İŞİD

Başlatan dalamper, Eyl 30, 2015, 09:42 ÖÖ

« önceki - sonraki »
Aşağı git

dalamper

Eyl 30, 2015, 09:42 ÖÖ Last Edit: Eki 07, 2015, 01:17 ÖS by HARZEMŞAH
Amerika işgali sırasında Baas/Sünni idari ve askeri kadronun tasfiyesi, yerlerine Şii yöneticilerin getirilmesiyle beraber Sünnilerin çeşitli örgütler altında hükümete karşı mücadelenin en radikal ve zirve noktası olarak nitelendirebileceğimiz IŞİD, diğer silahlı örgütler aksine (El-Kaide hariç) bölgesel değil küresel alanda faaliyet gösteriyor.

Suriye İç Savaşı sırasında muhaliflerle beraber Suriye Rejimi'ne karşı mücadele eden IŞİD, ilk olarak Rakka (ya da Deyrizor)'da Muhaliflere saldırmasının ardından 2 taraflı İç Savaş'da 3. taraf oluşmasına sebep oldu.

Bugün Türkiye'nin 'güvenli bölge' konusunda ısrar ettiği Halep'in kuzeyinde Muhalifler ile IŞİD arasında hem kırsalda hem de şehir içlerinde yoğun çatışmalar yaşanıyor. Yapılmak istenen 'güvenli bölge'nin önemli konumunda yer alan Mare şehrine IŞİD baskılarını sürdürüyor.

Suriye'nin kuzeyinde sadece muhalifler ile değil PKK'nın Suriye kolu YPG'ye karşı da savaşmaktadırlar.

Muhalifler ile Halep'in kuzeyinde savaşmasına karşın Suriye'nin güneyinde ve Lübnan sınırındaki 1-2 cepe hattında Muhaliflerle beraber Rejim güçlerine karşı beraber savaşmaktadırlar.

Suriye'nin en kaliteli petrolü ise IŞİD'in elindedir. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

DAEŞe bir terör örgütü demek ne kadar doğru bir ifade ki? Adamlar Suriye, Irak, Libya, Yemen, Afganistan, Mısır, Somali de faaliyet gösteriyorlar. Devlet desen devlet değil, terör örgütü desen örgüt değil. Görülüyor ki Amerika Irakta sünnileri yok sayarak büyük bir hata yapmış. Bölgede Amerika ve Rusya DAEŞi bahane ederek bilek güreşi yapacaklar Mesajı Paylaş

theavengers

IŞİD ile ideolojik mücadele vermeden katılımın engellemesi mümkün değil. Bütün sınıra duvar öremeyiz.

Avrupa'dan, Asya'dan oluk oluk militan akıyor. Bunların hepsi vasıfsız insanlar da değil, kimisi işinde gücünde, kimisi üniversite öğrencisi, kimisi akademisyen.

ODTÜ'den bizzat tanıdığım 2 kişi örgüte katıldı. Bunlardan birisi Finlandiya'da master kazanan, Avrupa Uzay Ajansıyla çalışan bir genç. IŞİD'in etki alanının ne kadar geniş olduğunu siz hayal edin...

Birkaç kişinin hala IŞİD propagandası yaptığı duyumunu aldım, belki yeni katılımlar da olacak.

Devlet de bunu engelleyemiyor, bir tanesi gözaltına alınmış ancak delil yetersizliğinden serbest kalmış.

Bana öyle geliyor ki yeni katılımları engellemenin tek yolu fiziki savaşdan daha güçlü bir ideolojik savaş yürütmek... Mesajı Paylaş
All animals are equal but some animals are more equal than others.

Modus

IŞİD'e dair...*
Hakan Gürel


Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD), ABD ve müttefiklerinin küresel hegemonyasının gerilediği bir konjonktürde Ortadoğu'nun çözümlenmemiş tarihsel ve güncel sorunlarını, mevcut etnik, dinsel fayları, bölgede yürütülen emperyalist ve alt-emperyalist politikaların enkazında şekillenen çatışma tehditlerini tetikleme potansiyeli olan yeni bir savaş başlattı. Savaşa olağan şüphelilerden oluşan bir koalisyonla dâhil olan ABD ve gönülsüz müttefikleri, sadece IŞİD'in kademeli olarak bertaraf edilmesi hedefiyle sınırlı kalsa bile bunun uzun bir mücadele olacağını itiraf ediyor.

IŞİD, küresel hegemonyanın Ortadoğu'da yeniden bir cephe açma konusundaki isteksizliğini ve yetersizliğini, bölgesel güçlerin kendi iç çelişkilerini, birbirleriyle olan husumetlerini ve ABD ile bölgeye ilişkin bakış açısı farklılıklarını iyi analiz etmiş görünüyor. Mağrur Atlantik ittifakının ve bölge ülkelerinin kendisine karşı karar verici bir kara savaşını başlatma konusunda türlü nedenlerle ayak dirediğini biliyor. Özelde ABD ve müttefiklerinin hava saldırılarının, genelde her türlü dış müdahalenin son tahlilde kendi gücünü artıracağının farkında... Dayanabilirse, neticede sınırların 'kaçınılmaz olarak' yeniden çizilmek zorunda kalacağını, Suriye ile Irak topraklarının bir kısmı üzerinde, Ortadoğu hidrokarbon kaynaklarından önemli bir pay elde edecek kendi İslam anlayışına uygun bir Sünni Arap devletinin kurulabileceğini öngörüyor. Bu sınırlar içinde başka din, mezhep veya etnik gruba tahammül edilmeyeceğini Ezidi, Kürt, Şii kökenli Türkmen ve Araplar ile Hıristiyan nüfusu büyük bir zulümle katlederek, 'savaş ganimeti' kadınları köle pazarlarında satarak ve büyük çaplı göçlere neden olarak göstermiş bulunuyor. IŞİD, Türk - Kürt, Arap - Kürt, Türk - Arap, Şii - Sünni çatışma matrisi içinde kendisine büyük bir manevra alanı bulduğunu düşünüyor.

IŞİD nasıl bir strateji izliyor?

IŞİD ya da takipçilerinin yeni benimsediği adla İslam Devleti, Ebu Musab El-Zarkavi tarafından 1999 yılında kurulan, ABD'nin Irak'ı işgal ettiği yıllarda El Kaide örgütüne bağlılığını ilan eden Tevhid ve Cihat Örgütü'nün bir devamı. Süreç içinde serpilip geliştiği El Kaide örgütünden büyük ölçüde farklılaşan IŞİD, küresel ölçekte köktendinci İslâmcı hareketin geldiği en son noktayı temsil ediyor. Irak ve Suriye'de ele geçirdiği, petrol üretim tesislerini de içeren geniş topraklar ve kentler, devlet kurma niyeti, halifelik ilanı ve hücrelerden oluşan ağ tipi bir örgütlenmeden aleni cephe savaşına terfi eden saha pratiği ile El Kaide'yi ikinci plana atmış görünüyor. El Kaide örgütünün Suriye'deki temsilcisi El Nusra örgütü ile silahlı çatışmaya girmekten de hiç çekinmiyor.

IŞİD, Suriye iç savaşı vasıtasıyla elde ettiği silah, mühimmat ve insan kaynaklarını Esad rejimine karşı savaşmaktan çok kendi örgütünü güçlendirmek, diğer örgütler üzerinde hâkimiyet kurmak ve güç gösterileri vasıtasıyla Sünni tabanında toplumsal desteği garantilemek için kullandı. Suriye içindeki diğer örgütlere karşı sık sık silahlı mücadeleye girişti. İslamcı örgüt militanlarının çoğunu kendi kadrosuna kattı. ABD ve müttefikleri ile İsrail'i doğrudan hedef alan eylemlerde bulunmaktan kaçındı. Bu noktaya kadar IŞİD ne ABD ve müttefiklerinin ne de bölgesel güçlerin aleyhine çalışmış değildi. Suriye'de Esad rejiminin işini kolaylaştırmış hatta ömrünü uzatmıştı. ABD'nin Suriye'de istikrarlı/sürdürülebilir bir iç savaş stratejisine dayalı politikalarına zarar vermemişti. Yağma ve yardımlarla elde ettiği silahlar ve büyük bir militan gücüyle ordulaştıktan hemen sonra Irak'ta başlattığı büyük saldırı ile güneyde Bağdat sınırlarına dayanırken, kuzeyde Musul'u ve çevresindeki Kürt, Ezidi, Türkmen bölgelerini ele geçirdi. Petrol 'ihracatını' endüstriyel ölçekli sayılamayacak amatör tesislerde arıttığı petrolle yapıyordu. Musul'u ele geçirerek Maliki'nin devrilmesini hızlandırdı.

IŞİD, Türkiye'nin Suriye'de rejim değişikliği ve Suriyeli Kürtlerin özyönetim deneyimlerinin yok edilmesine dayalı politikalarına da uyumlu adımlar atıyordu. Özgür Suriye Ordusu'na (ÖSO) yapılan para ve silah yardımlarından yararlanırken, Türkiye'yi hem bir lojistik destek üssü, hem bir sağlık ve dinlenme tesisi, hem de farklı ülkelerden militanlarının ulaşımı için bir "Cihat Otoyolu" olarak kullandı. IŞİD ile Türkiye'nin çıkarları, Irak'ta Maliki hükümetinin devrilmesi noktasında da kesişiyordu. Bu faydacı ilişkinin boyutları ve kapsamı çoktandır dile getirilse de esas olarak boşboğazlığıyla tanınan Başkan yardımcısı Biden'in açıklamaları ve Kobanê konusunda Türkiye Cumhuriyetinin takındığı tutum ile iyice belirginleşti.

IŞİD, daha bir kaç ay öncesine kadar İran'dan, Maliki yönetimindeki Irak, Esad yönetimindeki Suriye ve Hizbullah'ın kontrolündeki Lübnan'a çizilebilecek bir hat üzerinde cisimleşen Şii mihverini ortadan kaldırma ihtimaliyle sponsorları Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'ı çok memnun etmişti.

ABD liderliğindeki koalisyonun amacı ve kapsamı ne?

ABD ve müttefiklerinin IŞİD'e karşı askeri operasyon seçeneğini kaçınılmaz hale getiren temel gerekçe, bölgede istikrarının bozulması daha doğrusu mevcut istikrarsızlığın sürdürülebilir olmaktan çıkmasıydı. Ne Ezidi katliamı, ne Kobanê, ne de başkaca bir insani gerekçe, söylem düzeyinde bile söz konusu değildi. Hatta Kobanê konusunda olduğu gibi kentin düşmesinin ve olası bir katliamın 'üzücü ama asıl hedeflere kıyasla ihmal edilebilir' olduğu dile getiriliyordu. ABD esas olarak Irak'ta olası bir uzun erimli Sünni - Şii - Kürt - Arap savaşı sonucunda petrol kaynaklarının kapitalist dünya-sistemin erişimi veya kontrolü dışına çıkması olasılığı üzerine harekete geçmişti.

Musul'un sadece bin kişi olduğu tahmin edilen bir kuvvetle kolayca işgal edilmesi, Atlantik ittifakının bölge ülkelerinin desteğini arayarak IŞİD'e karşı harekete geçmesi için temel işaret oldu. Büyük kaynaklar ayrılarak donatılan yeni Irak Ordusu IŞİD'le mücadele etmek bir yana, daha ilk ciddi karşılaşmada tüm silah ve mühimmatını düşmana teslim ederek dağılmıştı. IŞİD ağır bir çatışmaya girmeden kente yerleşmiş, bankaları yağmalayarak 400 milyon dolar civarında olduğu tahmin edilen nakit para ve bilinmeyen miktarda altına el koymuştu. Alarm zillerinin çalmasına neden olan bir başka gelişme ise IŞİD kente yaklaşırken, Musul'un Sünni Arap kökenli sakinlerinin silahlanarak sokağa çıkması, mahalle ve karakollar gibi stratejik mevzileri ele geçirmesiydi.

ABD işgalinin ardından, esasen Irak'ta azınlık durumunda olmasına rağmen Tikrit aşireti ve Saddam üzerinden ülkenin egemen etnik-mezhepsel unsuru olma ayrıcalığını yitiren Sünni Araplar, özellikle de Şii Arap kökenli Maliki'nin başbakanlığı döneminde büyük oranda sistem dışı bırakılmışlardı. Maliki yönetimi, ABD işgali sırasında El Kaide'nin Irak'ta yerleşmesine karşı büyük 'yararlılıklar' göstermiş Sünni milislerin çok küçük bir kısmına devlet kapısında bir iş bulmuş, Sünnileri yönetsel, ekonomik ve askeri bürokrasi dışında bırakan politikalar izlemişti. Suriye'de Esad karşıtı Sünni Arap çoğunluk ve Irak'ta Kürtler ve Şii Araplardan intikam alma fırsatı kollayan Sünniler, silahlı bir güç olarak rüştünü ispat etmiş IŞİD'i 'tabiatıyla' bağırlarına basacaklardı.

ABD, IŞİD ile mücadelenin Irak ayağında Maliki'nin devrilmesinin ardından Sünnilerin yeniden sistem içine alınabileceği bir yol bulma arayışında. Zira Irak ordusunun dağılmasının ardından IŞİD'e karşı direnen Peşmerge kuvvetlerinin silahlandırılmasına ve Şii Arap milislerin Bağdat'ı korumak için seferber edilmesine dayalı çözümün geçici olduğu ortada. Nitekim ABD ve müttefiklerinin hava desteğine rağmen bu güçler IŞİD'e karşı ancak bir savunma hattı oluşturabilmiş durumda. IŞİD'in yağma ve yardımlarla elde ettiği gelişmiş silah sistemleri ve motive askeri gücüne karşı bir 'taarruza kalkışma' şansları yok. ABD, Sünnilerin de özsel bir parçası olduğu yeni bir Irak ve yeni bir ordu için çalışılması gerektiğini dile getiriyor.

ABD'nin önderliğindeki koalisyon, IŞİD'le mücadele alanını esasen Irak olarak belirlemiş durumda. Esad rejimine karşı bir adım atılmayacağını Türk hariciyesinin bile istese biraz çabayla anlayabileceği açıklık ve kesinlikle ortaya koydu. Suriye'de ise IŞİD ile mücadelenin askeri operasyonlardan ziyade Türkiye'nin tutumunu değiştirmesi ile yürütülmesi öngörülüyor. Türkiye'den beklenen, IŞİD'e sağladığı lojistik kolaylıkları kesmesi, petrol ticaretine göz yummaması ve mültecilere göz kulak olmasıydı.

Koalisyon neden Esad rejimini hedeflemiyor?

Koalisyonun, Türkiye'nin talep, şantaj ve tehditlerine rağmen Suriye'de Esad rejimine karşı harekete geçme konusundaki isteksizliği, yalnızca askeri ve ekonomik sorunlara, yetersizliklere bağlı değildi. ABD ve müttefiklerinin Suriyeli muhaliflere esaslı bir destek vermekte tereddütlü davranmalarının nedeni sözgelimi silahların 'yanlış taraflara' başka bir deyişle 'İslamcı terör' örgütlerinin eline geçebileceği endişesi de değildi. ABD tarihinde bunun sayısız örneği var.

Öncelikle, Suriye'ye yönelik herhangi bir dolaysız Atlantik müdahalesi Rusya ve Çin ile karşı karşıya gelmek anlamına gelecekti. Gürcistan ve Ukrayna örnekleri, gerileyen ABD hegemonyasının boşalttığı alanlarda Rusya'nın nasıl kolaylıkla egemenlik tesis edebildiğini göstermişti. Hem Gürcistan, hem Ukrayna rejimleri, Rus müdahalesi öncesinde lafta büyük ABD ve AB desteğine mazhar olmuşlardı. Bu desteğe rağmen Rusya, Kuzey Osetya ve Kırım'ı ilhak etti.

Soğuk Savaş döneminden beri Rusya'nın önemli bir müttefiki olan Suriye'de rejim karşıtı muhaliflere zaferlerini garanti edecek bir destek veremeyeceğini veya zaferin bu desteğe değmeyeceğini hesaplayan ABD ve müttefikleri dört yıldır süren iç savaşta taraflardan herhangi birisinin net bir sonuca varamayacağı bir istikrarsızlık sürecini destekledi. Sonuçta başlangıçtaki Arap devrimlerinin bazı temel güdülerinden ilham alan seküler, demokratik muhalefet Esad'ın zalim politikaları ile silinip yerini radikal İslamcı milis ve hareketlere bıraktı. Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan'ın bu süreci hızlandıran askeri, ekonomik ve lojistik desteklerine göz yumuldu.

Esad rejiminin devrilmesine dayalı bir stratejinin başka olumsuz sonuçları da olabilirdi. Suriye'ye müdahale, İran ile yumuşama sürecini olumsuz etkileyerek olası bir nükleer uzlaşmayı önleyecek, Irak konusunda mevcut zımni işbirliğini ortadan kaldıracaktı. Hizbullah'ı radikalleştirerek örgütün Suriye içindeki etkisini dolayısıyla da İsrail üzerindeki baskıyı artıracaktı.

Koalisyonun başarılı olma şansı neden az?

Öncelikle ABD liderliğindeki koalisyonun IŞİD'le mücadelede hava saldırılarını esas alan çabalarının askeri olarak başarıya ulaşması mevcut koşullarda pek mümkün görülmüyor. IŞİD, hava saldırılarına karşı etkin önlemler geliştirebiliyor. Üstelik hava saldırıları dâhil her tür dış müdahale, IŞİD'e olan sempatiyi artırıyor.

IŞİD'in nihai olarak yenilmesi için bir kara harekâtına gerek duyulduğu, bu harekâtın ancak büyük kayıplar göze alınarak yürütülebileceği, Irak Ordusu, Peşmerge güçleri, Suriye Kürtleri, ÖSO ve diğer devlet dışı aktörlerin IŞİD'e karşı etkili bir kara harekâtı yapamayacağı ancak savunmada kalabileceği, bölge ülkelerinden Türkiye dışında da bu harekâtı yürütebilecek askeri güce sahip başka bir aday olmadığı biliniyor. Türkiye'nin kendi 'ulusal çıkarlarını' gözeten, başka bir deyişle Esad rejiminin devrilmesini ve Kürt özyönetim deneyimlerinin ortadan kaldırılmasını hedefleyen herhangi bir tek taraflı askeri müdahalesinin bölgede hiç hoş karşılanmayacağı da çok açık dile getiriliyor.

İkincisi, siyasi olarak bölgesel aktörlerin tutum değiştirmesine başka bir deyişle IŞİD'e verdikleri aleni ve zımni desteği kesmesine, Suriye'de sürdürülebilir istikrarsızlık modelini ayağa kaldırmaya ve Irak'ta Sünni Arapların yeniden sistem içine alınmasına dayalı ABD stratejisinin büyük açmazları bulunuyor.

Bir kere Türkiye, Kobanê'de Suriyeli Kürtleri IŞİD vasıtasıyla boğmaya dayalı 'sağlam irade' eseri politikalarından zerre kadar ödün vermedi. Irak'ta yetkileri merkezde tek toplayan bir Şii iktidarına karşı; Kürdistan Özerk Bölgesi ile mevcut petrol ve sair imtiyazlarını kaybetmek istemiyor. Olası bir Sünni Arap devletinin Musul ile sahip olabileceği petrol kaynaklarına da iştahla bakıyor. Koalisyona katkısını Esad rejimine karşı harekete geçilmesi ve Suriye Kürtlerinin ÖSO'ya biat etmesi şartını öne sürerek pratikte sıfır düzeyine indirmiş durumda.

Öte yandan IŞİD'in yeniden gündeme getirdiği tarihsel çelişki ve sorunlar siyasal bir tutum değişikliği ile çözümlenebilir nitelikte değil. IŞİD, bölgesel sınırların yeniden belirlenmesini beraberinde getirebilecek bir zincirleme reaksiyonu başlattı. Irak ve Suriye'deki Şii Arapların ve Kürtlerin bir Sünni Arap devletine karşı nihai olarak kendi ulus devlet modellerini gündeme getirmelerinin beklenebileceği bir süreci kışkırttı ve zorladı. Nitekim geçtiğimiz günlerde Barzani'nin talep ve etkisiyle imzalandığı anlaşılan Duhok Anlaşması, çok uluslu, dinli ve dilli yaşamı esas tutan 'Rojava Toplum Sözleşmesi'ne aykırı olarak Suriye Kürtlerinin etnik temelli olarak bir araya gelmesini öngörüyordu.

ABD liderliğindeki koalisyon, Suriye Kürtlerinin, ABD patronajı altında Irak'taki Kürdistan Özerk Yönetimine benzer bir siyasal yapıda yeniden örgütlenmesini destekliyor olabilir mi? Başka bir deyişle IŞİD'e karşı mücadelede bu yeni yapının daha etkin olacağını mı düşünüyor? Kolaylıkla evet diye yanıtlanabilecek bir soru değil. Duhok Anlaşmasına hemen büyük anlamlar yüklemek yerine pratikte nasıl ilerleyeceğini görmek gerekiyor.

Ortadoğu'da sınırlar yeniden çizilebilir mi?

Kapitalist dünya sistemin 'jeopolitik mühendisleri', epey bir zamandır Osmanlı Devleti dönemindeki eyalet yapısına atıfta bulunarak Irak özelinde Şii Arap, Sünni Arap ve Kürt etnik ve mezhepsel gruplarını temel alan Basra, Bağdat ve Kerkük merkezli üç devletin kurulmasının tek çıkar yol olduğunu ileri sürüyor. ABD ise bizde ulusalcı analistlerin mütemadi iddialarına rağmen hep Irak'ın toprak bütünlüğünden yana oldu. Bugün IŞİD'in alevlendirdiği sorun, özeleştiriden yoksun Atlantik aklının önerebileceği gibi sadece Irak sınırları içinde, sözgelimi üç özerk bölgeye dayalı olarak kalıcı bir biçimde çözülebilecek gibi değil. Sınırların etnik ve mezhepsel ayrımlar gözetilerek yeniden belirlenmesi olasılığını doğuran süreç yalnızca Suriye, Türkiye ve İran gibi komşu ülkeleri değil, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Lübnan, Ürdün ve hatta İsrail'in sınırlarını tartışılır hale getiriyor. Bu ülkelerin hepsinde etnik ve mezhepsel faylar harekete geçme potansiyeli taşıyor. Büyük çatışma riski barındırıyor.

Mevcut durumda IŞİD, Suriye ve Irak Sünni Arap bölgelerinin kontrolünü elinde tutuyor ve burada bir devlet ilan etmiş durumda. Sünni Arap olmayan veya IŞİD'in ilkelerini benimsemeyenler ya katledildi ya da göçe zorlandı. IŞİD bu geniş coğrafyada kendi hukukunu, başka bir deyişle nevi şahsına münhasır bir Şeriat hukuku uyguluyor. Yapılan analizler daha ziyade IŞİD'in büyük bir propaganda kampanyasına dönüştürdüğü şiddet pornografisine odaklandığı için kontrolü altındaki bölgelerde ne tür siyasi yapılar, ittifaklar inşa ettiğini, gündelik yaşamı ve mülki idareyi nasıl örgütlediğini, ne tür toplumsal, ekonomik yordamlar kurduğunu ve esas olarak toplumun rıza mekanizmasını nasıl örgütlediğini bilemiyoruz. Haber bültenlerinde bir iki satırla geçiştirilen "öğretmenlerin iş başı yapmaya çağrılması", "sigara yasağı" ve "İslam Devletinde yabancı gazetecilerin nasıl faaliyet göstereceğine dair yönetmelik çıkarılması" gibi veriler bu konuda bir fikir ileri sürebilmek için yeterli değil. IŞİD'in ABD ve Avrupalı genç Müslüman erkek ve kadınların gözünde neden ve nasıl bir cazibe merkezi haline geldiğini Batılı oryantalist gözlüklerimiz nedeniyle çok iyi kavrayamıyoruz.

IŞİD'in bölgede kalıcı olacağını, Irak Kürdistan'ı ve Bağdat'tan uzak durmak, Türkiye'deki faaliyetlerini sınırlandırmak, Suriye'de ÖSO ile çatışmamak vb. pazarlık unsurları karşılığında küresel güçleri bir modus vivendi'ye zorlayabilecek başka bir deyişle de jure olmasa bile de facto bir Sünni Arap devletine küresel güçlerin zımni desteğini sağlayabilecek bir gücü olduğunu söyleyebiliriz. Hatta daha ileri giderek bu 'kâbus' örneğinin küresel güçler için Suriye'de sürdürülebilir istikrarsızlığı daimi bir pat durumu ile kalıcılaştırmak, bölge ülkelerini 'terbiye etmek' ve Ortadoğu'yu daha yönetilebilir bir hale sokmak gibi beklenmedik 'yararlarının' olabileceğini de göz önünde tutmalıyız.

ABD ve müttefiklerinin oluşturduğu ve aslen IŞİD'in alevlendirdiği hiçbir temel meseleyi çözme gücü ve iradesi olmayan koalisyon muhtemelen başarısız olacak ya da palyatif bir çözümle çıkagelecek. Bu durumda kapitalist dünya sistem, işleyiş yapısına uygun olarak, Ortadoğu'daki bu çatışmalı durumu pekâlâ irredantist ulus devletleri kurmak ve teşvik etmek suretiyle de çözmek isteyebilir. Bu doğrultuda Sykes - Picot Antlaşması ile çözüm bulunamayan siyasi sınırlar meselesinde etnik ve mezhepsel homojenliğe dayalı 'modern' bir çözüm dayatılabilir. Bir halklar, dinler ve kültürler coğrafyası olan Ortadoğu asla gerçek anlamda bir çözüm oluşturmayan bu seçeneğe zorlanarak yeniden dünya-sisteme entegre edilmek istenebilir.

(...)

*Bu yazı ilk olarak Mesele Dergisi'nin Kasım 2014 sayısında (95. Sayı) yayınlandı.
Mesajı Paylaş

minigitav

Al Jazeeradan Amerikanın İŞİD harekatının birinci yılı dolayısı ile bir inceleme. 8 Ağustos 2014 tarihinde başlayan hava harekatında,bir yıl boyunca:
- Operasyon nedeni ile hayatını kaybeden sivil sayısı: 1247. Toplam sivil ölümü 17893
- Öldürülen İŞİD militanı sayısı: 15000
- Irakta İŞİD işgalinden kurtarılan bölgelerin oranı: %30
- Operasyonun toplam maliyeti: 3.5 milyar dolar. Günlük maliyet: 9.4 milyon dolar
- Toplam saldırı sayısı: 5800
- Irakta vurulan hedef sayısı: 3600, Suriyede vurulan hedef sayısı: 6000
- Müşterek hava saldırılarına katılan ülkeler: Amerika,Fransa,İngiltere,Kanada,Avustralya,Hollanda,Danimarka,Ürdün

Haberin ayrıntıları:

http://www.aljazeera.com.tr/interaktif/kararli-cozum-operasyonu

Saygılarımla.
Mesajı Paylaş

HARZEMŞAH

@Er üstadım...

Suriye ile aramız çok iyiydi. Baba Esad'ın ardından eski kırgınlıklar kaybolmuş, vize kalkmış, ortak bakanlara kurulu toplanmaya başlamış adeta bir ortaklığa doğru gidiş vardı. Ama o sırada ABD Irakta'ki varlığını sürdürüyordu.

Öte yandan, Irak'ın ardından sıranın kendine geleceğinden korkan İran, Türkiye'ye karşı izlediği "dostane olmayan" politikayı değiştirmiş, gülücükler dağıtmaya başlamıştı. Türkiye de bu politika değişikliğine olumlu tepki göstermiş, İran ile Batı arasındaki nükleer müzakerelerde arabulucuk görevine soyunmuş, hatta BM Güvenlik Konseyinde Batı ülkelerini karşısına alarak İran'dan yana oy kullanmıştı.

Ama ne olduysa ABD'de yönetimin değişmesi, Obama'nın başkan seçilmesi ve ABD'nin Irak'tan çekilmesi ile oldu. Artık üzerinde herhangi bir baskı ve tehdit hissetmeyen İran eski geleneksel politikasına geri döndü. Kandil'de yakaladığı PKK yöneticilerinden Murat Karayılan'ı "İran'a karşı eylemlerini durdurma" karşılığında serbest bıraktı. Ardından da Irak'taki Maliki yönetimi ve Suriye'de Esad'a giderek, bir "Şii Kuşağı" oluşturma girişiminde bulundu. Bu kuşağın kendi ulusal çıkarlarına karşı olduğunu değerlendiren Türkiye, hem Irak ve hem de Suriye nezdinde çalışmalar yürüttü. Irak'ta Maliki yönetimi yerine, satın aldığı petrolün bedelini  Barzani yönetimine ödedi. Başka eylem ve etkinlikler gerçekleştirdi, yıprattı vs. Ve sonunda Maliki gitti.

Suriye tarafında ise Esad'ı bu "Şii Kuşağı" fikrinden uzaklaştırmak için çok uğraştı, çok çabaladı. Türkiye'den bu amaçla tam 34 kez Esad'a her kademeden temsilci gönderildi, kararından caydırılmaya çalışıldı. Ama Esad yolundan dönmedi. Ve Suriye içinde bulunduğumuz duruma adım alım sürüklendi. Suriye, eğer Türkiye istemese idi içinde bulunduğumuz bu duruma gelmezdi. Beğensek de beğenmesek de, onaylasak da onaylamasak da Türkiye, savaşmadan Suriye'yi parçalamayı başardı. Ama bunun yol açacağı sonuçları, izlenen bu politikanın Türkiye'nin yararına mı yoksa zararına mı çıkacağını  ileride göreceğiz... Mesajı Paylaş

HARZEMŞAH

Sorunun yanıtını biliyoruz. Dönemin ABD Yönetimindeki Neocon doktrini nedeni ile. Ne diyordu ABD Yönetiminin sıkı sıkıya bağlı olduğu Neo-Conservative doktrin: "ABD kendi ulusal dış politikasını belirlerken, en yakın ve sadık müttefiki İsrail'în çıkarlarını da gözetmek zorundadır"

Irak savaşı petrol vs. gibi nedenlerle değil, İsrail'in Dünyadaki en büyük 3 düşmanından biri olan (İran, Irak, Suriye)  Irak'ı bertaraf etmek için düzenlenmiştir. arkasından sıra İran'a geldi. İran'ın nükleer programı bahane edilerek çatışma ve müdahalenin zemini hazırlandı. Hiç kuşkunuz olmasın ki gelecek yıl Obama gidip de yerine Cumhuriyetçiler geldiğinde İran operasyonu mutlaka gerçekleştirilecektir. Mesajı Paylaş

süper çavuş

Suriye bu duruma düşmeseydi bir şekilde ve etliye sütlüye karışmadan sınırımıza çekilseydikte zarardaydık ,,
öyle melanet bir coğrafya ki her halükarda zarardayız ,,
Şii kuşağının hakim olduğu 90'lardan daha beter pkk'nın hamisi haline gelmiş bir suriye ve yanındaki bu kuşağın diğer parçalarımı ,,
yoksa şuanki durummu ,,
ben uygulamada sıkıntılarımızın hatta daha açıkca ifade edersek saçma sapan işlerimizin olduğunu düşünüyorum ama resmin büyüğünde yani stratejide bence doğruyuz böyle olması gerekiyordu ,,
Kuzey yarım kürede herkes uyuyordu şimdi kimisi mahmur kimisi cinleşmiş olarak herkes uyanık ! Mesajı Paylaş

dalamper

IŞİD'e Türkiye'de yapılan baskında paraları ele geçirilmiş.


Mesajı Paylaş

murattekin

Rusya Hazar Denizi'ndeki gemilerden attığı füzelerle (26) Işid'i vurmuş. Show devam ediyor.
kaynak: https://www.rt.com/news/317864-russian-warships-missiles-launch/
Mesajı Paylaş
Murat Tekin

dalamper

Iraklı Şii kaynaklar, Irak Hava Kuvvetleri'nin Bağdadi'nin konvoyunu Ramadi yakınladında vurduklarını açıkladı daha sonra da Reuters haber yaptı ancak konu hala muallak. Mesajı Paylaş

dalamper

IŞİD'in Türk militanları her yerde savaş çağrısı yapmışlar. Artık bombalama eylemi olduğu zaman ihaleyi IŞİD'e yıkmaya çalışmaya gerek kalmayacak zira IŞİD yaptığı olayları 1-2 saat içerisinde üstleniyor.




Mesajı Paylaş

dalamper

IŞİD sözcüsü El-Adnani bir takım açıklamalarda bulundu. İçerik; "Amerika & Rusya'yı yeneceğiz." minvalinde olmasına karşın 1,5 ay önce Amerika'nın Musul yakınlarında IŞİD'in 2. adamı Hacı Mutaz'ı öldürdüğünü doğruladı. Mesajı Paylaş

dalamper

#13
Eki 15, 2015, 04:48 ÖS Last Edit: Eki 15, 2015, 04:53 ÖS by dalamper
IŞİD, Irak'daki Beici petrol rafinelerini uzun bir süredir elinde barındırıyordu. Petrol rafineleri için hem IŞİD hem de Şii Milisler/Irak Ordusu'ndan nice zaiyatlar verildi ancak bugün Irak Ordusu, Beici'yi IŞİD'den aldıklarını açıkladı ve fotoğraflar yayınladı. Ayrıca Kasım Süleymani'nin ise 2 gün önce Beici'de olduğu söyleniyor.



IŞİD'e biatlı Yermük Şehitleri Tugayı, Rusya'nın Suriye'nin güneyinde hava operasyonları düzenlerken İsrail hava sahasını kullanmaması konusunda İsrail'i tehdit etti.

Mesajı Paylaş

dalamper


Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter