ABD ve Çin Arasında Artan Siyasi ve Askeri Gerilim

Başlatan HARZEMŞAH, Eki 11, 2015, 09:34 ÖÖ

« önceki - sonraki »
Aşağı git

HARZEMŞAH

ABD, Çin'in artan askeri gücü ve izlediği fütursuz genişleme politikasından çok endişeli ve rahatsız. Yıllardır Çin üzerinde istihbarat amaçlı uçuşlar yapıyor. Hatta yıllar önce bu amaçla uçuş yapan bir ABD P-3 Orion uçağı, kendisine önleme yapan bir Çin savaş uçağı ile havada çarpışmış, Çin uçağı düşmüş, ABD uçağı bir Çin adasına mecburi  iniş gerçekleştirmiş ve Çin'in uçağı geri verme konusunda isteksiz ve yavaş davranması iki ülke arasında krize yol açmıştı. Son yıllarda, Çin'in askeri alanda aldığı yol ve ulaştığı teknolojik aşama, ABD'nin askeri açıdan ilgisini Pasifik bölgesine kaydırmak istemesine yol açmış ve Orta Doğu'yu Türkiye ve İsrail ikilisinin denetimine bırakarak tüm ilgisini Pasifik'e yöneltmek konusundaki  stratejisi, Türk/İsrail anlaşmazlığı nedeni ile gerçekleşememişti.

Ancak yıl içinde,Çin'in, Güney Çin Denizindeki Spratly adlı aidiyeti olmayan yani hiç kimseye ait olmayan kayalıkların arasına kum pompalayıp beton dökerek 4 km. uzunluğunda bir kara parçası oluşturarak, ardından oluşturduğu bu yapay adanın üzerine binalar, rıhtımlar ve uçak pistleri inşa etmeye başlaması, aidiyeti olmayan, söz konusu kayalıklarda daimi bir deniz üssü oluşturarak Vietnam, Filipinler, Brunei ve  Malezya'yı kontrol altına almak istemesi iki ülke arasındaki ilişkileri daha da gerginleştirmiştir. Gelen istihbarat raporları, Çin'in başka kayalıklarda da benzer faaliyetler yürüttüğünü ve en az 3 mercan kayalığında benzer faaliyetler gösterdiğine işaret ediyor.

ABD, Çin'in bu faaliyetlerini sürekli olarak izlemekte. Bu nedenle bölgede ABD ve Çin arasında ciddi bir gerilim yaşanıyor. ABD, bölgede sürekli görev yapan gemiler, P-8 istihbarat uçakları ve Global Hawk stratejik insansız hava araçları ile 24 saat gözlem yapmakta. Çin de zaman zaman önleme uçuşları ile ABD platformlarını bölgeden uzaklaştırmaya çalışmakta.

ABD'den aynı oranda rahatsız olan Rusya 'da, Çin ile birlikte, kendi deniz ve ikmal yollarını garanti altına almak için sürekli yeni hamleler planlamakta. Bunun bir sonucu olarak da, ABD kontrolündeki Panama Kanalına alternatif olarak Nikaragua'da Çin ve Rusya tarafından yeni bir su yolunun inşasına başladı.  Gerilim her geçen gün artıyor. Önümüzdeki dönemde sık sık ABD ve Çin arasında sürtüşme, kriz ve hatta küçük çatışmaları izleyeceğe benziyoruz.

Konuyla ilgili olarak, CIA ile ilişkili ABD stratejik düşünce kuruluşu Rand Corparation, ABD ve Çin hava üstünlük yeteneklerini analiz eden bir  analiz yapmış. Söz konusu makaleyi aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz…

http://www.rand.org/pubs/research_briefs/RB9858z3.html

Mesajı Paylaş

süper çavuş

http://www.rand.org/pubs/research_briefs/RB9858z2.html
Buradada Çin'in bölgedeki ABD üslerine saldırı kabiliyetinden bahsetmekte ,
seyir füzeleri ve özellikle kısa-orta menzilli balistik füzelerinden sık sık söz edilmeside önemli ,,
teknoloji geliştikçe hassas vuruş kabiliyeti kazanmış balistik füzeler istenilen noktalara ilk vuruşu dakikalar içinde yapabilme kabiliyeti bakımından önemli olacak kanımca yani balistik=NBC değil , birçok farklı savaş başlığı türü ile bir hava üssünü komple akamate uğratıp bunuda sıfır zayiatla çok yüksek başarı yüzdesiyle yapabilirsiniz ,,
Çin birgün ABD ile yüzleşirse ilk kullanacağı silahlarıda hem hava üslerine hemde gemilere karşı bu füzeleri olacak , ABD'nin SM-2 Blok-4/4A , SM-6 , SM-3 bloklarından oluşmuş atmosfer içi ve dışı katmanlı balistik füze savunma kabiliyeti öncül rol oynayacaktır bu karşılaşmada ,,
yalnız bu seferde ABM kabiliyeti ve bu kabiliyeti arttırmayla konvansiyonel hava savunma harbi ve ASM savunmasının düşmesi tehlikesi arasında biryerde kalabilirler  ,, 
ABD karadaki üslerine ilerleyen dönemde büyük sayılarda PAC-3MSE , THAAD ve kara konuşlu SM-3 bataryaları yerleştirecektir tahminim buna mecburlar .. Mesajı Paylaş

HARZEMŞAH

Çin'in ABD karşısında, karada da, denizde de temel doktrini balistik füzelere dayanıyor. Ama bunun bir tercih mi yoksa zorunluluk mu olduğu çok tartışılır. Zira ABD Hava Kuvvetleri ve Donanmasının hava gücü ile hava savunma yetenekleri, tamamına yakını Rus teknolojisinin kopya edildiği Çin uçakları ile aşılabilecek durumda görünmüyor. Bu nedenle Çin, zorunluluktan ötürü balistik füzeler ile bir savaş doktrinini benimsemek zorunda kalmış olmalı... Mesajı Paylaş

Sihirbaz

ABD savaş gemisi Çin'e meydan okudu

Bir Amerikan savaş gemisinin Güney Çin Denizi'ndeki tartışmalı sularda Çin'in inşa ettiği yapay adaların yakınından geçtiği açıklandı.

Amerikan Savunma Bakanlığı yetkilileri, güdümlü füze donanımlı USS Lassen gemisinin Çin'in Subi ve Mischief mercan kayalıklarıyla Spratly takımadaları çevresinde ilan ettiği 12 millik bölgeye girdiğini söyledi.

ABD'li yetkililer bölgeye "seyrüsefer özgürlüğü" programı çerçevesinde girildiğini söylüyor.

Çin, operasyonun gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemeye çalıştığını açıkladı.

Çin uyardı

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, "Bu eğer doğruysa, ABD'ye bir eylemden önce yeniden düşünme, körü körüne hareket etmeme ve yok yere sorun çıkarmamasını tavsiye ediyoruz" dedi.

Çin, Güney ve Doğu Çin denizlerinin büyük bölümünde hak iddia ediyor.

Güney Asya Denizi'ndeki diğer ülkeler de zengin kaynaklara sahip olduğu düşünülen bölgede hak iddiasında bulunuyor.

Çin bölgede sular altında kalan mercan kayalıklarını, 2014'te dev bir sualtı tarama projesiyle adalara dönüştürdü.

Uluslararası denizcilik kuralları, ülkelerin doğal adaların çevresinde 12 millik egemenlik alanı ilan etmesine izin veriyor.

Ancak bu, su altında kalan ve insan eliyle yükseltilen alanları kapsamıyor.

Washington'daki Çin Büyükelçiliği'nden bir sözcü daha önce, 'seyrüsefer özgürlüğünün gövde gösterisi ve başka ülkelerin egemenlik ve güvenliğini baltalamak için kullanılmaması gerektiğini' söylemişti.

ABD seyrüsefer özgürlüğü programı çerçevesinde okyanuslarda ve hava sahalarındaki 'aşırı hak iddialarına" meydan okuyor

http://www.bbc.com/news/world-asia-china-34647651
Mesajı Paylaş

HAZERFEN

Bu Lassen destroyeri olayından sonra Çin DzKK Wu Shengli ABD DzK Muharebe Bşk. Richardson ile telekonferans yoluyla görüşüyor. Medya'ya düşen sözü şu:"Yüzümün gülümsediğine bakmayın, gerekirse fena çakarım".
Dünya kamuoyunun gözü Ortadoğu'da. 3. Dünya savaşı çıksa çıksa burada çıkar deniyor ama Pasifik'te işler çok daha kızışmış durumda. ABD Japonya ve Avustralya'yayı yanına alıp "Tılsım Kılıcı" adını verdiği tatbikatlar yapıyor. Amfibi çıkarma, deniz operasyonları, özel kuvvetler operasyonu ve kentsel savaş senaryoları çalışılıyor. Bu tatbikat programı açıkça "işgal için hazırlanıyoruz" demek oluyor. Mesajı Paylaş

süper çavuş

ABD-Japonya-Avustralya hatta bu ittifaka G.Koreyide eklersek kimi işgal edecekler ki o bölgede  ,,
yada olası bir çin işgaline karşı hazırlıkmı Tayvan için ???

Mesajı Paylaş

HAZERFEN

Ben de ana karayı işgale hazırlandıklarını düşünemiyorum. Muhtemelen Çin'in oluşturduğu yapay adacıklar ve bazı stratejik hedefler için olabilir. Lakin yaptıkları hazırlıkların manası ortada. Hani eskiler der ya, "Eceli gelen köpek cami duvarına say edermiş", biraz o hesap sanki uzun vadeli düşünürsek. Mesajı Paylaş

ayibarishi

Çin ekonomisini ayakta tutabilmek için, barış sürecine ve serbest ticarete mutlak gereksinimi olan bir ülke. Çin yokluğunda elbet tüm küresel ekonomi sallanır ama çökmez. Zaten Malezya, Vietnam, Kore, vb.  Birçok ülke bu makama aday, hatta yatırımlar yapıyor, fırsat kolluyor. Endonezya vb. İşçi temin edilebilecek zengin nüfus kaynakları da var. Sonuçta Çin üretim için tek alternatif değil.

Çin ancak kendi inisiyatifi ile başlayan ve çok kısa sürecek askeri operasyon risklerini alabilir. Çünkü cin şişeden çıktı hayat biçimleri çoktan değişti ve sosyal yapıları uzun süreli bir muharebe yi kaldıramaz artık. Bunu gayet iyi bilen batı dünyası ise şunu söylüyor : inisiyatif bende ve sana kaptırmaya niyetim yok. Ben bu şekilde okuyorum.

Ayrıca bölgede çok fazla belirsiz alan var. Güney Kore ve Japonya arasında, Japonya ve Rusya arasında, Vietnam Çin arasında, Japonya Çin arasında, Endonezya Malezya arasında, vs... Çin'in sessiz ama agresif tutumu diğer ülkelerin arasındaki anlaşmazlıkları ya tetikleyecek yada Amerikalıların istediği gibi göz ardı ettirip diğer ülkeleri birleştirecek. Burada belirgin bir politik tercih görülüyor ABD dahli ile. Saygılarımla... Mesajı Paylaş

HDS

...ancak, bahsettiğiniz ülke de, bundan 150 yıl önce ülkedeki afyon satışını yasaklayınca başta İngilizler olmak üzere batılı devletler tarafından derdest edilip afyon ticaretine zorlandı. Dolayısı ile, Çin hele ki şimdilerde ticaret şantajına falan pabuç bırakacak bir memleket değil. Ucuz iş gücü ama bir o kadar da parası var.
Senede de bir milyon kadar üniversite mezunu ve 180.000-200.000 civarı PhD mezunu veriyor.

Mesajı Paylaş

ayibarishi

Evet haklısınız. İnsan kaynağı çok ve görünüşte nitelikli insan kaynağı. Ama aslında gerçek oldukça farklı. Misalen, bizim üniversitelerimizden mezun olanlar gerçek ticari hayata alışmak için uzun bazen oldukça uzun bir zamana ihtiyaç duyarlar. Amma Çin üniversitesinden mezun olan biri direkt ertesi gün ticari hayatta iş bulabilir ve direk kendine iş veren şirkete kazandırmaya başlar. Görünüşte bu iyi bir şey ama aslında hiç de iyi değil. Çünkü bırakın üniversite mezunu gençleri üniversitedeki hocalar dahil kendi dar konuları dışında tam bir cahil olarak yetişmiştir. Dolayısı ile disiplinler arası iletişim ve yaratıcılık hususunda tam bir körelme mevcuttur. Bu nedenle fikir üretemeyip kopyalamak ile meşhur olmuşlardır. Sonuç 1. Sektörde çalışamayacak olduktan sonra bu üniversite mezunu gençlerin hiçbir anlamı yoktur. Bir foot soldier den farksızdırlar.

Sonuç 2. Bunca para ve kapitali hala kullanamayan Çin hala dünyanın en yüksek dolar rezervine sahip. Peki neden kullanamıyor? Çünkü bunu yaptığı anda dolar değer kaybediyor ve çinde üretim avantajını. Daha detaylı yazılır ama en baba sebep bu diyerek geçelim. Peki barış zamanı bile bu stoğu kullanamıyor ise savaş zamanı nasıl kullanacak? Yani tomarların kağıttan farksız olduğu zaman. Neyse hülasayı kelam Çin o kadar göz korkutucu değil. Yeter ki daha yakından bakalım ve onun kendi korku ve zaaflarını tanıyalım. Saygılarımla... Mesajı Paylaş

BETONBEY

Çin'in ülkede 2. çocuğa izin verdiğini eklemek istiyorum. Çin 20 yıl sonrasının hazırlıklarını yapıyor.

Devlet yönetimleri hususunda da tartışılmalıdır bu konu!

Karşımızda yaklaşık 4000 senedir ayakta duran bir devlet var. Köklü bir devlet gelenekleri ve buna yönelik birikimleri var. Bunu nüfus ve ekonomik gelişimle taçlandırmaya çalışıyorlar. Yani Çin'e son tahlilde istendiğinde yutulucak bir lokma gözüyle bakmak ne kadar doğrudur bilemiyorum.

Asya-Pasifik hattında yaşanacak bir savaş vukuunda oluşacak bloklar ise ayrı bir tartışma konusudur. Bölgenin emperyal tek devleti Çin değildir. Geçmişte  Japonya'nın uygulamaları bölge devletleri arasındaki birleşmeyi güçleştirmektedir. Çin'in ekarte edilmesi durumunda bu sefer Japon hegamonyasına ön açılmış olacaktır ve bölge devletleri bunu geçmişten aldıkları derslerle çok iyi bilmektedirler.

Kore'deki fiili durumu ise anlatmaya gerek yoktur sanırım! K.Kore varolduğu sürece G.Kore yaşanacak bir dünya savaşında kendi bütünlüğünü sağlama derdine düşecektir. Yani bir müttefik olarak destek babında sınırlı katkısı olacaktır.

Bu öngörülerimde haklıysam geriye Avustralya ve asıl güç olarak Nato mevzu bahis olacaktır. Avustralya konusunu es geçerek direk Nato'nun müdahalesi ne getirir-götürür bunun muhasebesini yapmak lazım diyorum. İşin içine Rusya girdimi bütün dengeler değişir. Bu konuda çok su kaldırır ;D

Başka bir konuya dikkat çekmek istiyorum. ABD'nin askeri güç dengesi, tüm dünyanın sahip olduğu güce denk deniz ve hava kuvvetini kendi ülkesinde barındırma üzerinedir yaklaşık!!! Bu meazda bu dengeyi kırabilecek tek ülke Çin'dir diye düşünüyorum. Nitelik anlamında belki yakalıyamaz ama Abd' nin  sayısal üstünlüğünü bitirecektir. Zaten Abd'nin ekonomik hegamonyasını bir nevi kırmış Çin önümüzdeki yıllarda bu dengeyide kıracaktır kanaatindeyim.

2008 yılından beri Abd küresel kriz babında (bunun neresi kriz anlamadım açıkçası, kriz Abd' de çıktı, ne işsizlikleri yükseliyor nede büyüme rakamları düşüyor) Çin'i ve korkunç büyümesini durdurmaya çalışmakta ve bir ölçüde başarılıda olmaktadır. Lakin bu sadece geçici bir başarı diye düşünüyorum. 2030' lu yıllar çok çetin yıllar olacak diye düşünüyorum açıkçası...

Ayrıca böyle bir savaş yaşanması durumunda bizim nerede olacağımız ve bölgemizde nasıl bir durum oluşabileceği hususlarında çok ciddi çalışmalar yapılması gerektiği kanaatindeyim.

Asya-Pasifik hattında ciddi bir enerji birikmekte ve eninde sonunda bu enerji boşalacaktır. Mühim olan biz ne yapacağız ? Mesajı Paylaş

ayibarishi

Asya pasifik hattında ciddi bir enerji birikimi olduğu ve bir gün bir şekilde boşalacağı muhakkak hocam. Amma velakin diğer görüşlerinize  katılmıyorum. Sebeplerimi izah etmeden önce şunu söylemek isterim, bakış açımız farklı. Ben bu işe daha ilmi ve fikri ve birazcık da uçuk kimilerine göre yaklaştığımı sanıyorum. Siz ise tamamen resmi ve mevcudu analiz eden klasik bir yaklaşıma Sahipsiniz. Şimdi örneklerle kanaatimi izah etmeye çalışayım.

Bakın her gün duyuyor ve okuyoruz. Bilgi çağını yaşıyoruz. Peki bilgi çağı gerçekte ne demek? Bilginin savaştığı ve hükmü kesinleştirdiği bir çağ. Şimdi düşman Çin ordusunun 50 milyon tüfekli askeri sınırıma yığılsa, klasik askeri bakış bunun en az üçte biri kadar tüfekli askeri savunma mevzilerine sokmamı söyler. Fakat futuralist askeri bakış metal gevrek leştirici kimyasallara önceden saldırmayı, düşmanın 50 milyon tüfeğini kırakere çevirmeyi, ve tüm düşman askerlerinin kulağından tutup çekerek bir güzel pataklamayı söyler.

Ben burada gerçekleşecek bir savaşın öncekilerden çok çok daha farklı olacağını düşünüyorum. Yeterki vekil savaş tarzı şeyler olmasın da direkt olsun. Örnekler çok ama fazlasına da gerek yok hocam. Umarım maksat anlaşılmıştır. Saygılarımla... Mesajı Paylaş

HAZERFEN

#12
Kas 06, 2015, 09:22 ÖS Last Edit: Kas 07, 2015, 03:03 ÖÖ by HAZERFEN
Çin rezervlerinde 3 trilyon dolar seviyesinde bir para var. Bu para iki sırtı keskin bir kılıç. Eğer bu parayı piyasaya çıkarırsa doların değeri düşer, bu da Amerikan ekonomisine zarar verir. Amerika ithalatçı bir ülke ve esas ekonomik gücü dünyadaki en büyük rezerv para olan doların kendisi. 10cent'e bastığı 100$ ile dünyadan 10 cent'lik değil, 100$'lık mal alıyor. Bu düzenin değişmemesi için dünyanın en sıkı para politikasını uyguluyor. Dünya bankalarında 10.000$'ı aşan her dolar hareketini izliyor. Dolar ne kadar değerli olursa birim dolar başına dünyadan o kadar çok mal alabiliyor. Son dönemdeki faiz arttırımı sinyalleri ile Bush dönemindeki savaşları finanse etmek adına basılan dolar nedeniyle gerileyen parite değerini tekrar yükseltiyor. Takip eden arkadaşlar bilir, dolar son dönemde tüm dünyada değer kazandı, sadece Türkiye'de değil.  Şu durumda Çin aslında bir silaha sahip. Eğer bu dolarları kendisine daha sonra ihracat olarak dönecek ticari anlaşmalar yoluyla harcayıp piyasaya sürerse, dolar çakılır. Bunu engellemek için ABD bugüne kadar Çin'e hep tahvil sattı. Yani dedi ki, "sen bu kadar doları napacam diye dert etme, onlar sende dursun, benim tahvilime bağla ve nemalandır". Bu şekilde ABD Çin'in dolar rezervlerini piyasaya sokmadı. Ama bundan sonra Çin bu döngüyü değiştirip ticari anlaşmalar yoluyla doları piyasaya sürebilir. Düşen dolar kendi rezervinin de değerini düşürür, lakin esas etkisi düşmanına olur.
Savaş cephede silahlarla yapılsa da esasen ekonomiyle kazanılır. Ben size naçizane ABD'nin nasıl tarih olacağını söylemek isterim. Amerika Birleşik Devletleri doların rezerv para olmaktan çıkmasıyla "Amerika Dağınık Devletleri"ne dönüşür. Çünkü sistem ve zenginlik karşılıksız dolar basmak üzerine kurulmuştur. Bunu ancak rezerv para olmaktan çıkınca yapamaz hale gelir. 2008 morgage krizi daha devam ederken Çin, Rusya ve Petrol zengini Arap Devletleri dolar sonrası senaryoları üzerine toplantılar yapıyordu. Derken "Arap Baharı/Cehennemi" patladı ve takip edebildiğim kadarıyla bu toplantılar son buldu. Yani Çin ve Rusya ABD'nin sonunu Nasıl getireceklerini çok iyi biliyorlar ve kendilerinden başka en büyük dolar rezervine sahip olan Araplarla bu işi Nasıl hallederizin ihtimallerini konuşuyorlar.
Bu noktada "şu bizim bildiğimiz Arap petrol şeyhleri mi bu iş için toplantılara katılmış?" diye soracaksınız doğal olarak. Evet durum öyle ve ben bunları o toplantılara gönderenin Yahudiler olduğunu görebiliyorum. Dünyada tek özel merkez bankası Amerika'nın Fed'idir ve yahudi sermayesi ile kurulmuş bankalar tarafından yönetilir. Aslında Yahudiler isteseler Fed'de alacakları bazı kararlarla ABD'yi çok geçmeden batırırlar. Ancak anenevi olarak göze batmak istemez ve kendilerine bir "perde güç" ararlar. Bu güç bugün artık Çin olarak öne çıkmaktadır. Bunca sermaye ve kapitalist zekayı Çin'e onlardan başkası taşıyamazdı. Çin olmayan kapitalist zekasıyla bu kadar yumuşak ve mükemmel bir sistem geçişini asla başaramazdı.
"Peki yahudilerin ABD ile ne derdi var?" derseniz, bunun cevabı ABD'de artan yahudi karşıtlığıdır. "Beynelminel Yahudi" kitabının yazarı Henry Ford ruhu ABD'de sürekli güç kazanmaktadır. Bunu Obama'nın açık kalan mikrofonlarından çok rahatlıkla duyabilirsiniz  :) Bu durum da elbette yahudileri yeni bir gücün arkasına sığınma refleksine itmektedir. Bu yeni gücün de Çin olacağı artık nettir. Son dönemde işgal altındaki ABD yada iç savaş yaşayan ABD senaryoları üzerine kurgulanmış bilgisayar oyunları bana çok manidar gelmektedir. Aynı anda Çin imparatorluğu, gücü, ihtişamı, zenginliği üzerine kurgulanmış ve dünyaya belirli ellerce reklamı yapılmış filmler de aynı oranda bana manidar gelmektedir.
Roma'yı, Pers imparatorluğunu, Osmanlı'yı yıkan, İngiliz imparatorluğu'nun gücünü ABD'ye bahşeden yahudi entrikası ve enternasyonel sermaye gücü ABD'yi de hedefine koymuş gözükmektedir. Bu nedenle yukarıda ABD için "eceli gelmiş köpek cami duvarına say edermiş" demiştim. Bakalım Zaman bize neler gösterecek.
Şu çok beğendiğim kızılderili ata sözünü aktarmadan bitirmek istemem: "Ormanda neler olacağını bilmek istiyorsan, büyük ayının izlerini takip et". Sanırım çağımızın büyük ayısının kim olduğu hepimizin malumudur. Hürmetlerimle... Mesajı Paylaş

BETONBEY

Üstadım, temelde bütün savaşlar aynı kaideler çerçevesinde gerçekleşir. Siz yeni doktrinler, silahlar geliştirebilirsiniz. Lakin ana eksen hiçbir zaman değişmez. Futuristik savaş kavramını tartışmak açıkçası bana göre değil, çünkü ben gördüğümü ve bildiğimi yorumlarım, yani eldeki kuşa bakarım.

Askerlerin meşhur bir lafı vardır, "muharebe şartlarında piyadenin ayağını basmadığı yer kazanılmamış sayılır" der. Yani temelde uçaklar, gemiler herşey piyade içindir. Ayağınızı basıp ezmediğiniz sürece orası sizin değildir ve oraya niçin geldiyseniz aynı sebepten gelecekte gelmeye devam edeceksiniz demektir.

Son 70 yılda değişik savaş çeşitleri, envai çeşit silah üretilmiş olsada ana kaide hiç değişmedi, değişmeyecekte bence ;D

Rusları ele alalım, hiç soğuk savaş neden yaşandı diye tahlil yaptıkmı acaba ?

Nükleer güç ve yıkım dengeli olunca, geriye konvansiyonel seçenekler kaldı. Abd uçan araçlarda, Rusya füzeler konusunda ihtisaslaştı. Konvansiyonel savaşta rusların gücü orta seviye teknoloji, yüksek sayısal üstünlüğe dayanır. Abd'nin savaş düzeni saldırıya, rusların savunmaya dayanır ve temelde Rusları kendi topraklarında, konvansiyonel bir savaşta büyük kayıplar vermeden yenemezsiniz. Bu seçenekte ortadan kalkınca geriye siyasal güç, istihbarat ve vekil savaşları kalmıştır. Buda yıllarca yaşanmıştır.

Peki denge nasıl bozuldu ?

Rusya Abd'nin silahlanma yarışı tuzağına düşerek kendi sonunu hazırladı. Mutlak güç denilen, 3 sacayağı olan bir olgu vardır.

GÜÇLÜ EKONOMİ+GÜÇLÜ SİYASET+GÜÇLÜ ORDU

Bu üçü birarada ve kendi aralarında dengeli olmadığı sürece küresel bir güç olamazsınız.

Rusya, koca ordusunu büyütmeye ve beslemeye çalışırken kendi ekonomisini yeterli seviyede büyütemedi ve sonuçta sistem büyük bir gürültüyle çöktü.

Rusya üzerinden Çin'e gelmek istiyorum müsadenizle! Çin'in Ruslardan farkı önceliği ekonomiye vermeleridir. Ekonomik kalkınmalarını sağladıkları ölçüde ordu yatırımı yapmışlar ve siyasi güçlerini her ikisi üzerinden zamanla arttırmışlardır.

Henüz küresel ölçüye gelmediler ama gelmeye çalışıyorlar, Abd'de farklı enstrumanları devreye sokarak bunu engellemeye çalışıyor.Şu anda ekonomi ve kur üzerinden zaten fiili bir savaş sürüyor zaten!!!

Burada 2 faktör önemli bence...

Öncelikle Abd 1 değil 2 düşmanla birden aynı anda savaşabilirmi ?

Rusya, Çin...

Diğer faktör ise ABD'nin zayıf karnı ve aynı zamanda gücünün kaynağı olan olan şey!!!

Kendi toprağında savaşmadığın sürece yenilmezsinde...

Kendi toprağında en son kendi iç savaşında savaşın yıkımını gören Abd üzerinden geçen 2 dünya savaşıda dahil olmak üzere neredeyse 150 yıldır barış içinde yaşıyor!!! Kendi toprağında tüm dış etkenlerden uzakta 150 yıl barış içinde yaşamak kaç millete nasip olmuştur ki...

Bu süreçte her anlamda gelişimini sağlamış Abd ilk kez kendi toprağında savaş görecek konuma gelebilir zira Çin'in konumu ortada!!! 2. Dünya savaşında o zamanın teknolojisi kapsamında Abd'yi vurabilen bir Japonya gerçeği var. Bu kapsamda zamanımız teknolojisi ile Çin ciddi anlamda Abd'yi tehdit edebilir diye düşünüyorum.

Bu zamana kadar deplasmanda oynamaya alışmış Abd belkide ilk kez kendi evinde oynayacak. Bu meazda sadece savaşın kazananı olmak yetmeyecek diye düşünüyorum. Olayı bu açıdanda ele almakta fayda var zira askeri anlamda savaşmadan kazanmak yada sorunu belirli bir süre öteleme yöntemleri Abd politikası olmaya başladı.



Mesajı Paylaş

ayibarishi

Birçok hususta çok haklısınız Betonbey üstadım. Bununla birlikte konvansiyonel olmayan savaş hususunda farklı düşünüyoruz o kadar. Ben kendimi izah ederek daha doğru yapacağımı umuyorum. Tüm çocukluk ve gençlik yıllarım Türk Silahlı Kuvvetleri içinde geçti. Malum dede subay baba subay olunca başka türlüsü mümkün olmuyor. Eh kitap kurdu da olduğumuz için ecdaddan kalma ne kadar askeri ihtisas kaynağı ve döküman varsa hepsini hatmettik. Kitap kurdu dediysek yaşamdan kopuk olduğumu sanmayın sakın. Ne kadar kademe ve depo varsa içeriğini askerlerden iyi bilirdim, eğlenmek için meslekçi seçmelerine gider acemilerin hallerini gözlemledim, kantinden yazdırarak aldığım malzemeyi tanıdık askerlere satar üstüne kar da eder hesabı da bizimkilerin ruhu bile duymadan kapatıverirdim. Neyse... İşte bu dönemlerimde benim için aile mesleği dışında bir meslek seçimi söz konusu olmadığından konu üzerine her türlü bilgiye ulaşmak ve sebep sonuç ilişkisi içinde kavramak büyük önem arz etmeye başladı. Bu nedenle gerek peder beyin geniş kütüphanesi, gerek halk kütüphanelerindeki askeri tarih ve 2. Dünya Savaşı konulu romanlar, gerekse ara sıra piyango gibi çıkan subay tekamül kurslarının ders notları büyük önem kazandı. Tabi savunma ve havacılık dergisi, M5 ve Uçantürk benzeri tüm yayınlar. Ve tabi strateji üzerine herşey. Neyse üniversite kazanıp İstanbul da yaşamaya başlayınca tabi sahalar çarşısını ve oradaki yabancı askeri kitap ve dergileri fark etmemek mümkün olmuyor. Hatta kendi okulum olmasa bile üniversite kimliğimi kullanarak girebildiğim İTÜ de süreli yayınlar bölümüne her ay dadanarak Aviation week & space tech. Janes defence weekly vb.  Yabancı yayınları takip etmeyi de keşfettim. Çünkü sahaflardan toplamak hem maliyetli oluyor hemde güncel daha geriden takip ediyordu...

Eh serde bilgisayar merakı da var. 95 yılında compex bilgisayar fuarına gidip IBM standına çöküp, Windows un en büyük rakibi OS2 warp makinesinin başına ilk defa oturup ilk defa internet kullandığımda, af.mil, Janes, nasa gibi sitelere dalıp, koca günü geçirip, etrafımda toparlanan ve başka bir makine başına oturmaya cesaret edemeyip yalnızca benim monitörü izleyen yüzlerce vatandaşı ve yüzü gülen IBM stand görevlilerini fark ettiğimde, artık dönüşü olmayan bir hastalığa yakandığımı da fark etmiştim. Bilgi açlığı...

İşte bu dönemde yalnızca satır aralarında geçen zaiyatsız savunma kavramıyla tanıştım. Daha sonra alvin ve Heidi tofflerin savaş ve anti savaş kitapları ile başlayan serisini okuyunca konu daha da ilginç bir hal aldı. Sonuçta siz klasik askerleri benden daha iyi anlayacak birini emin olun bulamazsınız. Amma velakin çağımız o kadar hızlı ve radikal biçimde değişiyor ki. Tradoc denen zihnin etrafında o kadar yeni ve radikal işler dönüyor ki, bunu size anlatmanın neredeyse imkansız olduğunu bilmek işte beni gerçekten yaralıyor. Çünkü mevcut savaş sahneleri bir tiyatro oyunu gibi geliyor bazen bana. Bilinçli bir politika ile sürdürülen sessiz bir tiyatro. 95 yılında bir yabancı kaynakta satır arasında yönlendirilmiş mikro dalga enerjisi ile her türlü anti gemi füzesini n başarıyla imha edildiğini okuyup, bu gün dünyanın her köşesinde yeni anti gemi füzelerin geliştirme programlarını takip etmek misali. Ahhh üstadım ahhh... Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter