TÜRKSAM-Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi

Başlatan Energy, Ağu 15, 2017, 06:01 ÖS

« önceki - sonraki »

Energy

2004 yılında kurulan TÜRKSAM-Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi, uluslararası ilişkiler alanında çalışmalar yapan bir düşünce kuruluşu olarak, bir Sivil Toplum Kuruluşu (STK) statüsünde kurulmuş olup, kendi gelirlerini kendisi yaratmaktadır. Dolayısıyla TÜRKSAM herhangi bir şirket, topluluk, cemaat ve/veya devlet ile organik-inorganik bir bağ içerisinde değildir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası ve yurttaşlarının refahının sağlanmasına yardımcı olmak maksadıyla; bölgesel ve Türkiye'yi doğrudan-dolaylı ilgilendirebilecek bölge dışı siyasi-ekonomik-teknolojik-askeri-dini ve sosyokültürel gelişmeleri yakından izlemek, bu gelişmeler doğrultusunda karar vericilere yardımcı olabilecek güvenlik ve dış politika seçenekleri sunmak, kamuoyunu aydınlatmaya yardımcı olmak amacı ile faaliyet gösteren TÜRKSAM hakkında ayrıntılı bilgiyi aşağıdaki bağlantıdan edinebilirsiniz:

http://www.turksam.org/ Mesajı Paylaş

Energy

TÜRKSAM'dan Doç. Dr. Can Ünver tarafından hazırlanan "Türk - Alman İlişkileri: Ticaret Başka Siyaset Başka…" başlıklı analiz aşağıdadır:


Türk - Alman İlişkileri: Ticaret Başka Siyaset Başka…

TÜRKSAM/Doç. Dr. Can Ünver


Alman Parlemento heyetinin Konya'daki Alman askerlerini ziyaret etmesi bundan bir süre önce, İncirlik konusunda olduğu gibi, Türk hükümeti tarafından reddedilmiştir. Bu durum Türkiye - Almanya ilişkilerinde yeni bir pürüz olarak algılanmıştır. Zaten gün geçmiyor ki yeni bir şey çıkmasın. Her geçen gün yeni bir kriz denilebilecek, iki ülke arasındaki ilişkileri bozabilecek bir takım yeni konular Alman basınında yer almaktadır. Konya ziyareti meselesi de bu konulardan biri olarak gündeme gelmiştir.
 
"Türk Hükümeti NATO Ziyareti Çerçevesinde Alman Parlamento Yetkililerinin Türkiye'ye Gelmesini Kabul Etmiş Vaziyettedir"
 
Almanya, Türkiye'nin Konya'da bulunan, NATO çerçevesinde görev yapan askerlerini ziyaret etmesine müsait etmemesine çok sert bir tepki ile karşılık vermiş ve durumu NATO'ya iletmiştir. Bunun üstüne NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg arabuluculuk yapmıştır. Türkiye ve Almanya arasında orta yolun bulunması ve sorunun ortadan kaldırılması için bir takım girişimler yapıldığını biliyoruz. Girişimlerin bir sonucu olarak da birkaç gün önce, NATO Sözcüsü Dylan White yaptığı açıklamada, meselenin çözüldüğünü ve bir Alman parlamento heyetinin NATO ziyareti çerçevesinde olmak üzere, Konya'ya gideceğini açıklamıştır. Anlaşılmaktadır ki, Türk hükümeti ancak NATO ziyareti çerçevesinde Alman Parlamento yetkililerinin Türkiye'ye gelmesini kabul etmiş vaziyettedir. Ancak sorun, Alman parlamento heyeti içerisinde daha önce PKK ve Türkiye'nin karşılaşmış olduğu terör konusundaki tavırları açısından, Türkiye'ye gelmesi istenmeyen milletvekillerinin bulunmasıyla devam etmektedir. Bu neticede gelecek olanlar, Alman Federal Parlamentosu'nun (Bundestag) Savunma Komisyonu üyeleridir. Bütün partilerden milletvekilleri olsa da Türkiye, bu konuda devamlı olarak çekincesini ortaya koymaktadır. Türkiye, haklı terör mücadelesinde, karşı tarafta yer aldığını bildiren milletvekillerinin böyle bir geziye katılmasına rıza göstermeyeceğini açıklamaktadır. Nitekim bu heyetin içerisinde, gelip gelmeyeceği henüz tam olarak kesinlik kazanmamakla birlikte, tanıma uyan bir Sol Parti milletvekili vardır. Milletvekilinin demeçlerinde PKK bölücü terör örgütünün, aslında terör örgütü olmadığı şeklinde beyanları olmuştur. Bu ve benzeri söylemlere, maalesef, Almanya'da tarafımızdan sık sık rastlanmaktadır.
 
"Sadece Sekiz Teröristin Türkiye'ye İade Edildiğine İlişkin Bilgiler Var"
 
PKK'yı bir "kurtuluş örgütü" bir "halk kurtuluş örgütü" olarak görme eğilimi oldukça yaygındır. Bu durumu sadece sol parti ve bünyesinde bulunan milletvekilleriyle sınırlandırmak mümkün değildir. Sözde yasaklanmış olan PKK terör örgütünün faaliyetleri, Almanya'da aslında pek de yasaklanmış gibi görünmemektedir. Şimdiye kadar, yıllar içinde sadece sekiz teröristin Türkiye'ye iade edildiğine ilişkin bilgiler vardır. Alman kamuoyu, olup biteni pekala görmektedir. Mesela Almanya'da, PKK tarafından sıklıkla gösteri yürüyüşleri ve benzeri bir takım etkinlikler yapılmaktadır. Bu eylemlerde, sözde yasaklanmış olan flamalar -bayrak demeye dilim varmıyor- paçavralar ve terörist başının posterleri sürekli olarak serbestçe gösterilmekte, kullanılmaktadırlar. Almanya bu tavrından vazgeçmiş gibi görünmemektedir. Türkiye de, haklı olarak böyle bir heyetin içerisinde, Türkiye'ye karşı düşmanca duygular beslediği apaçık anlaşılan milletvekillerinin gelmesini istememekte ve bunun üstüne tavrını koymaktadır.
 
"Ekonomik İlişkilerde Önemli Bir Sıkıntı Yaşanmamaktadır"
 
İki ülke arasındaki ilişkiler siyaseten inanılmaz derecede gerilmiş bir durumdadır. Ekonomik açıdan bakıldığında ise, ekonominin kendi kurallarının olduğu ve o kuralların kendi başlarına yürümeye devam ettikleri görülmektedir. Bu sayede, siyasi demeçlerin ötesinde, ekonomik ilişkilerde önemli bir sıkıntı yaşanmadığı anlaşılmaktadır. Hatta Alman hükümet yetkililerinin "Türkiye'ye gitmeyin, Türkiye güvensiz ülke" şeklinde yaptığı açıklamalar bile Alman turistlerin Türkiye'ye gelmesine engel olmamıştır. Tabii biliyorsunuz ki, maalesef kendi içimizden de aynı şekilde demeçler veren çok üst düzey yetkililer bulunmaktır. Onları da aleyhimizde olacak şekilde çok iyi kullanmaktadırlar. Türkiye'nin güvensiz ülke olduğu şeklinde bir intibanın, bir algının yaratılmasına büyük önem vermektedirler. Fakat, bu yıl Alman turistler ilk başlarda İspanya'yı tercih etmek zorunda kalmışlardır ve bu durum sonucunda İspanyollar'ın bazı yerlerde turistleri istemediğine ilişkin gösteriler yapılmıştır. Neticede, ülkemizin güzelliklerinden, maalesef, yoksun kalanlar olmuştur; ama dediğim gibi, bu durumun da çok etkili olmadığını düşünmekteyim, çünkü turist sayısında yüzde 14.5'lik bir artış yaşanmıştır. Dolayısıyla, bu siyasi çekişmeler ekonomiyi pek fazla etkilememiştir. Geçtiğimiz günlerde, teklifinde Siemens'in de ortak olduğu bir konsorsiyum rüzgar ihalesini almıştır. Dolayısıyla ekonominin kendi mantığı içerisinde yürüdüğü söylenilebilir. Bir de basit gibi görünen bir Konya ziyareti meselesi vardır.
 
"İğneyi Kendilerine Batırmalılar"
 
Şimdi durumun çözüldüğü söyleniyor ancak koalisyon ortağı olan Alman Sosyal Demokrat Parti'nin Savunma Komisyonu Sözcüsü, Savunma Bakanı Ursula von der Leyen'in tavrını fazla keskin bulduğunu söyleyen bir açıklama yapmıştır. Hristiyan Demokrat Parti'ye mensup olan Leyen aslında Türkiye konusunda da keskin demeçler veren bir bakandır, fakat demeçlerini biraz daha yumuşatmış gibi görünmektedir. "Evet Konya'ya gidiyoruz, neticede Türkler bize baş eğdiler" gibi bir hava yaratmaya çalışmaktadır; fakat durumun ifade ettiği gibi olmadığı oldukça açıktır. Sosyal Demokrat bir politikacı da bir açıklamasında "bu ziyaretler NATO çerçevesinde veya izin alarak olmamalı, istediğimiz zaman gidebilmeliyiz" ifadesine yer vermiştir. Tabii ki böyle bir durum söz konusu dahi değildir. Türkiye Cumhuriyeti'nin, bağımsız ve hükümdar bir devlet olduğu konusunda artık ikna olmuş olmalarını temenni etmekteyim, ama henüz pek de olmamış gibi gözükmektelerdir. Öncelikle iğneyi kendilerine batırmalılar. Türkiye'nin on yıllardır sürdürdüğü haklı terör mücadelesinde karşı tarafın, bir NATO ülkesi olarak, teröristlerden yana tavır koymasının ne demek olduğunun artık iyi bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.         

Doç. Dr. Can Ünver/TÜRKSAM Mesajı Paylaş


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter