Harp Alanının Değişen Vizyonu: İnsansız ve Otonom

Başlatan R.A.K, Tem 17, 2019, 01:58 ÖS

« önceki - sonraki »

R.A.K

Tem 17, 2019, 01:58 ÖS Last Edit: Tem 17, 2019, 01:59 ÖS by R.A.K
Son yıllarda hem ülkemizde hem de dünyada yaşanan askeri gelişmeler ve bu gelişmelerin sonucunda karşılaşılan siyasi, ekonomik ve sosyokültürel sonuçlar göstermiştir ki, artık harp alanlarında yaşananların etkisi sadece gelişmenin yaşandığı bölgeyi, askeri ve siyasi alanlarda etkilememektedir. Aksine küreselleşme zinciri içerisinde yer alan tüm ülkeleri hem askeri hem siyasi hem ekonomik hem de teknolojik alanlarda etkilemektedir. Özellikle aktif (bir ülkenin doğrudan katıldığı) ve re-aktif (ülkenin katılmadığı ekonomik, siyasi, teknik olarak etkilediği) harbin müşterek bir şekilde yürütüldüğü günümüz dünyasında, askeri teknolojilerde yaşanan gelişmelerin hem ülkelerin ekonomi ve dış politikalarını nasıl doğrudan etkilediğini, hem de toplumların sosyal ve kültürel yapılarını yeniden şekillendirmek için birbirine karşıt olan veya çıkar çatışması yaşayan güçler arasında nasıl kullanıldığını son yıllarda yaşadığımız gelişmeler neticesinde bilinmektedir.



Sözü edilen durumun değerlendirilmesi ve amaca uygun çözümler üretilmesi ise günümüzde farklı toplumlar üzerinde yumuşak veya sert tesir etme kabiliyeti olan tüm ülkeler için kendi stratejileri çerçevesinde çizdikleri planlama doğrultusunda geleceğin harp alanlarını yorumlama, anlama, uygun çözümler üretme, çözümleri test etme ve tüm sisteme entegre etme aşamalarından geçerek uygun stratejilerin uygulanması amacını taşımaktadır. Bu süreç içerisinde sözü edilen çözümler ise sahip olunan teknolojik imkân ve kabiliyetler ile mümkündür.

Özellikle değişen harp koşulları göz önüne alındığı zaman, ortaya çıkabilecek tehditlerin bertaraf edilmesi adına üzerine en çok görev düşen sistemlerden bir tanesi insansız sistemlerdir. Bunun temel sebebi ise günümüz dünyasında devletlerin karşısına çıkan ve bir tehdit oluşturan gayr-ı resmi yapılanmaların tamamında kullanılan yöntemlerin konvansiyonel yöntemler ile mücadelelere karşı hazırlandığı görülmektedir. Bu gayr-ı resmi yapılanmaların, son yıllarda kullandıkları yöntemler daha çok mobil ve dinamik bir yapı üzerinden, özellikle sivillerin ön planda tutularak, devletlerin mücadelesini zorlaştırmaya ve hem psikolojik hem de ekonomik olarak bir yıpratma mücadelesine dönüştürmeyi amaçlamaktadırlar.

Askeri harcamaların etkisi

Özellikle insansız sistemlerin kullanımı ile birlikte verilen mücadelelerde çok ciddi bir biçimde maliyetler azaltılmış, dinamik unsurlara karşı insani bir zayiat verilmeden veya çok daha az zayiatlar verilerek daha etkin bir biçimde mücadele edinilmeye başlanmıştır. Bu iki parametre ülkeleri yöneten hükumetlerin geleceği için de oldukça etkili bir hale gelmiştir. Bu durumun temel sebeplerinden ilki ülkelerin özellikle iç siyasetlerin de özellikle 2008 krizi sonrasında askeri harcamalara karşı toplum da oluşan antipatidir.


Görsel 1: Amerikan halkının hükumetin askeri harcamaları hakkında yıllara göre değişen düşünceleri

ABD'nin 2003-2017 yılları arasında Afganistan ve Irak'ta verdiği mücadelenin toplam maliyeti yaklaşık olarak 3,5 Trilyon Dolar seviyelerindedir. Oysa 2003 yılında dönemin ABD başkanı George W. Bush ilk olarak Irak savaşının maliyetinin yaklaşık 50-60 Milyar$ olarak tahmin edildiğini belirtse de kongreden 607 Milyar$ talep etmiştir ve bu maliyet her geçen yıl daha da artmıştır. (1) Artan maliyetler sadece ani giderler olarak da bütçeye yansımamıştır. Savaşta görev yapan askerlerin ailelerine de yardımda bulunulmuştur ve bulunulmaya devam edilmektedir. Bununla birlikte yapılan bir araştırmanın sonucu çok daha çarpıcıdır. Ülkemizde bu alanda yapılan bir araştırma var mı bilmiyorum ancak Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan bir araştırmaya göre, halkın %34'ü yapılan askeri harcamaların çok fazla olduğunu söylemektedir. Halkın %33'ü ise askeri harcamaların yerinde olduğunu, %31'i ise askeri harcamaların yetersiz olduğunu düşünüyor. Oysa 1981 yılında Ronald Reagan seçimi kazandığı zaman halkın %51'i askeri harcamaları yetersiz bulmaktaydı. (2)

İnsansız "Sistemler"

İnsansız hava, kara ve deniz araçlarının öncelikle komple bir sistem olarak düşünmek yararlı olacaktır zira bu araçlar kendi başlarına işlevsizlerdir. Bu sistemleri zaten etkin ve verimli kılan unsur da tam olarak bu kabiliyetleridir. Bu durumu daha iyi anlamak için olaya biraz daha geniş bir perspektiften bakmamız gerekebilir.

Ülkemizde şu anda en popüler olan konulardan bir tanesi olan insansız hava araçları üzerinden bu konuyu yorumlamamız daha doğru olabilir. İnsansız hava araçları günümüzde taktik-stratejik ve taarruz amaçlı olarak yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Taarruz amaçlı olarak kullanılan araçların geliştirilmesi hala devam etmekte iken taktik-stratejik sınıftaki araçlar 21. Yüzyılın başlarından itibaren harp alanlarında etkin bir şekilde kullanılmaya devam etmektedirler. Aynı zamanda dünyada birçok farklı şirketin hava karakol ve kargo gibi farklı alanlarda da insansız sistemleri kullanma girişimleri mevcuttur.



Kabiliyet sınıflandırması ve görev kontrol sistemleri

İnsansız hava araçları temelde üç farklı kabiliyete göre sınıflandırılabilir. Bunlar, tam otonom sistemler, yarı otonom sistemler ve otonom olmayan sistemlerdir. Günümüzde yarı otonom ve otonom olmayan sistemler yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Tam otonom sistemlerin kullanılması ise henüz hala etik olarak tartışılan bir konudur ve ülkelerin kullanımı için tam anlamıyla hazır değildir. Buna karşın bu şekilde kullanılan sistemler de mevcuttur. Burada otonom kavramını da biraz daha açmak yararlı olabilir zira insansız hava aracı kavramı bu kabiliyetlere sahip olan herhangi bir araç için söylenebilirken otonom hava aracı denildiği zaman çok daha farklı bir durum söz konusudur.

Otonom hava araçları herhangi bir şekilde kontrol edilmeden kendi sahip oldukları görev kontrol sistemi yardımı ile kalkış yapabilen, yol çizebilen, yerdeki hedefleri tespit edip, yer kontrol istasyonuna aktaran, yer kontrol sisteminden gelen cevaba göre görevi icra eden, görevin neticelerini yer kontrol istasyonuna aktaran ve görev tamamlandıktan sonra iniş yapabilen sistemlerdir. Günümüzde bu kabiliyetlere sahip olan insansız hava aracı sayısı oldukça azdır. Bu durumun iki temel sebebi mevcuttur.

Bunlardan ilki bu kabiliyetlere sahip olunması için çok ciddi bir teknik altyapı gerekmektedir. Özellikle savunma amaçlı kullanılacak bu sistemlerde yerliliğin üst düzey olması gerekmektedir. Buradaki teknik altyapının ne denli üst düzey olacağını anlamak için görev kontrol sistemin nasıl çalıştığından söz edebiliriz.

Öncelikle bir sistemin otonom hareket etme kabiliyetine sahip olması için çok gelişmiş bir görev kontrol sistemine ihtiyacı vardır. Görev kontrol sistemi, üzerinde basınç ölçümünü sağlayan barometre, pusula, konumlandırmayı sağlayan GPS, ivme ölçümü sağlayan akselerometre, hava hızını ölçen pitot tüpü, yükseklik ölçümünü sağlayan lazer altimetre ve yön bulmayı sağlayan jiroskop gibi birçok farklı sensörlerden gelen verilerin anlık olarak anlamlı bir veriye dönüştürülmesi, bu anlamlı verilerin görev kontrol sistemi içerisindeki parametrelerin yerine getirilmesi için gerekli matematiksel denklemlerde kullanılması ve bu denklemlerden alınan sonuçlara göre hareket edilmesini sağlar.

Görev kontrol sisteminin bir diğer görevi ise hareketli yüzeylerdeki servo motorların ve itki sağlayan ana motorun kontrolünü de sağlamaktır. Motora bir çeşit sinyal yollayan görev kontrol istasyonu, sensörlerden aldığı veriye göre hareketli yüzeylerin kontrolünü sağlar.

Aynı zamanda hava aracı içerisinde yer alan kamera ve radar gibi diğer alt sistemler de görev kontrol sistemi yardımı ile kontrol edilir. Bu sistemlerden alınan veriler, yukarıda bahsedilen sensörlerden alınan veriler ve hava aracının anlık uçuş parametreleri farklı haberleşme modülleri aracılığı ile yer kontrol istasyonuna aktarılabilir.

Tüm burada anlatılanlar düşünüldüğü zaman görev kontrol sisteminin ne kadar kompleks bir yapıda olduğu rahatça anlaşılabilir. Görev kontrol sisteminin geliştirilmesi de burada yer alan alt sistemlerin tamamının geliştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu işin başarılması da inanılmaz bir teknik altyapı ve nitelikli insan gücüne sahip olunması anlamına gelecektir. Zira burada sözü edilen sistemlerin her biri ayrı bir uzmanlık alanı gerektirmektedir. Haberleşme sistemleri, gömülü sistemler, dağıtık sistemler, görüntü işleme, yapay zekâ ve aviyonik gibi alanlar da yapılacak çalışmalar ile edinilebilecek bu kazanımlar, buradaki nitelikli insan gücünün de artmasını sağlayacaktır.

Devamı ve daha fazlası için buraya tıklayınız. Mesajı Paylaş


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter