ABD'nin Süpersonik Alçak İrtifa Füze Projesi

Başlatan R.A.K, Şub 20, 2019, 10:48 ÖÖ

« önceki - sonraki »

R.A.K

ABD'nin Süpersonik Alçak İrtifa Füze Projesi "Pluto"

2. Dünya Savaşında Vernel Von Braun önderliğindeki ekip tarafından yapılan V-2 balistik füzesi ile artık uzak mesafelere kısa sürede saldırmak mümkün olmuştu. Almanlar roket teknolojisi üzerinde çalışırken ABD Manhattan Projesi ile nükleer silah üretmeye çalışıyordu ki çok geçmeden üreteceklerdi ve hatta kullanacaklardı.

6 Ağustos 1945'te Hiroşima'ya ve 9 Ağustos 1945'te Nagazaki'ye ABD tarafından atılan atom bombaları ile 200 binden fazla insan feci şekilde can verdi. İnsanoğlu atom çekirdeğindeki muazzam enerjiyi fark etmiş ve bunu ilk defa kullanırken de yıkım için kullanmıştı. Bu bombaların kullanılmasından 1 ay bile geçmeden 2 Eylül 1945'te 2. Dünya Savaşı sona erdi fakat dünya iki kutba ayrıldı, ABD ve SSCB. Bundan sonraki yıllarda bu ikili silahlanma yarışına girecek ve bir birini nasıl daha hızlı ve etkili öldürebilecekleri üzerinde çalışacaklardı.

Nükleer Bombaları Hedefe Hangi Araçlar Ulaştıracaktı?
Soğuk savaş döneminde 2 taraf da ardı ardına nükleer denemeler yaparken bir taraftan da bunları düşman topraklarına taşıyacak sistemler üzerinde çalışıyorlardı. Nükleer bombayı hedefe ulaştırmanın ilk yolu bombardıman uçaklarıydı ki Japonya'ya bir B-29 bombardıman uçağı ile taşınmıştı. Daha sonraları Sovyetler Birliği, Mançurya'ya zorunlu iniş yapan bir ABD B-29'unu tersine mühendislik ile inceleyerek Tu-4 bombardıman ve Tu-70 nakliye uçaklarını üretti.


Amerikan B-29 ve Sovyet Tu-4

Amerika ana karasından kalkan bir bombardıman uçağının Sovyetlere ulaşması uzun sürüyordu ve uçuş sırasında bir çok şey yanlış gidebilirdi. Sovyet topraklarına ulaşsa bile düşman av-önleme uçaklarınca düşürülebilirdi. Bombardıman uçakları, ileride nükleer üçleme olarak bilinen ateş üçgeninin sadece bir ayağını teşkil etmekteydi. Nükleer üçlemenin ikinci ayağı ise Almanların ürettiği V-2'nin yolundan geçmekteydi, ICBM (Intercontinental Balistic Missile) yani Kıtalar Arası Balistik Füze. Bu füzeler kabaca 5500 km üzeri menzile sahiptir ve nükleer başlık taşırlar. ICBM'ler konvaksiyonel patlayıcı da taşıyabilirler ancak o zaman yeterince caydırıcı olmazlar.

1957'de Sovyetler ilk kez başarılı bir ICBM testi yaptı buna mukabil Amerikalılar 1958'de kendi başarılı testlerini yaptı. Her iki taraf da ICBM'leri hem daha güvenilir hem de daha uzun menzilli yapmak için harıl harıl çalışıyorlardı.

Nükleer üçlemenin üçüncü ayağı olarak bugün bilindiği üzere bir de denizaltılardan fırlatılan balistik füzeler var yani SLBM (Submarine Launched Balistic Missile). Denizaltılar su altında kaldığı sürece düşman tarafından tespiti zordur bu da onları nükleer füzeleri ile birlikte caydırıcı kılar. O yıllarda ise SLBM'ler bugünkü kadar uzun menzilli ve güvenilir sistemler değillerdi. Üstelik bunları taşıyan denizaltıları da diğer denizaltılardan farklıydı. Bu denizaltılar da ayrıca nükleer enerjili bir itkiye sahipti ve teoride yıllarca denizde kalabilirlerdi ki bu onları çok daha caydırıcı kılıyordu.

Nükleer reaktörler günümüzde de denizaltılarda kullanılıyor fakat o yıllarda neden bunu uçaklarda da kullanmayalım ki diye bir düşünce vardı ki nitekim bu fikrin peşinden gittiler de. Nükleer güçle çalışan bir bombardıman uçağı haftalar hatta aylarca havada kalabilir ve gerektiğinde düşman topraklarına nükleer bombayı bırakabilirdi. Amerikalılar bu fikrin peşinden giderek test platformu olarak modifiye edilmiş bir B-36 kullandı ve ortaya N(X)B-36H (Nuclear Bomber) çıktı fakat bilindiği üzere bu testlerde nükleer reaktör itki sistemi olarak kullanılmadı sadece uçan bir platformda çalışan bir nükleer reaktörün uçağın sistemleri üzerine olan etkileri test edildi.



NB-36H ve B-50

Radyasyona Karşı Özel Kokpit
Bu testlerde mürettebatı radyasyondan korumak için koruyucu bir kokpit yapıldı ancak bu radyasyon kalkanlı kokpit oldukça ağırdı ve uçağın faydalı yük kapasitesini oldukça azaltıyordu. Bir diğer sorun da eğer bir kaza olursa bu aynı zamanda nükleer bir kaza olur ve nükleer kirlilik meydana gelir ki bunun etkilerini tamamen ortadan kaldırmak pek de mümkün olmazdı. Bununla birlikte kazanın meydana geldiği yer artık uzunca bir süre yaşama elverişsiz bir yer olacaktı.


Plüton Projesi
Uçan hava araçlarında nükleer itkinin kullanılması üzerine başka bir proje daha vardı o yıllarda ki bu hepsinde daha ölümcül olabilirdi. Bu proje "Project Pluto" olarak bilinen nükleer ramjet motorlu bir seyir füzesinin geliştirilmesi projesiydi. Bir diğer adı ise "SLAM" (Supersonic Low Altitude Missile) idi yani süpersonik alçak irtifa füzesi. Bu füzenin, NB-36H uçağına göre en büyük avantajı ise ağır bir radyasyon kalkanının olmamasıydı ki zaten buna gerek de yoktu çünkü içinde insan yoktu.


Ling-Temco-Vought şirketinin SLAM için önerdiği gövde tasarımı.

Şehirlerde kullanılması için elektrik üreten reaktörler oldukça ağır ve büyük olmasının yanı sıra yüzlerce tonluk beton ve başka diğer ağır materyaller ile korunuyordu. Lokomotif kadar bir füzenin içine bir reaktör sığdırmak kolay olmayacaktı ayrıca başka sorunlar da vardı. Projenin isterlerinden en önemlisi de bu füzenin düşman radarlarında görünmeyecek şekilde çok alçak irtifada sesten 3 kat hızlı uçmasıydı. Projedeki mühendisler, böyle bir durumda füze üzerindeki aerodinamik baskıların, deneysel hipersonik uçak  X-15'in dayanması gereken baskının beş katı olabileceğini hesaplamıştı. Projede çalışan bir mühendis olan Ethan Platt'ın söylediğine göre SLAM her bakımdan sınırları oldukça zorlayan bir projeydi.

Yazının devamı için tıklayınız.

Mesajı Paylaş

murattekin

Yazılanlara bakarsak gerçek bir cehennem silahıymış. Hem başlıklarıyla, hem egzozuyla rotasında ne varsa üzerlerine hemde enkazı ile düştüğü yere ölüm saçacakmış. Neyse kj tasarımcıları vicdanlı adamlarmış. Mesajı Paylaş
...


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter