Donanmamızın Geleceği Hakkında Derin Düşünceler

Başlatan ayibarishi, Kas 29, 2018, 05:33 ÖÖ

« önceki - sonraki »

ayibarishi

Aslında İngilizce yazılarıma devam etmeyi düşünüyor idim. Uzunca bir zaman dilimini atlasam, hayat hikâyemi yazmaya savunma sanayi alanındaki çabalarımla devam etsem iyi olur diyordum. Bu planımdan caymış değilim. Fakat arada sırada farklı konularda yazmak ve düşünmek insanı rahatlatıyor. Türkiye'deki eğitim sistemiyle yetişen nesiller için, bir konu bitmeden diğerine atlamak biraz garip gelecektir. Fakat gerçek hayatta durum daha farklıdır. Başarı sırayla gitmek değil, birçok paralel süreci aynı anda idare edebilmekte yatar. Özellikle konu yeni nesil teknolojiler veya bunun felsefesi alanındaysa.

Neyse efendim işin özüne dönelim. Birçok Avrupa ülkesinin gelişim ve dünyayı sömürgeleştirme sürecinin, deniz hâkimiyetinde yattığını görüyoruz. En muhteşem örneği üzerinde güneş batmayan imparatorluk İngiltere teşkil ediyor. Peki, bu süreçlerin işleyişinin temeline baktığımızda ne görüyoruz? Daha büyük gemiler, daha büyük ve uzun menzilli toplar, zırhlı gemiler, uçak gemileri vs.vs. Kısacası batı medeniyeti gücünü dayadığı açık deniz donanması kurma ve işletme alanında gelenek ve alışkanlık sahibi bir yapıdadır. Teknoloji güçlenir, silahlar, sensörler, sistemler gelişir, fakat alışkanlıklar kolay kolay değişmez. Bir kültüre dönüşmüştür çünkü. İnsanların içinde doğup büyüdüğü, onları yetiştiren ve şekillendiren bir kültüre. Keza batının düşmanları olarak nitelendirebileceğimiz ülkeler de, düşmanlarına karşı koymak için onların ekol ve yollarını izlemenin gayri ihtiyari insani tuzağında iken, bu durum daha da ilginçleşmekte. (Amerikan LCS projesinin başarısızlığına dair yeterli fikri edinmişsinizdir kanaatimce.)

Fakat sanayi çağı medeniyetinden, bilgi çağı medeniyetine geçiş yaptığımız bu ara dönemde, değişimler de radikal olmaktadır. Hayatın birkaç farklı alanından örneklerle açıklayalım.

Artık ticari alanda üstsel kuruluşlar, yıkıcı teknolojiler, ExO firmalar var. Mesela özünde basit bir taksi / ulaşım uygulaması olan Uber. Devasa bir değere kavuşan bu firma, alışkanlıklarımızı da değiştirdi. Görünen odur ki kocaman dron türevleri kullanarak yakında helikopter başta olmak üzere hava ulaşım sektörünü de değiştirecek. ABD ordusuyla anlaşma imzaladı biliyorsunuz. Belki gelecekte hem sivil hem askeri alanda kullanılabilir taşıma imkânlarını, orduya kiraya verecek. Belki çok daha farklı bir yolcu ve kargo taşımacılığı sektörünün oluşumunu sağlayacak.

Yada farklı bir alandan bahsedelim tamamen. Sosyal medya. Takipçilerim bilirler ülkemizin ilk karşı psikolojik harekâtı, Afrin Zeytin Dalı Operasyonu başlamadan önce, tarafımdan organize edilip yönetilmişti. Bu süreçte çok şeyler öğrendim ve büyük bir kişisel tecrübe de kazandım. Bunu derleyip toparlayıp sunacak bir makam yok maalesef ülkemizde. Bu nedenledir ki tüm olay benim kişisel hafızamda kaldı ve kurumsal bir hafızaya dönüşemedi. Güçlü ve zayıf yanlarımızı gördüm, nerede, neden, ne kadar eksik kaldığımızı fark ettim. Aynı husus birebir mücadele ettiğimiz düşmanların güçlü ve zayıf yanları için de geçerli. Kullandığımız sosyal medya platformlarının da.

Sizlerle çıkardığım en baba sonucu paylaşayım. Çağımızda aynı ExO firmaların kuruluş konseptinde olduğu gibi, yatay organizasyonlarla asla baş edilemez. Etkiyi de ve veriyi de artık yatay organizasyonlar taşır. (BlockChain) Fakat dikey ve katı güçten yoksun olan yatay organizasyonların başarıları da sınırlı kalacaktır. Piyadelerle dolu bir savaş meydanında, süvarilerinizi yedekte tutmak, en can alıcı anda savaşa sürerek sonucu almak misali. Yatay ve dikey organizasyonları sinerjisi (askeri veya sivil) başarılı her harekâtın anahtarıdır. En azından şimdilik ve yakın gelecekte...

Ayrı bir makale konusu olduğu için fazla detaya girmeyeceğim. Fakat askeri alandan da bir örnek vermek isterim. ABD ve İslami Cihatçılar, Sovyet işgalindeki Afganistan direnişinden günümüze kadar daima oldukça derin bir flört içinde olmuşlardır. Bu süreci ve yaşanan değişimleri daima yakından takip ettim. ABD'nin İŞİD terör örgütünü yaratması ve uluslararası bir düşman olarak kullanması süreci de dâhil. Şimdi bunun bir ileri versiyonunu PKK uzantısı örgütlerle denemekteler. Dikkat ettiniz mi? Son derece düşük sayıda çekirdek kadro ve hikâyeden personellerle, gayet yüksek bir alan hâkimiyeti kurabildiler. Sahipleri onlara ağırlıklarını feda ederek yenilme emrini vermeseydi, şüphesiz şu anda hala bölgede çok etkili bir güç olacaklardı. Yakında "İpek Yolunun" geçtiği her yerde yeniden beliriverirler o ayrı mesele. Ama yatay, etkin, akıcı, akılcı bir ExO terör organizasyonunun neleri başarabileceğine dair somut bir örnek oluşturdular.
Gelin konuyu örneklerden, denizlere taşıyalım artık. Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkeyiz. Savunmamızı mavi vatanımızdan başlatmamız gerektiği mutlak bir gerçek. NATO üyesiyiz ve ister istemez donanmamızda batı ekolüne sahibiz. Açık denizlerde her türlü savaşı kabul edebilecek, pahalı, donanımlı, su üstü ve altı platformlardan oluşan bir gücümüz var. Eskilerini yenilemeye, daha fazla yerlileştirmeye çalıştığımız bir gücümüz. Bu nedenle son derece basit bir soru sorarak konuya giriş yapayım. Malum Atmaca Anti-Gemi seyir füzemizin, ilk versiyonunun seri imalatına başladık. Bir düşman gemisine karşı bir salvo Atmaca füzesi ateşlediğimizi varsayalım. Bunu bir firkateynden, hücumbottan, sahil bataryasından, Meltem-3 projesiyle temin edilecek bir deniz karakol uçağından, yada başka bir platformdan ateşlemiş olmak, füzenin 180 km. ötedeki hedefini vurmasına artı yada eksi yönde etki eder mi? Şüphesiz hayır. Çünkü lançerden çıktıktan sonrası sadece füzenin kabiliyetine, düşmanın yanıltma yeteneklerine ve şüphesiz şans faktörüne kalıyor.

Öyleyse ikinci sorumuzu soralım. Ülke olarak savaşmamızın ve galip gelmemizin gerekli olduğu öncelikli denizler hangileridir? Riskimiz hangi denizlerde daha yüksektir? Cevabınız şüphesiz düşman adalarıyla ve silahlarıyla doldurulmuş Ege Denizi, Rusya'nın sürekli ağırlığını koyduğu ve koymaya devam edeceği okyanuslar kadar hırçın Karadeniz, düşman donanmaları ve hava platformlarıyla kaynayan Doğu Akdeniz olacaktır. Dikkat ettiniz ise bunların tamamı kapalı denizler. Faklı bir bakış ve anlayış gerektiren, şahsına münhasır özelliklere sahip değişik sular. Sınırımız, yanı başımız, mavi vatanımız.

Ülkemize uzak üslerimiz var. Sınırlarımızdan çok ötede başlayan bir savunma çerçevemiz / hedefimiz var. Şüphesiz ki açık denizlerde etkin olacak, güçlü ve teknolojik dikey donanmanın platform ve unsurlarına da ihtiyacımız var. Fakat neden yatay'da hiç yokuz? Neden gücümüzü çağın gerekliliklerine uygun biçimde ve maliyet / etkin bir yapıyla, yatay düzlemde yayamıyoruz? Neden batının ve başkalarının ayak izlerini takip etmek zorunda hissediyoruz? Oysa Akdeniz'i bir Türk gölü haline getiren korsanlarımız, leventlerimiz, donanmalarımız, geçmişteki batı yapımı deniz platformlarından oldukça farklı idi. Kendimize özgü ufak ve etkin teknelerle koca koca kalyonları dize getirmedik mi? Platform yapısı, personel, topçu ve diğer silahlar, taktikler stratejiler üzerine uzun bir harp tarihi nutuğu çekmeyeceğim. İsteyenler araştırabilirler. İşin tembelliğine kaçanlar ve bana bir roman tadında anlat bunu diyenler içinse bir tavsiyem var. Abdullah Ziya Kozanoğlu'nun Türk Korsanları kitabından başlayıp, muhteşem bir okuma macerası yaşayabilirler.

Benim bu hususta bir fikrim, bir öngörüm ve önerim var. Aslında birden fazla fikir ve önerim var. Fakat şimdilik sadece birinin kapağını aralayacağım. Fakat bunu yapmadan önce size bazı silah sistemlerini kısaca tanıtmak istiyorum. Malum eğer bir köpek balığı yapıyorsanız dişlerini ihmal etmemelisiniz. Yoksa o balık ne işe yarar?

Fikrimi size şu şekilde açıklayayım. Türk Deniz Kuvvetleri olarak fazla ilgilenmediğimiz / tanımadığımız ama özellikle okyanus ve açık denizlere kıyısı olan ülkeler arasında gittikçe popülerleşen bir su üstü platform var. OPV = Offshore Patrol Vechile = Açık Deniz Devriye Gemisi.

Bu tekneleri nasıl tarif edebiliriz? Çok çeşitleri ve platforma farklı yaklaşım türleri var dünya donanmalarında. Fakat genelde hücumbottan büyük, korvetten küçük teknelerdir bunlar. Arama kurtarma görevleri için helikopter pisti barındırırlar. Bolca can kurtarma salı ve silahlı botlar taşırlar. Çok dalgalı denizlere ve kötü hava durumlarına dayanıklı yapıdadırlar. Biraz daha yüksek bir su üstü gövde yapıları vardır. Bu nedenle genel olarak stealth dizayn karakteristiği taşımazlar.

Zaten bizim de bu konsept içinde stealth bir dizayna ihtiyacımız yok. Gerek radar yansıması gerekse aktif emisyondan kaçınmadan, ağ merkezli harp çerçevesinde bir bütün olarak hareket eden, fakat yanaşık düzende değil, açık ve geniş alanda seyir icra eden, caydırıcı ve silahlı bir güç tasavvur ediyoruz. Resimlerde örnek olarak seçtiğim bir dizaynı sunacağım size. Fakat bunu sadece bir kabuk, bir görsel taban olarak tasavvur ediniz. Çünkü içi de dışı da amaca uygun biçimde özelleştirilmiş olacak.

Bu tekneler açık denizlerde uzun süreli seyirler icra eden klasik OPV'ler gibi, personel rahatı ve konforuna yönelik imkânlara sahip olmayacaklar. Mutfakları ve aşçıları bile olmayacak. Hazır yemek paketleri ısıtılarak tüketilecek. Minimum personel ile maksimum otomatizasyon esasına göre dizayn edilecekler. Kazanılan alan yakıta, silah sistemlerine ve diğer gerekli görev yüklerine ayrılacak. Yakın çevremizde görev icra edecekleri için, OPV benzeri bir dizaynın neden seçildiğini sorgulayabilirsiniz. Açıkçası bunu sadece aşırı deniz durumlarında hayatta kalma olasılığını arttırmak ve görev icra yeteneğini yükseltmek amacıyla düşündüm. Şimdi gelin bu gemi tipini özgün bir şekilde, ülkemiz ihtiyaçları doğrultusunda revize edelim.

Konfigürasyon - 1: Cephe Gemisi (Confrontration Ship)

Deniz savaşlarında ilk vuruş dediğimiz, ilk kurşunun atılması olarak yorumlayabileceğimiz durumlarla karşılaşmak oldukça büyük bir olasılıktır. Düşman donanmasıyla sizin unsurlarınız oldukça yakın seyir halindedir. Alarm seviyesi ve psikolojik hazırlık düzeyi yüksektir. Böyle bir durumda düşmana en yakın seyreden unsurlarınız, yada muharebe grubunun en ön cephesini oluşturacak unsurlarınız, bir anda, birden çok hedefe ve etkili bir biçimde ateş kusabilmelidir.

Bu konfigürasyonda, standart olan 76'lık süper rapid baş topu ve arkaya konuşlu Kokut D bunmaktadır. Helikopter pisti yada hangarı yoktur. Bu alanın üzeri ekstra uzaktan komutalı stabilize top vb. unsurlara tahsil edilmiştir. Ayrıca iki adet üçerli yerli Orka Milli Hafif Torpido Sistemi atıcısı bulunmalıdır. Altında havuz sistemi mevcuttur. Bu havuz'dan iki / üç adet uzaktan komutalı deniz aracı çıkacaktır. Bu İDA'ların silah sistemi 1 adet 20 mm.lik top yada iki adet. 50 kalibrelik makineli tüfek, eş eksenli 4 adet cirit lançeri ve 20 adet 70 mm.lik güdümsüz roket lançeridir.

Bir gemi isabet aldığında ona bağlı İDA'ların komutası diğer gemilerden yapılabilir. Standart ağ destekli muharebe ve gemi yönetim sistemine, standart radar ve sensörlere sahip olmalıdır. Gelişmiş bir sonar sistemi gerekmez. Geminin sadece yakın mesafesindeki denizaltıları ve kendisine yönelik torpidoları fark edebileceği seviyede, basitleştirilmiş bir sonarı olması yeterlidir.

Konfigürasyon - 2: Su Üstü Muharip Gemisi

Standart konfigürasyonda olan bu geminin de baş topu ve Korkut D CIWS sistemi aynen korunmuştur. Helikopter hangarı yoktur. Fakat kapandığında üstüne helikopter inip kalkabilecek şekilde dizayn edilmiş bir füze lançeri kısmını arkasında barındırır. Bu kısımda toplam 24 adet Atmaca Yerli Seyir Füzesi bulunacaktır. Amacı cephe gemilerinin ardından tüm düşman yüzey unsurlarını ateş altına almaktır.

Aynı cephe gemileri gibi temel bir sonar sistemine sahiptir. Denizaltılara karşı öz savunma yapacak ilave yanıltıcı / karıştırıcı alt sistemlerle de donatılmıştır. Fakat karmaşık bir mekanizmaya ihtiyaç duymayan su bombaları hariç, Anti-Denizaltı silahlarına sahip değildir.

Konfigürasyon - 3: Anti denizaltı gemisi.

Bu gemiler helikopter pistine ve hangarına sahiptirler. ASUW görevlerini icra edebilecek yapıda gelişmiş bir sonarları vardır. Standart konfigürasyonda olan baş topu ve Korkut D CIWS sistemi aynen korunmuştur.  Bunun dışında Aselsan Denizaltı Savunma Harbi Roketi Atıcı Sistemi, Orka Milli Hafif Torpido Sistemi ve Akya Milli Ağır Torpido Sistemi, Su Altı bombaları da taşırlar. Her türlü aldatıcı karşı önlem sistemleri ve Aselsan TORK Torpidoya Karşı Torpido Öz Savunma Sistemi de mevcuttur. Ayrıca aktif ve pasif mayın dökme kabiliyetleri vardır.

Konfigürasyon - 4: Balistik Füze Hücum Gemisi

Bu gemi aynı 2. nolu konfigürasyonda olduğu gibi tarif edilebilir. Tek farkı ana silah sisteminin 300+ km. erime sahip Bora/Kaan Yerli Kısa Menzilli Balistik Füzesinin, deniz kuvvetleri talepleri doğrultusunda özelleştirilmiş versiyonlarını taşımasıdır. Örneğin Anti-Gemi versiyonu, Harcanabilir Aktif Jammer Versiyonu, vs.vs. Konfügürasyon 2 ile koordineli bir penetrasyon saldırısında, aynı ikinci dünya savaşındaki pike bombardıman ve torpido uçaklarının işbirliği misali, karşı konulması son derece güç bir kuvvet yapısı oluştururlar.

Konfigürasyon - 5: Hava Savunma Gemisi

Standart 76'lık baş topu ve Korkut D aynen korunmaktadır. Bununla birlikte gerek IR gerekse Radar güdümlü olmak üzere, Deniz Kuvvetleri ihtiyaçları doğrultusunda geliştirilmiş, dikine atışlı Hisar-O sistemini barındırırlar. Bu sistemi güdümlemek amacıyla daha gelişmiş radar ve IFF sistemlerine sahiptirler. Bu bir mast şeklinde de olabilir, klasik konfigürasyon da seçilebilir.

Bu gemilerin görev tanımlaması muharebe grubunun hava savunmasını bölge savunma seviyesine yaklaştırmaktır. Yani bu gemilerden bir ESSM yada SM-2 ayarında güçlü ve uzak erimli bir hava savunması beklemek yanlış olacaktır.

Bildiğiniz gibi Hisar-O sistemi her füzeyi barındıran ayrı bir kanister içerir. Bu gemilerde özel bir dikine fırlatma sistemine gerek yoktur. Geminin kıç tarafı bu kanisterlerin sağlam bir şekilde konuşlanmasına müsait bir yapıda dizayn edilecektir. Böylece her gemi açıkta ve atışa hazır 48 füze kanisterine sahip olacaktır. Tek kullanımlık bu kanisterlerin yenileriyle değiştirilmesi için basit bir robot vinç düzeneği kullanılacaktır.

Konfigürasyon - 6: Elektronik Harp Gemisi

Aselsan Koral Elektronik Harp ve Elektronik Taarruz sistemlerinin, Deniz kuvvetleri için uyarlanmış ve daha güçlü bir versiyonunu taşımak üzere dizayn edilmiştir. Standart 76'lık baş topu ve Korkut D sistemi de aynen korunmaktadır. Kıç tarafında ekstra antenlere ve dinleme / kestirme sistemlerine yer verilecektir. Ayrıca her türlü yerli üretim SİHA sisteminin kontrolünü devralabilecek elektronik ekipman, konsol ve operatörlere de sahip olacaktır.

Konfigürasyon - 7: Keşif ve Taarruz Gemisi

Her tekneye standart olarak koyduğumuz 76'lık baş topu ve Korkut D sistemi bunda da bulunacaktır. Fakat bu geminin ana silahı farklıdır. Kıç tarafında atışa hazır 36 adet Harpy / Harop türevi ama daha uzun erimli, yerli imal intihar dronu taşıyacaktır. Bunların 12 adedi ise roket booster sistemi kullanarak daha uzağa daha hızlı erişmek için müsait bir yapıda olacaktır. Bu tek kullanımlık İHA sistemlerinin standart keşif ve hücum, Anti-Radyasyon, EH ve Karıştırma vb. farklı versiyonları olmalıdır. Ayrıca bu gemiler aynen 6. Konfigürasyondaki gibi karadan gelen milli İHA sistemlerimizin komuta ve kontrolünü ele alabilecek ekipman ve personeli barındıracaktır.

Yüksek adetlerde, birbirine benzer yapıda ve birden çok tersanede seri imal edilecek bu gemiler üzerine biraz düşünelim. Kuru gövde, standart elektronik teçhizat ve standart silahlarla tekne başı maliyetimiz yaklaşık 25-30 milyon dolar olsun. Her birine özel teçhizat ve taşıyacakları mühimmatın da toplam maliyeti 20-25 milyon dolar olsun. Rakamları en üst seviyeden düşünelim. Gemi başına 55 milyon dolarlık bir maliyet çıksın.

Hindistan yakın zamanda ABD ile 6 adet (bizim de almayı düşündüğümüz) Boeing P-8A Poseidon denizaltı avcısı uçak için 2,1 milyar dolara anlaşma imzaladı. (Meltem projeleri dizisiyle harcanan milyar dolarlarımızı ve kaybedilen zamanı bu yazıda hiç anmayacağım.) Şimdi bizde benzeri bir alım yapsak yaklaşık aynı rakamı öderiz var sayalım. 2,1 milyar dolarlık 6 uçak yerine, bu konseptte yerli bir donanma gücü inşa etsek, silahlarıyla birlikte 38 parça muharip gemiye sahip oluruz. Bu sebeple geliniz beklenen o meşhur soruları soralım.

  • Hangi seçenek daha geniş bir kaplama ve hakimiyet alanına sahiptir?
  • Hangi seçenek daha geniş bir kullanım alanına sahiptir?
  • Hangi seçenek özellikle hava gücü olarak zayıf kaldığımız sularda, daha yüksek hayatta kalma oranına sahiptir?
  • Hangi seçenek daha fazla yerlidir, millidir ve tam hâkimiyetimizdedir?


Bildiğiniz gibi savaşlar birçok küçük muharebeden oluşurlar. Savaşlarda düşman da asla boş durmaz. Sözün özü kayıp vermek kaçınılmazdır. Mükemmel bir gemi yapıp, bunu milyar dolara mal edip, her şeyin yolunda gideceğini umabilirsiniz. Ama aynen kapak fotoğrafında görmüş olduğunuz gibi, bırakın savaşı bir deniz kazası bile bu gemiyi sulara gömebiliyor. Peki ya gerçek savaş koşullarında? Ölüm yada kalım söz konusuyken? İşte başta bu nedenle gücümüzü yatay düzlemde yaymaya başlamamız gerekmektedir.

Ayrıca düşününüz ki bir deniz muharebesine girdiniz. Gemilerinizin bir kısmı battı, bir kısmı hasar gördü. Bir sonraki deniz muharebesine girerken nasıl avantajlı olmayı umabilirsiniz? Hele ki potansiyel düşmanlarınız farklı coğrafi bölgelerden güç kaydırabiliyor ise. Yanına yeni müttefik unsurlar bulabiliyor ise. Standart bir düşmana karşı savaştığımızı var sayalım. 1000 birim güçle girdiğiniz muharebeden 500 birim güçle ve zaferle ayrılabilirsiniz. Bu yaklaşık 1/2 kayıp oranı demektir.  Fakat aynı düşmana karşı 500 birimle savaşa girseydik, şans yanımızda olup zaferi kazansak bile en fazla 100 birim sağlam gücümüz kalırdı. Yani 4/5 kayıp oranı. Öyleyse bu gerçeği değiştirmek için, oyunun kurallarını değiştirmenin zamanı gelmiş demektir. (Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır misali.)

Ayrıca bu tip bir konsepte yönelmek başka avantajlara da sahip olacaktır. Örneğin savaş sonrasında yerli endüstrinizi kullanarak, kaybedilen gücünüzü daha hızlı yerine koyarsınız. Tanıdığınız ve bildiğiniz gemilerin hasarlı olanlarını çok daha kolay ve hızlı onarırsınız. En önemlisi de bu yeni yaklaşımı ve ürünlerini dünyanın birçok köşesine çok daha kolay satarsınız.

Sonuç olarak:

Sürdürmekte olduğumuz korvet, firkateyn ve denizaltı projelerimize devam etmeliyiz. Özellikle hava savunma alanında da platformlar edinerek TCG Anadolu ve belki ileride inşa edilecek Rumeli gemilerimizi de desteklemeliyiz. Bunlar için yerli ve milli alt sistemler geliştirme çabalarımıza da kesinlikle devam etmeliyiz. Fakat…

Sadece bunları yapmaya devam edersek, çağa ayak uyduramaz ve olası bir harpte kayıplarımızı dengeleyemeyiz. Gücümüzü yatay olarak da yaymak zorundayız. Karadeniz'de bizden çok daha güçlü bir düşmana karşı savaşmak zorunda kalabiliriz. Ege'de her tarafı silahlandırılmış adalarla dolu düşman sahasında, ciddi kayıplara uğrayabiliriz. Doğu Akdeniz'de İsrail-Yunanistan-Mısır üçlüsüyle karşı karşıya kalabileceğimiz gibi, Avrupa donanmalarına karşı da uğraşmak zorunda kalabiliriz. Denizi ve deniz üzerindeki hava savunma etkinliğimizi kaybedersek, ana vatanımız düşmanın insafına kalacaktır. Harp kavramının içinde acıma, insaf, insancıllık alt kavramları yer alamaz. Saygılarımla.

Kaynak: https://www.linkedin.com/pulse/donanmam%C4%B1z%C4%B1n-gelece%C4%9Fi-hakk%C4%B1nda-derin-d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnceler-b%C3%B6l%C3%BCm-aybars-meri%C3%A7/ Mesajı Paylaş

erdem

Guzel bir yazi olmus. Hedeflediginiz OPV'ler ABD'nin Littoral Warfare amacli Independence ve Freedom siniflarini andiriyor - ozellikle boyutlari ve degisebilir gorev muhimmatlari ile.

Dogru anladiysam siz her geminin istendigi zaman degisebilir olmasini degil, ayni platform temel yapisi uzerinde farkli gorev yuklu gemiler yapilmasini oneriyorsunuz? Yani bir kere Elektronik Harp Gemisi olarak uretilen gemi o sekilde gorev yapacak artik?

Ne de olsa ABD donanmasini en cok zorlayan konu oldu bu degisebilir gorev yukleri.

Tabii bu ornekleri vermem yanlis olabilir - siz acik deniz gemisi olarak ifade ettiniz, bunlar ise Littoral Warfare diye geciyor. Fakat ABD donanmasinin o gemileri yavas yavas mavi sularda da gorev yapacak hale getirecegini dusunuyorum. Daha uzun menzilli muhimmat v.s.




Mesajı Paylaş

Southwater

Ayibarishi, bunları makale formatında yazıp, yayımlarsan çok iyi olur. Mesajı Paylaş

Atılgan

Türk Deniz Kuvvetleri'nin görülmemiş harekat temposu

Defencereview'te yer alan, "Türk Deniz Kuvvetleri'nin görülmemiş harekat temposu ve Yunanistan'ın güçsüzlüğü" başlıklı makalede, Türk deniz gücünün Yunanistan'a göre teknik açıdan güçlü ve sürekli göreve hazır olduğu belirtildi.
Yunanca yayın yapan ve Savunma, güvenlik ve diplomasi konularında makaleler içeren portal Defencereview, uzman görüşleri ve askeri analistlerin yorumlarıyla Türkiye ve Yunanistan'ın Ege ve Akdeniz'deki deniz gücü ile ilgili bir makale yayımladı.

Makalede, Türk Deniz Kuvvetleri'nin Ankara'nın emri ile Ege ve Doğu Akdeniz'de çok yoğun bir deniz varlığı gösterdiği belirtilirken, güvenilir kaynaklardan alınan bilgilere göre Yunan deniz kuvvetleri ve donanma Komutanlığı Türklerin sürekli olarak 16 ile 18 arası su üstü unsurunu yani fırkateyn ve korvetlerinin bölgede bulunduklarını rapor ettiği ifade edildi.

Sitenin özel kaynaklarına dayandırdığı makalede yer alan bilgiler şöyle...

Bu 16 veya 18 gemiden 4 adedi sürekli olarak Libya açıklarında bulunuyor, geri kalanları ise Ege ve Doğu Akdeniz'de Türk araştırma gemilerine refakat ediyor veya tatbikat icra ettiği.

Türk Deniz Kuvvetleri envanterinde 8 adet Pery Sınıfı fırkateyn (4 tanesi modernize edildi) 4 modernize edilmiş Barbaros Sınıfı fırkateyn, 4 Yavuz Sınıfı fırkateyn ve 10 korvet bulunuyor ki bunlardan 4 tanesi Türklerin kendi inşa ettikleri Ada sınıfı korvetler.

Türk Deniz Kuvvetleri'nin Harekat yükünü yapılan analizlere göre Pery Sınıfı ve meko sınıfı fırkateynler ile Ada sınıfı korvetler çekiyor.

Yunan deniz kuvvetleri uzmanlarının yaptığı analizlere göre Türk Deniz Kuvvetleri gemilerini oldukça iyi bir teknik düzeyde tutuyor ve bu nedenle bu kadar yoğun görevlere rahatlıkla yetişebiliyor.

Ayrıca Yunan kurmay subaylarının yaptığı analize göre Türk Deniz Kuvvetleri unsurlarının sürekli denizde olması ve eğitim yapmaları onların teknik ve taktik olarak harbe daha hazırlıklı olmalarını ve denizcilik kültürünü özümsemelerini sağlıyor.

Türklerin yaptıkları faaliyetlerde bir diğer hedefleri ise, genel olarak Yunanistan'ın deniz gücü açısından üstün olduğunu düşündükleri Girit ve Meis bölgeleri. Bu bölgelere yoğunlaşarak bu bölgeleri hareket alanı haline getiriyorlar.

Yunan Deniz Kuvvetleri'nin bunun özellikle Doğu Akdeniz'e yönelik sıkıntıları var. Çünkü yeterince Deniz karakol uçağı yok, ayrıca insansız hava vasıtalarını bölgede kullanamıyorlar.

Ege Denizi'nde özellikle hücumbotlar ve diğer karakol gemileri taktik resmin idamesi için kullanılabilir, fakat Doğu Akdeniz'de ve de Libya bölgesinde büyük su üstü unsurlarına ihtiyaç var. Bu kapsamda Deniz karakol uçaklarının modernizasyon projesinin bir an önce sonuçlandırılması ve mürettebatlarının bu ihtiyaçlara uygun eğitilmesi gerekiyor.

Ne yazık ki sahil güvenlik komutanlığından da bu konuda yeterince yardım alınamıyor, çünkü sahil güvenlik Avrupa Birliği'nden aldığı fonlarla özellikle göçmen krizi ile müdahaleye odaklanmış durumda ve deniz kuvvetleri ile aralarında yeterli iletişimi yok. Bu kapsamda akla gelen çözümler ise sahil güvenliğe sivil kadrolardan da personelin alınması ve böylece Avrupa Birliği'nden daha fazla fon alınması.

https://www.denizhaber.net/turk-deniz-kuvvetlerinin-gorulmemis-harekat-temposu-haber-94083.htm Mesajı Paylaş


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter