Dış Basından Türkiye Haberleri

Başlatan Sihirbaz, Kas 02, 2015, 10:56 ÖÖ

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Sihirbaz

Haber BBC'den:

Hollanda hükümet partisi: NATO üyesi Türkiye'ye saldırı halinde destek vermeyelim

Hollanda'da koalisyon hükümetini oluşturan dört partiden biri olan Hristiyan Birliği'nin (CU) lideri Gert - Jan Segers, NATO müttefiki Türkiye'ye yönelik olası bir saldırıda durumunda, ülkesinin Ankara'ya destek vermemesini istedi.

Hollandalı lider, Türkiye'nin izlediği politikalara yönelik daha sert tepki verilmesi gerektiğini savunarak, Avrupa Birliği'nin (AB) tam üyelik müzakerelerini durdurmasını istedi.

Hristiyan Birliği lideri Segers, ülkenin en çok satan gazetesi De Telegraaf'a verdiği demeçte, "Türkiye'yi savunmak için kendilerini sorumlu hissetmediklerini" söyledi.

Suriye'deki çatışmaların başladığı dönemde, NATO müttefiki Türkiye'yi desteklemek için Hollanda'nın Patriot füzeleri gönderildiğini anımsatan Segers'e göre, artık bölgede durum değişti.

Türkiye'nin bölgesinde saldırgan taraf haline geldiğini ve Suriye'nin kuzeyinde yürütülen Afrin harekatı ile "sınırı aştığını" savunan Segers, bu tutumu kınadığını da belirtti.

Hollandalı lider, Türkiye'ye yönelik, farklı ülkelerden olası bir saldırı durumunda, NATO'nun 5. maddesi uyarınca yeniden bir yardım talebi gelirse, buna olumsuz yanıt verilmesini istedi.

Segers, "Eğer gelecekte Türkiye, yeni bir görev kuvveti gönderilmesini isterse, buna 'hayır' demeliyiz" dedi ve NATO'da Türkiye'ye yönelik "de facto B" adını verdiği faklı bir ortaklık sürdürülmesini savundu.

NATO anlaşmasının 5. maddesine göre, herhangi bir üye ülkeye dışarıdan gelen saldırı bütün ittifaka yapılmış sayılıyor.

Türkiye kökenli seçmenlere de 'kutlama' tepkisi
Rusya ile sınırı olan Türkiye ve Baltık cumhuriyetlerinin NATO içinde daha fazla destek gördüğüne işaret eden CU lideri, uzun süreli savunma anlaşmaları nedeniyle Ankara'nın ittifak dışında bırakılamayacağını vurguladı.

Hollandalı lider, Türkiye - AB üyelik müzakerelerine de son verilmesi çağrısı yaptı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın politikalarına daha sert tepki verilmesini de isteyen Segers, 24 Haziran seçimlerinden sonra Hollanda hükümetinin Ankara'yı kutlamasını da eleştirdi. CU liderine göre bu seçimle, "ülkede özgürlüğün kaybedilmesi bir adım daha yaklaştı."

Hollandalı lider, ülkesindeki Türkiye kökenli seçmenlerin Pazar gecesi yaptığı kutlamalara da tepki gösterdi.

İkinci veya üçüncü kuşak Türkiye kökenlilerin, ülkelerinin neresi olduğuna karar vermeleri gerektiğini savunan Segers'e göre, seçmenler, Hollanda'daki hukuk kuralları yerine Türkiye'deki baskıcı uygulamaları tercih etti.

Hollandalı lidere göre, bu yaşananlar uyum politikalarının işlemediğinin de bir göstergesi.

Gert - Jan Segers, Hollanda hükümetinin, "AB ile Türkiye arasında imzalanan mülteci anlaşmasının iptal edilmesi korkusu" nedeniyle Türkiye'ye karşı yeterince tepki vermekten kaçındığını da dile getirdi.

'5. madde ile ilgili sözleri biraz duygusallıkla söylenmiş'

Hollanda'daki hükümet ortağı Hırisiyan Birliği (CU) lideri Gert - Jan Segers'in Türkiye ile ilgili açıklamaları, Lahey'de geniş yankı uyandırdı.

Hollanda meclisindeki siyasi partilerin neredeyse tamamı, Türkiye'nin Erdoğan liderliğinde giderek daha totaliter bir rejime kaydığı yönündeki eleştirisine katılıyor.

Ancak Segers'in Türkiye'nin NATO içinde farklı bir statüye sahip olması ve "ittifakın 5. maddesinin Türkiye lehine işletilmemesi" önerisi destek bulmadı.

Hükümet ortağı Liberal Sağ Parti (VVD) senatörü ve eski general Frank van Kappen'e göre bu "tehlikeli" bir öneri. Çünkü, 5. madde, ittifakın temelini oluşturuyor.

VVD milletvekili ve meclis dışişleri komisyonu üyesi Han ten Broeke, Segers'in kaygılarını anladığını ve paylaştığını belirterek, "Ancak 5. madde ile ilgili sözleri biraz duygusallıkla söylenmiş" diyor.

İktidar partisi milletvekiline göre, 5. madde ile ilgili tartışma ittifakın çözülmesine neden olur. Türkiye'nin NATO üyeliğinden çıkarılması ya da B tipi üyelik seçeceği de şu anda mümkün görünmüyor.

Ten Broeke, bunun Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki operasyonları, Rusya ve Çin'le yakınlaşması gibi rahatsızlık veren konular nedeniyle ittifak içinde sert bir dille uyarılmasını savunuyor.

Hollanda Sosyal ve Kültürel Planlama Dairesi: Ülkedeki Türkler giderek daha çok dindarlaşıyor
Hollanda, Başbakan Rutte'nin parlamentoda temizlik yapmasına şaşıranlara şaşırıyor
'5. maddeyi devre dışı bırakmak kendi ayağımıza sıkmak demek'

Hükümet ortaklarından Demokratlar 66 (D66) milletvekili Sjoerd Sjoerdsma, Segers'in açıklamalarına katılıyor. NATO'nun değerleri olan bir topluluk olduğuna işaret eden Sjoerdsma, Ankara'nın bu aharsızlığı dikkate alması gerektiği görüşünde.

Türkiye'nin hak ve özgürlüklerin ihlali ve dile getirilen diğer kaygılar konusunda ittifak üyeleri tarafından kınanmasını isteyen iktidar partisi üyesi, "Ancak 5. maddenin devre dışı bırakılması, NATO'nun dağılmasına neden olabilir. O zaman da kendi ayağımıza sıkmış oluruz" diye konuşuyor.

İşçi Partili eski Dış Ticaret Bakanı Lillianne Ploumen'e göre ise, eleştiriler haklı ama 5. madde önerisi düşünülmeden alınmış bir karar. Bunun ittifakın bütünlüğüne zarar vereceğini savunan Ploumen, bu tür açıklamaların Türkiye'de hapsedilen gazeteci ve parlamenterlere hiçbir katkı sağlamayacağını düşünüyor.

VVD'li eski Dışişleri Bakanı Uri Rosenthal da, Segers'in önerisinin ciddiye alınmasının zor olduğu görüşünde. Rosenthal'a göre, Türkiye her zaman NATO'nun asli üyesi ve ittifakın güney kanadı Türkiye'siz olmaz.

Ana muhalefetteki aşırı sağcı Özgürlük Partisi (PVV) lideri Geert Wilders, Türkiye'nin hem NATO'dan çıkarılmasını hem de AB ile müzakereler son verilmesini savunuyor. O nedenle Segers'in açıklamasını destekliyor. Ancak aşırı sağcı lidere göre bu sözler yeterli değil, hükümetin somut adımlar atması gerekiyor.

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44667492 Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Haber Amerikanın resmi yayın kurumu 'Voice of America'dan:


ABD Kongresi'nden Türkiye'ye Sert Tepki

ABD Kongresi'nde Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Komisyonu olarak da bilinen Helsinki Komisyonu, Türkiye'de iki yıla yaklaşan süredir hapiste tutulan Amerikalı rahip Andrew Brunson'ın tutukluluğunun devamına karar verilmesine sert tepki gösterdi.

Komisyonun başkanı Cumhuriyetçi senatör Roger Wicker, mahkeme kararına ilişkin, "Bugünkü kararın zalimliği dehşet verici" açıklamasında bulundu. Wicker şunları kaydetti:

"Türk hükümeti, rahip Brunson'ın süresi belirsiz tutukluluğunu uzatarak ve bir sonraki duruşmayı Ekim ortasına ayarlayarak bu masum kişiyi, kendisine karşı herhangi bir inandırıcı kanıt ya da mahkumiyet kararı olmadan, tutukluluğunun ikinci yıldönümünden sonra da hapiste tutma niyetini beyan etmiş oldu. NATO'da rehin almanın yeri yoktur. Rahip Brunson derhal serbest bırakılmalıdır."

Komisyonun eş başkanlığını yapan Temsilciler Meclisi üyesi Cumhuriyetçi Chris Smith de, "Son 18 ayda Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan'ın bu adaletsizliği sona erdirme kabiliyetine sahip olduğu net ortaya çıktı ama bunu yapmayı reddetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, rahip Brunson'ı ve ailesini 649 gündür muazzam acılara maruz bıraktı. Rahip Brunson derhal serbest bırakılmalı. Aksi takdirde, bir Amerikan vatandaşının bu zalimce suiistimalinin ülkemizin Türk hükümetiyle ilişkileri üzerinde ciddi neticeleri olmalı" değerlendirmesinde bulundu.

Komisyonun kıdemli üyelerinden Demokrat senatör Ben Cardin de, Brunson'da Türkiye'de hapis tutulmaya devam etmesinden duyduğu derin endişeyi dile getirdi. Cardin, "Bugünkü mahkeme kararı, bu davada adaletin yanlış uygulanmasının bir diğer örneğini oluşturuyor. Türk hükümeti düzmece suçlamaları düşürmeli ve Sayın Brunson'ı hemen serbest bırakmalı" ifadesini kullandı.

Bir diğer kıdemli üye Demokrat milletvekili Alcee Hastings de, "Türkiye'nin rahip Brunson'a çektirdiği eziyet, komplocu suçlamalar, kim olduğu belirsiz görgü tanıkları ve siyasi ajandalar tarafından karakterize edildi ve güvenilir bir adli süreçle hiçbir benzerlik göstermiyor. Türk hükümeti yaklaşık iki yıldır yürürlükte olan OHAL'i kaldırmaya hazırlanıyor olsa dahi, hukukun üstünlüğünün Türkiye'ye geri döndüğü şeklinde bir yanlış düşünceye kapılmamalıyız. Rahip Brunson'ın haksız biçimde hapiste tutulmaya devam etmesi, hiçbir şeyin değişmeyeceğini gösteriyor" dedi.

Helsinki Komisyonu'nun açıklamasında, rahip Brunson'ın yanısıra Türkiye'de hapiste bulunan NASA bilimadamı Serkan Gölge, Amerikan konsolosluklarının iki yerel çalışanı ve diğer Amerikan vatandaşlarının varlığına da dikkat çekildi.

İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, PKK ve Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) bağlantıları ve casusluk iddialarıyla 35 yıl hapis cezası talebiyle yargılandığı davada, Brunson'ın tutukluluğunun devamına hükmetmişti. Mahkeme, davaya 12 Ekim'de dördüncü duruşmayla devam edilmesine karar vermişti.

https://www.amerikaninsesi.com/a/abd-kongresinden-turkiyeye-sert-tepki/4488433.html
Mesajı Paylaş

Alkyone

Türkiye'nin üsame bin ladin gibi baktığı fetöye gelince burun kıvırıp bağımsız yargıdan dem vuranlar bir "rahip" için ortalığı birbirine katıyor. Demek ki burada bir bit yeniği var. Belli ki bizimkiler "petrolün" babasını tutturmuşlar Mesajı Paylaş
Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk

Sihirbaz

Haber Almanya'nın resmi yayın kuruluşu Deustche Welle'den:


"Brunson anlaşması" konusunda çelişkili açıklamalar

Trump ile Erdoğan arasında Brunson anlaşması sağlandı mı? İsrailli bir yetkili, Trump'ın İsrail'den bir Türk tutuklunun serbest bırakılmasını istediğini doğrularken, Türkiye iddiaları reddetti.

İsrailli bir yetkili, Washington Post gazetesinin, Başkan Donald Trump ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail'de tutuklu bulunan Ebru Özkan adlı Türk vatandaşının salıverilmesi karşılığında ABD'li Papaz Andrew Craig Brunson'ın serbest bırakılması konusunda anlaşma sağladığına dair haberiyle ilgili açıklamada bulundu. Yetkili Trump'ın İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'dan ülkede tutuklu bulunan bir Türk vatandaşının serbest bırakılması konusunda istekte bulunduğunu doğruladı. Reuters ajansına açıklama yapan yetkili, "Başkan Trump'tan bu yönde bir istek geldiğini teyit edebilirim" dedi.

İddialar üzerine Türk tarafından da bir açıklama yapıldı. Anadalu Ajansı'nın haberine göre, bir Türk yetkili "İsrail'de düzmece terör suçlamalarıyla gözaltına alınan Ebru Özkan'ın salıverilmesi karşılığında Andrew Brunson'ın serbest bırakılmasına yönelik Türkiye ile ABD arasında anlaşma yapıldığına yönelik haberler tamamen asılsızdır" dedi.

Ebru Özkan adlı Türk vatandaşı yaklaşık 15 hafta önce İsrail'in terör örgütü olarak kabul ettiği Hamas ile bağlantılı olduğu suçlamasıyla İsrail'de tutuklanmıştı. Özkan'ın avukatı suçlamaları geri çevirmiş, müvekkilinin Haziran ayında turistik vizesine yönelik sorunlar nedeniyle tutuklandığını belirtmişti. Türk vatandaşı Ebru Özkan, 12 Temmuz'da İsrail askeri mahkemesinin şartlı tahliye kararı sonrası tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

ABD'li Papaz Brunson ise iki gün önce tutuklu bulunduğu İzmir'de ev hapsine alındı.

Washington Post'un iddiası

Washington Post gazetesi Perşembe günü yayınlanan haberinde, ABD Başkanı Trump ile Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 11 Temmuz'daki NATO Zirvesi'nde bir anlaşma yaptıklarını iddia etmişti.

İddiaya göre, Trump ile Erdoğan Türkiye'de tutuklu ABD'li papaz Brunson'ın serbest bırakılması karşılığında İsrail'de terör suçlamasıyla tutuklanan Ebru Özkan'ın serbest kalması üzerinde anlaştı.

Gazete, bu anlaşma çerçevesinde de ABD Başkanı Trump'ın 14 Temmuz'da İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile bir telefon görüşmesi yaptığını öne sürdü. Trump'ın bu görüşmede Türkiye'de 21 ay tutuklu kalan rahip Brunson'a karşılık, İsrail'de tutuklu Türk vatandaşı Ebru Özkan'ın serbest bırakılmasını istediği iddia edildi.

https://www.dw.com/tr/brunson-anla%C5%9Fmas%C4%B1-konusunda-%C3%A7eli%C5%9Fkili-a%C3%A7%C4%B1klamalar/a-44849064 Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Haber Almanya'nın resmi yayın kuruluşu Deustche Welle'den:


Alman vekilden Türkiye ve ABD'ye NATO uyarısı

FDP'li milletvekili Lambsdorff Türkiye ve ABD'ye Brunson krizini sona erdirme çağrısı yaptı. Lambsdorff dünya politikasındaki kritik gelişmeler karşısında müttefiklerin NATO'yu yıpratmamaları gerektiğini söyledi.

Alman Hür Demokrat Partisi (FDP) Federal Meclis Grup Başkan Vekili Aleksander Lambsdorff Amerikalı papaz Andrew Brunson'ın Türkiye'de yargılanmakta oluşu nedeniyle Ankara ile Washington arasında patlak veren gerginliğin görüşmeler yoluyla çözüme kavuşturulmasını talep etti.

Lambsdorff Alman Haber Ajansı'na (dpa) yaptığı açıklamada, "Dış politik huzursuzlukların artmakta olduğu bir dönemde NATO müttefiklerinin karşılıklı tehditlerle yetinmeyip yaptırımlara başvurmasının iyiye işaret olmadığını" söyledi.

Liberal politikacı, "İttifak bünyesindeki dayanışmanın daha fazla zarar görmemesi için ABD ve Türkiye, papaz Brunson yüzünden çıkan diplomatik krizi sona erdirmelidir" dedi.

Trump yönetimi Türkiye'nin adalet ve içişleri bakanlarına yaptırım uygulama kararı almış, bunun üzerine Türk Dışişleri Bakanlığı da bu adımın karşılıksız kalmayacağını duyurmuştu.

"Diyaloğun kesilmemesi önemli"

2016 yılı ekim ayında terörü desteklediği suçlamasıyla gözaltına alınan Brunson aynı yılın aralığında da tutuklanmıştı. Savcılığın 35 yıl ağır hapis cezası talebinde bulunduğu Amerikalı din adamının yargılandığı mahkeme geçen hafta Brunson'un sağlık nedenleriyle ev hapsine alınmasına karar vermişti.

ABD kaynakları Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo'nun konuyla ilgili telefon görüşmesi yaptıklarını duyurdu. Bakanlar bugün de Singapur'daki ASEAN toplantısı sırasında bir araya geldi.

Hür Demokrat Parti Meclis Grup Başkan Vekili Lambsdorff, "Görüşme kararının doğru yönde atılmış ilk adım olduğunu' ve "Başta Almanya olmak üzere Avrupa Birliği üyesi ülkelerin ve NATO devletlerinin diyaloğu desteklemeleri ve tarafları söz düellosunu yumuşatmaya zorlamaları gerektiğini" sözlerine ekledi.

https://www.dw.com/tr/alman-vekilden-t%C3%BCrkiye-ve-abdye-nato-uyar%C4%B1s%C4%B1/a-44942186 Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Almanya'nın resmi yayın kuruluşu Deustche Welle'den bir yorum:



Türkiye'nin yeni alternatifi BRICS mi?

ABD ve Avrupa Birliği ile ilişkileri kötü giden Türkiye BRICS gibi yeni ittifaklara yeşil ışık yakıyor. Peki, bu tür örgütlenmeler AB ve ABD'ye alternatif mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçen hafta Güney Afrika'da gerçekleştirilen BRICS Zirvesi'ne katılması, ABD ve Avrupa Birliği ile ilişkileri kötü giden Türkiye'nin küresel arenada yeni ittifaklar aradığına dair görüşleri güçlendirdi. DW Türkçe'ye konuşan uzmanlara göre, konjonktürel olarak Batı bloğu ile sorunlar yaşayan Türkiye'nin dünyada yeni ticari ve siyasi işbirliklerine kapı aralaması doğal. Ancak uzmanlar, Türkiye'nin uzun vadeli çıkarları açısından ABD ve AB ilişkilerinin daha önemli olduğu görüşünde.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 25-27 Temmuz tarihlerinde Güney Afrika'nın Johannesburg kentinde gerçekleştirilen ve "İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanı" sıfatıyla ilk kez özel davetli olduğu 10. BRICS Zirvesinde BRICS ile ortak hareket edebilecekleri mesajını vermiş, BRICS Kalkınma Bankası ve İş Konseyi ile Türkiye'deki kurumlar arasında işbirliği tesis edilebileceğini belirtmişti. Erdoğan ayrıca, Hazine ve Maliye Bakanlığı ile BRICS Kalkınma Bankası arasında devam eden üyelik görüşmelerinin de kısa zamanda sonuçlanmasını umduğunu ifade etmişti.

Dünya ekonomisinin dörtte biri

Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika Cumhuriyeti'nin İngilizce isimlerinin baş harflerinden oluşan BRICS, hızla gelişmekte olan bu ülkelerin dünya ticaretindeki yerini ifade eden, 2006'da kurulmuş bir yapılanma.  Dünya ekonomisinin yaklaşık beşte birini oluşturan BRICS ülkeleri, dünya nüfusunun da yüzde 40'ını teşkil ediyor. Bu da yaklaşık 3 milyar insan demek.

Dünyadaki maden rezervinin yüzde 60'ına sahip olan, toplam tahıl üretiminin yüzde 40'ını gerçekleştiren BRICS, 2015'te merkezi Şangay olan ve toplam sermayesi 100 milyar dolar olan bir "ortak banka" kurdu. BRICS ülkeleri dünya ticaretindeki ağırlığını daha da güçlendirmeyi amaçlıyor.

Türkiye-BRICS yakınlaşmasını DW Türkçe'ye değerlendiren Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Ticaret Araştırmaları Merkezi Direktörü Bozkurt Aran, BRICS'in her şeyden önce NATO, AB, ya da çok taraflı uluslararası kuruluşlar gibi bir yapılanması bulunmadığına işaret ediyor.

"Yapısal örgütlenme amacı yok"

BRICS veya Meksika, Endonezya, Güney Kore, Türkiye ve Avustralya'nın oluşturduğu MIKTA gibi yapıların çoğu konuda benzer yaklaşımlara sahip ülkelerin işbirliklerini geliştirmek için kurdukları farklı yapılanmalar olduğunu dile getiren Bozkurt Aran, "Bu tür işbirliklerinde yapısal örgütlenme amaçlanmıyor. BRICS'in de daha etkin ve kurumsal bir yapıya dönüşme hedefi bulunmuyor. Ama uluslararası gündemde böyle oluşumların ortaya çıkmasının nedenlerinin de irdelenmesi gerekir" diye konuşuyor.

Avrupa ve ABD'nin bazı gelişmiş ülkelerle 70 yıl önce oluşturduğu küresel düzenin bir değişim sancısı yaşadığının altını çizen Aran'a göre, bu değişim sancısı son yıllarda giderek zenginleşen bazı ülkeleri yeni küresel düzende daha güçlü yer almak için işbirliğine itiyor.

"ABD ve AB'nin alternatifi olamaz"

Transatlantik ilişkilerinin gevşemesi, AB'nin kendi sorunları sonucunda önemli ölçüde yumuşak gücünü kaybetmesi ve ABD'nin küresel gücünün Çin tarafından tehdit edilmesinin dünyada pek çok dengeyi değiştirdiğini belirten Aran, "Ancak BRICS, MIKTA, ASEAN gibi örgütlenmeler, Türkiye'nin transatlantik ilişkilerinin alternatifi olamaz. Bu işbirlikleri Türkiye'nin gelecek beklentileri için yetersizdir. BRICS gibi oluşumlarda abartılı beklentilere girmek doğru değildir" diyor.

Türkiye'nin dış ticaretinin coğrafi olarak çeşitlenmesinin AB ile ilişkileri ticari bakımdan olumsuz etkilemediğine de vurgu yapan Aran, "Ancak esas olan bu pazarlarda kalıcı olabilmek ve rekabet gücüdür. Bu özelliklere sahip bir ekonomi AB ile daha sağlam ilişki zemini kurmak isteyecektir" diye konuşuyor. Bununla beraber oluşmakta olan küresel mimaride önemli aktör olmaya aday bu ülkelerle her türlü işbirliğinin geliştirilmesi gerektiğinin altını çizen Aran, şu değerlendirmelerde bulunuyor:

"Küresel mimarinin değişim gösterdiği günümüz koşullarında, olası yeni düzen arayışlarında etkin rol oynayacak bu ülkelerle yakın ilişki Türkiye bakımından yararlıdır. Ancak ortak hedeflere varmak sadece BRICS gibi muğlak yapılanmalar içinde pek mümkün değil. G20 üyesi olarak belirli bir ekonomik ve siyasi büyüklüğe sahip ve bölgesel bir güç olarak önemli bir ülke olan Türkiye'ye  gösterilen ilgi, bu davetlerde belirleyici bir faktör oluyor. Türkiye'nin transatlantik kurumlarına dâhil olmakla beraber imparatorluk geçmişinden gelen birikimi ile farklı yaklaşımları diğer önemli aktörlerin dikkatini çekiyor. Bu özgün yaklaşım nedeniyle görüşleri aranan bir ülke olması doğal."

"Türkiye, denge kurmak istiyor"

Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) Başekonomisti Dr. Zümrüt İmamoğlu da, DW Türkçe'ye yaptığı açıklamada, küresel düzen içerisinde Türkiye'nin kendine has bir yeri olduğuna işaret ediyor. Son dönemde AB ile sorunlar yaşayan Türkiye'nin dünyadaki farklı kesimlerle temas kurmasını "yeni bir kulübe üye olmak" şeklinde yorumlamamak gerektiğini kaydeden İmamoğlu, "Türkiye'nin AB ile Gümrük Birliği ilişkisinin yanı sıra Asya ülkeleri ya da Güney Amerika ile de kurmak istediği dengeler var. Elbette dünya siyasetinde ve ticaretinde yeni gruplaşmalar ortaya çıkabilir. Bu ortamda Türkiye'nin stratejisi tüm pazarlarda payını artırmaya çalışmak olmalı. Bir tarafa kaymak değil, daha genel perspektifle hareket edilmeli" diye konuşuyor.

"Dünyada şu anda çok fazla yerinden oynayan taş var ve küresel dengeler değişiyor" diyen Dr. İmamoğlu, Türkiye'nin bu gelişmeleri kendi açısından ele alması gerektiğini ve herhangi bir ülke grubunun içinde yer almadan önce kendi konumunu güçlendirmeye odaklanmasının daha önemli olduğunu ifade ediyor. İmamoğlu, "BRICS ile ilişkilerin gelişmesi ve hatta üyelik, Türkiye'yi AB'den uzaklaştıracak bir adım olarak görülmemeli. Böylesi bir ilişkinin tam tersine dünya dengeleri açısından tamamlayıcı bir etki yapacağı da görülmeli" diyor.

https://www.dw.com/tr/t%C3%BCrkiyenin-yeni-alternatifi-brics-mi/a-44940778

Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Almanya'nın resmi yayın kuruluşu Deustche Welle'den bir haber:


Alman siyasiler Türkiye'ye yardımı tartışıyor
Almanya'da Sosyal Demokrat politikacı Andrea Nahles'in Alman hükümetinin ekonomik sıkıntı içindeki Türkiye'ye mali yardımda bulunması yönündeki önerisi Alman siyasetçiler arasında tartışma yarattı.

Almanya'da hükümet ortağı Sosyal Demokrat Parti'nin genel başkanı Andrea Nahles, Funke Medya Grubu'na bağlı gazetelere yaptığı açıklamada, Alman hükümetinin ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya olan Türkiye'ye yardım etmesini gündeme getirdi.

Nahles, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la yaşanan siyasi anlaşmazlıklardan bağımsız olarak Türkiye'ye yardım edilmesini gerektiren bir durum oluşabilir" şeklinde konuştu.

Almanya'da hükümet ortağı Sosyal Demokrat Parti'nin genel başkanı Andrea Nahles, Funke Medya Grubu'na bağlı gazetelere yaptığı açıklamada, Alman hükümetinin ekonomik sıkıntılarla karşı karşıya olan Türkiye'ye yardım etmesini gündeme getirdi.

Nahles, "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la yaşanan siyasi anlaşmazlıklardan bağımsız olarak Türkiye'ye yardım edilmesini gerektiren bir durum oluşabilir" şeklinde konuştu.

"Türkiye'nin boşverilecek bir NATO üyesi olmadığını" belirten Nahles, "Türkiye'nin ekonomik olarak istikrarlı olması ve kur türbülanslarının durdurulmasının herkesin çıkarına" olduğunu ifade etti.

Nahles'in önerisi tartışma yarattı

Nahles'in Türkiye'ye yardım önerisi Alman siyasetçiler arasında tartışma başlattı. Yeşiller Partisi'nden Annalena Baerbock, Türkiye'ye yardımın koşula bağlanmasını istedi. Partinin Eş Genel Başkanı Baerbock, Berlin merkezli Tagesspiegel gazetesine verdiği demeçte "Mali yardım ülkede sadece demokrasi ve hukukun üstünlüğüne geri dönüş koşuluyla olabilir" dedi.

Bavyera Eyaleti Maliye Bakanı Albert Füracker (CSU) ise Almanya'nın Türkiye'ye yardım etmesi önerisine tamamen karşı çıkarak "Ne gerekli ne de tavsiye edilir" şeklinde konuştu. Münchner Merkur gazetesine konuşan Füracker, ödeme zorluğuna düşen ülkelere yardımcı olmak için gerekli deneyime ve araçlara Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) sahip olduğunu söyledi.

Füracker, "Eğer Türkiye siyasi nedenlerle IMF'ye bağımlılığı reddediyorsa, Avrupa Birliği ya da Almanya karşılıklı yardım için hemen atlamamalı" dedi.

Hür Demokrat Parti (FDP) milletvekili Alexander Graf Lambsdorff da Nahles'in "Türkiye'deki siyasi durumu dikkate almadan" yaptığı yardım önerisini eleştirdi. Augsburger Allgemeine gazetesine konuşan politikacı, Nahles eğer "gerçekten bunu kastettiyse" diye de ekledi.

TL'nin düşüşü

Türkiye'de ev hapsindeki ABD'li rahip Andrew Brunson'ın serbest bırakılmaması nedeniyle ABD ile Türkiye arasında diplomatik kriz olarak başlayan ve daha sonra bir ekonomik savaşa dönüşen gerginlik yüzünden Türk Lirası (TL), dolar ve euroya tarihi düşük seviyelerini görmüştü.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşları S&P ve Moody's de geçen Cuma günü art arda Türkiye'nin kredi notunu düşürdü.

S&P'den yapılan açıklamada, Türkiye ekonomisinin 2019 yılında daralmasının beklendiği belirtilirken Moody's hükümetin kısa vadede etkili ve uyumlu ekonomik bir plan sunması halinde kredi notunun artırılabileceğini açıkladı.

https://www.dw.com/tr/alman-siyasiler-t%C3%BCrkiyeye-yard%C4%B1m%C4%B1-tart%C4%B1%C5%9F%C4%B1yor/a-45135403 Mesajı Paylaş

Trilogy

Makale Rus Sputnik.News'den:


Rus uzmanlar yanıtladı: Türkiye nükleer silah geliştirir mi?

Maksim Durnev

Türkiye'nin Batı'dan tamamen kopması durumunda nükleer silah geliştirebileceği iddiasını değerlendiren Rus uzman Nikulin, Türkiye'nin oldukça gelişmiş bir ülke olduğunu ve bu alanda uzmanlar yetiştirebileceği gibi yurtdışından uzman getirebileceğini ifade etti.

Eski Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Ankara-Washington hattındaki gerilimle bağlantılı olarak, Türkiye'nin Batı'dan tamamen kopması durumunda uzun vadede nükleer silahlanmaya gitmesi tehdidinin bulunduğunu belirtmişti.
Sputnik'e konuşan uzmanlar, Türkiye'nin nükleer silah üretebilecek potansiyele sahip olduğunu ifade etti.

Sputnik'e demeç veren BM Biyolojik Komisyonu eski üyesi İgor Nikulin, "Türkiye, elbette bir potansiyele sahip. Oldukça gelişmiş bir ülke ve bu alanda uzman yetiştirebileceği gibi yurtdışından da uzman getirebilir" dedi.

'TÜRKİYE 5-6 YILDA NÜKLEER SİLAH GELİŞTİREBİLİR'

Rusya'nın inşa edeceği Akkuyu nükleer güç santrali de dahil Türkiye'de inşa edilecek nükleer santrallerden bahseden Nikulin, Ankara'nın işlenmiş nükleer yakıtları nerede toplanacağı konusunu şimdilik belirsiz süreliğine rafa kaldırmasının şüphe uyandırdığını belirterek, "Eğer Türkiye kendi başına hareket ederse 10 yılda, teknik yardım alırsa 5-6 yılda nükleer silah geliştirebilir" diye konuştu.

'BATI TÜRKİYE'Yİ HAYDUT DEVLET İLAN EDERSE…'
Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'nın Türkiye'yi bir süre dizginleyeceğini ancak ABD'nin eylemlerinin Ankara'yı ciddi tedbirler almaya itebileceğini savunan Rus uzman, "Anlaşma, elbette Türkiye'yi dizginleyecek. Batı'yla ilişkiler her şeye rağmen istikrarlı olacak. Ancak Batı, Türkiye'yi haydut devlet kategorisine koyarsa, o zaman her şey mümkün" diye ekledi.

'TÜRKİYE HEDEF KOYARSA, BUNU HİÇBİR ŞEY ENGELLEYEMEZ'

Askeri ve Siyasi Analiz Bürosu ve kitle imha silahları uzmanı Nikolay Kostikin, Türkiye'nin kimyasal silah geliştirme hedefi koyması halinde bu hedefe ulaşmayı önleyecek bir neden bulunmadığını belirtti.

Bazı ülkelerin buna karşı çıkacağını kaydeden Kostikin, "Şu anda hiç kimse, nükleer ülkeler kulübünün genişlemesini istemiyor. Nükleer silah sahibi tüm ülkeler, buna engellemeye çalışacak. Eğer Ortadoğu'da nükleer silah geliştirilirse, bu durum istikrarsızlığa neden olur" ifadelerini kullandı.

'TÜRKİYE NÜKLEER SİLAH OLMADAN DA ÇIKARLARINI KORUYABİLECEK GÜÇTE'

Rusya Enerji ve Güvenlik Merkezi Başkanı ve Rusya Güvenlik Konseyi nezdindeki Bilimsel Konsey üyesi Anton Hlopkov ise, Türkiye'nin nükleer silaha sahip olmadan da ulusal çıkarlarını koruyacak güce sahip olduğunu vurguladı.

Hlopkov, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye, siyasi ve teknik açıdan nükleer silah edinmekten çok uzakta. Nükleer silah üretilmesi, gerekli nükleer silah materyallerinin geliştirilmesi bakımından şu anda Türkiye yeterli potansiyele sahip değil. Siyasi açıdan bakacak olursak, Türkiye, mevcut konvansiyonel silahlarıyla ulusal çıkarlarını koruyacak güçte. Ankara, nükleer silah geliştirilmesi konusunda siyasi karar alırsa, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması'ndaki yükümlülüklerini ihlal edecek ve Türkiye'nin NATO'dan çıkması halinde çıkacak ulusal güvenlik alanındaki sorunları çözmek yerine bununla ilgili yeni riskler ve tehditler doğuracak."

https://tr.sputniknews.com/analiz/201808281034937649-rus-uzmanlar-yanitladi-turkiye-nukleer-silah-gelistirir-mi/ Mesajı Paylaş

putty

Görüyorsunuz yavaş yavaş bize nükleeri yakıştırmaya başlıyorlar. Türkiye çok tehdide açık gerçek anlamda koruması olmayan sırtını dayayacağı güvenilir müttefikleri olmayan yalnız bir ülke. Eninde sonunda nükleer silaha ihtiyaç duyacağız. 2040 gibi bunu gündeme alırız. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Almanya'nın resmi yayın kuruluşu Deustche Welle'den bir haber:

Altı maddede Maas'ın Türkiye ziyareti

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas'ı Türkiye ziyaretinde Suriye'den ikili ilişkilere dek zor bir gündem bekliyor. İşte Maas'ın ziyaretinin en önemli altı gündem maddesi.

Türkiye-Almanya ilişkilerinin geçirdiği zor günlerin ardından Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, 5-6 Eylül tarihlerinde Türkiye'ye ilk resmi ziyaretini gerçekleştirecek. İki ülke ilişkileri aralarındaki sorunları henüz çözmüş değil, gerginlik devam ediyor. Ancak yumuşama belirtileri ve ikili ilişkilerde yeni bir dönemin başlayacağına ilişkin işaretler var. Maas'ın temasları Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Eylül ayı sonunda gerçekleştireceği Almanya ziyareti için de bir ön hazırlık niteliği taşıyor. Peki bu zor ziyarette Maas'ı hangi gündem maddeleri bekliyor? İşte Maas'ın ziyareti öncesi bilmeniz gereken altı başlık:

1.  İlişkilerde normalleşme arayışı

Dışişleri Bakanı olarak ilk kez Türkiye'yi ziyaret edecek olan Sosyal Demokrat Partili Heiko Maas, ziyaretinin öncelikli hedefini "ilişkilerde normalleşme" olarak açıkladı, bunun için de Türk hükümetinden beklentileri olduğunu söyledi. Ankara ile Berlin arasında son aylarda yürütülen görüşmelerde taraflar, "Nazi" benzetmesi gibi ağır ithamlara son verilmesi, görüş ayrılıklarını diyalog yoluyla ele alınması konusunda mutabık kalmışlardı. Maas'ın Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu ile görüşmesinde, ilişkilerde normalleşmenin sağlanması için beklentilerini iletmesi öngörülüyor.

2.  Türkiye'de tutuklu Alman vatandaşları

Alman hükümeti, 15 Temmuz darbe girişimi soruşturmaları sırasında tutuklanan ve Türkiye'de halen "siyasi gerekçelerle" cezaevinde tutulduğunu düşündüğü 7 vatandaşının serbest bırakılmasını istiyor. Bu konunun ziyaretinin en önemli gündem maddelerinden biri olduğunu söyleyen Maas, Alman vatandaşlarının somut hukuki kanıtlar olmaksızın hapiste tutulmalarını "kabul edilemez" olarak nitelendirdi.

3.  Hukuk devleti beklentisi

Alman hükümeti aralarında kendi vatandaşlarının da bulunduğu siyasi tutuklular konusunun "kapsamlı bir çözüme kavuşturulması beklentisini" taşıyor ve Türk hükümetinden yeniden "hukuk devleti" ilkeleri uyarınca hareket etmesini istiyor. 2013-2018 yıllarında Adalet Bakanı olarak görev yapan Maas'ın Türkiye'de hukuk devleti, insan hakları, ifade ve basın özgürlüğü konularında hassasiyetini Ankara'daki temasları sırasında aktarması bekleniyor.

Türk hükümeti, Almanya'nın Türkiye konusundaki seyahat tavsiyesini olumlu şekilde güncellenmesini bekliyor. Alman diplomatlar ise bunun ancak Ankara'nın hukukun üstünlüğü yönünde atacağı adımlar sonucunda gerçekleşebileceğini söylüyor.

4.  Türkiye'de ekonomik kriz endişesi ve mali yardım

Almanya, Türkiye'nin en önemli dış ticaret ortağı. Ayrıca yedi binden fazla Alman şirketi Türkiye'de on binlerce kişiye istihdam sağlıyor. Türkiye ekonomisinin kilit aktörleri arasında yer alan Alman yatırımcılar, Türkiye'nin sürüklendiği ekonomik istikrarsızlık sürecinden endişeli ve bu endişelerin Türk hükümeti tarafından giderilmesini bekliyor. Alman siyasetinde ise Türkiye'ye mali yardım tartışmaları sürüyor. Alman hükümeti, şu anda bu konuda herhangi bir somut hazırlığın olmadığını duyurdu. Ancak Berlin'de sıklıkla dile getirilen görüş, Almanya'dan gidecek muhtemel bir mali yardımın siyasi koşullara bağlanması. Alman siyaset ve ekonomi çevreleri, Türkiye'nin ekonomik sorunlarının büyük ölçüde AKP hükümetinin yanlış ekonomi politikalarına dayandığını düşünüyor. Alman hükümeti, olası bir mali işbirliğinin ancak Türkiye'nin kapsamlı bir yapısal reform süreci yönünde adımlar atması halinde mümkün olabileceğini görüşünde. Konuyla ilgili ayrıntıların Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın 21 Eylül'deki Berlin ziyaretinde masaya yatırılması bekleniyor.

5.  AB müzakereleri ve Gümrük Birliği reformu beklemede

Türkiye'nin son haftalarda AB reform sürecini canlandırma yönünde verdiği mesajlar Berlin'de olumlu karşılansa da AKP hükümeti tarafından atılacak somut adımların dikkate alınacağına dikkat çekiliyor. AB müzakere süreci ile Gümrük Birliği'nin modernizasyon müzakerelerinin ancak Türkiye'nin demokratikleşme yörüngesine girmesiyle canlanabileceği belirtiliyor.

6.  Suriye ve mülteci akını endişesi

Mülteci krizi ve Suriye'deki gelişmeler, Merkel hükümeti için Türkiye ile ilişkilerde en önemli gündem maddelerinden biri olmaya devam ediyor. Son haftalarda Suriye'de Esad rejiminin olası İdlib harekatının önlenmesine odaklanan Almanya, Avrupa'ya olası yeni bir mülteci akının önlenmesi, yabancı savaşçılar ve organize suç örgütleriyle mücadelede Türkiye ile daha yakın bir işbirliği arayışında bulunuyor.

https://www.dw.com/tr/alt%C4%B1-maddede-maas%C4%B1n-t%C3%BCrkiye-ziyareti/a-45349469 Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter