Tuzla Sınıfı YTKB

Başlatan korat, Eki 10, 2015, 04:22 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

korat

Bu konuda hazırlanmış bir yazı.

YTKB, Tuzla Sınıfı Karakol Gemileri: Yeni Bir Kavram


YTKB SonarKısaca YTKB olarak adlandırılan "Yeni Tip Karakol Botu" ya da gerçek tanımlamasıyla Tuzla Sınıfı karakol gemisi, diğer bütün savunma sanayii projeleri ile birlikte değerlendirildiğinde gayet başarılı olarak kabul edilebilir. Özellikle Deniz Kuvvetlerinin bu çalışmadaki yaklaşımının ve tercihlerinin de sonuç üzerine olumlu etki yaptığını söylemek doğru olur.

Öncelikle Deniz Kuvvetleri tarafından YTKB kavramının olabildiği kadar HaT (Hazır Ticari) tabanlı donanım ile düzenlenmiş olmasını tebrik etmek gerekir ki biraz cesaret isteyen bu karar sayesinde hem proje askeri alanda tecrübesiz tersanelerin de altından kalkabileceği zorluk seviyesine indi, hem maliyet düştü, hem teslim süreleri kısaldı, hem de belki hepsinden önemlisi Türkiye Cumhuriyeti ilk kez harp gemisi (10 adet YTKB) ihraç etti ki üzerine silah yerleştirilmiş motoryatları savaş aracı saymadığımı belirtmeliyim.

Velhasıl YTKB çalışması toplam olarak başarılı ve iyi bir başlangıç gibi görünüyor. Şimdi geminin eninden, boyundan, sürâtinden vesaire bahsedip zaten her yerde bulunabilen bilgileri tekrar etmenin bir mânâsı yok. Konuya biraz farklı açılardan bakılmasını sağlamak okuyucu için belki biraz daha ilgi çekici olabilir.

Lâfa SSM ile başlarsak; bilindiği gibi YTKB projesi 16 gemiden oluşmaktaydı ve ihale de tek seferde onaltı gemi için birden yapıldı. Doğrusu tamamen yeni bir kavram üzerine kurulan, denenmemiş bir tekne için biraz tehlikeli bir yaklaşım. Eğer dört + oniki ya da hiç olmazsa sekiz + sekiz şeklinde bir inşa programı uygulansaydı tasarım üzerinde ihtiyaç duyulan küçük düzeltmeler ve iyileştirmeler ki her yeni askeri gemi projesinde bunların ortaya çıkması kesindir, doğal bir süreç içinde çözülebilir ve nihayetinde maliyeti fazla etkilemeden, daha da iyi bir sonuca ulaşılabilirdi.

 

İlk dört gemi donanmaya teslim edildikten sonra bir süre gerçek mürettebat ile gerçek şartlarda Karadeniz, Marmara, Adalardenizi ve Akdeniz'de kullanılsa ve buradan sağlanacak tecrübelerin sonuçları tekrar değerlendirse devam edecek inşa çalışmalarına büyük faydası olabilirdi.
 

Ama onaltı gemi için tek kalemde alım yapıldığında artık böyle bir şeye imkân kalmaz. Zira tersane ihale için verdiği fiyatı onaltı geminin tamamen aynı olacağından yola çıkarak oluşturmak zorundadır ve proje başladıktan sonra tasarım üzerinde ciddi bir değişikliğe gidemez, giderse zarar görür hatta batabilir bile. Tabii artık proje tamamlanmak üzere, yine de gelecekteki benzer projelerde bu açıdan daha dikkâtli karar vermek gerçekten çok faydalı olabilir.

 

Mesela devam etmekte olan yeni tip denizaltı projesinde de benzer bir durum söz konusudur. Zavallı fakir Almanya bile, üstelik kendi tersanesinden denizaltı sipariş ederken bunu ikişer ikişer yapıyor ama biz; altı tane birden!

Oysa bu proje 2010'dan önce sonuçlandı, tamamlanması ise en iyi ihtimalle 2025'te olabilir hatta Almanyanın tezgâhlarına bağlı olarak 2030'a bile sarkabilir. Projenin başlaması ile sonuncu denizaltını teslimatı arasında geçecek olan yaklaşık 15-20 sene boyunca sualtı teknolojisi nereden nereye gelecek belli bile değil ama son denizaltının da ilki ile aynı olacağı şimdiden belli!
 

TCG Tuzla güzel bir kayık oldu ama bir de şu baş topu böyle olmasaydı ;)

Geminin bütün hatlarıyla baş üstündeki çift namlulu 40mm topun görüntüsü tam bir tezat teşkil ediyor. Kim ne derse desin herhangi bir harp gemisinin dış görünüşü son derece önemlidir ve tarih boyunca savaş gemilerinin dış görünüşlerine en az etkinlikleri kadar hatta bazen daha fazla önem verilmiştir. Çünkü gemiler nadiren savaşır ama denizlerde bayrak göstermeleri ait oldukları devlete gerçek gücünün önemli bölümünü verir. Bir savaş gemisinin temel görevi bayrak göstermektir, ilk anda düşünüldüğü gibi savaşmak değil. Sadece bir Türk Donanma filosunun kısa bir süre önce tamamladığı Afrika seferini incelemek bile meselenin ne kadar da önemli olduğunu anlamaya yeterli olur.

 

Dikkât edilirse bu ülkenin(!) medyası kısa bir süre önce gerçekleştirilen Türk Deniz Kuvvetlerinin Afrika seferine çok bozulmuştu.
Sadece bu tepki bile Türk filosunun aslında ne kadar doğru ve önemli bir görev yaptığını ispatlamaya yeterlidir. Seferi gerçekleştiren filoda başka gemiler de vardı ama o gemiler aralarında TCG Heybeliada olmadan böyle büyük bir etki yapabilir miydi?
 

Velhasıl işte bu çift namlulu 40mm top geminin görüntüsünü maalesef mahvediyor! Görüntüyü şimdilik bir taraf bırakırsak; baş top ile ilgili olarak birkaç fikir ileri sürülebilir.

Taret şekli; mevcut eski usül toparlak :) taret düşük radar kesit alanına sahip olma iddiasındaki bir gemiye uygun sayılamaz. Oysa Oto Melara'nın bu top için daha düşük RKA1 sağlayan tareti de mevcuttu fakat muhtemelen maliyet/rekabet hususu sebebiyle tercih edilemedi ama şartnamede bu yönde bir ister olsaydı ihaleye katılan herkes için durum zaten eşitlenirdi.
Namlu sayısı; geminin görev tanımı düşünüldüğünde çift yerine belki tek namlu düşünülebilirdi. Tek namlu ile atış oranı azalacak ama daha basit mekanizma sebebiyle bakım tutumu kolaylaşacak, hem tedarik hem de ömür boyu maliyeti düşecek ve daha da önemlisi ağırlık azalacaktı. Üstelik tek namulu 40mm toplar için de düşük radar kesitli taretler mevcuttu.

Namlu çapı; gemi üzerinde suüstü ve hava hedeflerine karşı mevcut bulunan tek ciddi silah olmasına rağmen yine de yaklaşık 7ton ağırlığındaki mevcut top yerine daha düşük çaplı ve hafif bir silah sistemi kullanmak da düşünülebilirdi; 25mm, 30mm ya da 35mm tek namulu ve dengeli bir top gibi. Sanırım aselsan artık böyle bir işin rahatlıkla altından kalkabilecek düzeydedir. Böylece en azından beş ton civarında bir ağırlık kazancı elde edilebilirdi. Bu fark geminin toplam ağırlığına oranla küçük görülebilir ama topun bulunduğu bölge itibarı ile düşünüldüğünde geminin başkıç davranışını değiştirmek suretiyle teknenin denizciliğini ayrıca dengesini hissedilir şekilde iyileştirmek mümkün olabilirdi. Ateş gücüne karşı denizcilik: Gemi mühendislerinin sıklıkla karşılaştıkları ikilemlerden biri. Tabii ki karar vermek kolay değil! Hangi çözüm daha iyi sorusuna verilebilecek cevap ise belki şöyle olabilir; duruma göre değişir ;) Mesela şimdilerde Amerikalıların da bu konuda kafası oldukça karşık, 15.000 tonluk ve yaklaşık 4 milyar dolarlık DDG1000'de 57mm topların 30mm ile değiştirilmesi suretiyle 24 tonluk top sistemi hafiflemesi, maliyet düşüşü ve etkinlik değişimi önemsenebildiğine göre 400 tonluk YTKB'de 5 tonluk bir değişikliği ağırlık, maliyet ve etkinlik açılarından tekrar değerlendirmek de ilgi çekici olabilirdi.

YTKB'nin tasarım kavramını ele alırsak hemen söyleyebiliriz ki; yaklaşım 1970'lerde ABD donanmasının uygulamaya koyduğu "Yüksek-Alçak" tedarik stratejisi ile benzerlikler gösteriyor ve bu açıdan da ilgi çekici. Diğer taraftan tamamen Türk Donanmasının ihtiyaçları göz önüne alınarak bir çözüm oluşturulmuş ve bu bile başlı başına güzel, alışık olmadığımız, son derece sevindirici bir durumdur.

Oysa Deniz Kuvvetlerinin sadece yakın geçmişteki tedarik faaliyetlerine bakıldığında bile tam ters yönde, pek çok olumsuz örnek mevcuttur;

Mesela Doğan ve takip eden hücumbot projelerine, Ay ve takip eden denizaltı projelerine önyargısız olarak ve mantıklı bir şekilde bakın. Bu gemiler Türk Deniz Kuvvetlerinin kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş tam olarak ihtiyaç duyduğumuz tasarımlar mıdır yoksa bütün 3.dünya ülkelerine adeta otomobil satar gibi pazarlandıkları şekliyle almaya mecbur bırakıldıklarımız mı? Bir nevi paramızla rezil olmak dedikleri şey... TDzKK'nın yakın geçmişteki hemen hemen bütün projeleri temelde Alman askeri gemi inşa sanayini zengin etmeye ve ayakta tutmaya yaradı. 21.yüzyılda ise YTKB, Milgem gibi çalışmalarla artık bu düzen kısmen de olsa değişmeye başladı, göründüğü (gösterildiği) kadar iyi ilerlediği söylenemese de hiç olmazsa olumlu gelişmeler mevcut. Bu süreç, her gün görebildiğiniz gibi, tabii ki sancılı olacak, bu da bir tür savaş!

 

Özel Amaçlı Denizaltı Savunma Harbi

YTKB'nin temel görev tanımı "Özel Amaçlı Denizaltı Savunma Harbi" olarak tanımlanabilir. Özel amaçlıdır çünkü sadece kıyıya çok yakın sularda bu işi yapmak üzere oluşturulmuş bir kavramdır ve bu sebeple alışılmış DSH2 gemilerinden bazı farklılıklara sahip olması doğaldır.

Özellikle bizim şartlarımız ve ihtiyaçlarımız açısından yıllardır eksikliği çekilen bir alanda, ciddi bir savunma zaafiyetine doğrudan müdahale edilerek oluşturulmuş bu tasarımla donanma çok önemli bir ihtiyacını milli sayılabilecek bir çözümle ve gayet hızlı bir şekilde karşılayabilmiştir.

Bu tür bir geminin en önemli bileşeni ise doğal olarak sonar sistemidir. Tercih edilen sonar ticari bir üründür ve balıkçılık için geliştirilmiştir. Açıklanan verilere göre birim fiyatı 225.000 avrodur ki benzer bir askeri sonara göre çok çok ucuzdur. Mesela elimizdeki Meko200'ler üzerindeki gövdeye bağlı sonar olan Raytheon DE1160'ın fiyatı 3,5milyon avro civarındadır. Tabii ki her iki sonar birbirinden çok farklıdır, biri orta diğeri yüksek frekanslıdır, boyutları farklıdır, güçleri, çözünürlükleri ve menzilleri farklıdır velhasıl ikisinin de birbirlerine göre üstün ve zayıf yönleri mevcuttur. Amaca yönelik değerlendirildiğinde çok daha yüksek maliyetine rağmen bir DE1160 kesinlikle YTKB'nin özel ihtiyaçlarını karşılayamazdı! Velhasıl sonar için doğru bir tercih yapıldığı rahatlıkla söylenebilir.

 

Piyasadaki yoğun rekabet sebebiyle ticari balıkçı sonarları teknolojik açıdan çok hızlı olarak gelişir çünkü işin ucunda para var. İthâl edilmesi mümkün olabilen seviyedeki askeri sonarlarda ise gelişme çok yavaştır çünkü askeri amaçlı sonar üreticisi birkaç ülke yeni nesil teknolojiye sahip ürünleri satmaz ve zaten bu sonarları alanlar da aslında hiç bir zaman gerçek bir savaşta kullanmayacaklarını bilirler ve bu nedenle ne aldıklarını çok da önemsemezler. İkinci dünya savaşından sonra sadece iki kez ve çok küçük ölçekte gerçek DSH harekâtı söz konusu oldu, biri Malvinas savaşında diğeri de Pakistan-Hindistan savaşı esnasında. Son 32 senede ise dünya denizlerinde hiç bir gerçek DSH harekâtı gerçekleşmedi.
 

YTKB üzerinde kullanılan sonar 20-30kHz arasında çalışabilir ve kullanıcı ihtiyaca göre 1kHz aralıkla 11 farklı çalışma frekansından birini tercih edebilir. Bunun yanında sonar üzerinde dijital dengeleyici vardır ve seyir halindeki geminin (bir ölçüye kadar) salınımlarına rağmen hedefler temas kaybedilmeden takip edilebilir. Sonar kullanılmadığı zamanlarda gövde içine çekilir, ihtiyaç duyulduğunda ise aşağı indirilir. Bu tür bir yüksek frekanslı sonar eğer geminin savaş yönetim sistemine başarıyla bağlanabilirse son derece etkili olabilir.

İlave olarak balıkçı sonarı herhangi bir ambargodan kolay kolay etkilenmez, acil yedek parça ihtiyacı söz konusu olursa limandaki balıkçılardan destek alınabilir :) hatta bu sonarı etkili bir şekilde kullanmasını zaten bilen balıkçı gençler askere alındığında bu yöndeki ihtiyaçları karşılamak bile kolaylaşabilir.

Hariçten bir örnek vermek gerekirse; İsveçin meşhur düşük izli korveti HMS Visby'nin gelişmiş sonar sisteminin bir parçası olan gövdeye bağlı sonar bileşeni de benzer tercihle ticari bir yüksek frekanslı balıkçı sonarı ile oluşturulmuştur. Fakat bu sonarın üreticisi ve nitelikleri TCG Tuzla'dakinden farklıdır.

Yeri gelmişken kısaca basit gibi görünen ama önemli bir hususa değinmek icâb ediyor; gerek gemi üreticisinin gerekse SSM'nin belgelerinde YTKB üzerindeki sonar için ısrarla "Alçak Frekans" tanımlaması kullanılmaktadır. Bu durum meseleye nasıl baktığınıza göre değişiklik gösterir. 20-30kHz arasındaki frekanslar balıkçı caiması açısından gerçekten de alçak frekans olarak tanımlanır, doğrudur. Lâkin burada bir savaş gemisi ve askeri bir kullanım söz konusudur ve askeri sonar terminolojisi için bu frekans aralığı alçak değil, orta bile değil ama kesinlikle yüksek frekans sınıfına girmektedir. Bu sebeple YTKB için bu kadar yoğun rekabetin olduğu uluslararası pazarlar hedefleniyorsa söz konusu tanımlamaların daha doğru kullanılmasına dikkat etmek iyi olur. Aksi taktirde muhtemel müşteriler üzerinde tersanenin ve SSM'nin aslında konuya vakıf olmadıkları izlenimi oluşabilir. Eğer askerlere gemi satacaksanız onların anlayacağı dilden konuşmanız uygundur ve askeri açıdan alçak frekanslı bir sonar YTKB üzerindeki gibi yüksek frekanslı bir sonardan tamamen faklıdır.

kaynak
http://uskudar.biz/savunma-sanayii/ytkb-tuzla-s%C4%B1n%C4%B1f%C4%B1-karakol-gemileri-yeni-bir-kavram Mesajı Paylaş
Her yeni nesil uçak yeni bir stratejimi gerektirir?

sailordream

#1
Eki 11, 2015, 02:10 ÖS Last Edit: Eki 11, 2015, 09:04 ÖS by sailordream
Yazı ile ilgili bazı görüş ayrılıklarım. Benim görüş ayrılıklarım yazının tamamen yanlış olduğu değil farklı bir bakış açısına ve oldukça fazla tecrübeye sahip olmamdandır.

Lâfa SSM ile başlarsak; bilindiği gibi YTKB projesi 16 gemiden oluşmaktaydı ve ihale de tek seferde onaltı gemi için birden yapıldı. Doğrusu tamamen yeni bir kavram üzerine kurulan, denenmemiş bir tekne için biraz tehlikeli bir yaklaşım. Eğer dört + oniki ya da hiç olmazsa sekiz + sekiz şeklinde bir inşa programı uygulansaydı tasarım üzerinde ihtiyaç duyulan küçük düzeltmeler ve iyileştirmeler ki her yeni askeri gemi projesinde bunların ortaya çıkması kesindir, doğal bir süreç içinde çözülebilir ve nihayetinde maliyeti fazla etkilemeden, daha da iyi bir sonuca ulaşılabilirdi.

Anlaşılan yazıyı yazan arkadaşımız hayatında hiç üretim tecrübesi olmayan birisi, belli bir üretim tecrübesinden gelseydi bilirdi ki;
Maliyeti fazla etkilemeden dünyadaki hiçbir üretim şeklinde 8+8 üretemezsiniz 16 gemi siparişi ile 8+8 gemi arasında ayni gemi dahi olsa maliyet minimum %15 ila %20 arasında artardı. (teminat bedelleri alım maliyetleri kredi maliyetleri vs vs. iki grup 8 gemi için önemli miktarda masrafları tekrar ederek yükseltirken 16 gemi için bir defa yapılacaktır)

Bu gemilerin inşa kontratı hakkında biraz sorgu sual etmiş olsaydı öğrenirdi ki;
Dearsanda gemiler yapılırken süreki olarak seyir ve kullanım geri dönüşlerine göre iyileştirme yapılacağı bununda proje bedeli içinde olacağı, çok büyük değişiklikler gerekirse onlar için yeni bir anlaşma yapılacağı belirtilmiştir. Bu inşa aşamasında gemilere pek çok defa iyileştirici revizyonlar düzeltmeler gelmiştir.

Mesela devam etmekte olan yeni tip denizaltı projesinde de benzer bir durum söz konusudur. Zavallı fakir Almanya bile, üstelik kendi tersanesinden denizaltı sipariş ederken bunu ikişer ikişer yapıyor ama biz; altı tane birden!

Bu konuda yukarıda belirttiğimiz gibi biraz üretim tecrübesi olsaydı yada hiç değilse makale yazarı biraz merak edip bu gemiler nasıl inşa edilmiş diye okusaydı görecektiki;
Gemiler ayni anda 6 adet olarak  kızağa konmamaktadır. İlk gemi yada denizaltı inşa edildikten sonra çok uzun ve sınıfındaki diğer gemilerin göremeyeceği kadar yoğun bir biçimde teste tabi tutulur. Bu sonuçlar ışığında iyileştirmeler ve revizyonlar yapılır diğer gemilere uygulanır. Benzer bir yöntem MİLGEM'de uygulanmıştır, ilk gemideki testler sonucunda mevcut elektronik ekipmanların birbiri ile fazla etkileşim içinde oldukları görüldüğü için konfigurasyon ve yerleşim revizyonları yapılmış ardından bu revizyonlar ikinci gemide uygulanmıştır. Yani 6 gemi için anlaşmak bir sonunu diğer 6 gemiye de eşdeğer taşımak anlamına gelmez. Eğer yazdığı verileri doğru analiz etseydi yazar görürdü ki;
Alman savunma bakanlığı ikişerli gruplar halinde bir kerede 6 denizaltı siparişi vermiş ve 4 adet için ödeme çıkartmış ancak AIP sistemindeki sorunların giderilmesinin süresinin uzaması ama daha önemlisi politik bütçe kesintileri sebebi ile son iki denizaltının inşası gecikmiştir.
Yani bizde de ilk üç emiden sonra duraksama yaşanabilir yada zaten sorunlar çözülmiş olduğu için devam edebilir. Bu tür büyük anlaşmalarda gayet normaldir.


TCG Tuzla güzel bir kayık oldu ama bir de şu baş topu böyle olmasaydı ;)
Geminin bütün hatlarıyla baş üstündeki çift namlulu 40mm topun görüntüsü tam bir tezat teşkil ediyor. Kim ne derse desin herhangi bir harp gemisinin dış görünüşü son derece önemlidir ve tarih boyunca savaş gemilerinin dış görünüşlerine en az etkinlikleri kadar hatta bazen daha fazla önem verilmiştir. Çünkü gemiler nadiren savaşır ama denizlerde bayrak göstermeleri ait oldukları devlete gerçek gücünün önemli bölümünü verir. Bir savaş gemisinin temel görevi bayrak göstermektir, ilk anda düşünüldüğü gibi savaşmak değil. Sadece bir Türk Donanma filosunun kısa bir süre önce tamamladığı Afrika seferini incelemek bile meselenin ne kadar da önemli olduğunu anlamaya yeterli olur.


Kesinlikle baş topunun küçük olduğu konusunda katılan birisiyim. Bu gemilerin Yunan donamasındaki karşılığı Osprey HSY55 ve 56 lardır onlarda başta 76mm toğ ve kıçta tekli 40mm bofors ve iki 20mm topları bulunur Bu gemiler yüzey karakolu amaçlı gayet yeterlidir ancak hiçbir etkin DSH yetenekleri yoktur. Ana amaçları hafif siklet Yunan sahil güvenliğine destek olmaktır. O yüzden Tuzla sınıfı gemilerde daha iyi bir silah konfigürasyonu seçilebirdi ama kuvvetin bilinçli olarak tercihi bu yönde olmuştur.

Ancak diğer kısma bakacak olursak her savaş gemisi dünyayı dolaşacak 7 denizde bayrak gösterecek demek değildir. Bu gemi 1000 deniz mili menzili ile kıyı DSH yapmak üzere inşa edilmiş bir gemidir. Modüler sistemde yapıldıkları için 40mm yerine başka bir silah sistemi de takılabilir. 40mm Kupola yani üstündeki yuvarlak kısım istenseydi 76mm lik gibi daha keskin hatlı tercih edilebilirdi ki zaten onuda Türkiyede sirena marine imal etmektedir. Ana amacı hayalet gemi olmayan genelde devriye görevi görecek gemi için estetik olmamakla beraber 40mm fast forty doğru mühimmatla neredeyse CIWS görevi görebilen bir silah sistemidir.

YTKB üzerinde kullanılan sonar 20-30kHz arasında çalışabilir ve kullanıcı ihtiyaca göre 1kHz aralıkla 11 farklı çalışma frekansından birini tercih edebilir. Bunun yanında sonar üzerinde dijital dengeleyici vardır ve seyir halindeki geminin (bir ölçüye kadar) salınımlarına rağmen hedefler temas kaybedilmeden takip edilebilir. Sonar kullanılmadığı zamanlarda gövde içine çekilir, ihtiyaç duyulduğunda ise aşağı indirilir. Bu tür bir yüksek frekanslı sonar eğer geminin savaş yönetim sistemine başarıyla bağlanabilirse son derece etkili olabilir.

İlave olarak balıkçı sonarı herhangi bir ambargodan kolay kolay etkilenmez, acil yedek parça ihtiyacı söz konusu olursa limandaki balıkçılardan destek alınabilir :) hatta bu sonarı etkili bir şekilde kullanmasını zaten bilen balıkçı gençler askere alındığında bu yöndeki ihtiyaçları karşılamak bile kolaylaşabilir.

Hariçten bir örnek vermek gerekirse; İsveçin meşhur düşük izli korveti HMS Visby'nin gelişmiş sonar sisteminin bir parçası olan gövdeye bağlı sonar bileşeni de benzer tercihle ticari bir yüksek frekanslı balıkçı sonarı ile oluşturulmuştur. Fakat bu sonarın üreticisi ve nitelikleri TCG Tuzla'dakinden farklıdır.



Bende destekliyorum SİMRAD SP-92 MK-2 sonar şu anda askeri olmayan satın alınabilecek en iyi sonardır. Burada asıl bakılması gereken bu sonarın ne amaçla kullanıldığıdır. Kıyı denizaltı savunması yapan bir gemi genelde sığ sularda denizaltı arar yani sonarın daha güçlü olması daha derinde arama yapma imkanı sağlar ama asıl DSH için sorun olan Ege sıyılarında geminin görev yaptığı yerlerde ki en derin bölgeler 200 metre civarında olacaktır ki çoğu zaman bundan daha da sığdır. bu tip yerderde veri alabilmek için Aselsan milgemdeki sonarı küçültünceye kadar mevcut sonar en doğru seçim olmuştur.

Ancak SİMRAD SP-92 MK-2'yi piyasada balıkçıya onartamazsınız :)

Tuzla çelik imalar ve ortalama 18-22 deniz mili süratle seyir yaparken karakol görevi yapacak iken Visby kompozit ve ortalama 28 -32 denizmili süratte devriye gezen yüksek hızlı bir korvet olacaktır. Simrad 25 denizmili üzerinde görev yapamaz der imalatçı firma.bu sebeple isveçliler bu güzel ürünü kullanamamış olma ihtimalleri yüksektir.


Taret şekli; mevcut eski usül toparlak :) taret düşük radar kesit alanına sahip olma iddiasındaki bir gemiye uygun sayılamaz. Oysa Oto Melara'nın bu top için daha düşük RKA1 sağlayan tareti de mevcuttu fakat muhtemelen maliyet/rekabet hususu sebebiyle tercih edilemedi ama şartnamede bu yönde bir ister olsaydı ihaleye katılan herkes için durum zaten eşitlenirdi.
Namlu sayısı; geminin görev tanımı düşünüldüğünde çift yerine belki tek namlu düşünülebilirdi. Tek namlu ile atış oranı azalacak ama daha basit mekanizma sebebiyle bakım tutumu kolaylaşacak, hem tedarik hem de ömür boyu maliyeti düşecek ve daha da önemlisi ağırlık azalacaktı. Üstelik tek namulu 40mm toplar için de düşük radar kesitli taretler mevcuttu.
Namlu çapı; gemi üzerinde suüstü ve hava hedeflerine karşı mevcut bulunan tek ciddi silah olmasına rağmen yine de yaklaşık 7ton ağırlığındaki mevcut top yerine daha düşük çaplı ve hafif bir silah sistemi kullanmak da düşünülebilirdi; 25mm, 30mm ya da 35mm tek namulu ve dengeli bir top gibi. Sanırım aselsan artık böyle bir işin rahatlıkla altından kalkabilecek düzeydedir. Böylece en azından beş ton civarında bir ağırlık kazancı elde edilebilirdi. Bu fark geminin toplam ağırlığına oranla küçük görülebilir ama topun bulunduğu bölge itibarı ile düşünüldüğünde geminin başkıç davranışını değiştirmek suretiyle teknenin denizciliğini ayrıca dengesini hissedilir şekilde iyileştirmek mümkün olabilirdi. Ateş gücüne karşı denizcilik: Gemi mühendislerinin sıklıkla karşılaştıkları ikilemlerden biri. Tabii ki karar vermek kolay değil! Hangi çözüm daha iyi sorusuna verilebilecek cevap ise belki şöyle olabilir; duruma göre değişir ;) Mesela şimdilerde Amerikalıların da bu konuda kafası oldukça karşık, 15.000 tonluk ve yaklaşık 4 milyar dolarlık DDG1000'de 57mm topların 30mm ile değiştirilmesi suretiyle 24 tonluk top sistemi hafiflemesi, maliyet düşüşü ve etkinlik değişimi önemsenebildiğine göre 400 tonluk YTKB'de 5 tonluk bir değişikliği ağırlık, maliyet ve etkinlik açılarından tekrar değerlendirmek de ilgi çekici olabilirdi.
YTKB'nin tasarım kavramını ele alırsak hemen söyleyebiliriz ki; yaklaşım 1970'lerde ABD donanmasının uygulamaya koyduğu "Yüksek-Alçak" tedarik stratejisi ile benzerlikler gösteriyor ve bu açıdan da ilgi çekici. Diğer taraftan tamamen Türk Donanmasının ihtiyaçları göz önüne alınarak bir çözüm oluşturulmuş ve bu bile başlı başına güzel, alışık olmadığımız, son derece sevindirici bir durumdur.
Oysa Deniz Kuvvetlerinin sadece yakın geçmişteki tedarik faaliyetlerine bakıldığında bile tam ters yönde, pek çok olumsuz örnek mevcuttur;
Mesela Doğan ve takip eden hücumbot projelerine, Ay ve takip eden denizaltı projelerine önyargısız olarak ve mantıklı bir şekilde bakın. Bu gemiler Türk Deniz Kuvvetlerinin kendi ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş tam olarak ihtiyaç duyduğumuz tasarımlar mıdır yoksa bütün 3.dünya ülkelerine adeta otomobil satar gibi pazarlandıkları şekliyle almaya mecbur bırakıldıklarımız mı? Bir nevi paramızla rezil olmak dedikleri şey... TDzKK'nın yakın geçmişteki hemen hemen bütün projeleri temelde Alman askeri gemi inşa sanayini zengin etmeye ve ayakta tutmaya yaradı. 21.yüzyılda ise YTKB, Milgem gibi çalışmalarla artık bu düzen kısmen de olsa değişmeye başladı, göründüğü (gösterildiği) kadar iyi ilerlediği söylenemese de hiç olmazsa olumlu gelişmeler mevcut. Bu süreç, her gün görebildiğiniz gibi, tabii ki sancılı olacak, bu da bir tür savaş!

Bu kısım için apayrı bir makale yazmak gerek... Mesajı Paylaş

Tolga

TUZLA sınıfı YTKBotlarının silah sistemleri konusunda bu güne kadar bir çok görüş dile getirdik.
Sonuç olarak ise kuvvet yıllar süren üretim sırasında hiç bir değişiklik ihtiyacı hissetmedi.
Türkmenistan Serhat sınıfında ki 25mm STOP tercihi bile bizde YTKB ve MİLGEM'e yansımadı.

Geçen süre içerisinde, YTKBotlarında hiç olmazsa, Aselsan'ın Pnömatik lançerden atılan sarf edilebilen DEKOY ve yine yerli KALKAN Chaff sistemi ile daha güçlü-yetenekli bir radar sistemi ile donatılması yararımıza olabilirdi.

Neredeyse tüm liman ağızları-yaklaşma sularında devriye gezen bu botlarımız, Denizaltı avı görevi haricinde bir çok irili ufaklı süpriz ile de karşılaşabilir. Bu nedenle ROKETSAN-Cirit-Umtas gibi yerli ilaveler bu botlarımıza önemli katkı yapabilir.



      Mesajı Paylaş

süper çavuş

HARZEŞMAH üstad UMTAS-UM tamamlanınca botlara bunların takılacağını belirtmişti daha evvelerden yanlış hatırlamıyorsam .. Mesajı Paylaş

ocay

40mm top tercihi çok yerinde, hava savunmasına bile yeter. Tek eksiği 3D radar.. Korkutta kullanılan MAR radarı çok güzel olurdu bu gemilere.

Yine görüş hattının tamamını kapsayan 15-20km menzilli UMTAS türevi füze hoover da bulunan helkooterlere karşı da çol etkili olur.

Ucuz bir sonar modeli geliştirilirse gelecekte sonar kabiliyeti arttırılabilir; o yüzden şimdilik derinlik bombaları ve DSH Roketleri yeterli görünüyor. Tabii istenirse sağa sola 1er torpido tüpü eklenebilir.

EW suitinden önce bir 3D radar ile Bofors topunun nimetlerinden faydalanılabilir..ve MKEK üretimi 130mm chaff atıcısı iş görür bu sınıf bir gemide. Mesajı Paylaş

HARZEMŞAH

Bu teknelere Simrad sonarı geçici olarak takıldı. Ama biz bir türlü Milgem'de kullandığımız sonarın küçük türevini tamamlayamadık.  :-[  Özür...
Yakında o hazır olunca tüm YTKB'lere o milli ve son derece gelişmiş sonar takılacak.

Süper Çavuş iyi hatırlıyor. UMTAS-UM bittiğinde tüm YTKB ve benzeri platformlar onunla donatılacaklar. Bu da bize. olası bir helikopter ya da benzeri bir tekne saldırısında, teknenin ya da helikopterin saldırı menziline girmeden ateş altına alınması olanağı kazandıracak...

Bu teknelerde 3D radar acil bir ihtiyaç değil. Çünkü tüm Ege, TSK'nin radar ve erken uyarı ağının dahilinde. Tabiri caizse Ege'nin tüm taktik görüntüsü 24 saat 365 gün elimizde. Tüm olası tehditler çok çok önceden algılanıp tüm birlikler bilgilendiriliyorlar... Mesajı Paylaş

sailordream

Karşıt önleyici olmasını destekliyorum.  Ama 3D radar olsa kilitlense ne atacak ki stinger mi zaten Sayın Harzemşah üstat yazmış bu geminin çalıştığı bölgeler radar şemsiyesi altında. Mesajı Paylaş

HDS

TCG Tuzla'nın personeli de, bir ziyaretimizde, "Sessiz ve pusuda beklemeyi yeğlerim" diyordu. Platform çok küçük, çok az yansıma veriyor, yavaş ve sessiz. Nerede olduğunu bilebilmek neredeyse mümkün değil. Hani diyoruz ya "Bunlara karşı olabilecek uçak/helikopter tehditi" diye, bunların Tuzla'yı bulması çok çok zor.

Bunların kinetik gücü de daha çok korudukları hedefe yönelene bir hasmı pusuya düşürdüklerinde vurucu olabilmeleri diye düşünürüm. Mesajı Paylaş

sailordream

MİLGEM görevi gereği pruvadan RCS verir. Tuzla görevi gereği bordadan RCS verir devriye görevi olan bir gemi pusu nasıl neyle atacak, yeterki pusu yemesin. Mesajı Paylaş

Saturn5

Mademki SİMRAD SP-92 MK-2 sonarı şu anda askeri olmayan satın alınabilecek en iyi sonardır o zaman muhtemelen Ege'de bir çok büyük balıkçı teknesinde var mıdır?

Eğer varsa bu sonarı duyan denizaltı üzerine gelenin bir sivil balıkçı mı yoksa Tuzla sınıfı bir bot mu olduğunu da kolayca anlayamayacaktır. Mesajı Paylaş
Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olunmaz.

malpsoy

Zaten etkisi, karakol botu olmasına rağmen modern sistemlere sahip olması nedeniyle Yunanistan'ın bölgeye korvet ve fırkateyn konuşlandırmasına neden oldu diye duyumlar olmuştu Mesajı Paylaş

sailordream

#11
Eki 13, 2015, 06:04 ÖÖ Last Edit: Eki 13, 2015, 07:14 ÖÖ by sailordream
turkdefence
@sailordream yazınızı varsa blogunuzda ilgili makaleye cevap olarak paylaşabilir misiniz; veya daha da detaylandırarak word şekline dönüştürüp x@uskudar.biz veya reis@unseen.is adresine ulaştırabilir misiniz...


Yazının başında da belirttim benim derdim tartışma yaratmak değil, sadece görüş farklılıklarını dile getirmek.

Ama mail atıp sadece "...Türkiye Cumhuriyeti ilk kez harp gemisi (10 adet YTKB) ihraç etti ki üzerine silah yerleştirilmiş motoryatları savaş aracı saymadığımı belirtmeliyim." ifadesinde Yonca Onuk'u mu kastetti diye mail ile soracağım.

alpsoy
Zaten etkisi, karakol botu olmasına rağmen modern sistemlere sahip olması nedeniyle Yunanistan'ın bölgeye korvet ve fırkateyn konuşlandırmasına neden oldu diye duyumlar olmuştu


Yunan korveti derken?
Dediğiniz kavram MİLGEM'e karşı Fırkateyn çıkarttıkları için sıkça kullanılır. Mesajı Paylaş

sailordream

Bu arada hariçten bir başka sallama :
Hariçten bir örnek vermek gerekirse; İsveçin meşhur düşük izli korveti HMS Visby'nin gelişmiş sonar sisteminin bir parçası olan gövdeye bağlı sonar bileşeni de benzer tercihle ticari bir yüksek frekanslı balıkçı sonarı ile oluşturulmuştur. Fakat bu sonarın üreticisi ve nitelikleri TCG Tuzla'dakinden farklıdır.
Hayalet gemi başlığı açmak için araştırma yaparken Visby sınıfını bayağı incelemiştim tekrar kontrol etmeden yazmak istemedim.
Visby sınıfında ciddi bir çekili değişken derinlikli askeri sonar bulunur.

http://www.odimspectrum.com/naval.php ve
http://www.gdcanada.com/news/archivednews/2011news/may162011-x3562

Her güzel yazılana inanmayıp araştırma yapmak gerek. Mesajı Paylaş

swat

 uskudar.biz takip edeceğim bir kaynak olacak ama açıkcası her yazılanı ne kadar doğru tartışılır. Sert üslubu konuya hakim bir yazar izlenimi uyandırıyor, yarı bilgili bir kaynak olduğunu not almak gerekir.

bunun dışında.

UMTAS-UM fikrine biraz faklı bakmak lazım. Su üstü ve Hava platformlarında kullanılabilecek çok yönlü IIR veya IR güdümlü bir füze daha yerinde olur.


UMTAS-UM'yi brimstone gibi düşünmek lazım.

Mesajı Paylaş


Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter