MSI Dergisi SSM Silah Sistemleri Daire Başkanı Dinçer Batırbek röportajı (01/14)

Başlatan malpsoy, Eki 13, 2015, 07:19 ÖS

« önceki - sonraki »

malpsoy

Eki 13, 2015, 07:19 ÖS Last Edit: Eki 13, 2015, 10:10 ÖS by HARZEMŞAH
Silah Sistemleri Daire Başkanı Dinçer Batırbek ile MSI dergisinin yapmış olduğu röportajının tamamı


MSI Dergisi - Ocak 2014

2014 Yılı, Türkiye İçin Silah Sistemleri Alanında Dönüm Noktası Olacak

Savunma Sanayi Müsteşarlığı (SSM)'in yürüttüğü projelerle ilgili okuyucularımız bilgilendirmek amacıyla her ay bir daire başkanımızı konuk edip sorumluluk alanlarındaki projeler hakkında ilk elden bilgi alarak sizlerle paylaşacağız. 2014 yılının ilk sayısı itibariyle hayata geçirdiğimiz bu çalışma kapsamında, ilk olarak, Silah Sistemleri Daire Başkanı Dinçer Batırbek konuğumuz oldu. Batırbek ile gündemde öne çıkan projelere dair merak edilenleri konuştuğumuz gibi arka planda kalan bazı önemli projeleri de aydınlatmaya ve sektörün geleceğine ışık tutmaya çalıştık.

MSI Dergisi: SSM'nin tarihçesine baktığımızda, daire başkanlığınızın alanındaki konuların, diğer proje alanlarına göre, daha sonradan SSM'nin sorumlulukları arasına girdiğini görüyoruz. Bu süreçle ilgili bilgi verir misiniz?

Dinçer BATIRBEK:Silah sistemlerinin tedarikine yönelik projeler, 2000'li yılların ortalarına kadar, çoğunlukla Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı bünyesinde yürütülmekteydi. SSM'de silah sistemlerine özel bir birimin oluşturulması, 2006 yılında, Roket-Füze-Mühimmat Şube Müdürlüğü'nün kurulmasıyla oldu. Ardından, başlatılan projelerin sayı ve niteliklerinin artmasıyla, Roket-Füze-Mühimmat Daire Başkanlığı adıyla daire başkanlığı düzeyine getirildi. Sonrasında da 2010 yılında, SSM'nin yeniden yapılandırılması çalışmaları kapsamında, Silah Sistemleri Daire Başkanlığı adını aldı. Dairemizin kuruluşunda ve sonraki dönemde Şube Müdürü ve Daire Başkanı olarak görev yapan şimdiki Müsteşar Yardımcımız Serdar Demirel ile Kalite-Test ve Sertifikasyon Daire Başkanımız Serhat Başaranoğlu'nun çok değerli katkı ve hizmetlerini anmadan geçemeyeceğim.

2006 yılındaki kuruluşundan sonraki dönemde, dairemiz bünyesinde uzman ve nitelikli bir kadro oluşmaya ve silah sistemleri alanında önemli bir bilgi ve birikim kazanılmaya başlandı. Ülkemizin silah sistem ihtiyaçlarının etkin olarak karşılanması için, hem Silahlı Kuvvetlerimiz ve Emniyet Teşkilatımızla he de sanayimizle aramızda verimli bir iletişim ve iş birliği ortamı gelişti. Aynı zamanda, silah sistemleri alanının, Müsteşarlığımızın stratejik hedefleri doğrultusunda düzenlenmesi ve yönlendirilmesi görevini de yürütmeye çalıştık. Diğer taraftan bildiğiniz üzere, havadan yere ve satıhtan satıha füzeler gibi bazı sistemlerin taşıyıcı platformu niteliğindeki kara, deniz ve hava araçlarının tedarik projeleri de Müsteşarlığımız bünyesinde yürütülüyor. Uzun Menzilli Tanksavar Füze ile ATAK, F-35 Uyumlu SOM ile Müşterek Taarruz Uçağı (Joint Stike Fighter / JSF) gibi projelerde olduğu gibi, silah sistemlerinin platforma entegrasyon faaliyetlerinde, platformdan sorumlu Daire Başkanlığımız ile sağlanan eş güdüm, verimi arttırıyor haliyle. Özellikle 2009 yılından bu yana bizim sorumluluğumuzda yürütülmekte olan projelerin sayısının ve hacminin artmasın da bu gerekçelere bağlıyorum açıkçası.
2013 yılı sonu itibariyle Daire Başkanlığımızda üç proje grubu bulunuyor.

-Füze Sistem Projeleri Grubu,
-Hava Savunma Sistem Projeleri Grubu,
-Silah ve Mühimmat Projeleri Grubu.

Yürüttüğümüz toplam proje sayısına baktığımızda, 30'a ulaştığını görüyoruz. Bunların 14 adedi sözleşmeye bağlanmış; geriye kalanlar ise henüz sözleşme öncesi aşamalarda. Sözleşmeye bağlanmış olanların bedeli, yaklaşık 2 milyar dolar civarında; diğerlerinin sözleşmeye bağlanmasıyla birlikte, bu rakam birkaç katına çıkacak. Bu tablo, Daire Başkanlığımızın son dönemde sorumluluklarının ne kadar artmış olduğunu da gösteriyor.

MSI Dergisi: Savunma Sanayi Müsteşarımız Murad Bayar'ın da sıklıkla ifade ettiği gibi, pek çok alanda büyük projelerin sektöre aktarılmış olması nedeni ile 2015 yılından itibaren iç pazara yönelik olarak yürütülen sistem geliştirme projelerinde bir azalma bekleniyor; bu azalmanın oluşturacağı iş hacmi küçülmesine çözüm olarak da ihracat, lojistik faaliyetler ve diğer sektöre yönelim gösteriliyor. Diğer yandan Türkiye, Silahlı Kuvvetlerimizin de büyüklüğü itibari ile dairenizin alanı olan silah sistemlerinin büyük bir müşterisi konumunda. 2015 sonrası için yapılan tahminler, Silah Sistemleri Daire Başkanlığının sorumluluk alanı için de geçerli olacak mı?

Dinçer BATIRBEK:Sayın Müsteşarımızın da vurguladığı üzere, büyük emek, zaman ve para harcayarak kurduğumuz ve geliştirdiğimiz ulusal savunma sanayimizin sürdürülebilirliği konusuna bir süredir kafa yoruyoruz. Bugün için elimizde çok sayıda proje var; bir sorun yok. Ancak, sektörün yetişmiş nitelikli insan gücünü, kazanılan yetenekleri, teknolojik altyapısını ve sağlıklı bir mali yapıyı orta ve uzun dönemde de koruyabilmesi çok önemli. Bu konuyu analiz edebilmek için, geliştirilen sistemlerin ömür devrine kısaca bakmakta fayda var. Bu süreci kabaca üç evreye ayırabiliriz:

-Tasarım-Geliştirme,
-Seri Üretim,
-İdame-İşletme.

Sürdürülebilirlik riski, ilk olarak tasarım-geliştirme evresinin sonlarında ortaya çıkıyor. Çünkü burada kazanılan mühendislik iş gücünün, bazı konfigürasyon farklarının geliştirme faaliyetleri dışında, seri üretim döneminde aynı yoğunlukla kullanılma olanağı yok. Seri Üretim ise ağırlıklı olarak üretim teknolojileri ve mühendisliği ile imalata yönelik yeteneklerin öne çıktığı, yine de belli düzeyde seyreden iş hacmi ve düzenli kaynak akışı sayesinde, eldeki kazanımları bir süre daha korumanın mümkün olabildiği bir evre. Ancak ürünlerin müşteriye teslimatının tamamlanmasının ardından, özelikle ülkemizdeki lojistik destek faaliyetlerinin büyük oranda Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde gerçekleştirilmesinden dolayı, ürün sahibi sanayi kuruluşunun bu süreçteki işe katılımı sınırlı düzeyde kalıyor. Böylece, benzer alanlarda yeni proje fırsatları ortaya çıkmadığı takdirde, tasarım-geliştirme aşamasında büyük emek ve yatırımlarla yetiştirilen nitelikli iş gücü ve kazanılan değerli mühendislik birikiminin kaybedilmesi kaçınılmaz oluyor ve firmanın sürdürülebilirliği açısından risk oluşturmaya başlıyor.

Silah sistemleri alanında yürüttüğümüz projelerde, genellikle platform projelerinin bir anlamda faz farkıyla birkaç yıl arkasından geliyoruz. Çoğu projemizde, henüz birinci dönem olan tasarım-geliştirme faaliyetleri içindeyiz: önümüzdeki birkaç yıllık dönemde ise seri üretim aşamalarına geçeceğiz. Bu nedenle bir süre daha iş yoğunluk ve hacmini belli bir düzeyde tutma imkânı olacak gibi görünüyor. Yani sektörün geneli için 2015 yılından başlayarak oluşabileceğini öngördüğümüz sürdürülebilirlik riski, silah sistemleri alanında, tahmin ediyorum 2020'lerde ortaya çıkmaya başlar. Elbette o dönem için önlemleri şimdiden almaya başlamakta fayda var. İhracat ve lojistik destek faaliyetlerine katılım ile bu riski bir ölçüde azaltabiliriz. Ancak ne yazık ki, diğer sektörlerden farklı olarak silah sistemlerinde, komşu sivil sektörlerin varlığından söz etmek pek mümkün değil. Sonuç olarak sürdürülebilirlik konusu, biraz daha geç olsa da bizim sorumluluk alanımızdaki sektör için de gündeme gelecektir.

Sektör Stratejisi Dokümanı Güncellenecek

MSI Dergisi: 2009-2016 Savunma Sanayii Sektörel Strateji Dokümanı'nın "Füze-Mühimmat ve Silah Sistemleri Sektör Stratejisi" başlığı altında "Füze alanında ROKETSAN'ın öncülük yapması, üniversite-sanayi işbirliği ve KOBİ'lerin katılımını organize etmek üzere aktif rol alması hedeflenmektedir" ifadesi yer alıyor ve başka bir firmanın adı geçmiyor. Bu konu ile ilgili iki sorumuz olacak:
1. Bugün, Alçak ve Orta İrtifa Hava Savunma Füze Sistemi Projelerinde, ASELSAN'ı ana yüklenici olarak görüyoruz. Buradaki sektör stratejisi nedir?
2. Örneğin kara araçları alanında FNSS, Otokar ve EGM için de Nurol Makine ana yükleniciler olarak telaffuz ediliyor. Silah sistemleri için böyle bir sıralamadan söz edebilir miyiz ya da nasıl bir sıralama yapabiliriz?

Dinçer BATIRBEK:Sözünü ettiğiniz Sektörel Strateji Dokümanı, Müsteşarlığımızın 2007-2011 Dönemi Stratejik Planı çerçevesinde, 2008 yılında hazırlanmıştı. O dönemde, silah sistemleri sektöründeki projelerin modeli yeni yeni kurgulanıyordu ve sanayi kuruluşlarımız arasındaki sorumluluk paylaşımının ayrıntıları henüz netleşmemiştir. Sonraki dönemde gerçekleştirdiğimiz tedarik, sanayileşme ve teknoloji yönetimi faaliyetleri sayesinde, sektörümüzün yapısı, yetenekleri ve derinliği kısa zamanda hızla evrildi, koşullar ve sınırlamalar değiştir. Doküman yayınlandıktan sonra başlatılan projeler ve kazanılan yeni yeteneklerle silah sistemleri sektör stratejisinde de sorumluluk paylaşımı bir miktar daha kesinleşmeye başladı. Diğer taraftan, kurumsal hedeflerimizi içeren Birinci Stratejik Plan dönemimizi 2011 yılında tamamladık ve 2012-2016 Stratejik Planımız yürürlüğe girdi. Bu gelişmeleri dikkate alarak, Sektör Stratejisi Dokümanı'nı da güncellemeyi kararlaştırdı. Yeni sektör stratejisi şu anda Sanayileşme Daire Başkanlığımızın koordinasyonunda SSM'deki tüm birimlerin katkısıyla oluşturuluyor; tahmin ediyorum 2014'te yayına hazır hale gelir. Biz de silah sistemleri sektör stratejisini güncellemek üzere çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Aslında pek çok alanda yeni stratejiyi zaten hayata geçirdik. Sözgelimi ROKETSAN'ı taktik füzelerde ana yüklenici olarak görevlendirmiş durumdayız. Sizin de sorduğunuz hava savunma sistemlerinde ise arama ve takip radarları, komuta kontrol ve füze sistemlerinin birlikte çalışmasını gerektiren, farklı disiplin ve teknolojileri bir araya getiren tümleşik bir yapıdan bahsediyoruz. Bir anlamda sistemler sistemi olarak nitelendirebiliriz. Bu nedenle hava savunma sistemlerinde ana yüklenici olarak ASELSAN'ı belirledik. ROKETSAN ise füzeden sorumlu alt yüklenici olarak görev yapıyor. Buna benzer şekilde, MKEK halen silah, topçu sistemleri ve mühimmat projelerinde ana yüklenici olarak görev alıyoruz. Yeni sektör stratejimizde, sektörü düzenlemeyi ve özellikle ana sistemler ve bazı kritik alt sistemler için belirli sanayi kuruluşlarımızı yüklenici olarak ismen tanımlamayı planlıyoruz. Böylece, sektörde derinliğin sağlanması, kazanılan yeteneklerin verimli olarak kullanılması, tekrar yatırımlardan kaçınılması ve sonuçta daha etkin, güçlü ve sürdürülebilir bir sanayi oluşmasını hedefliyoruz.

MSI Dergisi: Silah sistemlerinde, hem ana bileşenler hem de alt bileşenler konusunda, ihracatı da etkileyen bazı kritik eksikliklerimiz bulunuyor. Örneğin 20, 25, 30 ve 40 mm orta kalibre silah v sistemlerinde, silahın kendisi gibi ana bileşenler ve özellikle füzelerin güdüm ve kontrol birimlerinde kullanılan bazı alt bileşenler gibi. Silahlar ve diğer bileşenlerin özgün olarak geliştirilmesi konusundaki çalışmalar ve hedefler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Dinçer BATIRBEK: Evet, diğer özgün sistemlerde olduğu gibi, silah sistemlerinde de hala yurt dışına bağımlı olduğumuz, ihracat kontrolüne tabi alt sistem ve bileşenler ne yazık ki var. Ana yüklenicilerimizle birlikte bunların listesini çıkartıyoruz. Dışa bağımlı olduğumuz malzeme ve teknolojilerin bazılarının yurt içinde geliştirilmesine yönelik olarak, Ar-Ge ve Teknoloji Yönetimi Daire Başkanlığımız tarafından halihazırda başlatılmış Ar-Ge projeleri bulunuyor. Önümüzdeki dönemde, diğerlerinin de yurt içinde çözülebilmesi için yeni projeler hayata geçirmeyi planlıyoruz. Silahlı platformlarımızda kullandığımız 12,7 mm ve daha büyük çaptaki silahları da halen yurt dışından sağlıyoruz. Düşük kalibreden başlayarak, ihtiyaç miktarı ve maliyet-etkinliği göz önüne alarak, bu silahların da Türkiye'de özgün olarak geliştirilmesi için, 2014 yılında bazı adımlar atmayı hedefliyoruz.

MSI Dergisi: Silah sistemleri özelinde yerlilik oranımız hangi mertebeye ulaştı? Yerlilik oranı hedefinize ilişkin bilgi verir misiniz?

Dinçer BATIRBEK: Halen sözleşmeye bağlanmış projelerimizdeki yerlilik oranları, %50 ile %80 arasında değişiyor. Sözleşme bedelleri üzerinden bakacak olursak projelerimizin yerlilik ortalaması %59 düzeylerinde. Bazı projelerden örnekler verecek olursak;

-Kaideye Monteli Stinger projesinde %80,
-Orta Menzilli Tanksavar Silah Sistemi projesinde %70,
-HİSAR-A ve HİSAR-O projelerinde %60,
-Modern Piyade Tüfeği (MPT) projesinde ise %55

Dolaylarında yerli katkı gerçekleşmektedir. Bu noktada, MPT Projesi'ndeki yerlilik oranının görece düşük olmasının, üretimde kullanılacak hammadde ve tezgâhların yurt dışından temini nedeniyle toplam yerlilik oranının düşmesinden kaynaklandığını belirtmeliyim. Ayrıca, sanayide uzmanlık ve derinliğin oluşması için, büyük yüklenicilerin yanı sıra yan sanayi ve KOBİ'lerin de sektörde daha fazla sorumluluk almasını çok önemsiyoruz. Bu anlayışla sözleşmesi imzalanmış projelerdeki yan sanayi / KOBİ kullanım oranının da ortalama %11'lere ulaştığını söyleyebilirim. Müsteşarlığımızın TSK ihtiyaçlarının yurt içinden karşılanma oranını yükseltme politikası doğrultusunda, sorumluluk alanımızdaki projelerde sanayileşmeyi arttırmayı elbette hedefliyoruz. Ancak bana göre, bu oranlardan daha önemlisi, ihracat süreçlerinde sorun oluşturabilecek malzeme ve alt sistemlerin yurt içinde geliştirilmesinin sağlanmasıdır. Zira yerlilik oranını %90'lara da taşısak bile geriye kalan %10'luk kısımda yabancı devletlerden izin almadan temin edemediğimiz, ihracat kontrolüne tabi bileşenler varsa ürünümüzün kullanımı ve üçüncü ülkelere satışında hala büyük engellerle karşılaşma riskimiz bulunuyor demektir.

MSI Dergisi: Sizin sorumluluğunuzda yürütülen ve neredeyse tamamı Türkiye'de ilk kez hayata geçirilmekte olan ürün ve sistemleri kapsayan projelerde, proje takvimlerine ne ölçüde uyulabiliyor? Neden böyle bir tablo ile karşı karşıyayız?

Dinçer BATIRBEK: Sizin de belirttiğiniz üzere, bu projeleri Türkiye'de ilk defa hayata geçiriyoruz. Üstelik ihtiyaç makamlarına en iyi ürünü vermek üzere, geliştirilen ürünlerin performansının dünyadaki benzerlerinden daha aşağıda olmamasını bekliyoruz. Böyle iddialı koşullarda yürütülen projelerde, bazen istenmeyen gecikmelerle karşılaşabiliyoruz ne yazık ki. Benim gözlemime göre, proje takvimlerinde karşılaştığımız sapmaların başıca nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

-Birincisi, projenin kurgulanması ve sözleşmenin imzalanması sırasında, gerçek takvimin öngörülememesi ve olması gerekende daha kısa, gerçekçi olmayan takvimlere imza atılması.
-İkinci neden, yaşanan teknolojik zorluklar, yani karmaşık sistemler ve ileri teknoloji ürünü hassas alt sistemlerin, özellikle doğrulanması süreçlerinde ortaya çıkan teknik sorunları çözümü ve bu çözümlerin tasarım döngüsüne yansıtılması için harcanan ilave zamanlar.
-Üçüncü bir neden, ana ve alt yükleniciler arasındaki iş birliğinin aksaması, sözleşme koşulları ve diğer dokümanlar üzerinde uzlaşma sağlanmasının, kurum içi onay süreçlerinin uzaması.
-Dördüncü olarak, bizden kaynaklanan nedenleri sayabiliriz; tarafımızdan temin edilmesi gereken Devlet Malı Teçhizat ve test alanı gibi kaynakların planlanan zamanda yükleniciye tahsis edilememesi ya da sağlanması gereken bir bilgi ya da verilmesi gereken bir onayın gecikmesi.
-Son olarak da yurt dışından temin edilen malzemeler için yabancı devletlerden ihracat izinlerinin alınması sürecindeki öngörülemeyen uzamaları sayabiliriz.

Proje takvimlerindeki sapmaları en aza indirmek amacıyla her bir durum için gecikmelerin nedenlerini analiz ederek, o nedenleri ortadan kaldıracak tüm önlemleri almaya çalışıyoruz.

Hava Savunma Sistemlerinde Süreç İşliyor

MSI Dergisi: Türkiye'nin gündemini uzun süre meşgul eden Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi, son Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK) toplantısında alınan kararın ardından, dünyanın da gündemine girdi. Sözleşme görüşmelerinin sonucuna göre de bir sonraki aşamanın başlanması bekleniyor. Geçtiğimiz günlerde bir araya geldiğimiz ASELSAN Genel Müdürü Cengiz Ergeneman, hazır alım projesine paralel olarak Türkiye'nin kendi imkânları ile de bir çözüm geliştirmesi gerektiğini söyledi. Bu alanda bir yurt içi geliştirme projesi başlatılacak mı? Ne zaman? Konuyla ilgili sizin değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?

Dinçer BATIRBEK: Aslında hava savunma sistemlerimizin yurt içinde geliştirilmesine yönelik yol haritası, 2007 yılında SSM bünyesinde gerçekleştirdiğimiz bir yapılabilirlik etüdü sonucunda ortaya çıkmıştı. Bu çalışmaya göre, alçak irtifa-kısa menzil ve orta irtifa-orta menzil sınıfındaki hava savunma füze sistemlerinin, Türkiye' de özgün olarak geliştirilebileceği değerlendirilmişti. Yüksek irtifa-uzun menzilli sistem için ise mevcut teknolojik altyapı ve bilgi birikimi göz önüne alındığında, acil ihtiyacın yurt dışı çözümlerle karşılanması gerekeceği; bu sistemlerin uzun dönemde yurt içinde geliştirilmesinin mümkün olabileceği öngörülmüştü. Zaten biz de hava savunma projelerimiz bu yol haritasına uygun olarak başlattık. HİSAR-A ve HİSAR-O projelerini yurt için geliştirme; Uzun menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi'ni ise yurt dışından hazır alım yöntemiyle karşılıyoruz. Aslında son birkaç aydır, bir yandan Uzun Menzilli Bölge Hava ve Füze Savunma Sistemi Projesi'ndeki ihale sürecini yürütürken diğer yandan da saha önce belirlediğimiz yol haritasına uygun olarak, yüksek irtifa-uzun menzil sınıfında bir bölge hava ve füze savunma sisteminin ülkemizde özgün olarak geliştirilmesine yönelik olarak hem TSK hem de ASELSAN, ROKETSAN ve diğer ilgili sanayi kuruluşlarımızla bazı hazırlık çalışmaları yürütüyoruz. Şu anda ayrıntıları açıklamak için erken; ancak umuyorum ki böyle milli bir sistemin yurt içinde geliştirilmesine yönelik ilk proje adımlarını 2014 yılında atabileceğiz. Elbette, özgün bir sistemin ortaya çıkması için en az 8-10 yıllık bir süre gerekiyor, yani şu andaki ihtiyacı karşılaması mümkün görünmüyor.

MSI Dergisi: Alçak irtifaya yönelik HİSAR-A'da atışlar yapıldı. HİSAR-O ile KORKUT ve Parçacıklı Mühimmat Tedariki projeleri cephesinden güncel bilgi alabilir miyiz?

Dinçer BATIRBEK: HİSAR-A kapsamında ilk Balistik Test Füzesi atışlarını, 6 Ekim 2013'te Tuz Gölü'nün güneyindeki Müsteşarlığımıza tahsis edilen füze atış test alanında gerçekleştirdik. Bu testler, 2014'te de sürecek. HİSAR-O'da ise halen Alt Sistem Geliştirme ve Test faaliyetleri devam ediyor. İlk atışı 2014 yılının ikinci yarısında gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Her iki projemiz de şu an sözleşmedeki takvimlerine uygun olarak devam ediyor. KORKUT 35 mm Hava Savunma Topu ve Parçacıklı Mühimmat Geliştirme Projesi'nde ise Sistem Entegrasyon ve Test Aşaması çerçevesinde, prototip testlerini gerçekleştiriyoruz.

SOM, F-35'e hazırlanıyor

MSI Dergisi: Teklif değerlendirme çalışmaları tamamlanan F-35 Müşterek Taarruz Uçağı (JSF) Uyumlu Hassas Güdümlü Akıllı Füze (HGAF) projesinin mevcut durumu ve ortaya çıkması beklenen nihai ürünün SOM ile farkları hakkında bilgi verir misiniz?

Dinçer BATIRBEK:Geliştirilecek olan ürün, SOM füzesinin JSF uçağına uyarlanmış versiyonu olacağından, biz projeye ve ürüne SOM-J ismini verdik. Projede teklif değerlendirme çalışmalarını tamamladık ve sözleşme imzalanmasına yönelik olarak SSİK'den yetki aldık. SOM-J Projesi'nde, ROKETSAN ana yüklenici olarak ürünün prototip üretimi, nihai montajı ve tanıtım-pazarlamasından sorumlu. TÜBİTAK SAGE ise tasarım güncelleme faaliyetlerini yürütecek ana alt yüklenici olarak görev alıyor. Sözleşme şu anda imzaya hazır durumda. Kurumsal süreçlerin tamamlanmasının ardından, çok kısa bir süre içerinde imzalayabileceğimizi tahmin ediyorum. Proje, JSF projesindeki takvime paralel olarak iki aşamadan oluşacak: birinci aşamada tasarım ve geliştirme faaliyetleri tamamlanacak: ikinci aşamada ise prototip üretimi ve testler Gerçekleştirilecek.

SOM-J'nin mevcut SOM ile temel farkı, füzenin boyutunun ve kesit alanının daha küçük olması. Bildiğiniz üzere SOM, Hava kuvvetleri Komutanlığının F-4 ve F-16 uçaklarında harici yük olarak taşınmak üzere geliştirildi. SOM-J ise F-35 uçağının düşük görünürlük özelliğini korumak amacıyla, uçağın gövdesinin içinde dahili yük olarak taşınacak. F-35'in gövdesi içinde kısıtlı bir alan olduğundan, füzenin boyutlarında, yaklaşık %20-25 oranında küçültme yapılması gereksinimi ortaya çıkıyor. Bu küçültmeye bağlı olarak, dış geometrinin güncellenmesi ve bazı alt sistemlerin yeni hacimlere sığacak biçimde yeniden tasarlanması gerekiyor.

MSI Dergisi: Okuyucularımıza güncel bilgi sunulabilmemiz amacıyla OMTAS ve UMTAS projelerinin mevcut durumu hakkında bilgi verir misiniz?

Dinçer BATIRBEK:Öncelikle tanksavar füze sistemi projeleriyle ilgili bir gelişmeyi sizinle paylaşayım: UMTAS ve OMTAS projelerini, Kara Kuvvetleri Komutanlığı ile birlikte, sırasıyla MIZRAK-U ve MIZRAK-O olarak isimlendirdik. MIZRAK-U Projesi kapsamında, halen lançer ve füzenin alt sistem seviyesi tasarım doğrulama faaliyetleri devam ediyor. 2013 yılında, Karapınar Atış Poligonu'nda, yerden "Güdümlü Test Füzesi" atış testlerini gerçekleştirdik; 2014 yılı başlarında ise AH-1S helikopterlerinden atışlara başlayacağız. Beklenmeyen bir durum ortaya çıkmazsa 2015 yılında kalifikasyon faaliyetlerini tamamlayarak, MIZRAK-U füzesini teslimata hazır hale getirmeyi planlıyoruz. MIZRAK-O'da da fırlatma birimi ve füze için alt sistem seviyesi tasarım doğrulama süreci devam ediyor. 2013 yılında "Kontrollü Test Füzesi" ve "Güdümlü Test Füzesi" atışlarından oluşan bir seri test kampanyası gerçekleştirdik. 2014'te bu testleri tamamlayarak, ürün kalifikasyon aşamasına geçeceğiz.

MSI Dergisi: Aynı kapsamda değerlendirebileceğimiz bir başka proje olan; Tek Er tarafından kullanılan Orta Menzilli At-Unut Tipi Tanksavar Silahı Projesi'ne ilişkin genel bilgi de vererek projenin mevcut durumunu anlatır mısınız?

Dinçer BATIRBEK:Bu proje kapsamında, 2013 yılı başında Teklife Çağrı Dosyası hazırlık çalışmalarına başladık. Hâlihazırda Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından teknik ve taktik gereksinimlerin nihai hale getirilmesine yönelik bir çalışma yapılıyor. Tahmin ediyorum 2014 yılı başlarında, Teklife Çağrı Dosyası'nı ana yüklenici adayı ROKETSAN'a yayımlamış oluruz.

MPT'de Mutlu Sona Az Kaldı

MSI Dergisi: Sözleşmesi Ocak 2009'da imzalanan MPT Projesi'nin takviminde, beklentilerin çok ötesinde bir gecikme olduğunu görüyoruz. Öncelikle gecikmenin temel nedeni hakkında bilgi verir misiniz?

Dinçer BATIRBEK:Evet, MPT Projesi'nde, son olarak 2012 yılında kalifikasyon faaliyetlerini tamamlamayı; 2013'te de seri üretime geçmeyi planlıyordu. Ancak öngörülen bu takvime göre biraz gecikme yaşadık. Bu gecikmenin nedenini şöyle ifade edeyim: MKEK'nin ana yükleniciliği, Kale Kalıp'ın ana alt yükleniciliğinde yürüttüğümüz projede, iki aşamalı bir test süreci planlamıştık. İlk aşamayı oluşturan Tasarım Doğrulama Testleri, 2011'de başarıyla tamamlandı ve ardından ikinci aşama olan Ürün Kalifikasyon Testleri'nde kullanılacak prototiplerin üretimine geçildi. Tasarım ve geliştirme döngüsünün doğası gereği, ilk testlerin sonuçlarının analiz edilmesi ile silah konfigürasyonuna iyileştirme amaçlı bazı mühendislik değişiklileri uygulanmıştı. Bu değişiklikler üretim sürecine aktarılırken, özellikle silah mekanizmasının hassas parçalarının imalat ve montaj toleranslarında sapmalar ortaya çıktı ve bazı prototip tüfeklerin tutukluk oranlarında, önceki test değerlerine göre bir miktar artışla karşılaştık. Sorunu çözmek için testleri durdurduk ve silahların tüm kritik parçaları, MKEK ve Kale Kalıp'tan uzman ekiplerin yaptığı titiz bir çalışma ile tek tek gözden geçirilerek ölçüldü; sorunlu kısımlar ve düzeltici işlemler belirlendi ve teknik resimler bu doğrultuda güncellendi. Testlerde kullanılacak prototiplerin üretim ve montajı, güncel tasarım dokümanlarına uygun olarak yeniden yapıldı ve Ürün Kalifikasyon Testleri, bu yeni silahlarla tekrarlandı. Bu süreç, elbette biraz gecikmeye neden oldu; ama sonuçta silahlar, Ekim 2013'te tamamlanan bu testlerden yüksek performans göstererek, başarıyla geçti.

MSI Dergisi: Projenin güncel durumu ve öngörülen nihai takvimi hakkında bilgi alabilir miyiz?

Dinçer BATIRBEK:Şu anda Tarım ve Geliştirme Dönemi'nin sonlarına yaklaşmış durumdayız. Bu aşamada, toplam 200 adet silahtan oluşan pilot kafilenin parça üretimi ve montajı devam ediyor; 2014'ün ilk çeyreğinde teslimata hazır duruma gelecekler. Bir sonraki dönemde gündeme gelecek olan seri üretim faaliyetlerinin bir provası niteliğinde olan pilot kafile üretimi ile hem seri imalat ve montaja yönelik iş akış planlarını ve kapasiteleri doğrulayacağız, hem de tüfeklerin Kara Kuvvetleri Komutanlığının ilgili birliklerine dağıtılması ve kullanıcılar tarafından sahada denenmesiyle sağlanacak geri bildirimler sayesinde, silahın geliştirilmesi ve varsa eksikliklerinin giderilmesi mümkün olacak. Bu anlamda, pilot kafilenin en kısa zamanda üretilerek kullanıma alınmasını, MPT'nin üretilebilirliği ve kalitesinin arttırılması noktasından çok önemsiyor ve teslimatları daha fazla gecikme yaşamadan gerçekleştirmek üzere tüm önlemleri almaya çalışıyoruz.

MSI Dergisi: Seri üretim aşamasıyla ilgili olarak sorduğumuz bir soru üzerine Savunma Sanayii Müsteşarımız Murad Bayar, 2-3 firmanın görevlendirilebileceğini söyledi. Bu konuyu biraz ayrıntılandırabilir misiniz?

Dinçer BATIRBEK:TSK envanterinde yer alan 500.000 dolayındaki piyade tüfeğinin bir kısmı, teknolojik ve ekonomik ömürlerini nerdeyse doldurmak üzere. Birliklerimizi, bu açıdan herhangi bir zafiyete uğramalarına izin vermeden, hızla MPT'lerle donatmamız gerekiyor. Dolayısıyla seri üretim dönemine geçtiğimizde, kısa zamanda çok yüksek sayılarda silahın teslimatı söz konusu olacak. Şu anda yaptığımız hesaplara göre, kısa dönemde tek bir üreticinin bu kapasitelere ulaşması olanaksız görünüyor. Ayrıca, Ürün Kalifikasyon Testleri'nde yaşadığımız deneyimler, bize, silahların üretim ve montajında toleranslara hassasiyetle uyulmasının kritik olduğunu gösterdi. Şu çok açık ki, üretim ve montaj akışı ile ilgili ortaya çıkabilecek herhangi bir sorun, silahların TSK'ya teslimatında önemli aksamalara yol açacak. Bu gerekçeler nedeniyle seri üretimin tek bir üretim ve montaj hattından yapılmasının riskli olacağını değerlendiriyoruz. Riski azaltmak amacıyla Sayın Müsteşarımızın da vurguladığı üzere, en azından 2 ya da belki 3 ayrı üretim ve nihai montaj hattı kurarak, faaliyetlerin paralel olarak yürütülmesini sağlamak akılcı görünüyor. Diğer taraftan, TSK'nın ihtiyacının yanı sıra MPT için önemli bir ihracat potansiyeli olduğunu düşünüyoruz. Bu ilave ihtiyaçlar da somut hale gelirse kapasite gereksinimleri göz önüne alınarak, üretim ve montaj hatlarının sayısı daha da arttırılabilir.

Bu üretim ve montaj hatlarının kurulacağı yerler noktasında, MPT'nin tasarım-geliştirme ve prototip üretimlerini gerçekleştiren MKEK ve Kale Kalıp doğal olarak öne çıkıyor. Ancak bu konudaki nihai karar henüz verilmedi. Seri üretim döneminin kurgulanmasına yönelik hazırlıklarımız devam ediyor.

MSI Dergisi: Aralık 2011'deki imza töreninde, Modern Makineli Tüfek (MMT) Projesi'nin piyade tüfeğinin devamı niteliğinde olduğu belirtilmişti. Ancak MPT'nin gölgesinde kalan bu projenin farklı bir modelde ilerlediğini ve Kale Kalıp'ın rolünün aynı olmadığını görüyoruz. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Dinçer BATIRBEK:Kale Kalıp'ın bu projelerde aldığı sorumluluklar farklı. MPT Projesi'nde Kale Kalıp, silahın kavramsal ve detay tasarımında ana yüklenici MKEK ile birlikte görev almış; alüminyum parçaların da üretimini üstlenmişti. MMT Projesi'nde ise silahın genel tasarımı MKEK tarafından gerçekleştirilirken, Kale Kalıp bazı parçaların tasarım ve üretiminden sorumlu alt yüklenici olarak görev yapıyor.

Yerli Tabanca Üreticileri Sınıfı Geçti

MSI Dergisi:
Daire Başkanlığını, mutlu sonla bitmesi yakın görünen MPT Projesi'nin yanı sıra Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) için Özgün Yerli Tabanca Geliştirme Projesi'ni de yürütüyor. MPT Projesi'nden bu projeye aktardığınız "alınan dersler" var mı?

Dinçer BATIRBEK: Müsteşarlığımızda yürüyen diğer platform ve sistem projeleri ile karşılaştırıldığında, hafif silah geliştirme ve üretim projelerinin iki önemli özelliği var:
Birincisi, hafif silahlar, üzerinde hiçbir elektronik, hidrolik vb. alt sistem ve yazılım içermeyen, sadece mekanik olarak çalışan, sade bir mekanizma ve yapısal iskeletten oluşan bir ürün. Bu yalın görünen sistemin, diğerlerine göre çok yaşamsal bir özelliği bulunuyor; o da yüksek güvenilirlik ihtiyacı. Yani başka bir anlatımla hafif silah, onu kullanması gereken bir asker ya da emniyet mensubunun kendi canını emanet ettiği; tetiğe bastığında mutlaka ve mutlaka çalışması gereken bir ürün. Bu nedenle hafif silahlarda güvenilirlik, yani mekanizmanın aksamadan işlemesi ve tutukluk riskinin yüksek atış sayılarında dahi düşük oranlarda kalması vazgeçilmez görünüyor. Hafif silah projelerinin ikinci özelliği ise seri üretim sayılarının binlerle, hatta onbinlerle ifade edilebilecek kadar yüksek olması. Bu durum, güvenilirlik gereksinimi ve yüksek üretim rakamları birlikte düşünüldüğünde, üretilen binlerce silahın her birinin aynı kalitede, aynı toleranslarda, aynı performansta olması anlamına geliyor. MPT Projesi'nde yaşadığımız deneyim, az önce de ifade ettiğim üzere, bu iki konunun önemini bizlere gösterdi. Bu bağlamda, Özgün Yerli Tabanca Geliştirme Projesi'nde de güvenilirlik ve büyük üretim rakamlarında konfigürasyon yönetimi, özellikle odaklanacağımız konular arasında olacak.

MSI Dergisi: Özgün Yerli Tabanca Geliştirme Projesi'nin güncel durumu hakkında bilgi verir misiniz?

Dinçer BATIRBEK: Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Özgün Yerli Tabanca Projesi'ne gerçekten çok özel bir önem veriyoruz. Çünkü bu proje, hem Daire Başkanlığımız bünyesinde EGM'nin bir ihtiyacını karşılamak üzere başlattığımız ilk proje, hem de Müsteşarlık olarak yürüttüğümüz ilk tabanca projesi niteliğinde. Bu proje ile Emniyet Teşkilatımızla yakın çalışma şansının yanı sıra ülkemizdeki tabanca sektörünü tanıma imkânı ve bu alanda çalışan sanayi kuruluşlarımızla iş birliği yapma fırsatı doğdu. Bu proje, söylediğim gibi, polisimizin gereksinim duyduğu modern bir tabancanın yurt içinde geliştirilmesi için başlatılmıştı. Ancak bir süre önce TSK'dan da aynı yönde bir talep Müsteşarlığımıza iletildi; böylece ilk defa, Silahlı Kuvvetlerimiz ve Emniyet Genel Müdürlüğümüzün tabanca ihtiyaçlarını aynı projede birleştirme imkânı doğdu. Projenin bu haliyle ülkemiz için gerçekten tarihi bir fırsat oluşturduğunu düşünüyorum. Burada amacımız, dünyadaki en iyi silahlardan daha üstün kalite ve performansta, yepyeni bir tabancanın yurt içinde geliştirilerek askerimizin ve polisimizin kullanımına sunulması olacak. Eğer böyle bir tabancayı ortaya çıkarabilirsek, dünya pazarından da çok önemli bir pay alacağımızdan hiç kuşkum yok. Projenin başlangıcından bu yana yaptığımız çalışmalar hakkında kısaca bilgi vermem gerekirse… Öncelikle yerli tabanca üreticilerimizi daha yakından tanımak üzere, bir Bilgi İstek Dokümanı yayımladık ve kendilerine inceleme ziyaretleri gerçekleştirdik. Bilgi İstek Dokümanı'na gelen yanıtlar ve yaptığımız ziyaretlerin sonucunda gördük ki, Türkiye'deki tabanca üreticisi firmalarımızın ürünlerini ve sahip oldukları yetenekleri göz önüne aldığımızda, Özgün Yerli Tabanca Geliştirme Projesi için belirlendiğimiz iddialı hedefi gerçekleştirebilecek Sektörel altyapımız fazlasıyla var. Bu durum, çıtayı olabildiğince yükseltmek yönünde bizi cesaretlendiriyor açıkçası. Şu anda da kullanıcı makamların uzman ekipleri ile birlikte teknik ve taktik isteklerin netleştirilmesi ve proje modelinin belirlenmesine yönelik çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Tahmin ediyorum, 2014 yılında Teklife Çağrı Dosyası'nı yayımlayarak, ihale sürecini başlatabileceğiz.

MSI Dergisi: Neden projenin adı bu şekilde belirlendi? Yerli üreticiler tarafından şimdiye kadar üretilen tabancalar arsında "özgün" ve "yerli" olan hiç yok muydu?

Dinçer BATIRBEK: Aksine, benim gördüğüm kadarıyla, yerli üreticilerimizin hâlihazırda ürettikleri tabancaların neredeyse hepsi özgün ve yerli. Zaten yurt içinde ve yurt dışında gerçekleştirdikleri satış başarılarına biz de tanıklık ediyoruz. Ancak bizim yürütmekte olduğumuz projedeki "özgün" ifadesi,, ürüne ilişkin tasarım gereksinimlerinin, doğrudan TSK ve EGM'nin istek ve ihtiyaçları doğrultusunda belirlenmesi anlamındadır. "Yerli" vurgusu ile de Müsteşarlığımızın sanayi katılımı/off-set uygulamaları çerçevesinde daha yüksek sanayi katılımı ve yerlilik oranı öngörüyoruz.

MSI Dergisi: Dairenizin alanına girebilecek bazı projelerin, ait oldukları sistem projeleri kapsamında ele alındığını görüyoruz. Örneğin, Havadan Taşınabilir 105 mm Hafif Çekili Obüs dairenizde yürütülürken, proje listenizde "ALTAY Tankı Namlu geliştirilmesi / üretimi" gibi bir proje yer almıyor. ALTAY tankı örneğinden gidecek olursak namlu üretimi konusunda dairenizin de görev alması söz konusu mu?

Dinçer BATIRBEK: Daha önce örneklerini vermiştim; bazı platformların üzerindeki silah sistemlerinin geliştirilmesi, Daire Başkanlığımız sorumluluğunda yürütülüyor. Bunlar daha çok, entegre oldukları platformun genel yapısının bir parçası olmayan, hatta platforma fiziksel olarak eklenip çıkartılabilen sistemler, ALTAY örneğindeki gibi bazı platformlarda ise silah sistemini platformdan ayrı olarak düşünmek mümkün olamayabiliyor. Silah kulesi ve üzerindeki top, bir ana muharebe tankının tümleşik yapısının ayrılmaz bir parçası ve diğer tüm alt sistemlerle etkileşimi çok yüksek. Bu nedenle ALTAY'ın silah sistemine ilişkin faaliyetler de tankın bütününden sorumlu olan Kara Araçlar Daire Başkanlığımızca yürütülüyor. Silah sistemlerinin tedarik sorumluluğu bizde olmasa da bu tür platform projelerinin yürütüldüğü dairelerimizin gereksinim duyacakları her türlü desteği sağlamaya gayret ediyoruz.

MSI Dergisi: Havadan Taşınabilir 105 mm Hafif Çekili Obüs Projesi'nin mevcut durumu hakkında bilgi verir misiniz?

Dinçer BATIRBEK: MKEK'nin ana yükleniciliğinde yürüttüğümüz bu projemizi de BORAN Projesi olarak adlandırdık. BORAN Projesi'nde, halen alt sistem seviyesi tasarım faaliyetleri devam ediyor. Bu aşamadaki hedefimiz, alt sistemlerin tasarımlarının nihai hale getirilmesi ve obüsün konfigürasyonunun dondurulması. Bu amaçla, hesaplanan verileri ve yapılan analizleri ölçümlerle doğrulamak üzere bir ön prototip üretildi ve Karapınar Atış Poligonu'nda bir seri atış testi gerçekleştirildi. Halen bu testlerde alınan ölçüm verilerinin analiz ve değerlendirmesi sürüyor.

Deniz Platformlarına Yönelik Projeler Sırada

MSI Dergisi: Projelerinizin arasında, deniz platformlarına yönelik projelerin azlığı dikkat çekiyor. Bu durum, Türkiye genelinde proje olmamasından mı yoksa bunların diğer makamlar tarafından ele alınıyor olmasından mı kaynaklanıyor? Milli bir torpido geliştirilmesi söz konusu olursa bu proje, dairiniz kapsamında ele alınacak bir proje mi olacak?

Dinçer BATIRBEK: Aslında su üstü ve deniz altı gemilerine yönelik yürüttüğümüz pek çok projemiz var. Ancak bunlardan sadece birkaçı açık kaynaklarda yer alıyor. Bunlar arasında, Sahil Güvenlik Komutanlığının botlarına entegre edilmek üzere gerçekleştirdiğimiz Uzaktan Kumandalı Stabilize Makineli Tüfek Sistemi STAMP'ların tedarikini sayabiliriz. Diğer taraftan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı için bazı kritik projeler yürütüyoruz; bunlardan birisi ATMACA ismini verdiğimiz Satıhtan Satıha Güdümlü Mermi Geliştirme Projesi; diğeri ise Milli İmkanlarla Modern Ağır Torpido Geliştirme, kısa adıyla AKYA Projesi. Her iki proje de halen "GİZLİ" gizlilik dereceli olarak devam ettiğinden, bu aşamada daha fazla bilgi paylaşmıyorum. Ancak önümüzdeki dönemde faaliyetlerin belli bir aşamaya gelmesiyle projelerdeki gizlilik seviyelerinin düşürülmesi söz konusu olursa, gelişmelerin ayrıntılarını konuşabileceğiz.

MSI Dergisi: Geçtiğimiz ay, Savunma ve Havacılık Sanayi İhracatçıları Birliği tarafından Bolu'da gerçekleştirilen Vizyon Toplantısı'nda, gelecekte ihraç edilebilecek ürünler ile ilgili ağırlıklandırma sıralamasında, Daire Başkanlığınızın faaliyet alanına giren "güdümlü silahlar" ilk sırada yer aldı. Sorumluluk alanınızdaki projelerde geliştirilen sistemlerle ilgili ihracat öngörüleriniz, hedef bölgeler ve ulaşılabilecek rakamlar ile ilgili tahminleriniz hakkında neler söylemek istersiniz?

Dinçer BATIRBEK: Düşük maliyetli ve çok maksatlı güdümlü füzelerin, gerçekten önemli bir ihracat potansiyeli taşıdığını düşünüyorum. ROKETSAN'ın CİRİT füzesi ile yakaladığı ihracat başarısı, bizi ümitlendiriyor. CİRİT ile birlikte, önümüzdeki dönemde MIRAK-U ve MIZRAK-O'nun da seri üretime geçmesiyle farklı gereksinimlere cevap verebilecek bir taktik füze ailesi oluşacak. MPT'nin ihracat fırsatları açısından da ciddi bir beklentimiz var. Daha şimdiden Pakistan, Kazakistan gibi ülkelerin silahla ilgilendiğini biliyoruz. Ulaşılabilecek ihracat rakamlarına ilişkin bir tahminde bulunmak zor; ama en azından yurt içinde ulaşılabilecek büyüklüğün birkaç katı kadar olabileceğini değerlendiriyorum.

MSI Dergisi: Eklemek istediğiniz konu ya da konular var mı?

Dinçer BATIRBEK: Silah sistemleri, savunma yeteneklerinin kazandırdığı avantajı sonuca ulaştıran; bir anlamda asıl üstünlüğü oluşturan en son ve en kritik katmanı oluşturuyor. Bir piyade tüfeği, askerimizin kendisini savunabilmesi için; bir hava savunma sistemi, şehirlerimizin korunabilmesi için; bir tanksavar füze de helikopterimizin karşısındaki tehdidi imha edebilmesi için gereken son hamleyi yapabilmesini sağlıyor. Son dönemde, ülkemizde, özellikle savunma platformlarına ve diğer sistemlere büyük yatırımlar yaparak gelişmiş yurt içi çözümler üretmeyi başardık. Ancak, eğer bunların üzerinde ya da yanı başında görev yapan silah sistemlerinde aynı başarıyı yakalayamazsak, oluşturulacak etkinlik sınırlı kalacaktır. Bu nedenle tüm savunma ve güvenlik unsurlarımızın, yüksek performans ve güvenilirlikle, yurt dışına bağımlı olmadan hizmet verebilecek silah sistemleri ile donatılmasını vazgeçilmez görüyorum. Gerçekleştirmekte olduğumuz projelerle, bu amaca ulaşmaya çalışıyoruz. Müsteşarlığımızın diğer birimlerine göre daha geç kurulmuş olmasına karşın, az önce pek çoğuna değindiğimiz üzere, çok önemli projeler yürütülüyor. Bu projelerin başarıyla hayata geçirilmesinde en büyük pay, birlikte görev yaptığım değerli çalışma arkadaşlarımındır. Onların özverili çabaları olmasaydı, bunların hiç birini yapamazdık. Ayrıca projelerdeki destek ve katkıları için Silahlı Kuvvetlerimizin ve Emniyet Teşkilatımızın değerli personeli ile başta ana yüklenicilerimiz ASELSAN, ROKETSAN ve MKEK olmak üzere, sektörümüzdeki tüm paydaşların kıymetli yönetici ve çalışanlarına da teşekkür ediyorum. Son olarak, bana bu söyleşi fırsatını verdiğiniz için sizlere teşekkür ediyor; başarılarınızın devamını diliyorum.

Silah Sistemleri Daire Başkanı Dinçer Batırbek'e zaman ayırıp sorularımızı cevaplandırdığı ve verdiği bilgiler için, okuyucularımız adına teşekkür ediyoruz. Mesajı Paylaş


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter