Soğuk Savaş: Yeniden

Başlatan HARZEMŞAH, Eyl 30, 2015, 07:57 ÖÖ

« önceki - sonraki »
Aşağı git

HARZEMŞAH

Seçim kötü bir zamana denk geldi. Soğuk savaş yeniden başladı ama tüm ilgi ve enerjisini seçimlere yönlendiren Türkiye, en çok kendisini ilgilendirecek olup bitenlerle ilgilenmiyor…

Rusya, Gürcistan ve Kırım'ın işgalinin ardından Ukrayna'daki bazı bölgeleri de fiili olarak ele geçirdi. Ardından bununla da yetinmeyip hem devlet başkanı Putin ve hem de dışişleri bakanı Lavrov'un ağzından, sıranın Baltık Cumhuriyetlerinde olduğunu ilan etti. Bu açıklamanın ardından paniğe kapılan 3 Baltık devleti (Estonya, Letonya ve Litvanya) NATO'dan yardım istedi. NATO uçakları, Türkiye'nin de katıldığı bir operasyon ile bölgede halen 24 saat hava devriye görevi icra ediyorlar. ABD, bir oldu-bitti ile Rusya'nın olası bir işgaline karşı söz konusu ülkelere askeri birlikler yerleştirdi. Yakında NATO askerleri Baltık Cumhuriyetinde daimi üsler kuracak.

Kuzeyde tek sıkıntı Baltık Cumhuriyetleri'nde değil. Geçtiğimiz 3 ay içinde, İsveç, Norveç ve Finlandiya karasularında kimliği belirsiz denizaltılar tespit edildi. Hatta Mayıs ayının ilk yarısında Finlandiya Deniz Kuvvetleri, karasularına giren kimliği belirsiz tekneyi su yüzüne çıkarmak için su bombaları kullandı. Bölgedeki herkes Rus denizaltılarının hareketlenmelerinden rahatsız. Finlandiya Rusya'nın tehditlerini o kadar ciddiye almış durumda ki, 26 Mayıs itibari ile 900.000 vatandaşına, olası bir işgal durumunda yapacaklarını ve katılacakları askeri birlikleri anlatan görev emirlerinin dağıtımını bitirdi.

İngiltere hava sahası sürekli olarak IL-20 tipi Rus keşif uçakları tarafından gözetleniyor. Aynı IL-20 uçakları Karadeniz kıyısında da Türkiye'yi gözetim altında tutan uçuşlara çıkıyorlar. NATO, ikinci dünya savaşından bugüne dek yapılan en büyük denizaltı tatbikatını İskandinav ve Baltık kıyılarında gerçekleştirdi. Bu tatbikata Türk denizaltıları da katıldılar. NATO'nun Kuzey ve Baltık denizindeki bu operasyonu ile aynı anda, tarihlerinde ilk olarak Çin ve Rus gemileri Akdeniz'de ortak tatbikat yaptılar. Bu NATO'ya "Bizim arka bahçemizde dolanırsan biz de senin arka bahçende dolanırız" mesajı vermekti. NATO, Rusya ve Çin'in bu mesajına, tatbikat sonrası birlikte Karadeniz'e geçen Rus ve Çin gemilerinin ardına USS Ross adlı bir ABD füze destroyerini katarak yanıt verdi. ABD gemisi, Rus ve Çin gemilerinin hemen arkasında Karadeniz'e çıktı. Halen Karadeniz'de. Hatta dün Rus uçakları tarafından alçak uçuş ile taciz edildi.

Ama asıl ilginç gelişmeler Çin ile yaşanıyor. Çin, Güney Çin Denizindeki Spratly adlı aidiyeti olamayan kayalıkların arasına kum pompalayıp beton dökerek 4 km. uzunluğunda bir kara parçası oluşturdu. Ardından oluşturduğu bu yapay adanın üzerine binalar, rıhtımlar ve uçak pistleri  inşa ediyor. Amaç hiç kimseye ait olmayan bazı kayalıklarda daimi bir deniz üssü oluştuarak Vietnam, Filipinler, Brunei ve  Malezya'yı kontrol altına almak. Raporlara göre Çin başka kayalıklarda da benzer faaliyetler yürütüyor. Şu anda en az 3 mercan kayalığında benzer faaliyetler izleniyor.

ABD, Çin'in bu faaliyetlerini sürekli olarak izliyor. Bu nedenle bölgede ABD ve Çin arasında ciddi bir gerilim yaşanıyor. ABD bölgede sürekli görev yapan gemiler, P-8 istihbarat uçakları ve Global Hawk stratejik insansız hava araçları ile 24 saat gözlem yapıyor. Çin zaman zaman önleme uçuşları ile ABD platformlarını bölgeden uzaklaştırmaya çalışıyor.

ABD'den aynı oranda rahatsız olan Rusya ve Çin, kendi deniz ve ikmal yollarını garanti altına almak için sürekli yeni hamleler planlıyorlar. Bunun bir sonucu da, ABD kontrolündeki Panama Kanalına alternatif olarak Nikaraqua'da Çin ve Rusya tarafından yeni bir su yolunun inşasına başlanmış olması. En son dün, Rusya 89 AB diplomat ve yetkilisinin Rusya'ya seyahat etmesine yasak getirdi. Gerilim gün geçtikçe tırmanıyor.

Eski soğuk savaş sırasında bir yanda NATO, diğer yanda Varşova Paktı ve kendilerine kısaca üçüncü dünya denilen ve başlarını, Cezayir, Hindistan ve Yugoslavya'nın çektiği "Bağlantısızlar Hareketi" vardı. Oysa bugün Varşova paktı tamamen dağıldı. Varşova Paktının üyeleri olan Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Romanya ve Bulgaristan karşı tarafa geçtiler. Artık birer NATO üyesi durumundalar. SSCB ise dağıldı. Ukrayna, Belarus, Moldova, Azerbaycan, Ermenistan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Tacikistan ve Moğolistan bağımsız hale geldiler. Bağlantısızlar hareketi ortadan kalktı. Rusya bu durumdan çok etkilendi. Tank, bazı uçak, torpido başta olmak üzere çok sayıda stratejik üretim tesisi, parçalanma sonucu diğer ülke topraklarında kaldı. Pek çok yeteneğini yitirdi. Artık jet motoru, gemi, radar vs. yapamıyor…

Rusya, Suriye'ye sürekli yığınak yapıyor. Şu ana dek Rusya'nın Suriye'deki Lazkiye yakınlarında konuçlandırdığı uçak sayısı 28'e ulaştı. Rusya ayrıca aynı hava üssüne Pantsir hava savunma sistemi ile tanklar da yerleştirdi. Gerek Pantsir ve gerekse tanklar hava üssünü korumak üzere konum aldılar.

Öte yanda büyük muhalif gruplardan Şam Cephesi ile El Nusra, Rusya'ya karşı savaş kararlarını deklare ettiler. Her iki grup da ayrı ayrı Lazkiye'ye doğru ilerlerken, yer yer de birbirleri ile çatışıyor. Bu iki gruba bir de İŞİD'i kattığımızda Rusya'nın işinin iyice zorlaşacağı kolayca anlaşılacaktır.

Bugün Lazkiye hava üssü yakınlarına 2 Grad roketi ile 3 havan mermisi düştü. Ama işin ilginç tarafı, halen muhalifler, Lazkiye Hava Üssünün menzili dahilinde değiller. Söz konusu atışlar, Esad rejimin elindeki dost bölgelerden ateşlendi. Ayrıca Hama kentinde alış veriş yapan bir Rus askeri de bıçaklanarak ağır yaralandı. Yakında Ruslar top yekun saldırı altında kalacaklar.

Öte yandan bugün biri firkateyn ve ikisi de lojistik destek gemisi olmak üzere 3 Rus gemisi daha Boğazları geçerek Suriye'ye doğru yol aldı. Birkaç gün içerisinde gerek Suriye içindeki Rus birliklerine ve gerekse Rusya içinde terör amaçlı patlama ve saldırılara hazır olmakta fayda var. Batı Rusya'nın Suriye'deki bu hamlesine, Çeçen direnişçiler ve radikal müslüman eylemciler ile mutlaka karşılık verecektir.

Tüm bu gelişmeler Türkiye'nin stratejik değerini daha da artıracak, özellikle PKK'ya karşı alınacak sert önlemler karşısında Batıdan gelecek tepkilerin sınırlı kalmasını sağlayacaktır. Doğal düşman Rusya'dan dolayı ABD ve Türkiye arasındaki ilişkilerde iyileşme beklenmelidir. Ancak başta Antalya yöresindeki turizm ve tarım sektörünün, Rusya ile gerginleşecek ilişkilerden olumsuz etkilenmesi de sürpriz olmamalıdır. Mesajı Paylaş

süper çavuş

Rusya 6 adette SU-34 göndermiş ,, Hazar-İran-Irak-Suriye rotasıyla  ,, Mesajı Paylaş

hfidan

Hep beraber dünyayı cehenneme çevirmek için büyük azim ve çaba sarf ediyoruz.
Allah sonumuzu hayır etsin. Mesajı Paylaş

Modus

2008 yılında yazdığım bir makale var. Geçen süre içinde nereye geldik; makalede zikredilen görüşler zamanın imtihanına ne ölçüde dayanabildi; beraber görebilmek için sizlerle paylaşmak istedim.


Soğuk Savaş Kapıda mı?
Hakan Gürel

"Tarihte büyük olaylar iki defa tekrar eder."
Hegel

"Hegel'in unuttuğu bir şey var: birincisinde trajedi, ikincisinde komedi olarak..."
Marx

Soğuk Savaş döneminin yeniden başlayıp başlamadığı tartışmaları ulusal ve uluslararası basın için yeni bir magazin malzemesi olmaya aday. Soğuk savaş dönemini en iyi karakterize eden imgelerden birisi de Sovyet keşif ve/veya bombardıman uçakları ile NATO av/önleme uçaklarını aynı kare içinde gösteren resimlerdi. Bugünlerde benzer resimler yine gazetelerin baş sayfalarını süslemeye başladı.

Konuya magazin yönüyle yaklaşmayan ciddi medya organları ve yorumcular da son dönemlerde yaşanan bazı gelişmeleri temel alarak soğuk savaşı andıran yeni bir saflaşmanın ortaya çıktığı kanısını paylaşıyorlar. Bu gelişmeler arasında, ABD'nin Füze Kalkanı projesi ve bu projeye misilleme olarak Rusya'nın Avrupa Konvansiyonel Kuvvet İndirimi Antlaşması'ndan çekilmesi, Rusya Devlet Başkanı Putin ve Genelkurmay Başkanı General Yuri Baluyevski'nin Rusya'nın konvansiyonel ve nükleer yeteneklerini idame ve geliştirme çabalarına hız verileceği açıklamaları, Rus uçaklarının neredeyse 15 - 20 yıl sonra yeniden uzun menzilli keşif, gözetleme ve istihbarat çalışmalarına başlamaları, Rusya'nın Doğu Akdeniz'de (Suriye) bir deniz üssü elde etme girişimleri, ABD'nin Arnavutluk, Hırvatistan, Makedonya, özellikle Ukrayna ve Gürcistan'ın NATO'ya dâhil olmasına olanak sağlayan NATO Özgürlük Konsolidasyon Kanunu'nu (NATO Freedom Consolidation Act of 2006) imzalaması vb. sayılabilir. Tüm bunlar tarihsel ve stratejik bağlamından koparılarak ele alınacak olursa bazı yüzeysel karşılaştırmalar üzerinden soğuk savaş yeniden başlıyor sonucuna varmak mümkün. Şimdi bu gelişmelerden bazılarını ele alalım.


Füze Kalkanı Projesi

Her iki tarafın nükleer silahlarının caydırıcılığına dayalı olarak bir dengenin korunabildiği Soğuk Savaş döneminde kıtalararası balistik füzeleri (ICBM), füze başlıklarını, stratejik bombardıman uçak sayılarını ve menzillerini vb. sınırlamaya yönelik birçok girişimde bulunuldu. Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri (SALT) adıyla anılan bu süreç 1969 yılında başlatıldı ve ikinci bir turla (SALT II) 1979 yılına kadar devam etti. Bunu, Sovyetler Birliği'nin sükûtundan sadece beş ay önce söz konusu dengenin daha az sayıda stratejik silahla idamesine yönelik olarak imzalanan Stratejik Silahların İndirimi Antlaşması (START I) izledi. ABD ve Rusya, 2002 yılında nükleer silah envanterlerinde 2/3 oranında bir indirimle, başlık sayısının 2000'e düşürülmesini öngören "Başlıca Yeni Silahların Azaltılması Anlaşması"nın (Major New Arms Reduction Deal)' imzaladılar.

Soğuk Savaş döneminin garabet listesinin en başlarında hiç kuşkusuz 1972 tarihli Anti-Balistik Füze Sistemlerini Sınırlandırma Antlaşması (ABMT) gelmektedir. Savunma sistemlerinin sınırlandırılması konusunda bir uzlaşıya varılması paradoksal görünebilir. Bununla birlikte, nükleer silahların caydırıcılığına dayalı olan hassas denge, bu silahları önleyebilecek etkili silahlar yapılabilirse ortadan kalkacaktır. Aksi halde denge taraflardan biri lehine bozulabilirdi. Bu antlaşma, ABD'nin tek taraflı olarak antlaşmadan çekildiği 2002 yılına kadar yürürlükte kaldı. Bu gelişme üzerine Rusya da kıtalararası birden çok sayıda termonükleer başlık içeren balistik füzelerin (MIRV) yasaklanmasını öngören 'Start-II' Antlaşması'ndan çekiliverdi.

ABD'nin nükleer başlık taşıyan kıtalararası balistik füzelere karşı ulusal güvenliğini sağlama alma çabaları çok eskilere dayanıyor. Büyük bütçeli ve amiyane tabirle attığı taşların ürküttüğü kurbağalara değmediği türden birçok proje çoğu kez uygulamaya konulamadı. Ancak ABD'nin bu konudaki istekliliği hiç sona ermedi. ABD, 1980'li yıllarda Stratejik Savunma İnisiyatifi (SDI)  ya da daha yaygın bilinen adıyla Yıldız Savaşları Projesini başlatarak SSCB'ye bu konuda üstünlük sağlamaya çalıştı. Bu çok iddialı ve maliyetli proje, Sovyet nükleer silahlarını uzaya yerleştireceği bir uydu sistemi marifetiyle yok etmeyi öngörüyordu. Stratejik Savunma İnisiyatifi, Sovyetler Birliği'nin sükûtu sonucunda gereksiz kaldı ve rafa kaldırıldı; ta ki eski ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld tarafından ABD'nin soğuk savaş sonrası yeni stratejik tehdit algılaması doğrultusunda yeniden gündeme getirilinceye kadar: Ulusal Füze Savunması Projesi  ya da halk arasında geçtiği şekliyle Füze Kalkanı Projesi. Bu proje, haydut devletler sınıflandırmasına tabi tutulan Kuzey Kore, Irak ve İran'dan gelebilecek bir balistik füze tehdidine karşı anayurdu savunma girişimi olarak savunuldu. Özellikle 11 Eylül olaylarının ardından kamuoyunda destek de sağladı. Bugüne kadar 100 milyar ABD Dolarının üzerinde bir bütçe ayrılan proje, etkinliği yönünden büyük eleştiriler alıyor. Sözün kısası maliyet-etkinliği tartışılıyor. Ancak esas tartışılan konu bu değil, Rusya Federasyonu, NATO ve AB ülkelerinin verdiği tepki…

ABD'nin ulusal güvenliğini kendi eliyle, ulusal bir proje olarak tesis ederken bunu hür dünyayı savunma girişimi olarak savunması ilk kez karşılaşılan bir olgu değil. Ne var ki soğuk savaş sonrasında, dünya kapitalist sistemin idamesine yönelik bütün tasarruflarda askeri gücünü tek başına, müttefiklerine söz hakkı tanımaksızın kullanma konusunda tereddüt etmeyen ABD bu konuda artık yeterince rahat değil. Öncelikle müttefikler, bu geleneksel 'atıl kurt' yaklaşımından şikâyetle 'katıl kurt' konumuna gelme isteklerini daha yüksek sesle ifade ediyorlar. ABD'nin en son Irak savaşı konusunda sergilediği tek yanlı müdahale pratiğine de karşı çıkan Almanya, Fransa, Kanada, Türkiye gibi müttefikleri Füze Kalkanı Projesine esastan olmasa bile şeklen karşı çıkıyor ve ABD'yi bu projeyi NATO ve AB ile ortak yürütmesi gerektiği konusunda ikna etmeye çalışıyorlar. Füze Kalkanı projesinin askeri ve stratejik sonuçlarından doğrudan etkilenecek Avrupa ülkeleri, ABD'nin bu konuda AB içinde bir mutabakat aramadan ikili ilişkileri aracılığıyla Polonya ve Çek Cumhuriyeti'ni ikna etmesine çok öfkeliler. Fransa Devlet Başkanı Sarkozy bile ABD'nin bu çabasına anlam veremiyor. Tabii bu protestocu kalabalık arasında İngiltere'yi ve ABD'nin diğer sadık müttefikleri Hollanda, Norveç, Danimarka, İtalya ve İspanya'yı saymamış olduğumuz gözlerden kaçmamıştır.

Daha ileri gidenler de oldu elbette. Avusturya Savunma Bakanı Norbert Darabos, ABD'nin bu çabasını bir provokasyon olarak görüyor: "Avrupa'da bir füze savunma kalkanı inşa etmenin hiçbir anlamı yok. Gereksiz ve eski Soğuk Savaş tartışmasını başlatmaktan başka bir işe yaramayacak."  Ancak, proje kapsamında topraklarına bir radar sitesi kurulacak olan Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Karel Schwarzenberg aynı kanıda değil gibi görünüyor: "Bakanın esasa dair bir yanlış yaptığı kanısındayım. Bu asla bir provokasyon değil, gelecekte Avrupa'nın ve müttefiklerin güvenliğini sağlayacak bir önlemdir." Gelgelelim Çek Cumhuriyetinde yapılan kamuoyu yoklamalarına göre Çek halkı Sayın Schwarzenberg ile aynı kanıda değil, halkın %65'i her ne kadar gerekçesi ayrı bir inceleme konusu olsa da projeye karşı, bu radar mevzii nedeniyle terörizmin hedefi haline gelmekten çekiniyor! Öte yandan Immanuel Wallerstein'in bu konuda daha başka bir teorisi var: "Hepsi de bu aralar travma sonrası stres sendromunu yaşıyor. Bu ülkelerin her birinde sağ kanat güçler kendi iç gündemlerini dayatmak için bu korkuyu istismar ediyor. Aslında bu güçler Rusya'nın askeri ve hatta siyasi baskısından korkmuyor. Onlar Batı Avrupa'nın Rusya ile siyasi bir anlaşma yapmasından ve bu anlaşma konusunda kendilerine fazla söz hakkı tanınmamasından korkuyorlar."  Polonya'nın AB - Rusya arasındaki enerji işbirliğini etkili bir biçimde bloke etmesi de bu kapsamda değerlendirilebilir.

Beklendiği şekilde Rusya ve Çin bu konuda çok daha sert bir tutum izliyor. Nitekim Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, görevinin sona ermesine az bir süre kala önemli bir açıklamada bulundu. Rusya, ABD'nin 'füze kalkanı' uygulaması çerçevesinde kimi Doğu Avrupa ülkelerine kara konuşlu anti balistik füze sistemlerini yerleştirme projesini protesto etmek maksadıyla AKKA antlaşmasından çekilmeliydi. Zaten kısa bir süre sonra da bu adım atıldı.

Devam etmeden bu proje konusunda daha fazla ayrıntı vermeliyiz: ABD, kara konuşlu balistik füze önleme sistemlerinden Alaska'ya 40, Kaliforniya'ya 4 ve Avrupa'ya (Polonya ve Çek Cumhuriyeti) 10 adet konuşlandırmayı planlamaktadır. Bir sistemin de Guam adasına yerleştirilmesi gündemdedir. Bu sistemlerle birlikte Avrupa'da konuşlandırılacak algılayıcılar, ABD'nin Rusya'nın Avrupa kıtasında yer alan bütün bölgelerini, Ural Dağlarına kadar gerçek zamanlı olarak izlemesine olanak tanıyacaktır. ABD, kendisine gelen itirazlara yönelik olarak Avrupa konuşlu olarak kazanılmak istenen kabiliyetin esasen İran kaynaklı balistik füze tehdidine yönelik olduğunu dile getirmektedir. Bu yaklaşımın, salt Avrupa esaslı olmak üzere kısmen doğru olduğu öne sürülebilir. Bununla birlikte, büyük resim, başka bir deyişle Alaska'daki sistemler, Standard SM-3/4/5 yerden havaya füzeleri ile Japonya'ya kazandırılmakta olan deniz konuşlu balistik füzelere karşı füze (ABM) kabiliyeti ve Hint Okyanusundaki Guam adası gibi örnekler düşünüldüğünde bahse konu sistemlerin münhasıran İran'a karşı olduğu tezi çok geçerli görünmemektedir.

Kanımızca bahse konu sistemlerin esas etkisi askeri kabiliyetlerinden ziyade görünür kıldığı stratejik saflaşmadan kaynaklanmaktadır. Öncelikle, henüz daha kanıtlanmış bir etkinlikleri bulunmamaktadır. Öte yandan, terminal aşamada, yani balistik füze hedefine yaklaşırken bir önleme yapacak olmaları, nükleer biyolojik ve kimyasal (NBC) başlık taşıyan bir füzenin vurulsa bile hedefte büyük bir yıkıma yol açmasına engel olamaz.  Bu türden balistik füzelerin, daha az yıkıma yol açacak veya tamamen etkisiz kalacak şekilde vurulması için önlemenin atmosfer dışında yapılması gerekir. 

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Şubat ayında Münih Güvenlik Konferansında yaptığı ve Türk Genelkurmay Başkanlığı sitesinde emekli paşamız Tuncer Kılınç'ın Harp Akademilerinde yaptığı katıksız Avrasyacı konuşmayı hatırlatırcasına yayınlandığında hafif şaşkınlık ve tebessümlere yol açan konuşması, bu projenin amacı konusundaki muğlâklığı bizatihi projenin gerekçelerini sorgulayarak ortaya koyan bir yaklaşım sergilemiştir. "Sözüm ona problem ülkelerde Avrupa için tehdit oluşturacak, beş bin - on bin kilometre menzilli füze bulunmuyor ki. Ve yakın gelecekte de bulunmayacak; tahmin bile edilmeyecek. Ve Amerika topraklarına Avrupa üzerinden olası herhangi bir füze gönderilmesi, mesela Kuzey Kore füzesi, füze bilimine aykırı bir durumdur." 

Bahse konu kabiliyetin daha önce önerildiği Türkiye, Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerde pek taraftar bulmadığı bilinmektedir.  Bahse konu ülkeler her ne kadar Atlantik Antlaşmasının tarafı olsalar da doğrudan NATO askeri planlaması ile ilintili olmayan bir ABD mahreçli ABM kabiliyetini istememektedir. Öte yandan Polonya bu konuda başka bir örnek oluşturmaktadır. ABD'nin, soğuk savaşı sona erdiren ve sözde 'Demir Perde'nin çöküşünü hazırlayan ilk 'Dayanışma' ateşini tutuşturan Polonya ile özsel bir ilişkisi bulunmaktadır. Polonya'nın AB içinde esas Troya Atı olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Sıkı Almanya bağları dahi ABD'nin bu ülke üzerindeki etkisini hafifletememiştir. Polonya'nın Irak konusunda ABD'ye verdiği destek unutulmamalıdır. F-16C/D, Oliver H. Perry sınıfı firkateynler vb. birçok ABD mahreçli savunma sistemi Polonya ordusu envanterine katılmış ve/veya katılmaktadır.  Aynı cümleden olmak üzere Polonya, AB ile Rusya arasındaki enerji nakil antlaşmasına uzun süredir engel çıkartmaktadır. Başka bir deyişle, uzak-Atlantik yanlısı tutumu, AB ile Rusya arasındaki esasa dair bir bağın oluşturulmasına yönelik Alman-Fransız girişimlerini bugüne kadar bloke edebilmiştir. Bu bağın ne kadar önemsendiğine dair temel örnek olarak eski Alman Şansölyesi Gerhard Schroeder'in Gazprom'un danışmanlığına getirilmiş olması verilebilir.

Füze sistemlerinin Polonya'ya yerleştirilecek olması, bu ülkenin yukarıda kısaca özetlenen stratejik konumlanmasının ABD tarafından pekiştirilmesi olarak yorumlanabilir. "Mevcut ABD yönetiminin politikası, sözde eski Avrupa'nın politik rolünü daraltmak ve sınırlamak için sözde yeni Avrupa'yı kullanmak; başka bir deyişle Doğu Avrupa hükümetlerini, Batı Avrupa hükümetlerine karşı kullanmak. ABD, özellikle de Bush rejimi, ABD politikalarından ayrı bir siyaset izleyecek güçlü bir Avrupa görmek istemiyor. Ve Rumsfeld doktrininin şu ana kadar makul oranda başarılı olduğu söylenebilir. Doğu Avrupa'ya füze savunma kalkanlarının yerleştirilmesi ABD'yi İran'a veya Rusya'ya değil Batı Avrupa'ya karşı korumaya yönelik; bu da Almanların tavrını açıklıyor."  Bu durumda hem çekirdek AB ülkeleri hem de AB ile kendisinin baskın olduğu bir enerji ilişkisi kurmak istenen Rusya'nın proje konusundaki hayal kırıklığı kuşkusuz çok daha artmış olmaktadır. Ukrayna'nın da Polonya örneğini (stratejik anlamda) izleyecek olması öngörüsü kuşkusuz Rusya'yı daha sert bir savunma çizgisine itmiş bulunmaktadır. Zira bu gelişmeler, temelde Alman stratejisinde lebensraum olarak adlandırılan ve Almanya ile Rusya arasında stratejik bir mücadele sahası olan ülkelerin ABD çizgisine daha çok yaklaşmakta olduklarını düşündürmektedir. Böyle bir gelişmenin sonuçları Rusya ve belki Almanya açısından stratejik anlamda yıkıcı olabilir. Bahse konu bölge Avrasya kıtasının tam ortasında, Batı ile Doğu arasındaki temel fay kırıklarından birisinin üzerinde yer almaktadır. AB ile Rusya arasında ABD müdahalesi olmaksızın tesis edilebilen pat durumu bölge dışı bir güç lehine bozulmaktadır.
Şimdi geldiğimiz noktada eldeki verilerle soğuk savaşın yeniden başlayacağı yorumunda bulunabilir miyiz? Wallerstein'in analizi üzerinden gidecek olursak, hayır. Zira bu iki ana stratejik eksen arasında değil bizatihi Atlantik eksenine dâhil olan müttefikler arasında bir mücadeledir. Öte yandan, Avrasya ekseninin lideri Rusya'nın attığı adımları incelememiz gerekir. Zira Soğuk Savaş, her şeyden önce iki ana stratejik eksen arasında bir askeri, ideolojik ve ekonomik denge dönemidir. Avusturya Savunma Bakanı'nın 'provokasyon' suçlamasına ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Gonzo Gallegos'un verdiği yanıt da taraflardan en azından birisinin Soğuk Savaş tanımını kabul etmediğini göstermesi açısından ilginçtir: "Bize göre Soğuk Savaş bitmiştir. Bu tür yorumların kimseye bir yararı yok ve bizler şimdi Soğuk Savaş düşüncesinin ötesine geçmemizi gerekli kılan yeni bir stratejik ortamla karşı karşıyayız."  Nitekim Rusya Devlet Başkanı Putin de bu terimi kullanma konusunda isteksizdir, hatta ABD ile benzer analiz birimlerini kullanıyor olması da ilginçtir: "(…) her savaşta olduğu gibi, Soğuk Savaş bize patlamamış bombalar bırakmıştır; bunu sembolik olarak söylüyorum. Burada kastettiğim, ideolojik düşünce kalıpları, çifte standartlar ve Soğuk Savaş bloğuna özgü düşünce biçiminin diğer yansımalarıdır."  Soğuk savaşın iki eski lideri, artık Soğuk Savaş paradigmasının bir kenara bırakılması konusunda söz birliği etmiş gibi görünüyor.
Şimdi, Rusya'nın ABD tarafından askeri planda atılan adımlara yanıt verebilme kapasitesi nedir, bunu sorgulamalıyız.

Silahlanma Yarışı

Başta Rusya Devlet Başkanı Putin olmak üzere Rus yetkililer son günlerde Rusya'nın bir silahlanma atağına başlayacağını açıkça dile getiriyorlar. 1989 yılında SSCB'nin savunma bütçesi, resmi rakamlarla 30 Milyar ABD Doları olarak biliniyordu. Bu rakamın esasında çok daha yukarıda olacağı kestirilebilir. Bütçe içinde saklanan fonlar, örtülü ödenekler gibi bir çok enstrüman da devrede olmalıdır. Nitekim ABD kaynaklı Global Security adlı düşünce kuruluşunda 260 Milyar Dolar tahmini yapılmaktadır. Sovyetlerin sükûtunun ardından Sovyet askeri sistemi bir bütün olarak çökmüştür. Bu süreçte konvansiyonel kuvvetlerde çok büyük bir gerileme yaşanmış, kısmen silah indirimleri, kısmen bakımsızlıktan ötürü envanter Sovyet dönemine göre %50 - 80 arasında daralmıştır. Öte yandan, Rusya'nın caydırıcılığının esas unsuru olan nükleer silahlar ve özellikle de nükleer denizaltılar, savunma bütçesinin neredeyse tamamının harcanması yoluyla bir dereceye kadar bugünlere kadar idame ettirilebilmiştir. Ancak Sovyet döneminden kalan askeri envanter ya tamamen ıskartaya çıkmış durumdadır ya da acil ve kapsamlı bir modernizasyon gereği vardır. O dönemden beri kapsamlı bir yeni askeri tedarik programı yürütülememiştir.

Rus Hava Kuvvetlerinde durum çok parlak görünmemektedir. ABD'nin, radara zor yakalandığı için popüler dilde hayalet uçak olarak geçen stealth teknolojisi ile ürettiği dört nesil uçak bulunmaktadır: F-117A Nighthawk, B-2 Spirit, F-22 Raptor ve F-35 Lightning II. Bunlardan ilk ikisi 1990'lı yılların başından beri Irak da dâhil olmak üzere birçok harekâtta kullanmışlardır. Yakın dönemde F-22 Hava Üstünlüğü uçakları envantere dâhil edilmiştir. F-35 Müşterek Taarruz uçağı ise önümüzdeki yıllarda aralarında Türkiye'nin de olduğu ABD müttefiği ülkelerle birlikte hizmete girecektir. Rusya'nın buna verdiği yanıt olarak değerlendirilen/lanse edilen Sukhoi Su-50 (proje ismi ile T-50) ise ilk uçuşunu 2008 yılında yapacaktır ve hizmete girişi ve harekâta hazır hale gelmesi için en az 10 yıl daha gerekli olacaktır. Bu da kaba bir hesapla arada en az 30 yıllık bir teknolojik farklılığın olduğu anlamını taşımaktadır. Hatta ilk kuşak F-117A'lar hizmet dışına çıkarılmaya başlamışlardır ki bu durumun vahametini daha belirgin kılmaktadır.

Kara Kuvvetlerinde de benzer bir durum söz konusudur. Sözgelimi, NATO ülkeleri ve genelde Atlantik ekseni müttefiklerinin envanterlerine kattıkları Leopard II (Almanya), M-1A2 SEP (ABD), Merkava IV (İsrail) ve K-2 (Güney Kore) modeli 3+ ve 4. nesil tanklar hem nitelik, hem de nicelik açısından Rusya'nın önüne geçmektedir.  Rus Kara Kuvvetlerinde bugün itibariyle 22 bin civarı tank olduğu tahmin edilmektedir. Ancak bunların çoğu, eski teknoloji ürünü T-62 ve T-72, modernizasyonu gereken T-80 tanklarından ve kısmen daha modern sayılabilecek T-90 tanklarından oluşmaktadır.

SSCB'nin sükûtunun ardından Rus donanmasının içine düştüğü durum, Rusya'nın yeni bir silahlanma yarışını sürdürme kapasitesi ve bu yarış sonrasında askeri dengeyi yeniden sağlama olasılığı konusunda iyi bir fikir verebilir. 1997 yılında Koramiral Valery Aleksin tarafından kaleme alınan makalede donanmanın durumu şu sözlerle özetlenmektedir: "Geçtiğimiz altı yılda, donanmamız yarıya indi. (…) Yakın deniz gemileri ve ganbotlar filonun %57'sini oluşturuyor; okyanusta harekât yapabilen gemilerin oranı %18,7. Gemi inşa kapasitemiz de düştü. 1990 yılına kadar her yıl beş ilâ altı nükleer denizaltı ve beş adede kadar majör su üstü gemisi denize indiriyorduk. 1990 yılından beri bir SSBN denize indirmiş değiliz. 1991 yılından beri yalnızca bir SSN, (Severodvinsk) ve bir SSBN (Yuri Dolgoruk) kızağa koyabildik.  Eğer finansman, yakıt durumu ve tersaneleri eski haline getiremezsek 21. yüzyılın başlarında elimizde en çok 6 ilâ 8 adet harekâta hazır SSBN kalacak. (…) Bundan başka 20-25 göreceli olarak modern çok maksatlı SSN ve 10 civarında konvansiyonel denizaltımız olacak. Harekâta hazır su üstü gemilerine gelince, elimizde 1 uçak gemisi, 2 - 3 güdümlü füzeli kruvazör, 7-10 güdümlü füzeli destroyer, 10 - 12 güdümlü füzeli firkateyn ve 30 mayın tarayıcı ile 30 -40 hücumbot kalacak. Bu gemiler beş yalıtık deniz ve okyanus harekât alanına yayılacak ve bu alanlar arasında manevra yapma şansları olmayacak. 2000 yılında Baltık denizindeki deniz gücümüz İsveç'in yarısı ve Almanya'nın üçte biri ilâ dörtte biri nispetinde olacak. Karadeniz'de deniz gücümüz Türkiye'nin yarısı kadar olacak, ana Karadeniz Filosu üssü olarak Sivastopol'u kaybedersek  bu oran dörtte bir ilâ beşte bir nispetine gerileyecek. Toplam Donanma muharebe potansiyelimiz İngiltere ve Fransa'ya eşit olacak. Münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığımızın bu ülkelerinkine nazaran 15 - 20 kat fazla olduğu göz önünde tutulursa sınırlarımızı savunmak ve deniz menfaatlerimizi korumak konusunda nispi olarak daha düşük bir kabiliyetimiz olacaktır.

2004 yılında yapılan bir analizde Rus donanması açısından bu konuda bir gelişme yaşanmadığı ortadadır. "Rus Deniz Kuvvetleri su üstü unsurları Sovyetler Birliği'nin çöküşünden beri birçok kez azaltılarak savaşa hazırlık düzeyleri hatırı sayılır ölçüde düşmüştür.  Filo komutası, yaşanan ciddi finansman sıkıntısı karşısında, Stratejik Nükleer Deniz Kuvvetlerinin idame ettirilmesini birinci öncelik olarak belirleyerek konvansiyonel su üstü kuvvetlerine bütçeden çok az tahsisat ayırmıştır. Her ne kadar, Kuzey ve daha az olmak üzere Pasifik Okyanusu Filosu nükleer denizaltılara kıyı sularında destek sağlayabilseler de Baltık ve Karadeniz Filoları geçtiğimiz birkaç yıl içinde filotilla düzeyine kadar indirilmiştir ve en mütevazı askeri maksatları bile karşılamaları güç görünmektedir."

Sovyetler Birliği'nin sükûtundan beri geçen yaklaşık 15 sene içerisinde sürekli devam eden kan kaybını çok daha umutsuz sözlerle ifade eden yetkililer de olmuştur: "Şubat 2005'te, Rus Deniz Kuvvetleri Komutanı Vladimir Kurodeov, bir kurmay toplantısında mevcut idame düzeylerinin sürmesi durumunda 2010 yılından sonra su üstü gemi sayısında kaçınılmaz olarak büyük bir azalma meydana geleceğini ve 2020 tarihi itibariyle filoda hizmet verebilecek durumda en çok 50 gemi kalacağı konusunda uyarıda bulunmuştur."

Yeni açıklanan silahlanma atağı ile Rus Savunma bütçesinin resmi rakamlarla 30 Milyar ABD Doları olacağı öngörülmektedir. Her ne kadar bu rakamın aslında daha yüksek olabileceği düşünülse de SSCB dönemi olanaklarına ve koşullarına sahip olmayan Rusya'nın bu rakamın çok üzerinde bir bütçeyi idame ettirebileceği öngörüsü gerçekçi değildir. Yine de 2000 yılında 7,3 Milyar ABD Doları olan bütçenin Putin'li yıllarda ciddi bir artış seyrine girdiği kuşku götürmemektedir. Ne var ki ABD silahlanma bütçesi ile karşılaştırıldığında bu rakamlar oldukça düşüktür. ABD, 2007 yılında silahlanma ve askeri operasyonlar için yaklaşık 530 Milyar ABD Doları ayırmıştır.

Bütçede görülen artışın yeni ve iddialı tedarik projelerinden ziyade yaşanan kan kaybını azaltacak modernizasyon projeleri, kısmi ve geçici düşük maliyetli tedariklere tahsis edileceği açıkça ortadadır. Öte yandan bütçenin önemli bir kısmının yine nükleer kabiliyetlerin, stratejik caydırıcılığın idamesi için kullanılacağı öngörülebilir. Nitekim "El mahkûm, çoklu savaş başlığı taşıyabilen RS-20 ve RS-18 füzelerinin hizmet sürelerini genişlettiler. 29 Mayıs'ta manevra kabiliyetine sahip kıtalararası balistik RS-24'ü başarıyla denediklerini duyurdular. Hâlihazırdaki kısa menzilli İskender füzesine dayalı yeni güdümlü füze denemesi yapıldı. ABM'e karşı kendi kalkanlarını 2013'te devreye sokacaklar. Sovyet döneminden beri ilk kez nükleer denizaltılar kıtalararası balistik füze Bulava ile donatılacak."

Bu kısa askeri analiz neticesinde, Rusya'nın ABD veya NATO ile askeri anlamda bir yarışı sürdürebileceği konusunda derin kuşkular olduğu anlaşılmaktadır. Bu Atlantik ve Avrasya eksenleri arasında ideolojik, askeri ve ekonomik bir dengenin henüz daha oluşma olasılığının bulunmadığı şeklinde de yorumlanabilir. Üstelik pek çok kez dile getirildiği üzere ABD ve Rusya arasında, kapitalist dünya sistemin nasıl yönetileceğine dair usul tartışması dışında belirgin bir ideolojik farklılıktan bahsetmek mümkün olmadığı gibi Rusya'nın başta AB ülkeleri olmak üzere Atlantik ittifakıyla geliştirdiği ekonomik ilişkiler de bir saflaşma olasılığını dışlamaktadır. Bütün bu verilere rağmen Soğuk Savaş'ın yeniden başladığına hükmedilebilir mi? Durun, daha karar vermeyelim.


Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşması

Rusya'nın, ABD'nin Füze Kalkanı Projesine misilleme olarak Avrupa Konvansiyonel Kuvvetler Antlaşmasından (AKKA) çekilmesi bir saflaşma anlamına gelir mi sorusunu irdeleyelim. 1990 yılında imzalanan AKKA, Avrupa ülkelerinin konvansiyonel silahlarda büyük indirimlere gitmesini beraberinde getiren tavanlar belirlemekte ve ülkelerin Antlaşmaya uyup uymadıklarının diğer taraf ülkelerce denetlenmesini öngörmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde konvansiyonel silahlanma yarışını önemli ölçüde durdurmuştur. Taraf devletler her yıl, kara, hava ve hava savunma kuvvetlerinin kuruluş yapısı ve personel miktarı ile bağımsız tabur, tugay/alay, tümen ve eşdeğer düzeydeki birliklerine ait silah/araç mevcutlarını içeren bilgi değişimi verilerini karşılıklı olarak değişirler.

Rusya'nın AKKA antlaşmasından çekilmesinin Soğuk Savaş'ın yeniden başladığını gösteren bir işaret olduğu değerlendirmesi birçok açıdan eksiktir. Öncelikle, AKKA işlevini yerine getirmiş, miadını doldurmuş bir antlaşmadır (Varşova Paktı orduları tasfiye edilmiş, bu ülkelerin orduları NATO standartlarında yeniden yapılandırılmıştır). Öte yandan Rusya zaten hiçbir zaman AKKA antlaşması gereği yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmiş değildir. Rusya, AKKA hükümlerini özellikle de Kafkasya ülkelerinden sınırdaşımız Ermenistan ve Gürcistan'daki askeri varlığı ile geçmişte zaten ihlal etmiş; Türkiye bu konudaki şikâyetlerini NATO nezdinde defalarca dile getirmiştir. Hâlihazırda, Gürcistan'daki askeri üslerini boşaltmak durumunda kalan Rusya, Ermenistan'daki askeri varlığında herhangi bir azaltmaya gideceği yönünde sinyal vermemekte, bilakis hem Ermeni, hem Rus cephesinden gelen açıklamalar askeri ilişkilerin artarak süreceğini düşündürmektedir.

Rusya'nın, ABD'nin füze kalkanı projesi bahanesiyle AKKA antlaşmasından çekilmesini haklı ya da meşru kılan herhangi bir hukuki dayanak bulunmamaktadır. ABD, ATBM Antlaşmasından çekilmiştir, Avrupa dışı bir ülke olarak zaten AKKA antlaşmasına tabi değildir. Yerleştirilen sistemler, öz-savunma sistemleridir; bu nedenle sistemlerin konuşlandırılması planlanan, örneğin Polonya gibi AKKA antlaşmasına taraf ülkeler için de bir ihlal söz konusu değildir.

Şu halde Rusya'nın AKKA tavrı semboliktir ve pratikte bir etkisi olmayacaktır. Ancak sembolik, psikolojik etki önemli bir stratejik olguyu ön plana çıkarmaktadır. ABD'nin çekirdek AB ülkeleri ile saflaşmasında, nesnel olarak ABD'ye büyük bir destek söz konusudur. AB ülkeleri, ABD garantisi ve dayatma gücüyle idame ettirilebilen AKKA antlaşmasının fiilen ortadan kalkmasıyla birlikte özellikle enerji konusunda Rusya'dan gelebilecek dayatmalara daha açık bir hale gelmiştir. Zira ABD askeri gücü olmadan AB ülkelerinin Rusya'ya karşı herhangi bir taktik veya stratejik üstünlüğü bulunmamaktadır. Şayet komplo mantığı ile düşünürsek birbirine en sert lakırdıları sarf etmekten çekinmeyen iki stratejik eksen liderinin ortak çalıştığı bile söylenebilir. Amaç, AB çekirdek üyelerinin direncini kırmak olmasın? Kuşkusuz hem ABD, hem Rusya'nın bundan önemli çıkarları olacaktır. Ancak uzun vadede, kazançlı çıkanın kim olacağını şimdiden kestirmek zor görünmektedir.

ABD, himayesine aldığı AB üyesi Doğu Avrupa ülkelerini ekonomik olarak idame ettirecek güce sahip değildir. Finansmanı AB tarafından karşılanan bir projede, çekirdek AB üyelerine karşıtlığı üretmenin de bir sınırı olacağı açıktır. Rusya, er ya da geç net enerji ihracatçısı olarak sürdürülebilir bir ekonomiye kavuşacak ve askeri yeteneklerini bu kez silahlanma yarışını gerçek anlamda sürdürebilecek bir aşamaya geçecektir. ABD ise Irak Savaşı dâhil bütün tek taraflı eylemlerinin, tek kutup söyleminin ve askeri gücünün ima ettiğinin aksine gerileme dönemine girmiş bulunmaktadır. ABD'nin bütün askeri harekâtlarını küresel üstünlüğünü yitirme ivmesini azaltma çabaları olarak okumak da esasen mümkündür. Jimmy Carter'ın dış politika danışmanı Brzezinski'nin deyimiyle, "(Amerikan küresel üstünlüğü) de bir noktada yok olacak; bazılarının dilediğinden daha geç ve birçok Amerikalının değerini bilmediği kadar erken…"  Bu durumda, ABD'nin halen Rusya tarafından da nesnel olarak desteklenen eski Avrupa ile didişme halinin bir süre daha devam edeceği ve kısa vadede önemli getirileri olacağı öngörülebilir.

Şu halde hangi Soğuk Savaş? Soğuk Savaş'ın eski liderleri, Soğuk Savaş'tan kalan bir davayı halletmek için işbirliği yapıyorlar gibi görünüyor. Kendi ittifaklarının yeniden yapılanması süreci içinde ulusal çıkarlarının öngördüğü adımları atıyorlar. Soğuk Savaş artık Atlantik ittifakının içindedir. Rusya ile Atlantik ittifakı arasında geçen 'reklâm kokan' didişme halinin bir soğuk savaş tanımına uygun olabilmesi için birçok temel koşul bulunmaktadır: (1) Rusya ile ABD arasında küresel ölçekte bir saflaşma yaratma potansiyeli olan ideolojik bir farklılık peyda olması, (2) askeri dengenin kurulabilmesi ve sürdürülebilmesi için Rusya'nın ABD'ye makul ölçüde yanıt verebileceği bir silahlanma bütçesini idame ettirebilmesi, (3) Rusya ile ABD ekonomilerinin karşılaştırılabilir büyüklük ve etkinlik düzeylerinde olması ve nihayet (4) Rusya ile birlikte lebensraum bölgesini kendi hinterlandı kabul eden Almanya'nın ve Rusya ile hemen hemen bütün dış politika konularında beraber davranma niyeti gösteren Fransa'nın denkleme Rusya yanında ve bölge dışı güç olarak ABD karşıtı bir konumla dâhil olması. Bu koşulların gerçekleşme olasılığının eldeki veriler ışığında düşük olduğu değerlendirilebilir.

Dolayısıyla, ortada bir soğuk savaş varsa da bu bir trajedi olan ilkinin aksine bir komedidir. Normalde, İngiltere'nin haydi abartalım ikinci dünya savaşından kalma Spitfire avcı uçakları ile önlenebilecek eskortsuz uçan Tu-95 Bear uzun menzilli bombardıman uçaklarına, teknoloji harikası Eurofighter uçakları ile 'NATO' protokollerine uygun bir biçimde müdahale edip jenerik, reklâm resmi çektirmesinin başka bir anlamı da yoktur.

Mesajı Paylaş

Elçibey

Sayın HARZEMŞAH

       Yeniden beliren soğuk savaş sinyallerinin ardından 1990 dan günümüze kadar geçen 25 yılda Avrupa ordularının özellikle zırhlı birliklerin sayısı açısından çok fazla küçüldüğünü görüyoruz.En çarpıcı örneklerden biri de Hollanda,soğuk savaş döneminde o zamanın en modern tankı olan Leopard 2A4 ten 400 adedin üzerinde bir sayıya sahipken günümüzde 15 Leopardı var onlar da Almanya'da eğitim amacı ile konuşlandırılmış.Keza soğuk savaş döneminde 5000 adede yakın tank idame ettiren Almanya'nın günümüzde aktif tank sayısı 225 adet.Diğer Avrupalı milletler de aktif olarak Almanya ile yakın sayılarda tank idame ediyorlar.(Fransa,İtalya,İngiltere)

Sorum şu : Avrupa Birliğinin zırhlı birlikler bakımından eskiye oranla çok çok daha küçülmüş olması yeniden sinyal veren soğuk savaşı nasıl etkiler ve zırhlı birlikler bakımından yeniden sayı arttırımına gidilmesinin son yıllarda oturmuş olan ordu düzenlerine yansıması ne şekilde olur? Mesajı Paylaş
ZALİME ALP,MAZLUMA EREN...

HARZEMŞAH

#5
Eki 26, 2015, 10:02 ÖS Last Edit: Eki 26, 2015, 10:14 ÖS by HARZEMŞAH
ABD istihbarat çevrelerinin kısa bir süre önce yaptığı bir uyarı dünyayı ayağa kaldırdı. ABD, Rusya'ya ait denizaltı ve casus gemilerin konumlarına bakarak, Rusya'nın olası bir kriz durumunda, tüm dünyada internet haberleşmesini sağlayan denizaltı iletişim kablolarını kesebilecek biçimde konumlandıklarını, bunun da ABD'nin askeri ve istihbarat ağına büyük zarar verebileceğini açıkladı.

Pentagon ve ABD Donanma sözcüleri, Rusya'nın denizaltındaki fiber-optik iletişim kablolarını kesmesinin, batı hükümetlerini, ekonomiyi ve sosyal yaşamı derinden etkileyebileceğini bildirdi. Geçtiğimiz ay Rus casus gemisi Yantar, yanındaki iki mini denizaltı ekipmanı ile ABD'ye ait Guantanomo üssüne ait iletişim kablolarını incelemiş. Haber henüz çok yeni olmasına rağmen, en ciddi batılı basın organlarında daha şimdiden geniş biçimde yer almayı başardı.

http://mobile.nytimes.com/2015/10/26/world/europe/russian-presence-near-undersea-cables-concerns-us.html?referer=&_r=0

http://www.independent.co.uk/life-style/gadgets-and-tech/news/us-intelligence-fears-russia-could-crash-internet-by-cutting-subsea-cables-a6708651.html

http://www.dailymail.co.uk/wires/reuters/article-3289303/U-S-concerned-Russian-operations-near-undersea-cables-NY-Times.html

http://time.com/4086633/u-s-russia-data-cables/
Mesajı Paylaş

Sentetik

Tipik Rus pratikliği. "Uzayda tükenmez kalemle yazı yazabilmek için onlarca teknoloji geliştireceğime kurşun kalem kullanırım" pratikliği. iletişim 21. yüzyılın en büyük gücü. Bunu kestiniz mi yeni çağın çocukları far görmüş tavşan gibi kalır. Çok güzel bir hamle yapmış ruslar. Mesajı Paylaş

7Skies

Amerika Rusya yı Çevreliyor

Amerikan Tankları  Estonya da









Mesajı Paylaş
.

dalamper

Bugün General Mark A. Milley komutasındaki bir Amerika Kara Kuvvetleri heyeti Ukrayna'da askeri işbirliği konularında Ukrayna Ordu mensupları ile toplantı gerçekleştirdi.




Mesajı Paylaş

HARZEMŞAH

ABD ve Rusya arasındaki olay bu kez Pasifik'de...

Rusya'ya ait iki TU-142 deniz karakol uçağı, Kore Yarımadası açıklarında seyreden ABD uçak gemisi USS. Ronald Reagan'a 1 mil kadar yaklaşınca önce Güney Kore uçakları tarafından bir önleme yapılmış, ardından uçak gemisinden kalkan 4 adet F/A-18 Rus uçaklarını menzil dışına çıkana dek eşlik ederek izlemişler...

Hafta başında gerçekleşen olayı günlük basın brifinginde Beyaz Saray sözcüsü Josh Earnest açıklamış. Mesajı Paylaş

7Skies


Rusaya nükleer başlık taşıyabilen  Topol-M füzesi denedi

! No longer available Mesajı Paylaş
.

Sihirbaz

Rusya bu kez de Karadağı karıştırıyor.Haber Anadolu Ajansından:

'Rusya'nın eli' Karadağ'ın da üzerinde

Karadağ'da, bir aydır süren "hükümet karşıtı" gösterilerde, Karadağ'ın NATO'ya üye olmasını istemeyen Rusya ve bölgedeki partneri Sırbistan'ın etkisinin olduğu konuşuluyor

PODGORİCA - KAYHAN GÜL/ADEL OMERAGİC

Rusya'nın son yıllarda izlediği yayılmacı politikayla Ukrayna'dan Baltık ülkelerine, Suriye'den Balkanlar'a uzanan geniş bir coğrafyada nüfuzunu artırmaya çalışması birçok kesim tarafından eleştirilirken, Karadağ'da "hükümet karşıtı" protestolarda da Moskova'nın aktif rol oynadığı konuşuluyor.

Karadağ'da, 27 Eylül'de başlayan muhalefet protestolarının görünen yüzü, "hükümetin istifası ve erken genel seçimlerin yapılması talebi" olsa da aslında madalyonun arka yüzünde ülkenin NATO üyeliğine karşıt fikirlerin olduğu düşünülüyor.

NATO üyeliği için gerekli tüm koşulları yerine getiren Karadağ, aralık ayında yapılacak NATO Bakanlar Toplantısı'nda üyelik daveti beklerken, ülkedeki bazı kesimler bir aydır süren protestoların aslında iddia edildiği gibi hükümet değil, Rusya'nın da desteğiyle düzenlenen NATO karşıtı protestolar olabileceğini belirtiyor.

Saraybosnalı yazar Andrej Nikolaidis, muhalefet koalisyonu Demokratik Cephe (DF) tarafından organize edilen gösteriler hakkındaki "Rusya'nın eli uzundur" başlıklı yazısınında, Karadağ'ın NATO üyesi olmasıyla Rusya ve Sırbistan'ın yörüngesinden çıkacağını öne sürerken, Karadağ'ın NATO'ya üye olmasının sorunsuz bir süreç olmayacağının aylar öncesinde aşikar olduğunu ifade etti.

Karadağ'daki protestoların arkasında Moskova ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in olduğunu savunan Nikolaidis, protestoların söylendiği gibi hükümet değil, NATO karşıtı olduğunu ve Rusya'nın da protestolarda önemli rol üstlendiğini öne sürdü.

Karadağlı siyasi analist Dusan Janjic de "Rusya'nın eli Karadağ'ın üzerinde" başlıklı yazısında, Rusya'nın doğrudan Karadağ'ın içişlerine karıştığını belirterek, tıpkı Nikolaidis gibi o da gösterilerin hükümet değil NATO üyeliği karşıtı olduğu savundu.

Öte yandan protestoların öncülüğü yapan DF liderlerinden Andrija Mandic'in Sırp milliyetçisi kimliğiyle tanınması, ayrıca protestoların milliyetçi Sırp gruplarca da desteklenmesi ve Rusya tarafından "alkışlanması" da aslında protestoların "sadece" hükümet karşıtı olmadığının işaretleri.

Protestolarda Karadağ bayrağından çok Sırbistan bayrağının yer alması da gösterilerde dikkat çeken bir diğer husus olarak dikkati çekiyor.

"Karadağ'ın AB ve NATO üyelik sürecinin önü kesilmek istendi"

Hükümetin istifası ve erken genel seçime gidilmesi taleplerine ilk tepki gösterenlerden Başbakan Yardımcısı Dusko Markovic, hükümetlerin seçimle başa geldiğini ve tehditlerin kesinlikle kabul edilmeyeceğini ifade etti.

Öte yandan Slovenya ziyareti sırasında konuşan Başbakan Milo Djukanovic ise muhalefet protestolarına ilişkin, "Karadağ'daki muhalefet protestoları sadece hükümete değil, ülkenin Avrupa yoluna da karşı" ifadesini kullanarak, protestoların görünenden farklı bir arka plana sahip olduğuna işaret etti.

Karadağlı sosyolog ve siyasi analist Srdjan Vukadinovic, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, DF'in taleplerinin dayanağı olmadığını belirterek, muhalefetin taleplerinin mecliste oylamaya sunularak çözüme kavuşturulması gerektiğini ancak iktidarın mecliste çoğunluğuna sahip olduğu gerçeğinin de gözardı edilmemesini vurguladı.

Muhalefet yanlılarının, taleplerinin gerçekleştirilmesi noktasında yeterli güce sahip olmadığınını kaydeden Vukadinovic, hükümetin "sessiz devam eden" eyleme müdahale ederek aceleci davrandığını savundu.

Eski milletvekillerinden Novak Kilibarda da hükümetin çadır protestosunda "yanlış tutum" sergilediğini öne sürerek, çadırların kaldırılması noktasında hükümetin bir şey yapmaması gerektiğini, böylece sıkılan muhalefetin kendiliğinden protestolara son vereceğini söyledi.

Protestolarının arka planında Karadağ'ın AB ve NATO üyelik sürecinin önünü kesmek olduğunu iddia eden Kilibara, kendiliğinden bitme olasılığı bulunan protestolara hükümetin müdahale etmesinin "doğru olmadığını" dile getirdi.

Kilibarda, protestoların Karadağ vatandaşlarının "tam desteğini" alamadığına işaret ederek, göstericilerin Karadağ'ın bağımsızlığının temel ilkelerini derinden yaralayan eylemlerde bulunduklarını anlattı.

Muhalefetin iddialarının aksine tüm Karadağ'ın hiçbir zaman meydanlara inmeyeceğini vurgulayan Kilibarda, "Karadağ için NATO üyeliği son derece önemli. Karadağ, NATO üyesi olduğu takdirde ülke istikrarına tehlike arz eden her durum ve kişi ortadan yavaş yavaş kaybolacaktır" dedi.

Rusya ile Karadağ arasından "açıklama" savaşı

Rusya Dışişleri Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, Karadağ'daki muhalefet protestoları sırasında polisin göstericilere müdahalesinden endişe duyulduğu ifade edilirken, Rusya'nın açıklamasına Karadağ'ın cevabı gecikmedi.

Karadağ Başbakanlığından yapılan açıklamada ise Rusya'nın bu açıklamasının, Karadağ Başbakanı Djukanovic'in söz konusu protestoların AB ve NATO üyeliğine karşı protestolar olduğu açıklamasını haklı gösterdiği ifade edildi.

Moskova tarafından yapılan açıklamada, Karadağ'daki protestolarda Rusya'nın aktif rol oynadığı iddiaları reddedilse de Karadağ hükümetince yapılan açıklamada aksi ifadeler yer aldı.

Açıklamada, "Rusya'nın açıklamasında eleştirilen Karadağ polisi ile ilgili, o akşamki (24 Ekim) gösterilerde, protestocuların polise molotof kokteyli, ses bombası ve taş attığını, meclise zorla girmeye çalıştığını hatırlatmak isteriz. Tüm bu karelerin dünya basınına yansımasına rağmen Rusya'nın olayları 'barışçıl protesto' olarak değerlendirmesi, Başbakan Djukanovic'in açıklamalarını daha da haklı çıkarmaktadır" denildi.

27 Eylül'de meclis binası önünden geçen ve başkentin en büyük caddelerinden biri olan St. Petar Cetinjski Bulvarı'nda başlayan "çadırlı" protestonun, 21. günün sonunda polis tarafından sonlandırılması ve çadırların kaldırılması, gösterilerin büyümesine neden olmuştu.

17, 18 ve 24 Ekim'de başkent Podgorica'da gösteri düzenleyen muhalefet yanlıları ile polis arasında çıkan arbedelerde çok sayıda polis ve gösterici yaralanmış, kent merkezi atılan göz yaşartıcı gaz, meşaleler ve kırılan camlarla adeta savaş alanına dönmüştü.

http://www.aa.com.tr/tr/dunya/rusyanin-eli-karadagin-da-uzerinde/457922
Mesajı Paylaş

Çınar Çakmak

Türk Rus ilişkileri nasıl başladı - Büyük Komplolar 29 11 2015

https://www.youtube.com/watch?v=3f97_xnZfeE
Mesajı Paylaş
Turkish Navy Shipbucket
http://turkishnavyshipbucket.blogspot.com/
Savunma ve Stratejik Analizler
http://rewreward.blogspot.com/


HAZERFEN

#14
Ara 02, 2015, 02:50 ÖÖ Last Edit: Ara 02, 2015, 02:52 ÖÖ by HAZERFEN
Daily mail FBI'a muhbirlik telif ettiği için Ruslar tarafından öldürüldüğünü yazmış. Takvimdeki yazarı okuduğumda da bu işin arkasında CIA değil Rusya'nın kendisi olabilir diye düşünmüştüm.

Ama işin ilginci Jewish Times'ın Lesin'in bir yahudi olduğu bilgisini vermesi. İktidara geldikten sonra yeni bir "pogrom" başlatıp Abromovic gibi nice Rus yahudisi milyarderi kaçırtan ve Hodorkovski'yi hapse tıktıran Putin'in en yakınında bir yahudiyi tutması irdelenmesi gereken bir olay. Ama şu videodaki görüntüler biraz fikir veriyor. Gören göze tabii ki;

http://youtu.be/l8-y6pIVy38

Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter