Bilim Dili

Başlatan Çetin, Eyl 13, 2017, 08:00 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Çetin

Sayın yöneticiler, değerli üyeler. Öncelikle hepinizi selamlar, iyi akşamlar diler, insanımız adına çok önemli bir hizmet olan bu savunma sanayi dolayısıyla da bilimi kapsayan yazışmalığının bizlere sunulmasından ötürü içtenlikle teşekkür ederim. Bu tür alanlar, veri için çok önemlidirler.

Bir takım değişik yerlerde kendi çapımda kimi eksiklikleri, yanlışlıkları gidermek adına edip burada da aynı işi etmek istediğimden ötürü, çok kısa kendimi tanıtmakta yarar olduğunu düşünüyorum. Ad, soyad gibi bilgilerin kurallarda anılmaması gerektiği dilendiğinden bu konuya girmemin doğru olmayacağı malumdur. Ancak, şunları ilgili iş için dayanak olarak sunmakta bir sakıncanın olmayacağını sanıyorum.

Almanya'da doğmuş büyümüş, halen de burada yaşamakta birisi olmakla birlikte Elektronik Mühendisliği alanında öğrenim görmekte, her aklı başında insan gibi bilimin ne demek olduğunu bilen, savunma sanayinin ise ülke güvenliği adına ne kadar önemli olduğunu anlamış olmamdan ötürü konularla uzman olmamakla içli dışlı birisi, olup bitenleri izlemekteyim. Diğer bir yandan ise, küçük yaşlarımdan beri tarihimize, geleneğimize (culture) hep merakım olmuş, araştırmışımdır. Son yıllarda bu araştırmalarımın uzmanlaşmasıyla birlikte, bunun üzerine dil araştırmaları, ya da diğer bir deyimle dil bilimi de eklenmiş, büyük bir düşünce sarayına, bir bakıma her şeye kapılar açılmıştır.

Bilim ile yöntem, anlayış (idraak) demektir. Anlamak, anlatmak, anlatabilmek ile belletmek, yol yordam öğretmek, ve hatta büyük ölçüde düşünmek dil demektir; yani dilden geçer, çünkü yaşam boyunca tanıştığımız tüm olgular, edindiğimiz bulduğumuz anlamlar, gelenek değerleri, maneviyatımız, mukaddesatımız dilimizde, yani söz varlığımızda imlenmiştir (code), tanışacaklarımız da aynı yöntemle korunacaktır. Bunun için, bu işlemin sağlıklı işlemesi için ise dilin arı açık, kolay anlaşılır olması, yani temelin sağlam olması gerekmektedir. Kısaca yalnızca ''dilden'' değil, düzenli, anlaşılır, açıklı ayrıntılı bir dilden geçer; tersi durumda yükselteceğimiz yapı çökecektir.

Her milletin (medeniyetin; geleneğin) dünyayı, olguları, olayları anlama biçimi, ele alma biçimi, biri D yönünden bakarken diğerinin G yönünden bakması ve hedefe (örneğin S) öyle varması değişik olduğu için bu tüm olgu/anlam bütünleri ile bağlarının (kaplam; bir biri ile bağlantılı olgu ile anlamların aynı kaplama giren sözlerle, deyimlerle, söz kök ile gövdeleriyle anlatılması, böylece de güçlü, hayati bağların köprülerin yani bir yapının kurulması yine böylece de düşüncelerin erişilir ve güçlü olması buradan da hedefe daha düzgün, sağlıklı ve daha çabuk varılması) kendine özgü biçimde iç dünyada kurulmasıyla bu gerçeklik doğrultusunda dile yani anlatışa (ifaade) yansıması nedeniyle bütün bir dil o milletin yaşamının aynası oluverir.

Bu büyük ve inanılmaz boyuttaki hayati gerçekliği en basitinden şu günde örnekte görebilirsiniz: İngiliz dil alanında twitter çoklu yorumlara ''flood'' denir. Bunun dilimizdeki tanımı akar, akış, akma, akın, akıntı gibi sözlerdir. Ancak bizim bu kavramları kullandığımız yer, onları algılama anlama biçimimiz başkadır. Ayrılardan oluşan bir yazı/yorum/yanıt bütününe biz akış demeyiz, çünkü öyle algılamayız. Bizim için bunlar bir birini bütünleyen, bir birine bağlı, bağlı halde anlamı olan ayrılardır, yani dolayısıyla örneğin (yazı) zincir(i)dir. İşte bu yüzden de çeviri dahi olmayan ''doğruca çeviriler'' dilimizde, yani düşüncemizde, anlamamız anlayışımızda, yaşamımızda tutunamıyor hatta sevilmiyorlar da. Çünkü ''algılanamıyorlar'', bağdaştırılamıyorlar. Neyle? Bütünle. Açık, yani bilinç üstünde/içinde bunun ayırdımında olmak için bu dediklerimin ayırdımında, bilgisinde olmak gereklidir. Ancak hepimiz bilinç altımızda, aynı değerleri taşıdığımız için, böylesi olaylar karşısında yine de aynı duyguları duyar, aynı içel tepkiyi verir ve itiliriz. Bunun tersi, yani doğrusunu edebilmek için ise de, kişi dilini, yapısını belirli düzeyde iyi bilmek zorunda, ya da zihni iyi açık olmak zorunda, kendisini, çevresini iyi algılamış/algılayan birisi olmak zorundadır (gördüğü bildiği her işi belleğinde iyi ve diri tutmuş olması lazımdır [açık, çalışır bir zihin]). Örneğin yük yükleyen bir yükleyiciye, sokaktaki amcanın kepçe dediği araca basit bir eylem (to) load'tan gelen loader'dan çok kötü bir devşirme olan ''loder'' denmesini doğruca garipsemeli, bu ile benzer saçmalıklara gererkli tepkiyi duymalı ve vermeli, yani zihni uyan-ık olması gerekmektedir.

Olaya bir diğer bakıştan bakacak olursak bir İngiliz zaman çizgisini soldan (geçmiş) sağa (geleceğe) çizerken, bir Mandarin Çini bunu aşağıdan yukarıya eder. Birden çok dil bilenlerin zamanı algılaması, tek dil bilenlerden çok başka olur. Kimi dillerde dişil-eril var iken, bizim dilimizde bu yoktur; nedeni de çok basittir, çünkü bizim geleneğimizde/anlayış kökenimizde bu tür ayrımlar yoktur, bu yüzden kadınlar da birçok diğer toplumun aksine bizde hep hak ettiği konumda, hatta kağanın yanında katun olmuş, bundan Orkun yazıtlarında Bilge Kağan babasının yanında aynı konumda annesini de anmış, yerli yerince de doğruca yönetici olmuşlardır. Yine, bir olayı bildiğimiz ancak doğruca, doğrudan doğruya kendi gözlerimizle görmediğimiz, kendi kulaklarımızla işitmediğimiz takdirde ''Falanca şöyle et-ti.'' yerine ''Falanca şöyle et-miş.'' yapısını kullanır iken, kimi dillerde böylesi bir yapı, yani anlatış/incelik yoktur. Yine, son olarak, Afrikalı bir kabile örneğin bir Avrupalıdan yönleri daha kolayca seçebilir çünkü dilinde sağ-sol ön-arka için bu ilgili özel deyimlerin var olmayan karşılıkları değil, doğu-batı kuzey-güney deyimleri yer almaktadır. Bu durum ise yönlerin zihninde hep diri kalmasına, daha kolayca yönelmesine (yön bulmak) neden olmaktadır. Bunlar denenmiş, kanıtlanmış yani bilimli (scientific) olgulardır.

Tüm bu kısa özet anlattıklarım dilin beyni, yani düşünceyi nasıl etkilediği, biçimlediği, nasıl yönlediğini, dil çok iyi bilinip iyi işlendiğinde ne gibi büyük, muazzam bir güç doğurabileceğini göstermektedir. Çünkü, her dil, onu konuşanın varlığı, işleri, oluşu anlama algılama doğrultusunda gelişir, büyür, dal budak salar. Bu yüzden de genellikle, özellikle son aralarda 2017 yılının Türk Dili Yılı ilan edilmesi yüzünden denk geldiğimiz ''Dilimiz kimliğimizdir.'' sözü gelişi güzel bir deyim değildir. Yaşamdaki en büyük gerçekliklerin en başında gelenlerdendir. İşte, bu nedenle Gazi Mustafa Kemal hepimizin gayet iyi bildiği bir takım sözler etmiş, çok önemli, hayati çalışmalara ön ayak olmuştur.

Bu açıdan bakınca dilimiz, ve her milletin dilinin üyeleri bir sayarda korunan tüm belgeler, belgelikler gibidir. Ne var ise, oraya imler, ekler, yerleştirir, saklar böylece koruruz; gerektiğinde de yine aynı sayardaki gibi bu belgeliklere girdiğimiz, kurulumları açtığımız gibi, onlara el atar (düşünce), işimizi görürüz.

Ne yazık ki, günümüzde atamız Mustafa Kemal'in gösterdiği yoldan değil, gözlemlerimce ve zaten açık olduğu gibi yol dahi olmayan, eğri yol dahi sayılamayan bir yoldan gidilmektedir. Dilimiz korunmamakta, kendisinin söylediği gösterdiği halde tersi edilmekte, dilimiz işletilmemekte, ne idüğü belirsiz abuk subuk sözler deyimler, bazen de tip tip devşirme yöntemiyle, üstelik bir de işin içinden olan kişilerce dilimize sokulmakta ve böylece zihin dünyamız, düşünce sarayımız kirletilmekte, kirlenmektedir. Gün geçtikçe ayırdımında olmadan üzerimiz daha da çamurlanmakta, çatak içerisine daha da çekilmekteyiz. Ilık sudaki kurbağa misali duymamakta, algılamamaktayız. Geç olduğunda ise boğazımıza dek çamura batmış, hatta bu çamuru yutmuş olacağız. Dün, birileri, ''üstelik'' gerek olmadığı halde, Türkçesi âlâ âlâ var olduğu halde dilimze tonlarca Arapça, Farsça, ..., ... dillerinden bin tür sözcükleri deyimleri doldurur iken -bilenler boyutunu çok iyi bilir-, Namık Kemal'in saptmasına göre Osmanlı'nın gerileme nedenlerinin başında medreselerinde yani okullarında anlattığım bu açıklı, anlaşılır, zengin dilin olmayışının geldiği dillendirilir iken, atamız Mustafa Kemal bu dil olmayan dilden ötürü Dil Devrimi'ni gerçekleştirmiş (gerçekleştirmek zorunda kalmış) iken; bu günlerde de, dilimize başta özellikle İngilizce (kökene inilirse Latince, Yunanca) gibi dillerden saçma sapan, üstelik yine(!)  gerek olmayan sözler (determination, emergency gibi, turret gibi, bagger gibi, hub gibi, launcher gibi, penetration gibi, pal gibi, nuzzle gibi, bilmem ne gibi, tonlarcası var, saymakla bitmiyor) dolmakta, dolayısıyla düşünce sarayımız yeniden kirlenmekte ve diğer söz, dolayısıyla geniş anlam alanlarına iye olduğumuz, anlamlar gerçekler imlediğimiz diğer sözlerimizle anlam bağlarımız kopmaktadır. Ve bunlar olurken görünen o ki, geçmişten yine, bir kez daha, hiç ders çıkarılmadığı, yani, tarihin tekerrür ettiği anlaşılıyor. Oysa Mehmet Akif Ersoy, ''Tarih hep tekerrürden ibaret diyorlar ya, ibret alsaydık hiç tekerrür eder miydi?'' derken, ibret alanın tarihinin tekerrür etmeyeceğini anlatıyordu. Üstüne üstlük, zaten dilimiz yeterince kirlenmiş bir vaziyette şu anda durur iken.

Her iş bir yana, unutulmamalıdır ki, bilim, yalnızca onun içinden olan, onu uygulayan için değil, tüm insanlar içindir. Bu bağlamda, örneğin, savunma sanayi ile ilgilenen, işlerin nasıl edildiğini yapıldığını ilgisinden merağından az çok bilmek isteyen, soran, araştıran, buna eğilim duyan bir kişi kolayca, en azından belirli düzeyde, neyin anlatıldığını anlatılmak istendiğini anlayabilmelidir. Benim bir kezinde başıma geldiği gibi bir dönerkanadın kesmesine/kanadına (zaten bundan döner-kanat deniyor) ''pal'' dendiği için (her yerde, kokpitaero'da bile bu ifadeye denk geldim) ''Bu söz ne demek yahu?'' deyip 45 dakika tek bir sözcük için vakit yakmamalıdır, yakmak durumunda kalmamalıdır. Eğer buna kanat ya da benzer bir deyim, yani anlaşılır bir dil (sözcük) kullanılsaydı bu ters gereksiz iş gerçekleşmeyecekti.

İşbu hal bu iken, elbetteki milletin neferleri değerlerine sahip çıkmak zorunda kalacak, ve de sahip çıkacaklardır.

Dizinlerde önemli, bazen de olağan/sıradan addedilebilecek, ancak benim yinede dilde sıkıntı, değilse, nahoş gördüğümden ötürü değindiğim, öneri sunduğum ya da doğruca zaten var olan tanımlamaları öne çıkardığım noktalara da denk geleceksiniz. Sunduklarımın, yalnızca öneriden ibaret olduğunu, doğrunun ne olabileceği konusunda imleyici olduğunu vurgulamak isterim. Önemli olan, her zaman, kimliği korumaktır. Bu bağlamda söylediklerime geri besleme beklediğimi, katkı eleştiri istediğimi, yanlış gördüğünüz yerlerde bunların belirtilmesini diliyorum. Ek olarak karşılığını bilmek istediğiniz, ya da karşılığının ne olabileceğini öğrenmek istediğiniz deyim kavramları da bana danışabilirsiniz. Son olarak deyimlerin Almanca ile İngilizcelerini de ekleyeceğim. Bunun üyelerimize genel anlamda yarardan olacağını düşünüyorum.

Süreç içerisinde başlık beslenecektir.

*

Görev-görür. Operational.

''Bu silah gerekli denemeye tutulduktan sonra yaklaşık üç aydır görev-görür durumda.''

Havacıl. Hava ile ilgili olan. Havacıl İşleyiş. Aerodynamik (Al.), aer (hava) ile dynamis (güç) vardır temelinde, Yunanca. ''Yapılan her hava yaptısı havacıl işleyişe göre yapılır.''

Geçme Derinliği/Geçme Çapı. (die) Durchdringung, Almanca. Penetration, İngilizce. Buna Atma/Mermi Derinliği ya da Atma/Mermi Geçimi de denebilir. Kast edilen olgu açık olgu olduğundan, karışabilecek başka bir olgu söz konusu olmadığından (bildiğimce, değilse, beni düzeltin) bu deyim de yerindedir.

Durur. Durağan durumda olan, devinimsiz.

Keskinlik. Genauigkeit/Präzision, Almanca. Precision, İngilizce. Buna kesinlik, tamlık, doğruluk gibi deyimler var ancak bunların pek de iyi olduğunu söyleyemem. Kesinlik, genel yapısı/günde kullanım gereği her hangi bir işin, olgunun bir şeyi (kesin anlamda) olup olmadığını anlatan bir sözcüktür. Örneğin, ''A. S.'nin cinayeti işlediği elimizdeki kanıtlara göre artık kesinlik kazanmıştır.''. Doğruluk, görece kalıyor. Tamlık da, eh. Oysa bir sonuç/değer belirli bir oran sınırı (tolerance) içerisinde doğru, yani doğruluk içinde olabilir, dolayısıyla birden art-ık değerler doğru olabilir. Bu durumdaysa ancak, illa en iyi, yani en keskin değere ulaşılmamış olabilir. En iyisiyse,  en keskin olan olur. Ne kadar iyiyse, işi ne kadar daha güzel görürse, o kadar keskin olur. Bu yüzden çok iyi düşünce de yerli yerince ''keskin'' diye nitelenir. Bu yüzden bu kavramın keskinlik ile çağrılmasının (daha) doğru olacağı düşüncesindeyim. 

Yarar Yük. Nutzlast, Almanca. Payload, İngilizce. Çünkü ilgili yük işe yarayacak, iş görev için kullanılacak olan yararlı bir yüktür. Sözlüklerde ''yaygın kullanım''la imlenmiş, yine de uygulanmadığı/bilinmediği görünen olaydır.

İtki. Bu sözün yapısı it-gi'dir. Ses uyumu nedeniyle g k olur, keski gibi. Bu -gi/-gı/-gü/-gu ekini genelde biliriz, ne yazık yalnızca pek ayırdımında değilizdir. Ad kuran eklerimizden birisidir. Dolayısıyla bu söz itme'den ayrı olarak ''iten güç/nesne/neme'' anlamını (da) verir. Bu bağlamda savaş uçağın devingisine (engine) biraz garip bir birlem olan ''jet motor'' yerine denebilir. Çünkü itme olgusu söz konusudur, bunu eden de ''itki'' olur. Dilenirse buna itme devingi de denebilir. Bu devinginin ''burnuna'' da, ki nuzzle sözcüğünün temelinde ''burun'' (nose sözcüğüne dikkat) vardır ve ilgili deyim buna benzetilerek konulmuştur, akak denir. Çünkü bir akışın sağlandığı/olduğu yer ya da bunu sağlayan nemeye akak denir. İtki akağı ya da itme akağı denebilecek sözlerdir.

Veriağı. International Network (Internet). Buna bir net, bir internet, bir genelağ, bir falanca dendiğini hepimiz görüyoruz. Temelinde veri (information), yani bilgilenme amacı yattığı için buna veriağı demek hoşuma gidiyor.

Yönelge. Koordination, Almanca. Coordination, İngilizce.
Mesajı Paylaş

HARZEMŞAH

Çok yerinde açılmış bir konu. Türk Dil Kurumu görevini yapmadığı için günlük yaşantımıza karmaşa egemen oldu. Belki bizlerin buradan Türkçe'mize biraz faydamız olur...

Benim ilk önerim "Bilim adamı"  sözcüğü ile ilgili. Bu sözcük cinsiyet ayrımı yaptığı için şimdi yaygın olarak "Bilim adamı" yerine "Bilim insanı" sözcüğü kullanılıyor. Ama bence buna gerek yok. Çünkü elimizde "Bilgin" sözcüğü varken ne "Bilim adamı" ne de "Bilim insanı" sözcüklerine gerek var. Bence bugünden itibaren "Bilgin" sözcüğünü kullanarak, toplum içinde yaygınlaşmasını sağlamalıyız... Mesajı Paylaş

Çıspıntır

Sayın Çetin güzel bir konu açmış.
Payload yerine Faydalı Yük terimi kullanılıyor zaten.
Tabi ki Yarar Yük olsa daha Türkçe ve daha hoş olur. Mesajı Paylaş

HARZEMŞAH

Okul yerine bilgitay,
Üniversite yerine de bilimtay sözcükleri kullanılabilir...

En iyisi savunma teknolojilerinde Türkçe sözcük önerilerini içeren yeni bir başlık açalım. Daha sonra sözcük önerilerimizi SSM'ye sunarız. Çetin üstadım, fikir ve katkılarınız için teşekkürler... Mesajı Paylaş

Alkyone

Sayın HARZEMŞAH bahsettiğiniz önerilerin yaygın olarak kullanılmayışının en önemli sebeplerinden biri de günlük hayatta kullanıma yatkın olmaması
Örnek: Okul-Bilgitay
          Üniversite-Bilimtay gibi

Bu değişiklikler insanların telaffuz alışkanlığına aykırı pratik değil yani

Mesela Payload yerine Faydalı yük kelimelerini kullanmak mantıklı çünkü alışkın olduğumuz bir telaffuz yapısına sahip
Aynı şekilde Bilgin de hem telaffuz yapısı hemde çağrıştırdığı anlam açısından bize çok yabancı bir kelime değil

Eğer bu işe baş koyan insanlar yeni icat ettikleri kelimelerin Türk insanına yeni bir dil öğreniyormuş hissiyatını yaşamasına sebebiyet verirse o zaman ne TDK ne de sizler başarılı olamaz boşuna kürek çekersiniz...

Başarıya ulaşabilmek için serzenişlerinizin geniş kitlelerce desteklenmesi gerekir. Bu da toplumun konuşma alışkanlıklarına tepeden tırnağa zıt yol ve yordamlardan uzak durmanızı gerektirmekte Mesajı Paylaş
Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk

commandos

Sn.@Alkyone, haklısınız alışkanlıklardan kurtulmak zordur ama sn. @çetin ve sn.@harzemşah a bu konularda katılıyorum. Biraz kendimizi zorlayarak biraz çaba göstererek hem dilimizi kurtarmamıza yardımcı oluruz hem de dilimize hak ettiği anlamda katkı sağlamış oluruz.
Teşekkürler. Mesajı Paylaş
Dünyada iki bilinmeyen vardır; biri Kutuplar, diğeri Türkler...
-Albert Sorel-

Alkyone

#6
Eyl 14, 2017, 06:20 ÖÖ Last Edit: Eyl 14, 2017, 07:02 ÖÖ by Alkyone
Bu değerlendirme kişilerden ziyade toplumun bu olaya bakışını ele alan bir değerlendirmeydi. Çalışılması gerektiğinde haklısınız. Ama bu toplum içine sinmeyen boş kavramları kabullenmez. Onlara kolayca kabullenebilecekleri alternatifler verilmesi gerekir. TDK nın şaunda nisbeten zayıf olduğu şeyde bu. Mesela Öz çekim kelimesi 10 yılda bir düşün bir piyango  :) 
Bu tür üretimlerin yaygın olması ve belli bir zaman aralığında halkın kolayca kabullenmesi lazım. Bunları başardığımız anda ancak "selfie" lerden bu kültürü kurtarmış oluruz.
Edit: Geniş kitleler tarafından desteklenen bir kampanyanın en önemli aracı televizyonlar gazetelerdir. Ünlü insanların televizyonlarda gazete köşelerinde türetilen yeni kelimeleri kullanmaları o kelimelerin hazmedilmesini kolaylaştırır. Televizyonda tartışma programlarına çıkan adamlar saatlerce çene çalarken lafın bir yerinde otobüs minibüs yerine oturgaçlıgötürgeç kelimesini kullanmaz. Mazallah bütün Türkiye ye rezil olur alay edilirsiniz :)  Mesajı Paylaş
Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk

Çetin

HARZEMŞAH üstadım, sözlerin için çok teşekkür ediyorum. Önerilerin tutulacağı yeni ayrı bir başlık ile önerilerin SSM'ye sunulması konusu çok iyi, çok önemli bir düşünce. Bu yolu değerlendirmek gerekiyor. Katılıyorum. Her türlü işi bu konuda göğüslemeliyiz. Ben özüm elimden gelen her desteği vereceğim. Bu işe başlangıçta tek başıma baş koydum, gücüm yettiğince, dilim döndüğünce aydınlatmaya, yol göstermeye çalıştım. Sağ ve var olsunlar, anlayanlar, yanlışlığı görenler, duyanlar dolayısıyla destek verenler oldu, bir birimizi kazandık, yoldaş olduk. Bundan böyle bu sayının artacak olması büyük mutluluk, büyük iş olacaktır.

*

''Bilim adamı''-''Bilim insanı'' konusuna gelince, çok doğru düşünülen bir nokta. Bilgin sözü zaten iyi bilinen bir sözcük olması nedeniyle bu yere çok iyi uyuyor, zaten de yerli yerince birçok yerde böyle kullanılıyor, örneğin, dil bilgini. Ben ise, science/Wissenschaft'ı dilimizde bilim sözcüğü anlattığından bunu gören, işleyen kişilerimize bilimci diyorum. Böylece bilim kavramına (science) bağlamış, güçlü bir kavram ile anlam bağı, kaplam kurmuş oluyoruz (yukarıda söz ettiğim olay). Nitekim dilbilimci/dil bilimci gibi birçok yerde bu sözü de kullanırız, ancak, yine, ne yazık ki pek ayırdımında değilizdir ve olağan kullanımı sanki hepimize garip gelir. Bu bugünkü Türk insanının garip, anlaşılamayan ters huylarından biridir (söz meclisten dışarı). Uzman deriz, ancak uz (beceri, yetenek, sanat) sözünün ne demek olduğunu bilmeyiz. Böyle bir dil anlayışı ol(a)maz. Kendi kendimizi kısıtlamak, yok etmek, buradan gelen (var olan ve iş görecek) diğer sözcük/kavramlar ile yeni işler olgular için kurulabilecek kurumları da böylece itelemekten başka bir iş etmiyoruz.

Şunu önemle belirtmeliyim. Dilde (yani düşüncede) birde (norm), en azından belirli bir düzeyde, çok hayati önem taşımaktadır. Bu bağlamda yerinde gördüğünüz bir sözcüğü ilgili deyim yerine kullanma önerisini sunup yaygınlaştırma düşüncenizi ayakta alkışlıyorum. Bu, çok önemli bir düşüncedir. Benim de hep dikkat çektiğim nokta budur. Bu milletin neferleri bir iş etmediği, harekete geçmediği sürece hiçbir şey düzelmeyecektir. Bunu herkes bir yere yazmalı. Düzelmeyecektir. Burası insanlarımız için bir kavşıt yeridir, veri alanıdır. Bilgilenmek, veri toplamak isteyen buraya gelecektir. Geldiğinde karşılaştığı dil, anlayış ne ise, onu benimseyecektir. Özellikle genç yaştakiler için bu geçerlidir. Bu yüzden buradan dahi dilimize değerlerimize büyük katkı sağlayabilir, doğru tutumlarla örnek olabilir, insanlarımıza yol gösterebilir, yönlendirici olabiliriz. Bu tür alanlar çok büyük bir olum (potential) taşımaktadır ve bu değerlendirilmeli, milletin neferleri değerlerine yapılan bu tahribata karşı harekete geçmelidir. Ve bu işin inanmakla, azim ile anlatmakla, hak bildiğini uygulamakla, bazen ilk bakışta garip gelse de, başladığını altını çizerek herkese anlatmak zorundayım. Birileri bizi değerlerimizden kopardı (günümüzde de bilinçsizlik yüzünden bunu edenler var), böylece onlara yabancılaştık. Şimdi, barışma zamanıdır. Bunun başka yolu yok. Onun dışında mümkün mertebe gündelik dilde kullanılan örneklere bağdaş olan söz kurumların önerilmesi, kuşkusuz esastır (izlediğim yol da budur). Zaten, böyle ederek, bu alandaki tüm olumu kullanmak sureti yenilere gitmeyi kolaylaştıracaktır. Çünkü böylesi bir durumda beyinlerde bir dönüşüm, bir bilinç, bir ayırt çoktan uyanmış olacak, başkaların (kolayca) benimsenmesine yol açılmış olacaktır. Adım adım, düğüm düğüm. Cumhuriyet ilk döneminde de birçok sözcük bilinmiyordu. Bugün, hepimiz hepsini kullanıyoruz. Bunlardan kimisi (çoğunluk) kaynaklarımızdan saptanıp yaşama sokulan, kimisi de yeni kurulan sözler(di). Kendimizle barışmaktan başka çıkar yolumuz yok.

Okul sözü. Okuyup öğrenmek tüm Türk dillerinde oku-/okı- ile anlatılır. Klasik biçimi de okı-'dır. Bu Türkçe -l ekinin nitelek (sıfat) kursa da (yan-al, san-al, öz-ül [automatic]) ad olarak da kullanılabileceği, kullanıldığı kaynaklarımızda sabittir, örneğin, kapsal sözü. Kapsayan bir nesneyi anlatır örneğin. Bu sözü bilimli bir deyim olarak ''dünya''/''global'' anlamında da kullanıyorum. Kapsal Konumlama Kurulumu, GPS. Bu yüzden okul sözünde, aldığım bilgiye göre bunun temel düşüncede Fransızca bir ekle kurulmuş olsa da, genel yapısınca bir sorun yok. University ise başa bela. Buna ben de uzundur bir şeyler düşünüyorum. Aklımdan Yüksek Bilim Okulu türünden bir şeyler geçiyor, daha emin değilim (düşünce olgunlaşmadı). Yardımcı olun, düşüncelerinizi, duygularınızı paylaşın. Güzel işler çıkacaktır ortaya. Bundan eminim. Bunun dışında bilimtay gibi benzer sözlerde (toplum ağzında) sorun olduğunu ya da olacağını hiç sanmıyorum. Çünkü kurultay, danıştay, sunuştay gibi kullandığımız sözcükler var. Her gün de duyurularda, ekranda denk geliyor, işitiyoruz. Dolayısıyla olası durumda, toplum ağzında sık kullanılan sözcükler olmasa da, benimsenme olgusu karşısında sıkıntı çekilmeyecektir, çekilmemelidir de. Ancak bu -tay ekinin Moğolca bir ek olduğunu da belirtmeliyim.

Son olarak, önemli deyimleri, sözleri toplumun milletin diline yine millet, milletin neferleri, düşünen, sorumlu, yükümlü olan ve veya duyan, milletine mukaddesatına sahip çıkan kişilerin kazandırdığı açık gerçektir. Gerekli azim, inanç ile çalışmayla, bu işin üstesinden geleceğiz. Buna inanarak başladım, birçok kişiye de bir şeyler gösterebildim/gösteriyorum. Sorumluluk, duyumluluk/duyunç arttıkça, davaya katılanlar oldukça, yanlışlıkların ayırdına daha çok insanımız vardıkça, daha da etkili olacak, daha da başarılı olacağızdır. Etkileşim, görüş alış verişi, konulara katılma, düşüncesini aktarma, kendi de öneri sunma, sunulmuş önerilerde sunan kişilerin varsa görmediği noktaları eksiklikleri belirtme, bu konularda çok çok önemlidir. Hareket, devinim gerek. Yalnızca birkaç kişinin söz etmesiyle olmaz. Herkes bu hayati işin bir parçası olmalı, elini taşın altına koymalı.

Ek: TDH gibi ne ettiğini bilmeyen, ya da, geçmişte (şu anki durumlarını bilmiyorum) bilmemiş olanların (oturgaçlı götürgeç) sergilediği saçmalıkları elbette sergileyecek değiliz. Beni başka yerlerden tanıyanlar konuya ne gibi yakın boyutta olduğumu bilirler.

Söylenen sözün (Alkyone) genel olduğunu biliyorum. Yine de bunu söylemekte yarar vardır.

Mesajı Paylaş

Alkyone

Sayın Çetin aslında bütün mesele "laboratuvar" ortamında hazırlanan kelimelerin sosyal hayatta yaygınlaştırılmasıyla alakalı
1950 lerde 60 larda kullanılan dil ile bugünkü dil arasında korkunç farklar vardır. Ben şahsen elimde sözlük olmadan o yazıları okuyamam. Buradan şunu anlıyoruz. Dil bilimi sürekli olarak başkalaşım geçiriyor. Belki bundan 40 yıl sonrasının insanları da bugünkü konuşulan dili anlamakta zorlanacaklar. Bütün mesele bu değişim dönüşümü doğru yönetmekte bitiyor.

Ama daha önce de dediğim gibi bu 100 200 kişinin yada 1000 kişinin işi değil
Bu hareketi sistemli hale getirip üzerinde profesyonel olarak çalıştıktan sonra bu çalışmaları televizyonlarda gazetelerde muhabirler, sunucular ve köşe yazarlar kanalıyla tabana yaymadıkça bütün bu girişimler kadük kalmaya mahkumdur.

  Mesajı Paylaş
Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk

Revolver

Alkyone hocam. Sen kadük kalmasın diye hiç bir şey yapma? Biz kıyısından köşesinden başlarız bu işe. Sonra sen de klavye başına geçip bizleri eleştirirsin. Mesajı Paylaş

Alkyone

Sizin yaptığınız ve yapabileceğinizin kat ve kat fazlasını bu ülkede Levent Dönmez yaptı. Adamın ölmeden önce bu iş için özel olarak hazırladığı radyo programı vardı. Ama sonuç yine de ortada tek yapabildiği koca denizin ortasında bir kibrit çöpü çakmak oldu. Sistemli organize bir şekilde proje çalışması yapmadığı için çalışmaları uçtu gitti. Bu mesele öyle basit bir mesele değil burada bunu anlatmaya çalışıyorum. Bunu kampanya haline getirmeye mecbursunuz. Yoksa bu hayaller de eninde sonunda Levent Dönmezin ki gibi sönecek
Levent Dönmezin ilgili radyo programı...
http://www.ntvradyo.com.tr/Programlar/34005/kdd94u6f/dil-yaresi

-Üniversitelerde filoloji atölyelerinde çalışma kulüpleri oluşturulmalı
-Çalışmalar koordine edilmeli
-Alanında proflardan danışmanlık alınmalı
-Sahada pilot uygulama örnekleri oluşturulmalı; Laboratuvar köşelerinde üretilen ama sahada pişmeyen projeler ölmeye mahkumdur
-Gazete ve televizyonlar bu işin baş köşesini oluşturmalı sahada pişen çalışmalarla artık kendi "normallerimizi" oluşturmalıyız

Kıyıda köşede kendi halinizde yaptığınız denemelerle "devrim" yapamazsınız arkadaşlar
  Mesajı Paylaş
Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk

Terra

Kıyıda köşede ne demek? Ya siz burada gücüne inanmadığınız bir platformda zorla yazıyorsunuz, ya da burası gibi forumların kamuoyunu etkileme gücünü bilmiyorsunuz? Mesajı Paylaş

HARZEMŞAH

Türkiye'deki savunma forumlarının gücünü en iyi, TUAF'a ilave KT-1 alımı konusunda gördük. Forum ve benzeri tüm platformların ortak görüşleri ve KT-1 alımına eleştirel yaklaşımları nedeni ile, karar konusunda tek başına kalan eski Hava Kuvvetleri Komutanı Abidin Paşa sayesinde KT-1 alımı gerçekleşmedi, Hürkuş projesinin önü açılmış oldu...

Forumların ve benzeri platformların kamuoyunu etkileme gücünü hafife almayınız?










Mesajı Paylaş

Alkyone

Üstadım o mesele sizin mesleğinizi doğrudan doğruya ilgilendiren bir meseleydi. Siz bu konuda kamuoyunda savunma sanayisinde duayen olarak tanınan bilinen bir topluluğun üyesi olarak kısa vadeli bir sonuç elde ettiniz. Türkçemizin korunması meselesi SSİK kararlarına etki etmekten çok daha fazla ilgi istiyor.

Çünkü üzerine üniversiteler bünyesinde enstitüler kurulması gereken on yıllara dayanan emek verilmesi beklenen bir meselede
2 gün için kamuoyuna işgal etmek bundan 10 yıl sonra bize çok bir şey katmayacak. Nedeni çok basit çünkü bu mesele cümle alem tarafından bilinen bir mesele. Ama bu konuda kurumsallaşmış bir yapı söz konusu değil(bu konuda özel olarak çalışan bir enstitü var mı bilmiyorum. Varsa arkadaşlar beni düzeltsinler)

Kurumsallaşmış yapılar, düzenlenen profesyonel çalıştaylar o çalıştaydan çıkartılan ilerleme raporları bu konuda araştırma yapan vakıflar filan bunlar işin üstelik sadece laboratuvar kısmı
Siz o laboratuvarlardan çıkartacağınız doktora tezlerine raporlara filan sahada hayat vermek buradan ülke sathına yayılan bir organizasyon dizisi çıkartmak durumundasınız. (Bu arada ben bu iş üzerinde ihtisaslaşmış Sosyoparkların kurulmasından bahsediyorum arkadaşlar. SOSYOPARK nedir? incelemenizi de tavsiye ederim. https://pbs.twimg.com/media/DD3L8TvXsAE-ilV.jpg)
Bu çalışmaları bilinir kılmak ve şeffaflaştırmak için televizyon programları düzenlemek gerekiyor.

Sözün özü şu
Söz uçar yazı kalır
Yazıya araştırmalara profesyonel çalışmalara sahada hayat vermezseniz oda zamanla unutulur gider...
  Mesajı Paylaş
Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk

Alkyone

Burada duayenlik yani ihtisaslaşma konusunda da ayrı bir başlık açmak gerekir diye düşünüyorum

Bugün SADFOR SAVTERA düşünce forumunun ekseriyetini savunma sanayi ve askeri teknik konularda ihtisaslaşmış üyelerden oluşmakta
Çünkü Savunma Sanayi için bir mevzu açıldığında bu konuda söz alan arkadaşlarımız bu konunun üniversitelerinde araştırmacı olarak çalışmış akademik kariyeri olan insanlar veyahut sanayide bizzat elini taşın altına koymuş insanlar
Bu yüzden bu forum Savunma Sanayi ve Askeri Teknik konularda duayen olarak kabul edilmekte
Ama Dil Bilimi için aynı şeyi söylemek mümkün değil
Çünkü bu forumda Dil Biliminde emek vermiş akademik kariyeri olan teknik bilgi birikimi belli bir seviyeyi aşmış insanlardan ya hiç yok
Ya da bir elin parmakları kadar(Sayın Çetin akademik kariyeriniz hakkında bir fikrim yok kusuruma bakmayın)

Ha ne zaman Prof.Dr. HAYATİ DEVELİ
http://aves.istanbul.edu.tr/develi/

Doç.Dr. Nursaule AYTBAEVA
http://www.ayu.edu.tr/filoloji

Gibi hocalarımız bu foruma girer burada konuyla ilgili çalışmalarını paylaşır. Problemleri buralardan dile getirirler
O zaman bu forum kamuoyunda Dil bilimi için duayen olarak kabul edilir. Ve çalışmalar ses getirir. Mesajı Paylaş
Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter