Tanklar ve Zırhlı Araçlar Üzerine Akışlar

Başlatan ayibarishi, Eyl 17, 2018, 05:07 ÖS

« önceki - sonraki »

ayibarishi

Bölüm - 1: Evrimin Başlangıcı

İlk tanklar dünya sahnesine 1. Dünya savaşı sırasında çıkmıştır. Bir İngiliz icadıdır. Savaşın her cephesinde yaygın ve etkili makineli tüfek taktiklerine karşı, siper harbine dönüşen bir devirde, çözüm üretmek amacıyla icat edilmiştir. Bu sayede dost piyadeleri, zırhlı bir ateş gücünün korumasında, düşman siperlerini ve dolayısıyla da cephesini aşabileceklerdi. O zamanki ordu konsepti hattın müdafaasına inanmaktaydı, sathın değil. (Ruhun Şad olsun Atam) Bu sayede düşman bir başka savunabilir cephe oluşturup, onun gerisine kadar çekilmek mecburiyetinde kalacaktı.

Bu başlangıca dikkatle baktığımızda şu gerçekleri görüyoruz:

•   Piyadesiz tank, tanksız piyade düşünülemez.
•   Tanklar ve zırhlı araçlar modern çağlarda, eski zamanların ağır zırhlı süvarilerinin yerini almıştır ve konsept olarak hiçte yeni değildir.
•   3+1 unsur üzerinden değerlendirmeleri gerekmektedir. Bunlar:
   1.   Zırh koruması
   2.   Ateş gücü
   3.   Manevra kabiliyeti
   4.   Düşmanın onlara geliştirdiği karşı silah, tedbir ve taktikleri.

İlk dünya harbinde yeni ortaya çıkan bu silahın tam bir değerlendirmesini yapmak ve yeterli tecrübe birikimine sahip olmak oldukça zor olacaktır. Fakat 2. Dünya Savaşı ve sonrasında yaşanan sayısız çatışmalar bizlere zırhlı birlikler ve tüm unsurları hakkında yeterli doneleri sağlayacaktır. Bunların arasında kendi ordumuzun eşi az bulunur tecrübelerini de sayabiliriz.

Bu yazı dizisinin amacı, dünya zırhlı harekât geçmişinin tecrübe ve birikimleriyle, geleceğin ihtiyaçlarını harmanlamaktır. Ülkemiz için alternatif bir yol haritası ortaya koymaya çalışmaktır. Bu nedenle kimi zaman harp tarihinden, kimi zaman günümüzde örneklerle birlikte, geleceğin savaşları irdelenecektir. Bazı fikirler sizler için mantıksız yada yeterince anlamlı görünmeyebilir. Bunu anlayışla karşılarım ama konuyu tartışmaya çevirmeyeceğimi şimdiden biliniz. Darılmaca kırılmaca yok şimdiden söyleyeyim.

Saygılarımla…

Baya uzun ve twitter ortamından da linkini vereceğim bir serinin başlangıcı olarak değerlendiriniz lütfen bu başlığı. İnşallah Anlamlı konu ve öneriler 2. bölümden itibren başlayacak.
Mesajı Paylaş

ayibarishi

Bölüm - 2: Çivi çiviyi söker

1. Dünya savaşından sonra tankların önemi algılanmış ve her ülke kendisine göre çeşitli konseptlerde tanklar geliştirmeye başlamıştı. Henüz varsayımsal bir düşünce temeli üzerinde şekillenmekteydi zırhlı araçlar. Kimilerinde manevra kabiliyeti ve hız, kimilerinde ateş gücü, kimilerinde zırh koruması, kimilerinde düşük profil, vb. birçok husus öne çıkmaktaydı. Tüm bu yaklaşımların gerçek hayatta test edilmesi ise 2. Dünya savaşına nasip olacaktı.

Günümüzden bakıldığında 2. Dünya savaşı gerçekte yaşanılanlardan daha farklı algılanmaktadır. Örneğin Alman tankları ve meşhur teknolojik üstünlüğü konusu. Oysa savaşın başlangıcında böyle bir durum söz konusu değildi. Alman zırhlı birlikleri o kadar üstün tanklardan oluşmuyordu. Hatta zırhlı ve mekanize kuvvetlerinin büyük çoğunluğunu yağmaladıkları diğer ülkelerin silah envanterinden toparlamışlardı. (Ele geçirilen Skoda fabrikasının sağladığı imkanları da unutmayalım.) Belçika ve Hollanda üzerinden Fransa'nın işgalinde birliklerin büyük çoğunluğunun yaya olduğunu görürsünüz. Bu dönemde üstünlükleri nitelikleri değil savaş konseptlerinde yatmaktaydı. Blitzkrieg yani Yıldırım Harbi Taktiği. Düşman savunmasının arkasına sarkarak (Maginot Hattı) onları savunmasız yakalamışlardı.

Üstün teknik özelliklere sahip Alman tankçılığının yaratılma süreci işte bundan sonra gerçekleşmeye başladı. Çünkü Hitler rakiplerinden üstün ve yeni / karmaşık silah teknolojilerine her alanda merak salmıştı. Hızlı ve etkin Alman mühendisliği sayesinde tanklar, savaş boyunca sürekli evrim geçirmeye başladı. Ayrıca ilk tank muharebeleri de Rusya ve müttefik işgalinden sonra Fransa cephelerinde verilmeye başlandı.

O günlerde genel ordu yaklaşımının tanka karşı tank çözümüne sahip olduğunu görmekteyiz. Bir savaş aracının karşısına aynısını çıkarmak ve mücadele etmek. Hiç şüphesiz ki Batı cephesindeki müttefik zaferi, hava üstünlüğü sayesinde sağlanmıştır. Ardenler başta Alman karşı taarruzlarının çoğu da müttefik güçlerinin hava kuvvetlerinin sağlayacağı üstünlüğü kullanamayacağı kötü hava koşullarında gerçekleştirilmek üzere planlanmış ve icra edilmişti. Fakat bu ayrı bir bölümün konusu. Biz doğuda yada batıda yaşanan birçok irili ufaklı tank muharebesine yoğunlaşalım.

Savaşın tüm cephelerinde konu zırhlı birlikler muharebesi olduğunda üç çeşit silah tipi görmekteyiz. Tank, Tank Destroyer, Anti-Tank Topçusu.

Tank: Hareket kabiliyeti ve hız, zırh koruması ve ateş gücünü bir şekilde dengelemiş ana silahımızdır.



Tank destroyer: Düşük seviyeli bir zırha sahip, ama bunun karşılığında oldukça etkili ve yüksek kalibreli bir topla düşman tanklarını uzak mesafeden başarıyla yok edebilecek, kundağı motorlu bir silah sistemidir.




Anti-Tank Topçusu: Doğru stratejik noktalara yerleştirildiğinde etkili daneleri ile düşman tanklarını avlayabilen, çekili ve direkt atışlı topçu sistemleridir. En meşhurları ise aslında bir uçaksavar silahı olarak dizayn edilen ama muharebede kendisini fazlasıyla kanıtlayan meşhur Alman 88'lik Flak topçu sistemidir.



Çağımızda modern ATGM füzelerinin büyük ölçüde Tank Destroyer ve Anti-Tank Topçusunun yerini almakta olduğunu görmekteyiz. Bu iki silah sistemi birçok orduda artık yok. Aynı şekilde GTT yani geri tepmesiz toplar da tarihin tozlu sayfalarına kaldırılmak üzere. Bazı ordularda hala var olan Tank Destroyer kavramı da, aslından oldukça farklı bir kimlik kazandı. Eskiden tanklara göre çok daha uzun menzilli ve ağır daneler ateşleyebilen bu silahlar, artık AMT'lerden daha düşük kalibreli topçu sistemine sahip (90/100/105 mm.) tekerlekli hafif zırhlı muharebe araçlarına dönüştü. Sadece ismi bir benzerlik söz konusu.

Fakat günümüze dikkatle baktığımızda halen asli görev olarak düşman tanklarını yenmek üzere dizayn edilen bir Ana Muharebe Tankı konsepti görmekteyiz. Artık 60 tonu aşan ağırlıkları ve gelişmiş silahları ve zırhlarıyla bu devasa ve pahalı sistemleri, birçok yan göreve de koşturmak zorunda kalıyoruz. Yanında da Zırhlı Piyade Taşıyıcılar ve Zırhlı Muharebe Araçları bulunduruyoruz. Geriden Kundağı Motorlu Topçu Sistemleriyle ve Çok Namlulu Roketatarlarla ateş desteği sağlıyoruz. Her ne hikmetse zırhlı birliklerin oluşumunda ve kullanım konseptinde hala 2. Dünya savaşı çağından kalma ağır ordular arası muharebeler öne çıkmakta. Şehir savaşları yada asimetrik muharebeler için özelleştirilmiş kitler vasıtasıyla bu araçlar çeşitli pahalı modernizasyonlara tabi tutulmakta. Öncelikle bunun ne kadar doğru ve geleceğe dost bir bakış açısı olduğunu sorgulamamız gerekiyor kanaatindeyim.

Bir sonraki bölümde değişen savaşlara ve tehditlere uygun olarak ilk önerimi dikkatinize sunacağım. Kısa bir intro vereyim. Eğer tank ilk başta düşman mevzilerini ve savunmasını zırh koruması eşliğinde aşmak üzerine bir fikir olarak yola çıkmışsa, daha sonra düşman tanklarına karşı savaşmak için evrilmişse, şu anda birçok savaş alanında düşman tanklarının oluşturduğu bir tehdit yoksa, neden hala aynı şekilde düşünülmek, zırhlandırılmak, silahlandırılmak zorunda kalsın? Tank kavramını çeşitlendirip, düşman piyade, savunma ve yığınaklanmalarını, şehirde ve açık arazide yok edebilecek bir yeterince zırhlı ateş gücüne dönüştüremez miyiz? Bir simetrik ve asimetrik piyade destroyer yaratamaz mıyız? Bunun cevabını birlikte arayalım. Saygılarımla…
Mesajı Paylaş


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter