Uçaklar ve Nesilleri Üzerine Sohbetler

Başlatan ayibarishi, Kas 10, 2019, 08:33 ÖÖ

« önceki - sonraki »

ayibarishi

Bildiğiniz üzere jet motorlu tayyarelerde nesil kavramıyla tarif son derece popüler. Örneğin 4. nesil F-16 ve 5. nesil F-35 gibi. Hele ki 6. nesil Tempest vb. uçaklardan da söz edilmeye başladığı zamanımızda. Elbette bu durum da bizi nesilleri ve onları birbirinden ayıran özellikleri sorgulamaya sevk ediyor.

Bu hususta bir süre mütemadiyen yazmayı planlıyorum. İlk olarak üzerine yerden yada havadan atılan bir füze bulunan savaş tayyaresi gözlüğünden bakalım isterim.

4. nesil bir uçak için elektronik harp sistemini açmak, chaff flare yada aktif yemlerini kullanmak, kaçınma manevraları yapmak söz konusu olacaktır. 5. nesil bir uçaksa büyük ihtimalle Stealth teknolojisine sahiptir. Bu teknolojisine güvenerek elektronik harp sistemlerini kapalı tutabilir mi acaba? Özellikle füzelerin birden fazla güldüm sensör ve sistemine (Radar çeşitleri, IR, UV, Magnetizma, vs.vs.) sahip olduğu çağımızda?..

Uçağın partial yada full aspect stealth olma durumunu dışarıda bıraksak dahi ciddi bir soru. Çünkü elektronik harbi öz savunma maksadıyla dahi başlatırsa, görünmezlik özelliğinden çok ciddi fedakarlık edecek ve daha fazla füze ve karşı önlem sisteminin hedefi olacak. İşi oluruna bırakması da zor. Öyleyse?..

Önemli Not: Sahi günümüzde birçok hava savunma füze sistemi geliştiriliyor. Fakat...

Bir hava savunma füzesi imiş gibi taklit yaparak düşman uçağını aktif öz savunma sistemleri açmaya itecek bir sahte füze mekanizması geliştirildiğini duydunuz mu? İsterse bu yardımcı sistem 122 mm gibi popüler bir karadan karaya roket üzerinden türetilmiş olsun, isterse özgün bir tasarım olsun. Ben duymadım da... (Fikrin telif haklarını isterim bu arada. Sakın açık kaynakta yazıyorum diye kaygısızca kullanmayın.)

Bu durum dolayısıyla bazı geçmişe nazaran daha ciddi ve devrimsel önlemleri düşünmeye başlamak gerekiyor. Örneğin aktif savunma sistemleri gibi. İster Lazer gibi bir yönlendirilmiş enerji silahı, ister özelleştirilmiş bir füze tipi, isterse farklı tipte bir çözüm olsun, artık gelen füzeyi havada imha etmek düşüncesi daha da anlam kazanıyor.

Yada stealth olmayan eski nesil diyebileceğimiz bir uçak tipiyle, stealth olan yeni tayyatemizi, müşterek bir harekat konsepti çerçevesinde, karşı önlem alabilecek biçimde, yeni ağ merkezli harp teknik ve taktikleriyle güçlendirmek gerekiyor.

İster uçaktan atılabilir görece mikro boyutta, ister klasik ve ayrı bir sistem mantığında, isterse de bir roketle hızlıca hedef bölgesine sevk edile ek şekilde olsun, insanlı ve insansız hava araçlarının inovatif bir sinerji ve taktik içinde,

buluşturulup şekillendirilmesini gerektiriyor. Kısacası 5. Nesil uçak kavramı bir şekilde inovatif bir sinerjiyle, harici bir sistemle birlikte ablam kazanmaya başlıyor. Peki bu tip bir yaklaşım görebiliyor muyuz? Maalesef (şimdilik kaydıyla) hayır.

Vakti zamanında Kanada hükümeti aynı kaygılarla şunu sormuştu: Eğer F-35 alırsam bu uçağı elimdeki F-18'lerle aynı ağ merkezli harp ortamında buluşturabilecek miyim? Aldığı cevap hayır idi. Bunun ancak 2030 yada ötesinde mümkün olacağı, F-35 datalink teknolojisinin stealth gereksinimleri nedeniyle farklı dizayn edildiği, ancak ileride konu üzerinde çözümler üretilebileceği yönündeydi.

Kıssadan hisse: TF-X/MMU gibi projeler üzerinde çalışıyor isek, ABD gibi uçağın sadece bireysel gücü üzerine yoğunlaşmamalıyız. Çoook önemli şeyler ihmal etmiş oluruz. İşin felsefesini yapmayı ihmal etmemeliyiz. Sadece mühendislere ve teknik adamlara bırakmak ihmalkarlığından uzak durmalıyız. En önemlisi de Aybars Meriç i istihdam etmeliyiz. :) Sadece paylaştıkları için değil, özellikle paylaşmadıkları için de.

Devam edecek inşallah. Saygılarımla...

Kaynak: https://www.linkedin.com/posts/a-aybars-meric_bildi%C4%9Finiz-%C3%BCzere-jet-motorlu-tayyarelerde-activity-6597407275202162688-GzbH Mesajı Paylaş

ayibarishi

Uçaklar ve nesilleri üzerinde sohbetimize, oldukça temel bir husus olan, aerodinamik kontrol yüzeyleri açısından bakarak devam etmek istedim. Malumunuz 3. nesil jet motorlu harp tayyarelerinde genellikle hidrolik kontrol mekanizması kullanılır. Dolayısıyla da tayyare (daha) dengeli bir dizaynla göklerde süzülür.

4. nesil ile birlikte kablolu (klasik yada optik), bilgisayar ve sensörlere bağlı, akıllı uçuş kontrol sistemleri devreye girdi. Uçakların neredeyse tamamı bu sayede dengesiz dizaynlarla, oldukça yüksek manevra kabiliyetine sahip olarak, gökyüzüyle buluşabildiler. 5. nesil ve ötesinde de bu trend devam edecek gibi. Peki, ne düşünüyorum biliyor musunuz?

Acaba diyorum... EMP olsun, yönlendirilmiş bir başka tip enerji yüklemesi olsun, havada uçan bir tayyaremizin tüm elektronik sistemlerini devre dışı bırakabilecek, modern bir saldırı yöntemi kullanılırsa, ne olur? Cevap bellidir aslında, uçağımız taş gibi düşer. Peki ya bu uçak kas gücü de gerektiren hidrolik kontrollere sahipse? Anlamlı birçok özelliğini kaybetse de, uçmaya devam edebilir ve üssüne geri dönebilir. (Elbette konu bu kadar basit değil. Ben sadece kontrol sistemi üzerine basitleştirip daralttım ki kastımı anlatabileyim.)

Her şey kendisine özel avantaj ve dezavantajları ile birlikte gelir...

Konu özellikle harp tayyareleri olduğunda, eskimiş bir teknoloji hususundan bahsetmek mantıksız olacaktır. Tercihlerdir teknolojiler arasında seçimde anlamlı olan. Zira toprağı deşip çıkardığınız 1500 yıllık bir hançer bile, hala adam öldürebilme özelliğini korur. Avantaj ve dezavantajlarıyla kullanım alanı çağa göre kısıtlıdır o ayrı. Bu nedenledir ki hala süngüler, komando bıçakları, savaş baltaları modern piyadenin teçhizatına dahildir...

Modern teknoloji bizlere şu imkanı tanıyor. Hürkuş isimli bir uçağı, geçmiş birikimlerimiz üzerinde temellendirip uçuruyoruz. Uçuş kontrol bilgisayarı ve altyapısı, merkezi bilişim sistemleri, bu kapsamda belirli bir olgunluğa ulaşıyor. Copy paste değil ama, gerekli özelleştirmelerin de ilavesiyle bu altyapı üzerine Hürjet'i dizayn edip uçurmak, çok çok daha kolaylaşıyor. Lakin havada uçan nesneler motorunda, görünüşünde, tasarımında farklılık gösterseler dahi, altyapılarında benzerlik taşıyor. Aynı zaaf ve zayıflıkları barındırıyor...

Bilgi çağı medeniyetine doğru dörtnala koşuyoruz. Çağımızın trendleri elbette önemli ve dikkate alınması gereken bir husus. Fakat eski teknolojileri de kesinlikle küçümsememek gerekiyor. Çünkü aynı teknolojik trend rüzgarı, sadece sizin platform ve...

silahlarınızı değil, size karşı geliştirilen ve geliştirilecek olan silahların ve sistemlerin de biçimlenmesini şekillendiriyor. Bu nedenledir ki bazen "eski" olarak nitelendireceğiniz teknolojiler, yenilerden çok daha güvenilir ve etkin sonuçlar üretebiliyor.

Hele kapalı kapılar ardında, bazı ülkelerin geliştirip olgunlaştırdığı, "zaiyatsız savunma" konseptine dahil olan şeyler meydana çıkar ise...

Rakiplerimize yetişebilmek hatta önlerine geçebilme şansı yakalamak adına, modern teknolojiye yatırım yapmaya hiçbir itirazım yok. Fakat bunu yapar iken, nesilleri, işin bilimsel altyapısından, temellerinin eğitiminden yoksun bırakacak biçimde, güya modern bir eğitim sisteminin kullanılıyor olmasına karşıyım efendim. Maalesef bu husus atlanıyor.

Kurumsal bir hafızanız yoksa, bunun sonuçları ölümcül olma potansiyeline sahiptir. Saygılarımla...

Kaynak: https://www.linkedin.com/posts/a-aybars-meric_u%C3%A7aklar-ve-nesilleri-%C3%BCzerinde-sohbetimize-activity-6597848420545765376-sqJp Mesajı Paylaş

ayibarishi

Fark ettiniz mi bilemiyorum. Bilgi ve İletişim Teknolojilerindeki gelişmelerin hızı, uçaklar arasındaki nesil ayrımını gittikçe daha bulanık ve belirsiz hale getiriyor.

Örneğin AESA radar teknolojisi pek ala 4. hatta 3. nesil bir savaş tayyaresine de uygulanabilir. Aynı şekilde İngiltere'nin gelecek Tempest 6. nesil tayyaresi için düşündüğü, AR / VR / MR (Augmented / Virtual / Mixed Reality) üzerine kurguladığı kokpit tasarımları da öyle.

Konu platformun sahip olması planlanan akıllı füze ve silahlar olduğunda ise, ayrım yapmak neredeyse mümkün olamayacak kadar zorlaşıyor. Çünkü teknolojik ilerleme platformlara %100 kabiliyet artışı getiriyor ise, silahlara %700-800 civarında bir artış sağlıyor. Bir füze geliştirildiği zaman da, elbette envanterdeki diğer eski nesil tayyarelerde de kullanımı isteniyor.

Bir takım kinematik özellikler çerçevesinde nesillerin ayrımına gitmek mantıklı olur mu? Stealth tasarım ve uygulama, supercruise özelliği, tepki yönlendirme sistemleri, vs.vs... Bunlarda da ayrım yapabilecek kadar net bir ortak eğilim görmemiz mümkün olamıyor. Ülkelerin konuya yaklaşımları, felsefeden itibaren farklılıklar gösteriyor.

Öyleyse bu sınıflandırmayı nasıl yapmamız gerekiyor?.. (Elbette devamı yorumda)

Bence yapmamamız gerekiyor. Artık jet motorlu tayyarelerin arasında nesil ayrımı yapmanın bir mantığı kalmadığı kanaatindeyim. Çünkü 5. nesilde bile ortak bir paydada buluşmaktan oldukça uzağız. Bir kısım şeyler söylenebilir, JSF (F-35) kabiliyetleri özelinde örneklendirilebilir olsa bile, sözlerin oturduğu zemin kaygan.

Örneğin üzerinize gelmekte olan bir düşman füzesini havada imha edebilecek aktif koruma sistemine sahip olmak, kaçıncı nesil bir özellik olarak tarif edilebilir? Açıkçası günümüz F-16'ları için bile önemli bir artı değer olacağı için, bu tarz bir sistem geliştirilse uygulanmasının bir yolu bulunacaktır.

Benzeri şekilde yapay zeka bir sanal asistan, yardımcı pilot, ana pilot, kanat adamı, vs.vs... Her hangi bir nesille direkt bağlanabilecek bir özellik midir? Şüphesiz hayır.

Bu yüzdendir ki TF-X/MMU benzeri bir proje geliştirirken, alt sistem teknolojileri bazında, dağınık ama koordine, yataya yayılmış, outsource işleri de mümkün kılabilecek, kurumsal hafıza ve yetişmiş insan gücü yaratım kabiliyeti de ihmal edilmemiş, özgün ve yeni bir model benimsemek gerekiyor. Klasik proje yönetimi anlayışıyla kısıtlı kalmak, aynı F-35 proojesinde olduğu gibi, sayısız gecikme, sorun ve ilave maliyeti davet edecektir...

Kaynak: https://www.linkedin.com/posts/a-aybars-meric_fark-ettiniz-mi-bilemiyorum-bilgi-ve-i%CC%87leti%C5%9Fim-activity-6598234700689604609-utxP Mesajı Paylaş

ayibarishi

F-16 tayyaresini uzun zamandır kullanan hava kuvvetlerimiz sayesinde, güç çarpanı kavramıyla samimiyet kazandık. Örneğin havada yakıt ikmal uçakları, barış kartalı misali erken uyarı uçakları, vs.vs... Bunlar mevcut uçaklarımızın kabiliyetlerini arttıran, imkan ve yeteneklerinin tümünü ortaya koymasını sağlayan ciddi şeyler. Peki gelecek nesil uçaklar için, gelecek nesil güç çarpanları hususunda neredeyiz?..

Maalesef bu hususta şunu söyleyebiliriz. "Under Construction" Evet, yakıt ikmal amaçlı UAV vb. bazı projeler görmek mümkün. Fakat bütünlüklü bir yaklaşım ve aile kavramından yoksun ilerliyor dünya kuvvetleri. Çünkü aslında yeni nesil savaş uçaklarının muharebe sahasında nasıl bir şekilde yer alacağı hususunda düşünsel/felsefi taban tam olarak oturmadı bile. Deneyim de birikmedi. Ki bu deneyim 4 ve öncesi neslin ihtiyaç ve isteklerinden çok daha devasa boyutlarda ve daha büyük bir önem taşıyor.

Şahsen şunu söyleyebilirim: Çok uzun yıllarını geleceğin muharebe sahasını "tefekkür etmekle" geçirmiş bir kişi olarak, akıl defterime aldığım notların birçoğunu henüz düşünülmemiş yada dillendirilmemiş görüyorum. Buda beni şu sonuçlara/ihtimallere yönlendiriyor:

1. Günümüzde 4 ve 4+ nesil olarak tarif edilen ve Stealth olmayan uçakların, üretim ve istihdamı, epey daha devam edecek.

Bu kapsamda üretilecek yada modernize edilecek tayyarelerde de, elektronik harp, haberleşme, aktif elektronik/elektromanyetik yayın yapan silah sistemleri, daha hoyrat ve etkili kullanılabilecek.

2. Uzun zamandır çok görevlilik kavramı tüm savaş uçaklarından beklenen bir özellik olsa bile, bu durum değişmeye başlayacak. Yeni nesil tayyarelerde hava üstünlüğü, hakimiyeti ve derin darbe görevleri epeyce öne çıkacak. Çünkü:

3. Dünya hava kuvvetlerinde hem eğitim hemde yakın hava desteği, akıllı mühimmaylarla nokta operasyonları, asimetrik harbe özelleşmiş çözümler sunabilen, yeni üretim ama eski nesil hafif savaş uçakları, giderek artan oranlarda, daha hesaplı satın alma ve işletme maliyetleriyle kullanım alanı bulacak. Buda klasik bir hava kuvvetlerinin üzerindeki klasik görev yükünde kaymalara yol açacak.

4. İnsansız muharip ve/veya silahlı hava aracı teknolojilerindeki gelişmeler, bu görev profili kaymalarını çok daha radikal biçimde değiştirecek.

5. Tek kullanımlık ofansif amaçlı seyir füzeleri ve balistik füzeler, saldırı yüklerinde. Aynı aileden görünse de defansif dizayn edilmiş ve A2/AD amaçlı revize edilmiş klasik/seyir/balistik füzeler defansif yüklerde, hava kuvvetlerinin kullanımına daha radikal değişimler getirecek.

Bu maddeleri daha da arttırmak mümkün. Fakat dikkatinizi çekmek istediğim şu: Mevcut yönelimler ve alışkanlıklar incelendiğinde, 5. yada 6. nesil bir tayyare için nasıl bir kullanım, ister, ihtiyaç, tasarım gerekeceği ve bunların savaş alanında ne kadar anlamlı olacağı hususu hala bulanık görünmekte. Bu nedenle ülkelerin çoğu tayyarelerin bireysel özelliklerini arttırır ve ağ merkezli harp gibi kavramlarla birleşik harekat konseptlerini öne çıkarırken, felsefi boşluk içinde olduklarını ve geleceğin getireceği yeni teknolojiler karşısında özgüven eksikliğini saklama gayreti içindeler.

Vu durum sadece savaş uçağı değil, bombardıman uçağı alanında da en geniş çözümler üzerinde çalışmakta olan ABD için de geçerli.

Açık ortamlarda buz dağının üstünü ancak yazılarıma yansıtabiliyorum. Fakat irtibatlatımın niteliği yüksek olduğu için, söylemediğim şeyleri de anlayacağınızı umuyorum. Fakat gerçekten konfor alanınınızdan çıkamama ve beni istihdam etme cesareti gösteremediğiniz için de derin üzüntü içerisinde olduğumu söyleyebilirim.

Saygılarımla...

Kaynak: https://www.linkedin.com/posts/a-aybars-meric_f-16-tayyaresini-uzun-zamand%C4%B1r-kullanan-hava-activity-6598815685189615616-jqDY Mesajı Paylaş

Bozok

Elinize sağlık insanı düşünmeye iten bir yazı olmuş. Mesajı Paylaş

Fearlessleon

Hemen her konuda en azından fikir üretmeye çalıştığınız emeğine sağlık. Mesajı Paylaş

ayibarishi

Uçakların tarih sahnesine çıkışı, kanatlar vasıtasıyla, aerodinamik kanunları çerçevesinde, bir kaldırma kuvveti elde edilebileceği gerçeği üzerine şekillenmiştir. Günümüz modern tasarım jet savaş uçaklarında, gövdenin de bu kaldırma kuvvetine katkıda bulunacak şekilde dizayn edildiğini görmekteyiz. Jetlerin ilk üç neslinde, motorun kaba kuvvetiyle havayı yarmak fikri öne çıkmıştı. Hafif hücum açıları da kaldırma kuvvetine artı değer katabiliyordu. Geliştirilmiş kanat kökleri ve daha aerodinamik dizaynları 4. nesilde görür olduk.

Fakat dikkat ediyorum da 5. nesil insanlı savaş tayyaresi dizaynlarında, genellikle bu özellik göz ardı edilmekte. F-22, F-35, J-20, J-31, KF-X ve MMU/TF-X bu kapsamda ilk etapta akla gelenler. Rus Su-57 dizaynında ise kısmen daha aerodinamik ve kaldırma kuvvetine de katkıda bulunabilecek bir gövde mevcut.

Stealth özellikli bombardıman uçaklarını ise genellikle uçan kanat formunda ve gövdenin lift kuvvetine maksimum etki edecek şekilde biçimlendirilmesiyle gerçekleştirildiğini görüyoruz. Ayrıca yeni nesil, jet motorlu insansız muharip uçak tasarımlarının çoğunda da, benzeri bir durum ağırlık kazanıyor.

Ayrıca görev adaptasyonlu kanat, kanat kökü, gövde kaplaması, aerodinamik harici yakıt tankları, stealth kanat altı, üstü, vs. görev podları, yönlendirilebilir ve bunu da birçok farklı yaklaşımdan birini kullanarak yapabilir ekzos çıkışları, vs.vs. birçok teknoloji de gelişim aşamasında. Hal böyle iken mevcut tayyarelerde benimsenen aerodinamik yaklaşım, insanı daha derin sorular sormaya itiyor.

6. nesil yada benzeri tanımlamalarla ortaya çıkan tasarımlar ise, tekrar lift gücüne katkıda bulunabilecek gövdelere sahip gibiler. Elbette henüz uçan bir örnek bulunmuyor ve tasarımlar değişebilir düşünceler aşamasında. Lakin görünen köy de kılavuz istemiyor.

Bu konu üzerinde epeyce tefekkür ettiğimi söyleyebilirim. Ulaştığım kişisel kanaat, 5. nesil olarak adlandırılan uçaklarda, havayı yaran geniş gövdelerin, yan etkileri nedeniyle kasıtlı bir tasarım yaklaşımıyla realize edildiği oldu. Peşinden gelecek tayyarelerde ise, zamanın ve teknolojinin getireceği imkanlara güvenilerek, tekrar mantıklı ve olması gereken bir yaklaşım tarzının benimsendiği görüşüne ulaştım.

Nedenlerini / ulaştığım sonuçları açıkça yazmıyorum. Çünkü sizlerin de bu hususta düşünmesini ve araştırmasını temenni ediyorum.

Lakin hal böyle iken milli MMU/TF-X projemizde sergilemekte olduğumuz, gövde tasarımı yaklaşımının niteliği, insanı tekrar derin düşüncelere itiyor...

Daha güvenli bir yol olduğu muhakkak. Zaten başkalarının denediği ve başardığı bir yaklaşımın benzeri üzerinden yürüyerek, başarma olasılığımızı arttırdığı da. Fakat daha doğru ve uzun vadeli bir yol mu? Pek sanmıyorum.

Bu konuda her şeyi zaten hareket haline geçirdiğimiz için, farklı bir gövde tasarımı yaklaşımını benimsemek gibi bir önerim kesinlikle yok. Bu projemize faydadan çok zarar getirecektir. Lakin insan düşünmeden edemiyor. Çıktığımız bu yolculukta daha başka hamleler, daha doğru işler, daha mantıklı yaklaşımlar yok mu?.. Bulunamaz, yaratılamaz mıydı?..

Hiç şüphem yok: yaratılabilir ve yapılabilir idi...

Sadece bu gönderimde incelediğim gövde tasarım açısından değil, alt sistemlerden tutun, silah sistemlerinin gelişimine kadar bu kanaatim tüm alanlarda geçerli. Ama yine tüm bu alanlarda dikkate şayan bir eksikliğimizin olduğunun da farkındayım.

İşin felsefesini yaratmak ve onun ışığında kendi konseptini yazmak hususunda büyük bir boşluğumuz var. Başkalarının düşünce dünyası ve hayal gücü üzerinden yürüdüğümüzde ise, başkalarının satranç tahtasında yer alacak, kopya özelliklere sahip taşların şekillenmesi gayet doğal.

Bir gün kendi oyunumuzu kurabilecek miyiz? Bu sorunun cevabını bende merak ediyorum...

Kaynak: https://www.linkedin.com/posts/a-aybars-meric_u%C3%A7aklar%C4%B1n-tarih-sahnesine-%C3%A7%C4%B1k%C4%B1%C5%9F%C4%B1-kanatlar-activity-6599530606059753472-UqmZ Mesajı Paylaş

ayibarishi

Kalabalık bir şehirde susup etrafı dinlemeye başladığınızda birçok ses kulağınıza gelir istemeseniz bile. Sayısız yıldız, karadelik, süpernova, quasar, nötron yıldızı vs. dolu evrenimizde de böyledir. Sessizliği bir türlü yakalayamazsınız. Siz konuşmuyor olsanız bile arka planda daima bir gürültü vardır. İşte bu nedenledir ki modern datalinkler vb. sinyalini gizlemek isteyen her türlü iletişim, kendisini atlayan frekanslar içerisinde bu arkaplan gürültüsü içerisinde gizlemeye çalışır.

Bir yırtıcının çalılar içerisinde kamufle olması misali, her ne kadar kendinizi gizlemeye çalışırsanız çalışın, parlayan gözleriniz dikkatle bakanların farketmesine yol açacaktır. Öyleyse... Gerçekten kusursuz bir stealth yani gizlilik teknolojisi mümkün olabilir mi?..

Konu iki düşman savaş uçağı arasında centilmence ve denk bir mücadele olursa belki. Çünkü her iki uçağın da taşıyabileceği ve enerjiyle besleyebileceği radar ve sensör yükü kısıtlıdır. Böyle bir durumda en geç fark edilme, en erken silahlarını ateşleyebilme, düşmanının ölü bölgesinde kalabilme gibi faktörler anlamlı hale gelir.

Fakat söz konusu denkleme "güç çarpanlarını" ilave ettiğimizde denklik bozulmaya başlar. Bu nedenle Çin başta olmak üzere birçok ülke yeni nesil güç çarpanları üzerinde çalışmaktadır. Açıkçası Rusya'nın da Su-57 şahsında nitelendirilen yeni nesil savaş uçağı hususunda yavaş ve temkinli yaklaşmasının ardında bu gerçek yatmaktadır. Su serisiyle Alaska civarında defalarca F-22 ile yüzleşen Ruslar, bütünlüklü bir çözüm ile savaş sahnesine çıkmaları gerektiğini gayet iyi bilmektedirler. Çin bu hususta insansız teknolojiler alanında yatırımını yoğunlaştırmakta, deniz üzerinde de farklı yaklaşımlar benimseyerek, nasıl doğru bir güç grubu yaklaşımı benimseyebileceği üzerinde çalışmaktadır.

Rusya ise güç çarpanları hususunda karasal destek almanın kendisine büyük avantaj sağlayacağı düşüncesindedir. Hava savunma sistemleri, elektronik harp sistemleri, gelişmiş aktif ve pasif sensör ağları ve bunları besleyebilecek yüksek enerji kaynaklarının mevcudiyeti, sadece A2/AD konsepti kavramında hizmet vermemektedir. Defansif ağırlık bir yeni nesil hava muharebesinde, düşmanın görünmezlik teknolojileri ne kadar üstün olursa olsun, hava unsurlarına doğru ve yerinde katkıyı sunabilecek şekilde evrimleşmektedir.

Bu sebeple ABD ve Çin uzaktan kumandalı ve kısmen de otonom insansız hava araçlarıyla, ofansif ileri hava güçlerini destekleme yolunda ilerlerken, Rusya tamamen, alanında olgunlaştırılmış, pilot yapay zekalar geliştirme peşinde koşmaktadır.

Çünkü yaptıkları testlerde uygulayabildikleri elektronik harbin ve buna aktarabildikleri kaba gücün, nitelik ve niceliksel olarak, hiçbir uzaktan kumandalı (uydu dahil) insansız hava aracını ve görüş ötesi füzeyi, etkili bir silah olarak kalmaktan çıkarabileceği kanaatine ulaşmışlardır. Elbette kendilerini de kilitleyecek böylesine cehennemi bir EH ortamında, sadece yapay zeka veya insanlı araçlar ayakta kalabilir. Bu kanaatleri dolayısıyla seçtikleri yönelim de, batı ülkelerinden farklıdır.

Bizler dünya üzerindeki konsept ve teknoloji geliştirebilen tüm ülkelerin silah sistemlerinin aktif tehdidi altında yaşayan, civcivli bir coğrafyaya yerleşmiş bulunuyoruz. Yarın hangi ükenin, hangi felsefeyle biçimlendirdiği, hangi silah sistemleriyle yüzleşeceğimiz hiç belli olmaz. Öyleyse hava kuvvetlerimizin geleceğini hangi temeller üzerinde inşa ettiğimizi tekrar düşünmemiz gerekmekte değil midir?

Bu hususta pes etmiş bir komşumuz var, İran. Uçabilen bir nesnenin karmaşık EH ortamında havada kalmasını önceleyerek, yeni dediği tayyareleri bile 3. nesil, analog elektronikli ve hidrolik kontrol yüzeyli, eski dizayn felsefeleriyle şekillendiriyor. Hava savunma füzeleri ve EH sistemlerine ise özel bir önem veriyor. Bizim bu lüksümüz var mı?

Bütünlüklü bir çözümle, bütün muharebe tayflarında, var olmak ve hayatta kalmak zorunda olduğumuzu hissetmekteyiz. Hava kuvvetlerimizin güç ve yeteneğinin sürekliliğine dayanan bir geleneğimiz de var. Potansiyel düşmanların daha güçlü olduğu hava sahalarında, operasyon icra edebilmek, hava üstünlüğü yada hakimiyetine oynayabilmek, derin ve hassas taarruzlar gerçekleştirebilmek imkanlarında kolayca vaz geçemeyiz.

Dolayısıyla hem Amerikalılar gibi ofansif, hem Ruslar gibi defansif olabilen bir kuvvet yapısına geçme ihtiyacımız göze batıyor. Belki Çinliler gibi orta yada batı Akdeniz'de, Kızıl Deniz'de, Körfez'de de yeni nesil bir güç grubu bulundurmak zorunda kalabiliriz.

Soruyu ortaya atıp, çözümlerimi sakladığımı düşünebilirsiniz. Kısmen doğrudur da. Fakat bir çiçeğin yeşermesi için toprak ve su gerektiği gibi, fikirlerin yeşermesi için de doğru soruları sormaya başlamak ve üzerinde düşünce eforu sarf etmek gerekir. Bu nedenle şimdilik insiyatifi size bırakmakla yetineceğim.

Yazılarım ilginizi çekiyor ve devamını getirmemi istiyor iseniz, lütfen açıktan yada kapalı kişisel ileti ile görüşlerinizi belirtmekten çekinmeyiniz. Saygılarımla...

Kaynak: https://www.linkedin.com/posts/a-aybars-meric_kalabal%C4%B1k-bir-%C5%9Fehirde-susup-etraf%C4%B1-dinlemeye-activity-6599978649913434112-oIzI Mesajı Paylaş


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter