İslamiyet Öncesi Türk Devletlerinde Ordu ( Sü )

Başlatan Elçibey, Eki 08, 2015, 01:50 ÖS

« önceki - sonraki »

Elçibey

Eki 08, 2015, 01:50 ÖS Last Edit: Eki 08, 2015, 09:36 ÖS by Elçibey
    
                                                                                       İslamiyet Öncesi Türk Devletlerinde Ordu ( Sü )                
 

   Bozkırda hayat bulan bütün Türk devletlerinde hemen hemen her Türk savaşa daima hazır durumda olduğu için ve askerliğe özel bir meslek gibi bakılmadığından Türk ordusu ile diğer bütün yerleşik ve orman uluslarının orduları arasındaki şu üç büyük fark hemen dikkat çeker.

1-Türk ordusu ücretli değildir.Diğer milletlerde askeri kuvvet çoğunlukla para ile tutulan askerlerden oluşurken(bu sistem günümüze kadar sürüp gelmiştir)Türklerde ordu,devletin doğal savunma gücü sayılırdı ve ''ordu millet''anlayışı yerleşikti.Bunun yanında daha çok ticari ilişkiler ile meşgul olan Hazar Devletinde ücretli askerler de istihdam edilmiştir.Ayrıca İlk ve Ortaçağ'larda  birçok Türk genci de Roma,Bizans ve Abbasi ordularında ücret karşılığı hizmet vermiştir.

2-Türk orduları daimidir.(kadın-erkek,yaşlı-genç)Herkes her an savaşabilecek durumda olup bu durum Bozkırlının en doğal yaşam tarzı icabıydı.Türklerin sporları,eğlenceleri ve avlanmaları bile askeri nitelikte ve eğitim amacı taşımaktaydı.Türk devletlerinde komutanlar ve emirlerindeki askeri güç her zaman savaşa hazır durumdaydı.Kağanların özel muhafız kıtalarının dışındaki merkez orduları,barış dönemlerinde de komutanın sorumluluğu altında bulunurdu.(mesela Köktürklerde bu komutanlar önce Tonyukuk ikinci olarak da Köl Tigindi.)

3-Türk orduları temelde süvarilerden(hafif atlı okçu)kuruludur.Atlı kuvvetler yanında yer alan ve daha ziyade yardımcı olarak görev yapan asker sayısı çok azdır.Genellikle de geri hizmet görevlerinde yayalar kullanılmıştır.Diğer milletler ise ordularını piyade birliklerinden meydana getirirler ve ağır zırhlar kullanırlardı.Süvari birliklerini de yine büyük oranda Türk etkisiyle oluşturmaya başladılar.Bu sebeple Türk ordularının yetiştirilme tarzı,hazırlık eğitimleri ve muharebe taktikleri diğer milletlerden çok farklıydı.

  Eski Türk ordusundaki en büyük askeri birlik 10.000 kişilik ''tümen''dir.Her tümen kendi içinde 1.000 er kişilik 10 ayrı bölüme ayrılmış ve her bin kişilik birliğin başında bir binbaşı bulunurdu.Bu 1.000 kişilik birlik de kendi içinde 100'er kişilik bölüme ayrılır ve her 100 kişilik birliğe bir yüzbaşı komuta ederdi.Yine bu 100 kişilik bölüm de 10'ar kişilik bölümlere ayılır ve bir onbaşı tarafından komuta edilirdi.Türk etkisindeki yabancı ordularda da görülen bu 10'lu teşkilatlanma ilk olarak M.Ö. Asya Hun Kağanı (İmparatoru) Mo-tun (Mete)döneminde tespit edilmektedir.Bu teşkilatlanma günümüz modern ordularının da teşkilatlanma temelini oluşturur.

  Bütün yerleşik milletlerde görülen hareketsiz kütle muharebesi yöntemine göre yetiştirilmiş,ağır teçhizatlı orduların aksine hafif silahlı ve hareketli süvarilerden kurulan Türk ordularının uyguladığı hızlı,şaşırtıcı ve ani saldırılara dayanan dağınık muharebe sisteminde birlikler arasındaki işbirliği ancak küçük birliklerin birbirleriyle olan bu iç bağları vasıtasıyla sağlanabilirdi.Ayrıca Sağ ve Sol(veya doğu ve batı) başbuğlarının yüksek idaresi altında eğitilen ve yine onların idaresinde savaşlara katılan orduların bu 10'lu sistem içinde,onbaşılardan tümen başılara doğru bir emir komuta zinciriyle birbirine bağlanması,eski Türk siyasi kuruluşlarını,sosyal bakımdan ayrılıkçı boysal kalıptan kurtarıp ''devlet'' bütünü haline getirmiştir. Demek ki 10'lu sistem sosyal ve idari bakımdan da çok önemli iki unsuru sağlıyordu:Biri devlet güçlerinin tümünün kabile,soy vb. ayrılıklarına bakılmaksızın 10'lu sisteme göre bölünerek ,merkezden tayin edilen komutanlar aracılığıyla en üstte tek sevk ve idareye bağlanması.(ki böylece herkesin birbirine yardımcı olduğu bir millet birliği meydana getiriliyordu)İkinci olarak da bütün idari görev sahipleri aynı zamanda asker olduklarından,ordunun görev ciddiyeti her türlü sivil,idari ünitelere yansıdığı için devlet mekanizmasının askeri disiplin içinde çalışması sağlanıyordu.Bu durum Türk devletinin askeri karakterini açıkladığı gibi,Türklere neden ''Ordu-Millet'' denildiğini de izah eder.Aynı zamanda ordunun neden Türk toplumunun iki temel unsurundan biri olduğunu da(diğeri ailedir)daha net olarak ortaya koyar.

  Türkler zamanın zorlu şartları içinde dahi yiyecek ve ikmallerini kolayca yapma çarelerini bulmuşlardı.Başka ordular askerlerini beslemek için gerilerinden binlerce baş sığır,koyun vb. sevketmek zorunda kalırken Türkler yiyecek ihtiyaçlarını et konservesi ile karşılıyorlardı.Konserve et Çin'de ve Avrupada ortaya çıkmadan yaklaşık olarak 750 yıl önce Türklerce biliniyordu.Latin yazarların Hunların ve hatta çok daha sonraları Macarların bile çiğ et yediklerinden bahsetmeleri,eğerlere bağlanarak çantalarda taşınan bu kurutulmuş et konservesini tanımamalarından kaynaklanıyordu.

 Her çağın gereğine göre en etkili silahlarla donatılmış Türk ordusunda en etkili silah ok ve yaydı.Ok ve yay bir av silahı olarak en eski çağlardan beri hemen her toplumda görülür ancak Türkler bu silahı etkili bir savaş silahı haline getirmiş ve kendi muharebe taktikleri için en iyi şekilde değerlendirmişlerdir.Hafif atlı okçu olan Türkler kendileri için daha güvenli olduğundan uzak muharebeyi tercih ederlerdi.Zaten menzil sağlayan ok ve yayın ana silah olarak kullanılması at üzerinde daha da uzun menzil ve atış gücü sağladığı için,Türk ordusu çok etkin bir savaş yürütme kabiliyetine sahipti.Ayrıca atlar da mobiliteyi sağlayan ve orduya hız kazandıran çok önemli bir unsurdu.Islıklı okları at üzerinde dört nala giderken her yöne atabilen hafif süvari özellikle düşman yaya birlikleri için çok tehlikeli oluyordu.Yakın muharebede ise kargı,kılıç,mızrak,süngü ve kalkan kullanırlar;birliklerine göre değişen şekillerde flama kullanırlardı.

 Savaş meydanlarında Türkler atlarının rengine göre belirli kanatlarda pozisyon alıyorlardı.Bunun dört kozmik cihetle ilgili olduğu öne sürülür.Savaş zamanında en çok çekinilen husus yağmur yağması ve yayların ıslanarak işe yaramaz hale gelmesiydi.Ta Orta Asya'dan beri Türklerin gece seferlerinde dolunayı ve açık havayı gözetmesinin temel sebebi budur.

                                                                                 ''Turan Taktiği''(Kurt oyunu)

  Büyük çoğunlukla atlı okçulardan kurulan muharebe birlikleri at sayesinde sağlanan hız ile ağır hareketli ve sık saflar halinde kütle muharebesi yapan ordulara karşı üstünlük kazanıyorlardı.Kendi taktiklerini uygulamak için ordularını daima saldırı esasına göre düzenleyen ve eğiten Türklerin savaşında en belirgin özellik düşman cephesinde şaşkınlık yaratan ''baskın''şeklindeki saldırılardı.Uzunca bir süre savaşmak gerektiği zamanlarda ise Türk birlikleri aldıkları emri icra ederken çarpışmanın ve muharebe sahasının durumuna göre kendi insiyatiflerine göre uygulayabilirlerdi.Bu durumda tam hareket serbestliği içinde aralıklarla dağılırlar ve tekrar birleşirlerdi.Bozkır savaş taktiğini iyi kavrayamayan Batılı ve Doğulu yazarlara ''düzensiz ve telaşlı'' gibi görünen savaş taktiği Türklerin en önemli avantajlarındandı.
 
  Bu savaş tarzının iki önemli unsuru vardı:Sahte ric'at ve Pusu...Yani kaçıyor gibi görünerek düşmanı pusu yerine kadar çekmek.Daha sonra ise çembere alıp yok etmek.Bu savaş taktiğine Türklerin eski yurdunun adından dolayı ''Turan Taktiği'' de denmektedir.Bu savaş taktiğini kurtların avlanma biçimini gözleyerek öğrenen ve uygulayan Türkler çok sonraki çağlarda da aynı taktiği kullanmıştır.(Malazgirt Savaşı,Niğbolu Savaşı ve Mohaç Savaşı)

  Türklerin eskiden beri uygulayageldikleri savaş stratejileri iki esasa dayanırdı:Keşif seferleri ve yıpratma savaşları.Ele geçirilmesi planlanan toprakların önceden küçük birliklerle gözden geçirilmesi bu topraklar ne kadar uzak olursa olsun ilk şarttı.Akıncılar vasıtasıyla düzenlenen keşif seferleri bazen yıllarca sürerdi.(Hunlar tarafından Orta Avrupa'nın zaptı,Oğuzlar tarafından Anadolu'nun fethi)Olumlu sonuç alınan keşif seferlerinden sonra yıpratma harekatına girişilirdi.Akıncı birliklerinden daha kalabalık sayıda askerlerle yapılan bu yıpratma savaşlarında düşmanın;yığınak merkezleri,önemli yol kavşakları,yiyecek ve malzeme depoları hedef alınarak savaşma gücü kırılırdı.(Çine karşı bitmek tükenmek bilmeyen akınlar,Malazgirt ve Dandanakan Savaşlarının hazırlık evreleri)

  Türk ülkesini emniyette tutmak ve ani baskınları önlemek için dört bir yana gözcü kuleleri ve ateş kuleleri(kargular)dikerler ayrıca sınır bölgelerinde belirli genişliklerde insandan ve askerden arındırılmış bölge bırakırlardı.Bu Türklerin savunma sistemlerinden biri gibi görülmektedir. Mo-tun böyle bir araziyi vermemiş ve savaş kararı almıştı.Bu durum toprağın Türkler için ne kadar kutsal olduğunu göstermektedir.Yine Attila '' Anatolios Barışı''nda(448) Tuna'nın güneyinde 5 günlük mesafeyi kaplayan arazinin Bizanslılar tarafından boşaltılmasını şart koşmuştur.Macarlardaki ''gyepü elve'' denilen sistem bu savunma düzeninin bir devamı niteliğindedir ve günümüzde Sırbistan sınırında uygulanmaktadır.

Süleyman ELÇİBEY Mesajı Paylaş
ZALİME ALP,MAZLUMA EREN...


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter