamış, ayrıca geçenlerde de Libya'da silahsız askeri okul öğrencilerinin vurulduğu olayı irdeleyen bir video vardı ve o video da BAE'ye işaret etmişlerdi. İngilizler hemen herkesin bize sallamak için sıraya girdiği yerde daha makul gibi duruyor, sebebi nedir sizce? Ya da ben mi yanılıyorum?


BBC - Mavi Vatan nasıl doğdu? Doktrinin mimarları Cem Gürdeniz ve Cihat Yaycı anlatıyor

https://www.youtube.com/watch?v=MiZmZQZ1qiU Mesajı Paylaş

dum

O gazı bir firma çıkaracak elbet..  fransıza, italyana , rusa veya çine değil de ingilize  gitsin diyelim diyedir.  BBC bile o kadar tarafsız! olamaz... Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter