EuroFighter Almalı Mıydık, Yoksa...

Başlatan ayibarishi, May 08, 2018, 09:11 ÖÖ

« önceki - sonraki »

ayibarishi

May 08, 2018, 09:11 ÖÖ Last Edit: May 08, 2018, 10:29 ÖÖ by Yönetim
Yıllar önce Türkiye'ye EuroFighter savaş uçağı önerilmişti. Türkiye ise tercihini 30 adetlik F-16 Block 50+'tan yana kullanmıştı. Acaba EuroFighter alınsa mıydı? EuroFighter projesine yazarımız Aybars Meriç'ten farklı bir bakış...



Bir tayyareyi düşünürken onun geçmişini ve ortaya çıkış felsefesini de dikkate almak zorundayız. Bu nedenle gelin yazımıza yakın tarihe bir yolculuk yaparak başlayalım. Bu tayyare hakkında internette, teknik detaylarını bulabileceğiniz sayısız kaynak mevcuttur. Bu nedenle makalemizin ana teması teknik detay değil yorum ve analiz üzerine olacak. Umarım kendi araştırmalarınızla bu makalede belirteceğim hususları daha da derinleştirme imkânı bulursunuz.

Amerikan F-15, F-16 ve F-18 üçlüsünün temsil ettiği 4. Nesil savaş uçağı kavramı, Avrupa'da da ciddi bir karşılık bulmak zorundaydı. Bu durum hem politik açıdan hem de Avrupa havacılık sanayisinin varlığını sürdürebilmesi açısından gerekli bir adımdı. Dolayısıyla birçok ülke birleşerek EuroFighter (EF) programını oluşturdu.

Fransa'nın bu konsorsiyumdan ayrılarak kendi milli programının peşinde koşması sonrasında, EF'nin kaderinin daha çok İngiliz felsefesi ve beklentileri hâkimiyetinde şekillendiğini görmekteyiz. Peki bu felsefe hangi donelere dayanıyor ve neleri gerektiriyordu?

EUROFIGHTER'DA İNGİLİZ FELSEFESİ

Gelmiş geçmiş en büyük Biritanyalı lakabına sahip Sir Winston Churchill'in bir sözü vardır. "Dünya tarihinde hiçbir kalabalık, bu kadar az insana müteşekkir olmamıştır" Bu söz 2. Dünya savaşında Birleşik Krallık göklerini koruyan ve Hitler'in İngiltere harekât planlarını önleyen havacılar için sarf edilmiştir. Dolayısıyla hava üstünlüğünün önemi ve anlamı bu ada ülkesi için çok büyük bir önem arz etmektedir. Bu nedenledir ki bir önceki Avrupa programı olan "Panavia Tornado", diğer tüm ülkeler için hızlı alçak uçuş ve hassas saldırı açısından ele alınırken, İngiltere ilave olarak ADV (Air Defence Variant = Hava Savunma Versiyonu) adı altında bir başka ve kendine özel türev de üretmiştir.

Her ne kadar zamanının en yetenekli BVR füzesi SkyFlash'a sahip olsa da, düşük manevra ve dogfight kabiliyeti başta birçok kinematik kısıtlamaları nedeniyle bu uçak ülke havacılarına bir türlü yeterli özgüveni sağlayamamıştır. İşte böyle bir ortamda başlayan EuroFighter programı, doğal olarak Hava Savunma ve Hava Üstünlüğü öncelikleri üzerine şekillenmeye başlamıştır.

ÖNCELİK HAVA-HAVA

Peki, programa üye diğer ülkelerin bu duruma itirazı olmuş mudur? Hala çok çok ciddi bir ömür sunan Tornado uçaklarının adetlice varlığı, diğer ülkelerin havadan yere saldırı görevleri için endişelenmesinin önüne geçmiştir diyebiliriz.

Aynı şekilde her ne kadar dağılma sürecini yaşıyor da olsa, Sovyet döneminden kalan Su-27 ve MiG-29 gibi yüksek Hava-Hava yetenekli tehdit unsurlarının varlığı da bu eğilimi oldukça güçlendirmiştir. Bu nedenle Avrupa, Amerikan 4. Nesil konseptini örnek alan, gerek kinematik gerekse elektronik kabiliyetlerde daha üstün olması istenen ve beklenen, kalitesiyle sayısal çoğunluğa karşı başarılı olması hedeflenen, Hava Üstünlüğü amaçlı bir tayyare geliştirme işine soyunmuştur.

Bu tayyare ilk defa tamamen bilgisayar ortamında geliştirilip üretilecek ilk Avrupa askeri havacılık programı olacaktı. Oldu da hani ama o kadar dağınık idi ki… Birçok ülkeden birçok firmanın farklı felsefeleri ve programlarını birleştirmek gerçekten başlı başına bir sanat haline geldi. Sayısız alt sistem ve bileşene sahip uçak, "Yedi Kocalı Hürmüz" problemlerini aşarak uçmaya başlayana kadar, sürekli ek masraf ve maliyet artışlarıyla yüz yüze gelmek zorunda kaldı. Aslında bu durum gelecek olan derin lojistik kaosun da habercisi olmasına rağmen şimdilik konuya girmeyelim ve fiziksel analizlerle devam edelim.

GENİŞ KANAT YÜZEYİ

EF Öncülü sayabileceğimiz EAP ve X-31 deneysel programlarından elde edilen veriler de tayyarenin şekillenmesinde ciddi bir rol oynadı. Sonuç olarak karşımıza şu kinematik özelliklere sahip bir tayyare çıktı. Havayı son derece sıkı biçimde kavrayacak ve tayyareye keskin manevralar yapmayı sağlayacak oldukça geniş bir kanat yüzeyi…

Ayrıca bu çok geniş delta kanatlar, havanın düşük yoğunlukta olduğu yüksek irtifalarda da ciddi verim artışı sağlayacak, içinde ilave yakıt da taşıyacaktı. Hem yüksek irtifa hem de aşırı hücum açısı gibi durumlarda motora daha çok hava girmesini sağlayacak genişleyebilir hava alıkları.

Keskin manevra ve yüksek irtifa gibi unsurların doğal bedeli olan gücü karşılayacak, yüksek güç/ağırlık oranı sunabilecek, güçlü ikiz motorlar. Kısıtlı supercruise yani art yakıcıları ateşlemeden ses hızının üstünde uçabilme yeteneği. Aerodinamik açıdan ekstra sürtünme yaratmayacak biçimde gövdeye monte edilmiş 4 görüş ötesi füze (BVR) taşıma yeteneği. Kısacası her irtifada hava önleme görevleri için ideal bir fizik ve probe-droque metoduyla, içeri çekilebilir bir sonda kullanarak havada yakıt ikmali yapabilme imkânı. (Bizde kullanılan ABD hava kuvvetleri standardı boom metodudur.) Tepki yönlendirme sistemi ise düşünülmüş, tartılmış fakat gerekli görülmemiştir.

KİNEMATİK VE ETKİSİ

Şimdi bazı okuyucularımız neden bu arkadaş uçağın kinematikleriyle başladı diye düşünebilir. Hatta tayyareyi methettiğimi bile varsayabilir. Artısı ve eksisi ile tüm tayyarelerin kinematikleri, kabiliyetlerine etki etmektedir. Misalen F-16: Gövde altında 370 galonluk yakıt tankı taşıyabilirsiniz. Fakat bu tankın yarattığı sürtünme ve çeki kuvvetini yenmek için harcayacağınız yakıt ilave ikmal düşünülmediğinde 300 galondur. Yani yalnızca 70 galonluk bir fayda elde edersiniz ki bu gerçekten anlamsızdır. Ama kanat altlarında taşıyacağınız ilave yakıt tankları hem daha ciddi bir kazanç sunar hem de keskin manevralar yapmak gerektiğinde kanadın üstüne düşen yükü dengeler ve stabiliteyi arttırır.

Elbette kanat altında taşınan yüklerin de aynı gövde altındaki gibi bir bedeli vardır. Maksimum hızı limitler çünkü düz uçuşta belirli bir hız üstünde oluşmaya başlayan titreşim, kanat yada yük kopmalarına sebebiyet verecektir. Aynı biçimde G çekiş kuvvetini de limitler. Mesela 2 adet AIM-120, 2 AIM-9, 2 LGB ile donatılmış bir F-16'nın uçuş kontrol bilgisayarı sizin 6 G üzerindeki manevraları yapmanıza izin vermeyecektir. Ama işin hoş tarafı kanat altındaki yüklerin yarattığı merkezkaça bağlı dengeleme kuvveti, yüklü manevralarda tayyarenin stabilitesini arttıracaktır. Ayrıca kanat üzerindeki eğilmeyi azaltacağı için uçağın yapısal ömrünü uzatacaktır. (Limitli Döngüsel Salınım konusunu öğrencilerimiz araştırabilir.)

(Farklı bir bilgi: Belki fark ettiniz belki etmediniz ama az önce size, bir uçağın kaynak kodlarına sahip olmanın neden önemli olduğunun, alışılagelmedik bir örneğini daha vermiş bulundum. Bu nedenle İsrail kendi kullandığı tüm tayyarelerin OFP'sini de kendisi programlamaktadır. Tüm katalog bilgilerinde F-16 G limitini 9 olarak görürsünüz. Fakat İsrail bunu belirli yük konfigürasyonları ve uçuş profilleri için 11,5 G'ye kadar yükseltebilmiştir. Böylece yüklü bir tayyarenin düz uçuş limitleri ve manevra limitleri dinamik bir şekilde ayarlanabilir. Elbette olası yapısal hasar sürekli kontrol altında tutulmakta ve dikkatle takip edilmektedir)

Son zamanlarda EuroFighter tayyaresinin reklam amaçlı çok sayıda LGB ve seyir füzesi yüklenmiş versiyonlarını görmektesiniz. Fakat maalesef görmediğiniz kısmı bunun kinematik tasarımdan kaynaklanan bedelleridir. Tayyare yüklendiğinde ciddi denge ve öne doğru ağırlık merkezi kayması yaşamaktadır. Manevra yeteneği diğer denklerinden daha ciddi biçimde etkilenmekte ve anormal duruma girme ihtimali oldukça yükselmektedir.

UÇAK HER TÜRLÜ GÖREVİ YAPABİLİR Mİ?

Dikkat ederseniz hiç halı bombardımanı konfigürasyonunda çok sayıda küçük bombayla yüklenmiş resim göremezsiniz. Çünkü tayyarenin hızlıca ağır yük bırakma sorunu vardır. F-16 ve F-18 gibi uçaklarda da farklı sebeplerle bulunan ve düzenli kontrol edilen kokpit arkası gövde bütünlüğünün bozulması (gövde yırtılması) ihtimali bu durumda söz konusu olmaktadır. Kısacası her ne kadar uçak çok görevli rollere adapte edilmeye çalışılsa da, dizayn karakteristiği ve felsefesi nedeniyle bu alandaki yetenek ve başarım sınırlamalarını aşması mümkün görünmemektedir.

Ayrıca bir savaş tayyaresinin yalnızca yapısal tasarımı değil, alt sistem ve parçalarının da tasarımı, geleceğin çok süratli ve değişken savaş ortamında, çok büyük önem taşımaktadır. Konfigürasyon değişimi, bakım sürati, uçağı tekrar servise verebilme hızı önemlidir savaş zamanı hayatidir.

EUROFIGHTER VE MOTORU

Barış zamanında ise yine harp ekonomisi ve sürdürülebilirlik açısından büyük önem taşır. Bu açıdan bakıldığında EuroFighter Motoru EJ-200 çok büyük hatta devasa diye nitelendirebileceğimiz bir dezavantaja sahiptir. Tasarım aşamasında ağırlıktan tasarruf etmek maksadıyla olsa gerektir, motorun türbinleri ana şafta tek parça halinde ve ultrasonik kaynak metoduyla birleştirilmiştir. Bunun yan etkisi ise şudur: türbindeki bir arıza durumunda (Amerikan jetlerindeki gibi) türbin değişimiyle sorun giderilememektedir. Motorun tamamen ve bütün olarak fabrikaya gönderilmesi gerekmektedir. Bu durumun yol açtığı sorunlar oldukça ciddidir. Mali açıdan kullanıcıya yük bindirmekte ve çok sayıda yedek motor gerektirmektedir. Hatta taktiksel seviyede elinizde yeterli motor yoksa, kısa zamanda  100 tayyarenizden sadece 5-10 tanesi uçabilir durumda kalır. (Ayrıca şunu belirtmeliyim ki EF'deki sorunların önemli bir yüzdesi de Avyonik sistem kaynaklıdır ve benzeri handikapları burada da görmekteyiz.)

Tayyare uluslararası bir konsorsiyum tarafından onlarca firma, yüzlerce akademisyen, binlerce alt yüklenici vs. zinciriyle birlikte geliştirilmiş ve üretilmiştir. Bu yalnızca tasarım aşamasında sorun ve maliyet artışlarına sebebiyet vermekle kalmamış, üretim aşamasında da fiyatları daima en üst seviyede tutmak zorunda bırakmıştır ülkeleri. Zaten malumunuz Avrupa iş ve işçilik masrafının da en yüksek olduğu bir yerdir. Bu nedenledir ki ortaya dizayn etmesi de, sahip olması da, en önemlisi idame ettirmesi de oldukça pahalı bir tayyare ortaya çıkmıştır.

TÜRKİYE'YE DE TEKLİF EDİLMİŞTİ

Vakti zamanında petrol zengini Arap ülkelerine pazarlanmadan önce ülkemize de teklif edilmiştir. Hatta o zamanlar en zor koşulları yaşıyordu pazar bulmak için. Hatırladığım kadarıyla ortak üretim ve hatta yeterli adette sipariş verilirse tam kaynak kodu transferi de önerildi. 40 adet kadar bir alım için montaj ve kısıtlı sanayi katılımı, 80 kadarı için kapsamlı sanayi katılımı ve ortak üretim, bir kısım kod paylaşımı, 120 adet ve üzeri siparişler içinse tam kaynak kodu paylaşımı ve kapsamlı teknoloji transferleri de önerilmişti.

Hava kuvvetlerimiz gerek pilotları gerekse yer ekipleriyle tayyareyi uzu n uzun deneyimleme fırsatı buldular. Sonuç: Tamam tayyare hava üstünlüğü görevlerinde çok yetenekliydi. Hatta ilk 4+ tayyare olduğunu bile var sayabilirdiniz. Fakat hem çok pahalıydı hem de bizim konsept ve beklentilerimize uymuyordu. Görev profili açısından esnek değildi, bakım tutum açısından kâbus gibi karmakarışık bir yapıya sahipti, en önemlisi de ¼ gibi oldukça ciddi bir arıza çıkarma oranına sahipti. (%25 oranında başlamadan yerde sorti iptali yada uçuş sırasında minör arızalarla karşılaşıp görevi iptal durumuna düşmektir kastım.)

Ayrıca size bu tayyarenin bilmediğiniz bir yönünü de söyleyeyim. Yer destek ekipleri için gerekli olan teçhizatlar elimizdeki F-16 uçaklarına göre çok daha fazladır ve boyutları da çok daha büyüktür ve ağırdır. En basitinden EuroFighter motor starter ünitesi bile, F-16'nınkinden 2,5 kat büyüktür. Yani uçağı geçici görevle bir başka üsse taşımanız gerektiğinde, halk tabiriyle "eşek yüküyle" teçhizat ve personel taşımak zorunda kalırsınız.

Bu da tayyarenin bırakın dış operasyonları, ülke içinde bile yeterli esneklikte konuşlanabilme kabiliyetinin önünde büyük bir engeldir. Ayrıca bunca karmaşıklık söz konusu iken, bilmem kaç farklı dille kaleme alınmış açıklamayla baş etmek söz konusu olduğunda, kaynak kodu transferi bile olsa, onu çözmenin ve algılamanın zorluğunu ve gerektireceği zamanı buyurun sizde hayal ediverin.

Toparlamak gerekirse, sanırım şunu söyleyebiliriz: Kabiliyetlerinden çok çok daha nazlı bir tayyare ile karşı karşıyayız. Dışarıdan oldukça hoş görünüyor olabilir. Fakat siz gelin kullanıcılarına sorun derim. Reklam yapma kaygısı olmayan kullanıcılarına kastım tabi.

Bu yazıda bahsettiğim şeylerin birçoğunu ilk defa okuyorsunuz değil mi? Sanırım artık neden tayyarenin üreticileri dâhil birçok kullanıcısının memnun olmadığı hakkında ciddi bir fikre sahip olmuşsunuzdur. Ya da "Savaş uçaklarının yarısı genelde bakımda yatar. Fakat EuroFighter'mı, o çok özeldir. Hep yatar, hep yatar…" gibi Avrupa havacılığındaki esprilerin kaynağına da vakıf olmuşsunuzdur.

Elbette "At sahibine göre kişner." Tüm handikaplarına rağmen, bu tayyareyi havada tutabilen ve sorunlarını sabırla karşılayabilen ülkeler de vardır. İsyan edip tamamına yakınını ground eden ve değiştirmeyi düşünenler de. Bol para dökerek, bol yedek parça alarak ve bakım işlerini tamamen outsource yaparak, nazlarıyla birlikte mutlulukla işletebilenler de. Sonuçta uçak hava üstünlüğü göreviyle havalandığında, rakiplerini indirme olasılığı çok daha yüksektir.

EuroFighter Typhoon Amerikan kaynaklı 4. Nesil savaş tayyaresi ekolüne yapılmış bir Avrupa yorumudur. Şimdiyse yine Amerikan 5, Nesil savaş tayyaresi ekolü dünya havacılığını şekillendirmek üzeredir. Avrupa gibi gelişmiş bir teknoloji havacılık geleneğine sahip bir coğrafyadan çıkan Eurofighter bu kadar naz ve niyazı bünyesinde barındırıyor ise, Rus ve Çin başta diğer ülkelerin tayyarelerinin bizlere vereceği naz ve niyazı hayal etmeye başlamanızı samimiyetle öneririm.

YA TF-X?

Aklınıza şu soru takılıyor olabilir. Öyleyse Birleşik Krallık ile birlikte geliştirdiğimiz TF-X konusunda hayal kırıklığına mı uğrayacağız? Bence hayır. Hatta bu programdan çok memnun kalacağımız kanaatindeyim. Zira bunu karmaşık bir Avrupa EuroFighter projesi gibi değil, son derece başarılı bir İngiltere-Fransa ortaklığındaki Jaguar projesi gibi görüyorum. Evet, Avrupa ender de olsa başarılı işler de çıkarmıştır. (C-160 Transall dâhil.) Talep gelirse ileride "Avrupa Havacılık Programlarına Özel" bir değerlendirme makalesi yayınlayabilirim. Saygı ve muhabbetlerimle…

Kaynak: http://www.kokpit.aero/turkiye-eurofighter-almali-miydi Mesajı Paylaş

sadalone

#1
May 08, 2018, 10:37 ÖÖ Last Edit: May 08, 2018, 10:51 ÖÖ by Yönetim
Almamakla kesinlikle en hayırlısını yaptık.

Buradan geçmişe şöyle bir bakınca sadece şunu diyorum keşke F-35 projesine girdikten hemen sonra 30 F-16 almak yerine 3 filo F-15E alınsaydı.Hem önemli bir kabiliyet artışı hemde F-35 ve TFX gelene kadar bir gap filler olurdu. Mesajı Paylaş


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter