BİLGESAM-Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi

Başlatan Energy, Ağu 06, 2017, 12:16 ÖS

« önceki - sonraki »

Energy

Merkezi İstanbul'da olan Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi, Dünya’daki ve yurt içindeki gelişmeleri takip ederek geleceğe yönelik öngörülerde bulunmak, Türkiye’nin ikili ve çok taraflı uluslararası ilişkilerine ve güvenlik stratejilerine, yurt içindeki siyasi, ekonomik, teknolojik, çevresel ve sosyo-kültürel problemlerine yönelik bilimsel araştırmalar yapmak, karar alıcılara milli menfaatler doğrultusunda gerçekçi, dinamik çözüm önerileri, karar seçenekleri ve politikalar sunmak olarak nitelendirdiği amaçları doğrultusunda faaliyetlerine devam etmektedir.

Kısa adı BİLGESAM olan düşünce kuruluşuna aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz:

http://www.bilgesam.org/ Mesajı Paylaş

putty

Sahibinin sesi araştırma merkezi. Sitesnde 5 tane Cumhurbaşkanı resmi karşılıyor bunların özgür düşüncesi ne kadar olur özgür TV lerinden gazetelerinden gazetecilerinden belli işte. Mesajı Paylaş

Energy

BİLGESAM tarafından hazırlanan, "Uluslararası Gelişmeler Işığında Türkiye'nin Orta Doğu Vizyonu ve Stratejisi" raporunun özeti aşağıdadır. Raporun tamamını http://www.bilgesam.org/Images/Dokumanlar/0-96-2016072438uluslararasi-gelismeler-isiginda-.pdf adresinden okuyabilirsiniz.


Uluslararası Gelişmeler Işığında Türkiye'nin Orta Doğu Vizyonu ve Stratejisi


Orta Doğu tarihsel süreç içerisinde değerlendirildiğinde, gerek jeopolitik konumu gerekse stratejik önemi bakımdan uluslararası konjonktürde küresel ve bölgesel güçlerin odak noktası olmuştur. Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarını birbirine bağlayan ticaret yollarının kavşak noktasında bulunması bölgeye jeopolitik değer kazandırırken, sahip olduğu petrol rezervleri bölgenin stratejik önemine işaret etmektedir. Diğer taraftan Orta Doğu, kadim medeniyetlerin ve kültürlerin buluştuğu çok kültürlü ve coğrafi özellikleriyle kendine özgü
dinamikleri olan bir bölge olarak öne çıkmaktadır.

Orta Doğu'nun jeopolitik konumu ve hemen her dönem güç mücadelelerinesahne olması, diğer küresel ve bölgesel aktörlerin güvenlik ve refahını etkileyecek potansiyel riskleri de beraberinde getirmektedir. Bu bağlamda, bölgede süregelen çatışma ve istikrarsızlıkların yansımaları Orta Doğu bölgesini dünya çapında öncelikli bir yere taşımıştır.

Son çeyrek yüzyılda uluslararası düzlemde meydana gelen sistem düzeyindeki dönüşüm ve eşlik eden küreselleşme olgusu uluslararası sistemin yapılanmasını bütünüyle değiştirme potansiyelindedir. Bunun yanı sıra, Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle başlangıçta oluşan tek kutuplu düzlemde, beş önemli gelişmenin uluslararası sistemi derinden etkilediği gözlemlenmiştir. Bunlar;
11 Eylül 2001 tarihinde ABD'de meydana gelen terör saldırıları; 2008 yılında yaşanan Finansal Kriz; Rusya'nın küresel bir aktör olarak yakın çevresinde siyasi ve askeri varlığını artırması; 2010 yılında Tunus'ta başlayarak tüm Arap dünyasına yayılan Arap Baharı; dünya ekonomisinin ve dolayısıyla ABD'nin küresel stratejilerinin ağırlık merkezinin Asya Pasifik'e kaymasıdır.

Arap Baharı bölgeyi derinden etkilemiş ve Orta Doğu'da yönetim değişikliklerine varan siyasi bir dönüşüm sürecini başlatmıştır. Aynı zamanda, diğer devletlerin dış politika vizyonlarını, oluşan yeni konjonktüre göre adapte etme gerekliliği Arap Baharı'nın etkinlik alanını bölge sınırlarının dışına taşımaktadır.

Arap Baharı ile birlikte, Orta Doğu genelindeki bu değişim süreci küresel konjonktürde bölgenin önemini artırmıştır. Orta Doğu'nun artan önemi ve değişen dengeleri, Türkiye'nin Orta Doğu vizyonu ve politikalarında önemli değişikliklere neden olmuştur. Bu gelişmeler küresel ve bölgesel aktörler ile Türk kamuoyunda tartışılmaya başlanmış ve sorgulanmıştır. Bu kapsamda, kimi çevreler Türkiye'nin düzen kurucu güç söylemi perspektifinde Orta Doğu'da etkinliğini kuvvetlendirmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu iddialı vizyon ve politikanın aksine kimi çevreler ise, bölgeyi yeniden şekillendirmeye çalışan bir anlayışın Türkiye'yi Orta Doğu'daki sorunların parçası haline getireceğini ifade etmektedir.

"Uluslararası Gelişmeler Işığında Türkiye'nin Orta Doğu Vizyonu ve Stratejisi" başlıklı raporun temel amacı Türkiye'nin Orta Doğu'ya yönelik tarihsel vizyonunu dönemler halinde inceleyerek mevcut deneyimlerin sonuçlarını irdelemek ve böylelikle Orta Doğu'da gelişen yeni konjonktür çerçevesinde oluşturulan politika ve stratejilerin araştırılması suretiyle geleceğe yönelik bir analiz yapmaktır.

Üç bölüm halinde yazılan raporun ilk kısmında, kuruluşundan itibaren
Türkiye'nin dış politika vizyonu ve bu vizyon içinde Orta Doğu'nun yeri
tarihsel dönemlere ayrılarak incelenmektedir. Kapsamı itibariyle 1923-
2002 dönemleri arasını ele alan bu bölümde, Türkiye'nin Orta Doğu'ya
yönelik politikalarının hangi prensiplere dayandığı ve nasıl seyrettiği
üzerinde durulmaktadır. Bölümün analiz ve değerlendirmesinde; tarihsel
deneyimlerinden elde edilen çıkarımlarla, Türk dış politikasının geleceğine
yönelik dikkate alınması gereken hedefler ve prensipler belirlenmeye çalışılmaktadır.

Çalışmanın ikinci bölümü, 2002-2015 dönemi arası Türk dış politika vizyonunu ve Orta Doğu'ya yönelik uygulamalarını incelemektedir. Bu bağlamda, son dönem uluslararası ilişkiler ortamında meydana gelen değişimleri analiz etmek amacıyla uluslararası ilişkiler literatüründe, küresel ortamda ve Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler değerlendirilmiştir. Çizilen bu tabloda, Türk dış politikasının Orta Doğu vizyonu, birbirinden farklılıklar gösteren 2002-2009 ve 2009-2015 yılları arası dönemlere ayrılarak incelenmektedir. Bölümün analiz ve değerlendirme kısmında, Türkiye'nin Orta Doğu vizyonuna etki eden birbiriyle içiçe geçmiş üç unsura vurgu yapılmaktadır. Bu unsurlar;
Türkiye'nin iç politikasındaki değişimlerin Orta Doğu vizyonuna etkisi, Orta
Doğu'daki gelişmelerin Türkiye'nin iç ve Orta Doğu politikasına etkileri ve
uluslararası ilişkiler ortamındaki gelişmelerin Orta Doğu'ya etkileridir.

Sonuç ve Öneriler bölümünde her iki bölümün inceleme, analiz ve değerlendirmeleri dikkate alınarak geleceğe yönelik katkılar sağlayabilecek hususlar vurgulanmaktadır. Bu bölümde elde edilen bulgular özetlenecek olursa ortaya çıkan tablo şu şekildedir:

Türk dış politikasının Orta Doğu vizyonu incelendiğinde, 2000'li yılların başında politika oluşum süreçleri ve uygulamaları kuruluş hedef ve prensipleri ile tarihsel deneyimlere büyük ölçüde uygundur. Bu dönemdeki politikalar ve uygulamalar başarılı sonuçlar vermiş, Türkiye hem Batı hem de Orta Doğu ülkeleri arasında takdir edilen saygın bir ülke konumuna gelmiştir.

Ancak daha sonraki yıllarda Orta Doğu vizyonu ve uygulamaları, tarihsel süreçteki deneyim ve pratiklerden uzaklaşmıştır. Bunun nedenleri; vizyon temelli dış politika arayışı kapsamında sahadaki gerçeklerden ve reel politikten uzaklaşılması; güç, çıkar ve politika ilişkisinin yanlış kurgulanması; hedeflerin belirlenmesinde ve prensiplerin uygulanmasında önemli hatalar yapılması; ve gerçekler, söylemler ve uygulamalar arasında farklar oluşmasıdır.

Türkiye'nin kuruluşundaki dış politika hedef ve prensipleri ile yaşanan tarihsel deneyimlerden alınan derslere uygun olarak Türkiye'nin Orta Doğu vizyonu; ulusal çıkarları hedefleyen; küresel ve bölgesel güçlerin beklentileri ve politikalarını dikkate alan; Batılı müttefiklerimizin beklentileri ile bölge ülkelerinin algılarını dengeleyen; bölgesel barış, istikrar ve refahı öngören; ekonomik entegrasyonu önceleyen; bölgedeki farklılıkları dikkate alarak çoğulcu bir anlayışı benimseyen; eşitlik temelinde uzlaşmaya önem veren; sorunların bir parçası olmamaya özen gösteren; gerçekçilik ve esneklik prensiplerine uygun politikalar üzerine inşa edilmelidir.

Türkiye'nin Orta Doğu'daki konumunu pekiştirecek en tutarlı uygulama; sorunların bir parçası olmadan, sorunlara çözüm bulabilecek ve arabuluculuk icra edebilecek bir politika üretmektir. Bu politika gereği ittifaklar, kuruluş dönemi dış politika hedef ve vizyonunda olduğu gibi milli menfaatler dikkate alınarak gerçekçilik ve dengecilik prensiplerine uygun olarak oluşturulmalıdır. Daha net bir deyişle; Batı'nın ittifak sisteminin parçası olarak gerekenler yerine getirilirken, Orta Doğu devletlerinin hassasiyetleri ile tarihi ve kültürel etkileşimler göz ardı edilmemelidir. Bu iki etken arasında konjonktürel durum da dikkate alınarak optimal bir denge sağlanmalıdır.
Tarihsel deneyimler çerçevesinde; geçmişte belirlenen hedefler, prensipler ve uygulamalar; yeni oluşturulacak vizyon ve politikalarda dikkate alınmalıdır.

Uluslararası hukuk kurallarına uyulması konusunda yeterli hassasiyet gösterilmelidir.

Dış politikanın halkın büyük çoğunluğunun desteğine sahip bir devlet politikası olması için gerek vizyon oluşturma gerekse politika geliştirme ve uygulama sürecinde; başta bürokrasinin, muhalefet partilerinin, farklı görüşlere sahip düşünce kuruluşlarının, sivil toplum örgütleri ve akademisyenlerin görüş ve eleştirileri daha fazla dikkate alınmalıdır.

Orta Doğu'ya yönelik vizyon ve politikalar oluşturulurken bölge ülkelerinin tarih algısı ve Türkiye'den beklentileri gerçekçi olarak değerlendirilmeli, bölgesel hassasiyetler belirlenmeli, bölgedeki gelişmeler doğrultusunda sahada oluşan gerçeklerden ve reel politikten uzaklaşılmamalıdır. Ulusal çıkarlar doğrultusunda oluşturulan Orta Doğu vizyonu ve politikaları; güç, çıkar ve politika dengesi içinde Batılı ve bölgesel müttefiklerle, daha uyumlu bir şekilde geliştirilmelidir. Bu nedenle küresel ve bölgesel güçlerin Orta Doğu'daki çıkarları, hedef ve politikaları dikkate alınmalıdır.

Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı riskleri de dikkate alarak devletlerin egemenlik haklarına saygı gösterilmeli ve içişlerine müdahaleden kaçınılmalıdır.

Devletler veya devlet yönetimleri ile halklar arasındaki anlaşmazlıklarda mümkün mertebe uzlaştırıcı politikalarda ısrar edilmeli, bu mümkün olmuyorsa tarafsız ve uzak kalınmalıdır.

Batılı müttefikler dâhil diğer bölge ülkeleriyle ilişkilerde istişare mekanizmalarına daha fazla önem verilmeli ve çıkar dengeleri karşılıklı diyaloglarlakurulmaya çalışılmalıdır.

Karşılıklı diyaloglarda diplomatik nezaket kurallarına uyulmalıdır.

Yeni Osmanlıcılık algısını oluşturacak revizyonizm izlenimi veren söylem ve uygulamalardan kaçınılmalıdır.

Suudi Arabistan ve İran arasındaki güç mücadeleleri ve bu mücadelede mezhep farkının kullanılmasına rağmen, Türkiye mezhebe dayalı politikalardan uzak durmalıdır.

Batı ülkelerince uluslararası meşruiyeti sorgulanan örgütlerle ve bazı devletler tarafından terör örgütü olarak değerlendirilen gruplarla ilişki kurulmamalıdır. Orta Doğu'da değişen dış politika ortamı gerçekçi olarak değerlendirilerek, esneklik prensibi doğrultusunda küresel ve bölgesel ilişkiler gözden geçirilmelidir.

Bu kapsamda AB ve İsrail ile ilişkilerdeki olumlu gelişmeler memnuniyet vericidir. İsrail ile ilişkilerin düzeltilme süreci hızlandırılmalıdır. Benzer şekildeuluslararası toplumun tutumu da dikkate alınarak Mısır ile ilişkiler yeniden canlandırılmalıdır.

Suriye politikası bölgede meydana gelen yeni gelişmeler ışığında yeniden şekillendirilmeli, Türkiye'nin çıkarları çerçevesinde ABD, Rusya, İran ve Suudi Arabistan arasında bir uzlaşma arayışına girilmelidir.

İran ile bölgesel sorunların çözümüne yönelik diyalog geliştirilmeli ve belirli bir uzlaşma zemini oluşturulmalıdır.

Suriye politikaları nedeniyle Rusya ile zaten gergin olan ilişkileri daha fazla tırmandırmamak için askeri ve siyasi alanlarda gerginliği artıracak söylem ve eylemlerden kaçınılmalıdır.

Rusya ile ilişkilerin onarılması maksadıyla Karadeniz'e kıyıdaş ülkelerle bir araya gelerek, bugüne kadar elde edilmiş olan Karadeniz Donanma İşbirliği Görev Grubu (BLACKSEAFOR) ve Karadeniz Uyum Harekâtı (BLACKSEA HARMONY) gibi kazanımların devam ettirilmesi ve geliştirilmesi yönünde girişimler yapılmalıdır.

BİLGESAM/Uluslararası Gelişmeler Işığında Türkiye'nin Orta Doğu Vizyonu ve Stratejisi Mesajı Paylaş

Alkyone

Rusya'nın Batı-2017 Askeri Tatbikatı ve Batının Endişesi
Dr. Elnur İSMAYIL
http://www.bilgesam.org/Images/Dokumanlar/0-66-20170914461371.pdf Mesajı Paylaş
Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter