Sargana Destanı

Başlatan malpsoy, Kas 28, 2015, 02:33 ÖS

« önceki - sonraki »

malpsoy

Kas 28, 2015, 02:33 ÖS Last Edit: Haz 29, 2018, 09:04 ÖS by Yönetim
   

    Akçaabat açısından Osmanlı döneminin en önemli olayı, 18 gemiden oluşan Rus donanmasının Sargana burnu önünden Kavaklı Köyü´ne doğru yaptığı çıkarmaya karşı yöre halkının kahramanlık ve yiğitlik destanıdır. Genel tarih kaynaklarında yeterince yer verilmeyen bu olay 1810 yı.lının Ramazan bayramında yaşanmıştır. Muzaffer Lermioğlu savaşa katılanların yakınlarıyla görüşmeler yaparak olayın tüm ayrıntılarını öğrenir.

Sabahın alaca karanlığında Sargana burnu önünden karaya çıkan Rus askerleri, bir yandan Kavaklı köyünü ateşe verirken bir yandan siperler kazarak yerleşmeye girişirler.

Kavaklı köyü o gün, Ramazan bayramının sevincini yaşamak için uyanmıştır. Köyün erkekleri bayram namazı için camide toplanmıştı. Olayı ilk gören kadınlar ve çocuklar caminin çevresinde bağrışmaya başladılar. Namazını bitirip camiden çıkan erkekler hemen silahlandılar. Bu arada yardım için Akçaabat´a, çevre köylere haber saldılar.

Olayı duyan Akçaabat Ayanı Sakaoğlu Mahmut Ağa, derhal halkı silah altına çağırır. Eşi Ulve Hatun da kendisi gibi silahlanıp iki oğluyla birlikte eşi Mahmut. Ağa´nın yanında yer alır. Ağlarını ve Hatunlarını başlarında gören halk, kısa sürede toparlanıp Kavaklı köyünün yardımına koşar. Mahmut Ağa´nın habercileri Trabzon Valisi Çarhacı Ali Paşa´ya ulaşınca her yana haber salınarak toplanan yardım birliği, Kavaklı´ya doğru yola girer.

Bu sırada öncelikle Kavaklı, Darıca, Meşeli, Karaçam, Gökçebel köylerinden gelen kadınlı erkek.li savaşçılar, Dancalı Kanberoğlu Memiş Ağa komutasında saldırganlara karşı yiğitçe direnmektedir. Öğleye doğru önce Akçaabat´tan, hemen ardısıra Trabzon´dan gelen yardımcı birlikler köylülerin yanında yer alınca savaş iyice kızışır. Kıyıda demirleyen Rus donanmasının top desteğine Kireçhane tabyasından karşılık verilir. Bu arada Kaplanoğlu Mustafa Ağa yönetiminde Çarşıbaşı dolaylarından gelenler ile uzak köylerden silah ata ata yardıma koşanlar Türk cephesini iyice güçlendirir.

Savaş olanca şiddetiyle akşam karanlığına dek sürer. Ertesi gün tan ağarırken Çarhacı Ali Paşa yeniden saldırı emri verir. Rus´ların ön siperleri kısa sürede aşılır. İkinci siperler için korkunç bir boguşma başlar.

Kadınlar ellerine geçirdikleri balta, nacak, keser, orak, bıçak, kazma, kürek gibi ilkel silahlarla Ulve Hatun´un yanında ayrı bir birlik kurarak savaşın içine girerler. Bir zamanlar buralardan gelip geçen Amazonlar gibi karşılarındaki düşmana kan ağlatan bu kadınlar, savaşın yazgısını belirlemede çok etkili bir rol oynarlar. Savaş olanca yoğunluğuyla sürerken ön cephelerde bir er gibi savaşan Çarhacı Ali Paşa yaralanır. Savaşın yönetimini yeniden Sakaoğlu Mahmut Ağa üstlenir. Kadın erkek yediden yetmişe dek şaha kalkan direnişçiler karşısında şaşkına dönen Rus askerleri bozguna uğrayarak gemilerine doğru kaçışmaya başlarlar. Kaçamayanlar esir alınır.

Bu savaşta 48´i kadın, 921´i erkek olmak üzere toplam 969 savaşçımız şehit olur. 35 savaşçı da ağır yaralanır.Ruslar ise 1322 ölü, 48 yaralı bırakarak savaş alanından kaçarlar. Aynca 127 Rus askeri esir alınır. Savaşa katılmak için Rize, Of, Sürmene´den yola çıkanlar Yanbolu deresine, Tonyalılar Söğütlü´ye, Tirebolu, Görele ve Vakfıkebirliler Şalpazarı´na geldiklerinde zafer haberini alarak sevinçle geri döndüler.

Kaynak: Akçaabat-H.Gedikoğlu/Akçaabat Belediyesi Kültür Yayını I.

Mesajı Paylaş

DelKu

1810 YILINDA RUSLARIN TRABZON'U İŞGAL GİRİŞİMİ VE SARGANA BURNU ÇIKARTMASI


MEHMET BİLGİN

 

Rusların 1810 yılında Trabzon'u ele geçirme girişimini ele alırken öncelikle o yıllarda Avrupa da ki siyasi  gelişmeler karşısında Osmanlının durumuna ve Osmanlı-Rus ilişkilerine bir göz atmak gerekir. Bu çalışmamızda bunu yaparken Başbakanlık Osmanlı Arşivlerinde bulunan, döneme ait belgelerden  hareketle o yıllarda Trabzon vilayetinin durumunu da açıklamaya çalışacağız.

 

1774 de imzalanan Kaynarca Antlaşması   sonrasında  Osmanlılar Kırım üzerindeki hakimiyetlerinden vazgeçmek zorunda  kalmışlardı. Bu  anlaşma ile Osmanlı hakimiyetinden çıkarak bağımsız olan Kırım, fiili olarak Rus işgali altındaydı ve 1783 de Ruslar tarafından ilhak edildiğinde  buradaki  Türk varlığının yarıya yakını imha edilmişti(1). III. Selim'in tahta geçtiği 1789 yılı ise  Avrupa'da siyasi ve hukuki değişikliklere yol açan Fransız İhtilalinin   yapıldığı yıl idi. İhtilal, Avrupa'da huzuru kaçırdığı gibi birçok devletin  varlığını da  tehlikeye sokmuştu. İhtilalle  ortaya çıkan bu durum  Osmanlı İmparatorluğunu bir müddet  büyük toprak kayıplarından ve yıkımdan kurtarmış, Avrupa devletleri arasındaki rekabetten faydalanarak ömrünü uzatma fırsatı vermişti.(2)

 

Kaynarca antlaşması ile  Karadeniz'e inen Ruslar burada bir  donanma inşa etmeye başladılar.1792 de imzalanan Yaş antlaşması ile  Karadeniz sahillerindeki Özü , Hocapaşa (Odesa)ve Kılburun kalelerini de alınca  öteden beri sahip oldukları Akdeniz'e çıkma emeli ile  Karadeniz'deki  donanmalarını 1797 sonlarından itibaren savaşa hazırladılar.  Osmanlı ile bir anlaşma zemini arayarak donanmalarını boğazlardan geçirip Akdeniz'e indirmeğe çalışıyorlardı. Fakat geçmişteki Türk-Rus Savaşlarının izleri henüz silinmemişti. Bir yandan Rus tekliflerini dinleyen Osmanlı yöneticileri diğer yandan da boğazdaki kaleleri tahkim ederek olası bir Rus baskınına karşı tedbirli olmaya çalışıyordu.

 

2 Temmuz 1798 de Napolyon'un Fransız ordusu başında Mısır'a saldırması ile Türk-Rus ilişkileri yeni bir safhaya girdi.28 Temmuz'da  İstanbul'da Türk-Rus  görüşmeleri başladığında Rus donanması Boğaz girişine gelmişti. Görüşmeler devam ederken  31 Ağustos 1798 de verilen özel bir izinle Rus donanması boğazlardan girerek  5 Eylül 1798 de Büyükdere önlerinde demirledi. İstanbul'daki müzakerelere göre Rus donanması İngiliz ve Osmanlı Savaş gemileri ile birlikte hareket edecekti.19 Eylül 1798 de Osmanlı donanması ile birlikte  Rus donanması da Çanakkale'den geçip, Ege'ye inerken bu görüşmeler hala devam ediyordu.

 

23 Aralık 1798 de Rusya ile 14 maddelik bir ittifak anlaşması imzalanmıştı, sekiz yıl sürmesi düşüncesi ile imzalanan bu anlaşma İngilizlerin Malta adasını Rusya'ya vermeyi reddetmesi üzerine bir yıl sonra suya  düştü. Çar I.Pavel'in Fransızlarla yakın ilişkiler kurmaya  başlaması ile Akdeniz'deki Rus filosu 1800 yılı Eylül ayı  sonunda  tekrar Karadeniz'e döndü. Fransa'nın, işgal ettiği Mısır'dan  Osmanlı-Rus-İngiliz ittifakı ile atılmasından sonra yeni bir dönem açılmıştı.

 

Osmanlı tahtında oturan III. Selim  (1789 - 1807 ) çürüyen imparatorluğun yapısını  yenilemek için bir reform yapma  ihtiyacı hissediyor ve  bu amaçla batıya açılma siyaseti izliyordu. İstanbul'daki Fransız elçisinin düşüncesine büyük önem veren III. Selim İngiliz-Rus ittifakının yarattığı tehdide karşılık dayanacak güç olarak Napolyon'un güçlü Fransa'sını görüyordu. Bu durumun farkında olan Napolyon Mısır seferinden sonra Osmanlı padişahına özel mektuplar göndererek O'nun uygulamaya çalıştığı reformcu tedbirlerden övgü ile söz edip dostluğunu kazanmaya çalışıyordu. Bu politika kısa sürede meyvelerini vermiş ve 0smanlı yönetimi ile Fransa'nın arası düzelmeye başlamıştı.

 

Rusya'da ise Çar I. Pavel'in 23 Mart 1801 de öldürülmesi üzerine yerine  I.Aleksandre  geçmişti. Yeni Çar da Rusya'nın yayılmacı politikasını sürdürdü ve 1801 de Güney Kafkasya'ya yöneldi(3). Petrousk kenti ve çevresini ele geçirerek, Kahetya Krallığını (4) kendine bağlamış olan Kartli Krallığını(5)  koruması altına aldı. Son Kartli Kralı 1802 de ölürken vasiyeti ile birlikte Krallığını da Rusya'ya bırakmıştı. Rusya, 1803 de Mingrelya'yı(6),1804 de İmeretya'yı(7) ve Gurya'yı(8)1806 da Osetya'yı(9) ve 1810 da Abhazya'yı(10)  kendine bağlarken İran ile savaşa girerek 1804-1805 yıllarında Bakü ve Nahçivan ve Erivan Hanlıklarını da ilhak etmişti.

 

Napolyon'un Fransa'ya dönmesi ve  9 Kasım 1779 da bir darbe ile yönetime el koymasından sonra  Fransa Avrupa'nın en büyük askeri gücü haline gelmişti . İngiltere bu güce karşı Avusturya,Rusya ve İsveç ile  ittifak oluşturmuştu. III. Selim de 1802 yılında Fransa ile barış anlaşması imzalamıştı. Fransa bu anlaşma ile eski imtiyazlarını fazlasıyla elde  ederken İngiltere ve Rusya, Fransız etkisinin Osmanlı topraklarının her bölgesinde yayılmaya başlamasından tedirginlik duyuyorlardı.

 

İstanbul bir yandan İngiltere'nin, bir yandan da Fransa'nın baskısı altında iken Ruslar da 1798 de imzalanan ittifak anlaşmasının yenilenmesini istiyorlardı. Osmanlı yönetimi bu konuda  hiç istekli olmamasına rağmen 28 Eylül 1805 tarihinde 9 yıl süreli bir anlaşma imzaladı.  Bu ittifak  bir yıl kadar sürdü .İstanbul'daki  Fransız elçisinin telkinleri ile Eflak ve Boğdan Voyvodaları azledildi ve Ruslara tanınan boğazlardan geçiş hakkı kaldırıldı. Savaş gemilerinin boğazdan geçmesine izin verilmemesi üzerine Ruslarla yapılan bu anlaşma feshedildi. Ruslar, Napolyon'un da teşviki ile Yaş antlaşmasını ihlal ettiği için Türkiye'ye savaş açtılar. Boğazları ele geçirmek için  harekete geçen  Karadeniz filosunun bunu gerçekleştirmek için yeterli kuvvete sahip olmadığını görerek daha sonra bundan vazgeçtiler.

 

Kasım1806 da Sivastopol'daki deniz üssünden Anadolu sahillerine iki müfreze gönderdiler. Birinci müfreze  Trabzon önlerine gelerek buradaki iki gemiyi batırıp sahildeki bataryaları  topa tutarak geri döndü. Bu, Rusların Trabzon'u ilk bombardımanı idi. Diğer müfreze  Varna'dan boğaz önlerine kadar batı Karadeniz sahillerini dolaşarak Sivastopol'a dönmüştü. Ruslar aynı yılın Şubat ayında Sinop'ta yeni inşa edilen bir savaş gemisini imha etmek için dört gemiden oluşan bir filo daha göndermiş fakat bu görev başarılamamıştı(11).

 

1806 da Anapa  kalesini muhasara  etmek için Sivastopol'dan hareket eden 6 savaş gemisi, 6 fırkateyn ve 8 ufak gemiden oluşan  Amiral Postuskin kumandasındaki Rus filosu  26 Nisan'da kale önüne geldi. Şehri ve kaleyi bombaladı. Karaya asker çıkartarak kaleyi ele geçirip , tahrip ettikten sonra tekrar Sivastopol'a döndü. Anapa'nın  düşmesi esnasında   birçok savaş levazımatı ile 81 top ele geçiren Rusların 7 ölü 11 yaralıları vardı. Türk tarafının zaiyyatı ise 100 kadardı(12)

 

Aynı yıl, Haziran sonunda Konter Amiral Postiskin kumandasındaki 4 hat gemisi 5 fırkateyn ve 22 ufak gemiden oluşan bir Rus Filosu 3000 asker yükleyerek   Sivastopol'dan yola çıkmıştı. Filo Trabzon'a yaklaşarak şehri bombardımana tuttu. Havaların bozuk olması karaya asker çıkartmayı imkansız kıldığından  gemilerde bir süre sonra su ve yiyecek sıkıntısı baş gösterdi. Bu durum karşısında Rus filosu geri dönmek zorunda kaldı(13).Bu da, Rusların Trabzon'u ikinci bombardımanı ve ilk ele geçirme girişimleriydi.

 

İstanbul'daki Fransız elçisinin telkini ile Eflak ve Boğdan Voyvodalarını görevden alınmasını İngiltere ve Rusya  protesto edince Osmanlı devleti aldığı kararlardan geri dönmek zorunda kalmıştı. Fakat Rusya savaş ilanına bile gerek görmeden harekete geçti ve 16 Ekim 1806 da Orduları Dinyeper'i aşarak Eflak ve Boğdan'ı işgal etti. Kara ve deniz muharebelerinde Rusya'nın tarafını tutan İngiltere ise 22 Aralık 1806 da Osmanlı devleti ile savaşa girmişti. Çanakkale boğazından  hiçbir müdahaleyle karşılaşmaksızın geçen İngiliz donanması 17 Şubat 1807 de İstanbul önüne gelerek şehri tehdit etmeye başladı. Kısa süren bir şaşkınlıktan sonra şehirde  savunma önlemleri alındı. Tehditlerin sökmeyeceğini anlayan İngiliz donanması 1 Mart 1807 günü İstanbul önlerinden çekilmek zorunda kalmış,ancak bu defa   Çanakkale Boğazından,  istihkamların top ateşi altında ağır hasara uğrayarak geçebilmişti.

 

Bu sıralarda İstanbul'da Padişah III.Selim'in uygulamaya çalıştığı ıslahatçı politikaların bir uzantısı olarak  Nizam-ı Cedit  ocağını kurması İmparatorluğun geleneksel yapısı içindeki birçok gücü ürkütmüştü. Bu güçlerin kışkırtması ile  Nizam-ı Cedit üniforması giydirilmek istenen  ve boğazları savunmak üzere kurulan kalelerde bulunan "Boğaz Yamakları" ya da "Laz Yamakları" denilen muhafızlar ayaklanarak Kabakçı Mustafa önderliğinde İstanbul'a yürümüşler ve Selim'i tahtan indirerek yerine  şehzade Mustafa'yı tahta çıkarmışlardı.  IV. Mustafa'nın (1807-1808)  kendisine saltanat bağışlayanların dümen suyuna gitmekten başka çaresi yoktu.

 

14 Haziran 1807 de Frieland'da Napolyon'a yenilen(14) Rus Çarı I.Aleksandre Tilsit'deki barış görüşmelerinde masaya Osmanlı İmparatorluğunun bölünmesini de koymuştu. III. Selim'in tahtan indirilmesi Napolyon'a istediği bahaneyi vermiş (15)ve İngiltere'ye karşı Rusya'nın dostluğunu kazanmak için Türklerle olan dostluğu  bir kenara iterek 7 Temmuz 1807 de Ruslarla anlaşmaya varmıştı. 9 Temmuz'da  taraflarca onaylanan Tilsit anlaşmasına(16) rağmen, dağılacak olan Osmanlı imparatorluğunun en güzel yerlerinin Akdeniz 'e hakim olan İngilizler tarafından ele geçirilme olasılığı Napolyon'u endişelendiriyordu. III. Selimin yerine geçen IV Mustafa da  Napolyon'a baş vurmuş ve Fransa aracılığıyla  Ruslarla bir ateşkes anlaşması imzalanmasını istemişti. Fransa'nın baskısı ile 23 Ağustos1807 tarihinde Slobozia'da bir ateşkes anlaşması imzalayan Rus Çarı, Napolyon ile Osmanlı İmparatorluğunun paylaşımı konusunda anlaşıncaya kadar bu ateşkesi bozmadı. Bu tarihten sonra başlayan barış görüşmeleri 1809 yılına kadar devam etti. Bu süre zarfında Rus donanması sürekli Karadeniz'de dolaşıyor, Karadeniz'deki limanlar istihkamlarla takviye edilerek  savaşa hazır bekliyorlardı(17)

 

Bir yıl sonra,12 Ekim 1808 de Napolyon ve Rus Çarı Erfurt'ta buluşarak  bazı konularda  anlaşma sağlamıştı. Bu anlaşma, Osmanlı-Fransız ve İngiliz-Rus ittifakının bozulmasına neden olmuş, Rusya'ya karşı müttefik arayan Osmanlı  ile İngilizler arasında bir yakınlaşma doğmasına yol açmıştı ve 5 Ocak 1809 da Çanakkale'de bir anlaşma imzalanmıştı.

 

18 yaşında iken Rus savaşlarında bayrak taşıdığı için Alemdar namıyla anılan Mustafa Paşa  III. Selim'e yaptığı ıslahatlardan dolayı hayrandı.Bu hayranlık nedeniyle Selim'in tahtan indirilmesine içerlemiş ve  Balkanlardaki kuvvetleri ile İstanbul üzerine yürümeye,  Selimi tekrar tahta çıkartmaya karar vermişti. Edirne'den hareket ettiği sırada adamları İstanbul'a girmiş ve Kabakçı Mustafa'yı öldürmüşlerdi. Alemdar İstanbul'a gelince tahtan indirileceğini anlayan  Sultan Mustafa  tahta varis olabilecek III.Selim ve Şehzade Mahmut'un öldürülmelerini emretmişti. Alemdar yetişene kadar cellatlar Selim'i öldürür fakat dama çıkarak cellatların elinden kaçmaya çalışan  II. Mahmut (1808-1839) kurtarılır ve Mustafa'nın yerine tahta çıkartılır.

 

İstanbul'da patlak veren isyanlar ve imparatorluk topraklarındaki ayaklanmalardan cesaret alan Ruslar Eflak ve Boğdan'ın kendilerine  bırakılmasında ısrar ediyorlardı. Napolyon'un buna  rıza göstermesi üzerine durum değişmiş ve  Osmanlı heyeti görüşmelerden çekilmişti . Bunun üzerine 1809 Nisanında Tuna boylarında İsmail,Yergöğü ve İbrail kalelerine saldırıya geçen Ruslar Doğu Anadolu'da  Kars ve Ahıska taraflarında hareketlenmişti.

 

İkinci defa sadrazamlığa getirilen Yusuf Ziya Paşa(18) da savaş hazırlıklarına başlamış Temmuz'da Edirne'ye doğru yola çıkmıştı. İlk Rus taarruzunu durduran Osmanlı ordusu Rus ordusunu Tatariçe'de bozguna uğratmış fakat kış şartlarından  yararlanan  Rus ordusu uzun zamandır kuşattıkları İsmail ve İbrail kalelerini ele geçirmişti. Denizde ise Osmanlı ve Rus filoları dolaşıyor fakat birbirleri ile karşılaşmıyorlardı.

 

Osmanlı yönetimi Kırım'a bir çıkartma yaparak bir kısım Rus kuvvetlerini bu tarafa çekip Tuna boylarına yüklenen Rus kuvvetlerinin baskısını azaltmak istiyordu.1809 yılında  daha sonra Trabzon valisi olacak olan Canik Muhassılı Hazinedarzâde Süleyman Ağayı Trabzon Mütesellimliğine getirmiş (19) aynı amaçla 1809 yılında Ahıskalı Şerif Paşa'yı  Sinop'tan Faş'a kadar olan Karadeniz sahillerinin muhafazası için Karadeniz Seraskerliği görevi ile Trabzon Valiliğine atamıştı.(20)

 

Kafkas  Cephesinde Rus  hareketliliğinin artması üzerine Karadeniz sahillerindeki bir çok ağa eski suçlarına ve durumlarına bakılmaksızın sefere memur edilmiş,bunlardan Hazinedarzade Süleyman Ağa'ya Gönye Sancağı verilmişti(21).  1809-1810 kışında Tuna deltasını işgal  eden Ruslar Kafkas Cephesinde de Poti'ye kadar ilerlemişlerdi..1810 baharında tüm güçleri ile Osmanlı sınırlarına yüklenen  Ruslar, Balkanların kuzeyini tamamen işgal ederek Doğu Karadeniz sahillerinde Faş kalesine saldırdılar. Ruslar'ın Faş kalesine saldırmaları üzerine Trabzon Valisi  ve Karadeniz Sahilleri  Seraskeri Şerif Paşa  İstanbul'dan kendisine asker , para ve zahire yardımı gönderilmesini isteyerek Faş'a hareket etmişti.(22) Karadeniz sahillerindeki şehirlerin savunması için yapılan tabyalar tahkim edilmiş Trabzon valisi Vezir Mehmet Şerif Paşa'nın, Rize limanının düşmana karşı muhafazası için Dalyan,Roş,Beryoz burunlarına Tabyalar yapılması,top ve mühimmat ile tahkim edilmesi için Hassa Sermimarı Mustafa'ya bir ariza yazılmıştı.(23)

 

Faş'ın Rus istilasına uğramasını engelleyen Şerif Paşa Trabzon'a dönünce aralarında öteden beri çekişme olan Çıldır Valisi Selim Paşa'nın üzerine yürümeye karar verdi ve kuvvetleri ile birlikte Trabzon'dan ayrıldı. Bu davranışı uygun görülmeyen Şerif Paşa  Trabzon valiliğinden alındı(24)Yerine Doğu Seraskerliği görevi ile Halil İbrahim Paşa atandı fakat bu emir tebliğ edilemeden Halil İbrahim Paşa Trabzon Valiliğinden de alınarak Erzurum Valiliğine atandı. Bu kargaşalıktan yararlanan Ruslar da Faş kalesini ele geçirdiler. Giderek kötüleşen bu durumu düzeltmesi için 07.01.1810 tarihinde Alaiye/Alanya mutasarrıfı Çarhacı Haci Ali Paşa Trabzon valiliğine atandı.(25)Erzurum Valisine ve Şark Seraskeri İbrahim Paşa'ya ve Trabzon Valisi ve Bil-istiklal Karadeniz'in Anadolu Sevahili Seraskeri Çarhacı Hacı Ali Paşalar'a bir an evvel görevlerinin başına gitmeleri ve 'vazifelerini ifaya gayret' etmeleri hakkında emirler yazıldı(26). Babiali, Vezir Rütbesi ile Trabzon Valiliğine tayin ettiği Çarhacı Haci Ali Paşa'ya iki konağı bir edip' bir an evvel Trabzon'a varması emrini verirken(27) Ali Paşa varıncaya kadar Trabzon Mütesellimliğine Şatırzade Osman Ağa'yı atadı(28) . Artvin Beyi Süleyman Bey, Sohum Muhafızı Aslan Bey ve Rize Ayanı Tuzcuoğlu  Hacı Memiş Ağa o havalinin muhafazasına memur olunarak, donanma ile silah, cephane,zahire ve asker gönderilmesine karar verildi(29)

Trabzon mütesellimi Mirahor-u evvel  Şatırzade Osman Ağa ve amcaoğlu Mehmet Şakir Ağa Nisan 1810 da İstanbul'a bir dizi yazı gönderip 'Şerif Paşa'nın iki kıt'a kaboz topu ile on  topçu neferinin ve cebehane ile mühimmatının Trabzon'da alıkonulduğunu (30) bildirerek Trabzon ve Gümüşhane ağalarına asker toplanması için emir yazılmasını ve Gümüşhane ile Canik'den gönderilecek buğday işinde dikkatli olunmasını,Aydınoğlu gemisi ile gelen topçu ve arabacı  neferlerinin Trabzon'a vardıklarını belirtir, neferlerin tayinatlarını kendilerinin karşıladığını, bu iş için gönderilen zahirenin  gelmediğini,bu iş için para gönderilmesini isterler.(31)

 

Rus işgalinde kalan Faş Kalesinin kurtarılması için Rize Ayanı Kapucubaşı Tuzcuoğlu Memiş Ağa ve Kardeşi Silahşorandan Osman Ağa'nın maiyyetinde bölge ağalarının toplanması ve Faş Kalesinin zapt edilmesi istenmekteydi. Memiş Ağa'ya yazılan emirnamede   Trabzon ağavatından Giresunlu Darçınzade Hacı Mustafa,Tirebolu Voyvodası Süleyman,Kuğuzade Emin Bey,Dedezade Hacı Osman,Sakazade Mahmut,Pulathane Serdarı Mehmet, Hacısalihzadeler, Abanoszadeler, Mefsuzzade Mustafa, Kasapzade İbrahim,Gümrükçüzade Genç,Gönye sancağı ağavatından Rize kazasında Pirzade Memiş,Ekşizade Mustafa ve Ali,Mehmetzade Hüseyin,Hacışahinzade Mehmet Bey,Telatarzade  Mustafa, Osmanpaşazade Mehmet, Çorukzade Ömer, Mumizade Memiş,Hemşin sakinlerinden Kumbasarzade Genç Ağa ve Hacıhasanzadeler Faş kalesinin kurtarılmasına çıkarabildikleri askerle Tuzcuoğlunun maiyyetine  memur ve tayin olunmuş idi. Faş kalesinin kurtarılması için çok sayıda asker lazım olduğu için bu defa Ordu ve Şebinkarahisar'dan(Karahisar-ı Şarki) Çeçenzade Hacı Hasan Ağa başbuğluğunda bin, Maçka Voyvodası Hacısalihzade Ali başbuğluğunda beşyüz nefer,Vavuk kazası kadısı,müftüsü ve ağavatından Üçüncüzade Süleyman Beyin oğlu  (Ali Bey'in)  başbuğluğunda, Yağmurdere Voyvodası Hafızzade Hasan ve Uz nahiyesi Voyvodası  çıkarabildikleri askerle,Batum Kazası ayanı Küçük Mehmet Bey külliyetli askerleri ile Sürmene Kazasında sakin yüzüncü,yirmi beş ve on üç ve Sekban ağaları  gönüllü bayrağı açıp külliyetli neferle,Hacıalizade Emin ve Yakubzade Ahmet ve Kalzadeler ( Kadakalzadeler), Süleyman ve Hasan birer bayrak küşadları  Faş Kalesinin kurtarılmasına Tuzcuoğlu Memiş ağanın başbuğluğunda memur oldukları bildirilmektedir(32). Rusya ile Savaşın şiddetlenmesi ve Trabzon vilayeti hasılatının kifayetsizliği nedeniyle asker ve  Deve Bedeliyyesinden aliye-i şahane olarak 25.000 kuruş verilmesine karar verilmişti.

 

Çar I.Aleksandre'den 1810 Temmuz'unda Osmanlı donanmasına görüldüğü yerde hücum edilmesi,Türkler müttefikleri İngilizlerle birlikte iseler savunma durumunda kalınması emrini  alan Rusların Karadeniz Filosu, 8 fırkateyn,1 korvet ,8 gemi ve yardımcı 3 gemiden oluşuyordu ve merkez üssü Sivastopol Limanı idi. Temmuz ayında Osmanlı donanmasının Karadeniz'e çıktığı haber alındığında Rus filosu da Amiral Sarıçef  komutasında denize açılmıştı. İki kola ayrılan Filonun  2 fırkateynden oluşan birinci kolu Tuna  nehrinin ağzından Varna istikametine ilerleyecek rüzgarın el verdiği ölçüde boğazlara yaklaşacaktı. 1 korvet,1 fırkateyn ve yardımcı 1 gemiden oluşan ikinci kol da Anapa ve Sohum kalesi sahillerini kontrol ederek bölgedeki deniz nakliyatını durdurmak,Rus kuvvetleri ile çatışmaya giren bölge halkına baskı yaparak Ruslarla barışa zorlamak üzere harekete geçmişti(33).

 

20 Haziran'da Sivastopol'a Türk donanmasının Karadeniz'e çıktığı, Varna'ya doğru giderken önemli bir kolunun ayrılarak Anadolu sahillerini takip ettiği' şeklinde bir haber gelmesi üzerine Rus filosu da Anadolu sahillerine inmiş fakat Samsun ve Sinop limanlarında Osmanlı donanmasına rastlayamamıştı. Tekrar Varna istikametine yöneldiğinde şiddetli bir fırtınaya tutulmuş  ve 20 Temmuzda hasar görmüş bir şekilde Sivastopol'a dönmüştü. Rus filosu Sivastopol'a döndüğü zaman Osmanlı donanmasının Sivastopol önlerine gelerek 2 gün kadar bekledikten sonra şehre hiçbir şey yapmayıp geri döndüğünü öğrendiler. Donanmasının bu sonuçsuz seferinden memnun olmayan I.Aleksandre  donanmanın tekrar denize açılmasını ve Türk donanmasını takip ederek Varna istikametine ilerlemeye çalışan Rus birliklerine destek olmasını emretmişti.

 

8 hatt-ı harp gemisi,1 korvet 5 fırkateyn ve 3 küçük gemiden oluşan bir filo Ağustos'da tekrar denize açılarak Varna önlerine gitti. Kara birlikleri ile irtibat sağlamak üzere karaya bir müfreze çıkardılarsa da müfreze Türk kuvvetlerinin açtığı ateş sonucu gemilere sığınmaya zorlandı. Kara birlikleri ile irtibat sağlayamadıkları gibi Varna'daki Türk birlikleri hakkında bilgi de alamayan Rus filosu geri dönmeye karar verir.

 

Dönüş yolunda (17 Ağustos'da) Osmanlı donanmasına ait  gemilerle karşılaşan Rus filosu Osmanlı gemilerinin çatışmaya girmeyip bölgeden ayrılmaya çalıştıklarını görünce onları takibe başladı. Arkalarından birkaç top mermisi göndermelerine rağmen gemilere yaklaşamadılar ve akşam olması üzerine takipten vazgeçerek Sivastopol'a döndüler. 1810 yazında ard arda yapılan bu iki seferden bir sonuç alınamaması Rus Çarını kızdırmıştı.3.Defa verilen emirde:

             ' 1) Trabzon'da müteyyin bir hareket üssü kurulması

              2) Trabzon'dan Poti ye kadar olan kıyıların tamamında Rus hakimiyetinin sağlanması

              3) Trabzon Rumlarının Osmanlı idaresine karşı isyan etmelerinin sağlanması'

 

istenmekteydi.

 

Bu görev Amiral Sarıcef'in kumandasındaki Rus filosunun  yanı sıra General Galifebolof'un kumandasında  5 tabur piyade,200 Kazak,30 Rum ve yarım hafif topçu bataryasından oluşan  bir çıkartma kuvveti tarafından gerçekleştirilecekti. Çıkartma kuvvetine dahil edilen Rumlar çıkartma birliklerine rehberlik ederek, yerli Rumlar'ın Osmanlı'ya isyan ederek Ruslar'a katılmasını sağlayacaklardı(34).Bu olay Karadeniz'e inen  Rusya'nın Osmanlı Devletine karşı Doğu Karadeniz Bölgesindeki Rumları organize ederek Osmanlı aleyhine kışkırtıp  kullanmasının ne kadar eskilere gittiğini göstermesi bakımından ilginçtir.

 

Çıkartma birliklerinin bindirildiği nakliye gemilerine ayrıca bu birlikler altı ay yetecek kadar yiyecek ve cephane ile Trabzon'da kendilerine katılacak Rumlara dağıtılmak üzere  cephanesi ile birlikte 2000  tüfek de  yüklenmişti. Rusların Karadeniz filosu ve çıkartma kuvvetlerini taşıyan gemiler 26 Ekim  1810 tarihinde Trabzon önlerine gelmiş fakat çıkan fırtına nedeniyle burada duramayıp batıdaki Büyükliman /Vakfıkebir önlerine sığınmışlardı(35).

 

Rus donanmasının sahile yaklaştığını gören kıyıdaki tabyalardan ateş açılmış ve gemiler top menzili dışında beklemeye başlamışlardı. Donanma komutanı Sarıcef'in  başkanlığında toplanan savaş meclisinde durum değerlendirmesi yapılmış ve havanın düzelmesi durumunda çıkartmanın bu sahillerde yapılması kararlaştırılmıştır.

 

Bu sırada Canik Muhassılı ve Trabzon Mütesellimi iken bu işin ehli olduğu için ileride kendisine Paşalık ve Trabzon Valiliği vaad edilerek Faş'ın kurtarılması için  görevlendirilecek olan  Hazinedarzâde  esseyid Süleyman Ağanın Canik, Şarkikarahisar ve Ordu bölgesinden toplayıp Faş'a gitmek üzere Trabzon'a sevk ettiği ağalar ve askerleri son hazırlıklarını yapmak üzere birkaç günden beri Akçaabat /Pulathane'de bulunmaktaydı.

 

Silahtar Ebubekir  çıkartma olayını İstanbul'a yazarken bu durumu şöyle açıklamaktadır: "Faş'a memuriyeti hasebi ile asker celb hazırı amade ve levazımatı ve tedarikatı seferiyesini tanzim ve sağbı memuresine azim idecek iken ...... bundan akdem memuriyetini havi ferman-ı âli ve emirname-i  veliyyü-n-nüama vurudunda   ağa kulları derakab Canik ve Karahisar ve Ordu taraflarından yerar ve kârigüzar bölükbaşıları ile üç dört binden mütecaviz Trabzon taraflarına asakir ihraç ve Polathane nam mahalle  kadar varıp birkaç gün ikamet üzre iken küffar-ı mel'un onbeş  başpare tekne-i menhusası deryada güştü güzar  ederek...."( 36)

 

Rus donanmasının gelmesi üzerine bu kuvvet alarma geçirilmiş,sahile yaklaşan Rus gemilerine ateş açılmıştı. Çok kalabalık bir gemi grubuyla  bölgeye gelen Rus donanmasının ne yapacağı tam olarak bilinemediği için bu kuvvetler Büyükliman/Vakfıkebir ile Pulathane/Akçaabat arasındaki sahile yayılmış,sahil köyleri alarma geçirilmiş,Trabzon merkezine ve çevre kazalara haber gönderilerek yardım istenmişti. Havanın düzelmeye başlaması üzerine  ertesi gün çıkartma yapmaya karar veren Ruslar,27 Ekim 1810 sabah saat 5 civarında çıkartma birliklerini sandallara bindirirken savaş gemileri de ikiye ayrılmış bir grup  Akçaabat'ın batısındaki Sargana burnu sahillerine, çıkartma başlayınca Trabzon'dan gelecek takviye kuvvetlerinin geçeceği yollara ve buradan gelecek yardım kuvvetlerine  bombalar  yağdırmak üzere doğuya doğru harekete geçmişti. 2 fırkateyn ve 2 topçekerden oluşan ikinci grup ise atışları ile sahile doğru yol alan sandalları korumak üzere Sargana  Burnu sahiline yanaşmış ve atışa başlamıştı. Kıyıbaşı emniyetini sağlayacak gemiler ilk atışta bir gün önce kendilerine ateş açan topları susturmuş ve Binbaşı Ravelyon kumandasında 300 asker ve rehberlik edecek yerli Rumlarla  bağlantıyı sağlayacak 20 Rumdan oluşan ilk birlik sahile doğru yollanmıştı(37).

 

Rusların çıkartma yaptığı Sargana Burnu sahillerinde çıkartmayı önleyecek yeterli kuvvet yoktu. Rus kayıkları sahile doğru yol alırken yakındaki  Kavaklı(Ahanda) köyüne ulaşan haberciler Rusların Sargana'da sahile çıkmaya giriştiğini bildirmiş(38),bunun üzerine baltaları ve kazmaları kapan köylüler koşarak Rusların üzerine atılmış,fakat kanlı bir boğuşmadan sonra geri çekilmek zorunda kalmışlardı. Sahilde bulunan üç topu da ele geçiren Rus kuvvetleri içe doğru ilerlemeye başlamışlardı.(39)

 

Rusların Sargana kıyılarına çıkacağı kesinleşince çevreye yayılmış olan kuvvetler daha önce kararlaştırıldığı gibi çevredeki yol ve geçitleri kontrol altına almıştı. Aynı zamanda Trabzon da gece sabaha kadar Rusların olası akınına karşı şehri savunmak için önlemler alınmış  çevre nahiye ve kazalara haberciler gönderilerek yardım kuvvetleri istenmişti. Rusların  Sargana burnuna çıkartma yapmak için  harekete geçtiği haberi ulaşınca Vali Çarhacı HacıAli Paşa kumandasındaki bir yardım kuvveti de şehirden çıkmış Akçaabat'a doğru hareket etmişti. Sahildeki bu hareketleri izleyen Rus donanması Akçaabat'a ilerleyen bu kuvveti top ateşine tutmuş ve Vali Çarhacı Hacı Ali Paşa  yanındaki bir kayaya isabet eden top mermisinin fırlattığı kaya parçası ile yaralanmıştı.(40)Silahdar Ebubekir'in İstanbul'a gönderdiği arizada 7bu olaydan şu şekilde bahsedilmektedir:"  .. îdî şerif  gecesi saat beş sularında Ağcakalenin mahalle karib Sargonaburnu dedikleri yere sandallarını yanaştırıp dokuz yüz kadar askeri mağlubesini karaya ihraç ve muharebe tedbir ve tedarikatında iken Pulathanede olan ağa kullarının askeri ve Pulathanenin etrafı  askeri ağah ve ikaz olup derakab kefere-i masturu din üzerine hücüm ve vaferi cenk ü cidal ederken sabık Trabzon Valisi devletlü  Ali Paşa hazretleri bu hengameyi istima ve müşahade ettikde asakir-i müvahhidinin imdadına gelür iken küffarı hakisar müşarunileyh hazretlerini görüp toplar endahta ve gülleler taşa rast düştükçe parçası hikmeti hüda  müşarunileyhe vurup bir miktar yaralandığı ve kefere-i mesfureden..... halas bulamayıp yüz elli kadar dil ve kelle kat ve ahs olunup  mabakileri bahra ihrak olduğu.."(41)

 

İlk birliğin sahile ulaşıp ilerlemeye başlaması üzerine 400 kişilik ikinci bir kafilenin de sahile yollanmasına  karar verilmiş, sahilde çatışmalar kızışınca bu birlik sahildeki kuvvetlere yardımcı olmak üzere acilen yola çıkartılmıştı. Fakat sahilden açılan ateş sonucu birkaç sandal batmıştı. Rusların nereye  çıkacağı bilinmediği için çevreye yayılan kuvvetler çıkartma bölgesine gelmeye başlamıştı. İç kesime doğru ilerleyen Rus kuvvetleri bir müddet sonra boğazlardan ve ormanlardan çıkan Türk askerleri tarafından etraflarının sarıldığı ve kaçış yollarının kesilmeye başladığını görünce bir Rus binbaşısı  askerlerine süngü hücumu ile çemberi yarıp sahile ulaşma emrini verdi. Rus donanmasının destek atışlarına rağmen bu askerlerin pek azı sahile ulaşabilmişti.

 

Sargana burnuna çıkan Ruslar pekçok ölü, yüze yakın esir ve yaralı bırakarak sahilden ayrılırken, ummadıkları bir direnişle karşılaştıkları için Trabzon'un çok daha üstün kuvvetlerle savunulduğunu düşünerek çıkartma yapmaktan vazgeçip geri dönmeye karar vermişlerdi.

 

Lermioğlu'nun verdiği bilgilere göre bu çıkartmada 48 i kadın 921 i erkek olmak üzere  toplam 969 şehit, 35 de ağır yaralımız olmuş. Buna karşılık Rusların gömülen ölü sayısı 1322, yaralı sayısı 48 ve esir sayısı 127 dir. Goloğlu  ve Gedik'in de aynen aktardığı(42) bu rakamlar  Silahdar Ebubekir'in arizasında verilen rakamlarla çelişmektedir. Silahtar Ebubekir Babialiye gönderdiği arizasında  Rusların karadaki zayiatının yüz elli kadar olduğu bildirilmektedir. Aynı konuda Miralay Süleyman'ın Rus kaynaklarından yararlanarak hazırladığı makalesinde bu konuda verdiği bilgi şöyledir. "Bir hayli maktül ve yüze yakın yaralı ve esir bıraktıkları gibi birkaç sandal dahi gark olur". Bütün bunlar bize Lermioğlu'nun verdiği  Türk ve Rus tarafının zaiyat rakamlarının ihtiyatla karşılanması gerektiğini düşündürmektedir.

 

Rus kaynakları bu çıkartmayı hava muhalefeti nedeniyle vazgeçilmiş bir girişim olarak zikrederken, Hazinedarzâde Süleyman Ağa da Sadrazam Yusuf Paşa'ya gönderdiği  bir arizada; Açıkbaş'da(43) ve Ahıska kolunda olan düşmanın bu günlerde Ahıska kolundan taarruz edeceği haberleri üzerine, Ahıska ve Batum beylerinden haber geldiğini,Tuzcuoğlu Hacı Memiş Ağa'ya ulak gönderip O da Kalcızade Memiş Ağa'yı uyararak  halen Gürcistan'ın Moskoflu'ya meyil ettiğini ve anlaşmak üzere olduklarını Sohum'un Rusya'nın eline geçtiğini Sohum ve Faş çevresinde bazı Abaza kavimlerinin Ruslarla anlaştığını fakat Keleşbeyzâde Aslan Bey'in Rusları reddedip , Sefer Bey'in Sohum yanlarında Ruslarla harp ettiğini ve Ramazanın 28.günü (44) ( 27. Ekim 1810  Cumartesi) Akçakale ve Pulathane Limanlarına Rusların 14 savaş gemisi gelip sandallara acilen  top yükleyerek karaya çıkartma yaptığını, kendisinin Canik ve Şarkîkarahisar tarafından gönderdiği  askerlerin(45) o günlerde Polathanede bulunduğu için Sakazâde Mehmet Ağa ve Serdar Mehmet Ağa'nın da bu kuvvetlere katılıp Ruslara taarruz ettiklerini ve Rusların dokuz yüzden fazla askerinin denize döküldüğünü, birkaç top ve sandal ele geçirildiğini,bu esnada Vali Çarhacı Haci Ali Paşanın da kuvvetleri ile yetişip  çatışmalara katıldığını ve Rus gemilerinin kaybolup gittiklerini ancak Kırım'dan Abaza tarafına doğru dolaşan bir kişinin gelen takririnde zaiyat verdiklerini,yirmi beş gemi tertip edilip yeniden asker ve levazımını yükleyip ve Kırım'dan yola çıkarılarak Anadolu yakasında Trabzon'a doğru gönderildiğini işittiğini haber verdiğini fakat bunların bir yerde görülmediğini yazmaktadır.

 

28.10.1810 tarihinde  Trabzon Valisi Çarhacı Hacı Ali Paşa hem  vezirlikten, hem valilikten alınmıştı.(46).Bu esnada, büyük olasılıkla Babıali'nin  Rusların Akçaabat  çıkartmasından ve Çarhacı Hacı Ali Paşa'nın  yaralandığından  haberi yoktu ve daha Trabzon valiliğine bir atama yapılmadan  Trabzon mütesellimliği Hazinedarzade Süleyman Ağa'ya verildi. Bölgedeki Ayan ve ağalara da birbirleri ile iyi geçinmeleri hakkında yazılar yazıldı.

 

Uhdesine Trabzon Mütesellimliği verilerek Faş'ın kurtarılmasına memur  edilen Hazinedarzade Süleyman Ağa,  görevden alınan Trabzon valisine göre daha başarılı olabilmesi için kendisine vezirlik rütbesi ile birlikte Canik sancağının da  yurtluk olarak verilmesi gerektiğini Sadrazam Yusuf Ziya Paşa'ya bildirmişti(47). Bu sırada Giresun Ayanı Mustafa ve Kapucubaşı Hasan, Sadrazam Yusuf Ziya Paşa'ya birer mektup gönderip, 'bölgedeki derebeylerinin fenalık ve hamiyetsizliklerinden bahisle Faş'ı kurtarmaya ehil olan  Hazinedarzade Süleyman Ağa'ya  vezirlik rütbesi ile Trabzon eyaletinin tevcih olunmasını' istiyorlardı (48) Sadrazam Yusuf Ziya Paşa da bu  isteklere cevap olarak  21.01 1811 tarihinde Canik Muassılı ve Trabzon mütesellimi olan Süleyman Ağa'ya,  Faş'ın kurtarılmasından sonra vezirlik verileceği ve Trabzon valiliğine atanacağı vaadinde  bulundu.(49)

 

Rus ve  Osmanlı kaynaklarından yararlanarak  bu çıkartma teşebbüsünün öncesi  ve sonrasını değerlendirdiğimiz zaman  Rus tarafının sıkı bir hazırlık devresinden sonra böyle bir harekata giriştikleri anlaşılmaktadır. Bu devrede Ruslar donanmalarının yanı sıra karaya çıkarak amfibi harekatı gerçekleştirecek  olan birliklerini de hazırlamışlardı. Bu harekatın  dikkati çeken diğer bir yönü de Rusların Osmanlıya karşı yerli Rumları  kullanma düşüncesidir.

 

Çıkartma birliklerine, bölgede rehberlik etmek ve Rum halkı ile işbirliğini sağlamak için eğitilmiş 30 Rum'un dahil edilmesi ve çıkartma esnasında Ruslara iştirak edecek  yerli Rumlar için gemilere  2000 tüfek ve cephane yüklenmiş olması bu düşüncenin ne derece organize olduğunu göstermektedir.

 

                Osmanlı yönetimi ise tazyik altındaki hudutlarını koruyabilmek için yerel ayan ve ağalar vasıtası ile topladığı askerleri yine  ağa ve ayanların (yada onların temsilcisi olan adamlarının)  komutasında cepheye göndermekte ve bundan askeri bir başarı beklemekteydi. Osmanlı yönetimi,başarılı sonucun yöneticilerin kişisel çabaları ile elde edilebileceğini düşündüğü için tedbir olarak bir yandan tepedeki  valiyi değiştirerek sonucu etkilemeye çalışırken,diğer yandan ağa ve ayanlara bazı unvanlar vererek( yada makam vaad ederek) onları motive etmeye çalışmaktaydı. Bunlarla  da çöküşü engelleyebileceğini düşünmekteydi.


Akademiktarih.com:Sargana burnu çıkarması Mesajı Paylaş


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter