ABD Basını

Başlatan Sihirbaz, Mar 28, 2017, 03:20 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Sihirbaz

Voice of America-19.04.2018

New York Times, Dallas'a gitmek üzere New York'tan kalkan Southwest Havayolları'na ait Boeing 737 yolcu uçağının motorlarından birinin, kalkışın üzerinden yarım saat geçmeden havada patlamasıyla ilgili ayrıntılara geniş yer ayırıyor. Habere göre patlayan motora en yakın koltukta oturan bir kadın yolcu, patlamanın etkisiyle camın kırılması sonucu kısmi olarak kabinin dışına fırladı, ancak diğer yolcular aniden harekete geçerek yolcuyu kabine geri çekmeyi başardı. Kafasına, gövdesine ve boynuna aldığı ağır darbeler sonucu yaralanan 43 yaşındaki kadın yolcu, uçak indikten sonra kaldırıldığı hastanede can verdi. Uçak, patlama nedeniyle bir dakika içinde yüzlerce metre irtifa kaybetti. Yetkililer, uçağın pazar gecesi denetimden geçtiğini, ancak kazaya motor pervanelerindeki metal yorgunluğunun yol açmış olabileceğini söylüyor. Gazete, motorlarından birinin patlamasına rağmen uçağı Philadelphia'ya indirmeyi başaran kadın pilot Tammie Jo Shults'un Amerikan Donanması'nın ilk kadın savaş pilotlarından biri olduğunu bildiriyor. Yolcular, 1993 yılında ordudaki görevinden ayrılıp sivil havacılığa geçiş yapan 56 yaşındaki Shults'un paniğe kapılmadan uçağı indirmeyi başaran bir kahraman olduğunu söylüyor.

New York Times bugün ayrıca Başkan Trump'ın Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'la gerçekleştirmeyi planladığı görüşmeyle ilgili bazı ayrıntılara yer ayırmış. Gazete, Trump'ın, diplomatik girişimlerinin başarıyla ilerlememesi durumunda görüşmeleri iptal edebileceği ya da görüşmeler başladıktan sonra bile devam etmeyi reddedebileceğini söylediğini bildiriyor. Habere göre Trump, Japonya Başbakanı Şinzo Abe'yi ağırladığı Mar-a-Lago'da yaptığı açıklamada, "Eğer görüşmelerin somut sonuç vermeyeceğini düşünürsem gitmeyeceğiz ya da görüşmeye gittiğimizde verimli olmayacağını hissedersek yarıda kesip ayrılacağız. Başarılı olacağımızı sanıyorum. Ama bir sebepten başarı elde edemeyeceğimizi hissedersek geri çekileceğiz" şeklinde konuştu. Trump ayrıca Kuzey Kore'yle giderilmesi gereken meselelerden birinin bu ülkede tutuklu bulunan üç Amerikan vatandaşının serbest bırakılmasını sağlamak olduğunu söyledi. Başkan, tutuklu Amerikan vatandaşlarının serbest bırakılması için gayret gösterdiklerini ve olumlu gelişmelere dair bazı işaretler olduğunu, ancak bu meselenin çözümünün Kim Jong Il'le görüşmek için bir ön şart olmayacağını belirtti. Gazete, Kuzey Kore'ye bazı ödünler vermesi yönünde baskı yapmamasının, Trump'ın daha birkaç ay önce savaş açmakla tehdit ettiği bir ülkenin lideriyle görüşerek tarihe geçmek için ne kadar azimli ve istekli olduğunu gösterdiğini yazıyor.

Washington Post ise Başkan Trump ve Kongre'nin Suriye meselesi üzerinde anlaşmazlık içinde olduğuyla ilgili bir değerlendirmeye yer veriyor. Gazete, Başkan Trump'ın Suriye'den çıkma planlarının ve Suriye'yle ilgili net ve somut bir yol haritası olmamasının Kongre'deki her iki partiyi de kaygılandırdığını yazıyor. Değerlendirmeye göre özellikle Cumhuriyetçi Partili Kongre üyelerinin seslerini duyurma çabaları, kimyasal silah saldırısına verilen askeri yanıt ve sonrasında Kongre'de Suriye'yle ilgili kaygıların ne kadar su yüzüne çıktığının bir göstergesi. Kongre üyelerine göre Esat'ın iktidarı elinde tutması, Suriye'deki bölünmüşlüğün, istikrarsızlığın ve militanların yeniden güç toplama riskinin devam edeceği anlamına geliyor. Senato ve Temsilciler Meclisi'nin dış ilişkiler komisyonlarında Amerika'nın Suriye stratejisi üzerine yapılan oturumlarda Kongre üyeleri en çok, Amerika'nın Suriye'ye yönelik planının nasıl şekillendirilmesi gerektiği üzerinde durdu. Kongre'nin ortak görüşü, "Amerika'nın askerlerini geri çekme fikri ne kadar cazip olursa olsun Suriye'ye yönelik askeri ve diplomatik bir taktikten yoksun olmak, meydanı Rusya ve İran'a bırakmak anlamına gelir," şeklinde.

Washington Post'ta bugün ayrıca Küba'da iktidarı Raul Castro'dan devralması beklenen yeni Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel'le ilgili bir haber yer alıyor. Gazete, 60 yıl sonra ilk kez Castro ailesi dışından bir liderin Küba'da dizginleri eline alacağının altını çizen gazete, Diaz-Canel'in aslında çok uzun zamandır bu göreve hazırlandığını yazıyor. Ancak habere göre Küba'nın yeni liderinin ülkede değişim rüzgarları estireceğini düşünmek, yanlış olur. Bunun nedeni, Diaz-Canel'in ekonomik değişime hızlı bir ivmeyle girmemek gerektiği şeklindeki görüşü. Ancak yeni devlet başkanının Komünist Parti'nin ideolojisiyle, ülkedeki ekonomik durgunluktan bıkan ve gerek sosyal, gerekse ekonomik reform talebinde bulunan Küba halkının kaygılarını dengelemesi gerekecek. Raul Castro'nun devlet başkanlığı görevini devretmesine rağmen Komünist Parti'nin başında kalmaya devam etmesi ise Castro etkisinin Küba'da hala hissedileceği anlamına geliyor. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-20.04.2018

Washington Post, geçen Mayıs ayında Başkan Trump tarafından görevden alınan FBI eski Başkanı James Comey'nin Trump'la yaptığı görüşmelerin hemen sonrasında ayrıntıları kaleme aldığı ve dün Adalet Bakanlığı tarafından Kongre'ye gönderilen notlarıyla ilgili yankıları aktarıyor. Gazete, Comey'nin bazı bölümleri sansürlenen notlarının Donald Trump'ın Beyaz Saray'ında olup bitenleri farklı bir bakış açısıyla aktardığını yazıyor. Habere göre notların sansürlenmemiş kısımları, Temsilciler Meclisi'nden üç komisyonun üyelerine verilecek ve üyeler, notları bugün Kongre binasında güvenli ve gizli bir mekânda inceleyecek. Gazete, Comey'nin notlarından bazı örnekler de aktarıyor. Örneğin notların biri, Başkan Trump'ın ilk Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn'in muhakeme becerileriyle ilgili bazı şüpheleri olduğunu yansıtıyor. Comey'e göre Trump ayrıca 2013 yılında Moskova'da Rus hayat kadınlarıyla vakit geçirdiği iddialarını saplantı haline getirmiş ve FBI Başkanı'ndan bu iddiaları çürütmesini istemiş.

Washington Post bugün ayrıca senatörlerin Senato'ya bebekleriyle gelmelerine izin veren yasanın kabul edilmesinden bir gün sonra on günlük bebeğiyle birlikte Trump'ın NASA başkan adayına karşı oy kullanmak için Senato'ya gelen Illinois eyaleti Demokrat Parti Senatörü Tammy Duckworth'ü ana sayfasına taşımış. Gazeteye göre senatörlerin bir yaşından küçük çocuklarıyla birlikte Senato'da oy kullanmaya gelebilmelerinin önünü açan değişiklik, Amerikan hükümetinin en "sabit fikirli" kurumlarından biri olan Senato'daki kültür farklılığı çatışmalarını su yüzüne çıkarıyor. 84 yaşındaki Cumhuriyetçi Partili Utah Senatörü Orrin Hatch'in "Peki Senato'ya on bebek gelirse o zaman ne yapacağız?" şeklindeki açıklaması büyük tepki çekmişti. Şu anki Senato'nun Amerikan tarihinin yaş ortalaması en yüksek Senato'su olduğuna dikkat çeken gazete, kadın senatör sayısı arttıkça ve yaş ortalaması düştükçe gelenekler, teknoloji ve cinsiyet gibi konulardaki kuşak çatışmasının kızışmasının beklendiğini yazıyor.

New York Times ise New York'un eski belediye başkanlarından Rudy Giuliani'nin Başkan Trump'ın hukuk ekibine katılacağını yazıyor. Gazete, Trump'ın uzun yıllardır yakın arkadaşı olan Giuliani'nin amacının Rusya soruşturmasını bir an önce çözüme kavuşturmak olduğunu bildiriyor. Habere göre Giuliani, ekibe katılmak üzere beraberinde Florida'dan iki eski federal savcıyı da getirecek. Trump'ın hukuk ekibi, özel savcı Robert Mueller'ın yürüttüğü Rusya soruşturmasıyla ilgilenmenin yanı sıra FBI'ın kısa süre önce Trump'ın kişisel avukatı Michael Cohen'in evine, otel odasına ve bürosuna yaptığı baskının Başkan açısından oluşturacağı hukuki tehdidi bertaraf etmekle de sorumlu. Konuyla yakın ilgisi olanlara göre Trump, avukatı Michael Cohen'in ev, otel odası ve bürosunda ele geçirilen belgelerin oluşturacağı hukuki tehdidi, Rusya soruşturmasından daha ciddi bir tehlike olarak görüyor. Bunun başlıca nedeni, Trump ve ekibinin FBI'ın baskında hangi belgelere el koyduğunu bilmemesi. New York Belediye Başkanlığı'ndan önce Adalet Bakanlığı'nda savcı olan ve Manhattan'da da savcılık yapan 73 yaşındaki Giuliani, uzun süredir küresel çapta danışmanlık faaliyetleri yürütüyor.

Los Angeles Times ise Amerika ve Kuzey Kore arasında yapılması planlanan doğrudan görüşmeler öncesinde yaşanan bazı gelişmelerin ayrıntılarına yer ayırıyor. Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in'in görüşmeyle ilgili iyimser bir yaklaşım sergilediğini aktaran gazete, Moon'un Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanma konusunda ciddi olduğunu söylediğini bildiriyor. Habere göre Moon Jae-in, Amerika Kore Yarımadası'ndaki askerlerini çekmeyi reddetse bile Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanmaya yönelik adım atma konusunda istekli olduğunu söyledi. Amerika'nın şu anda Kore Yarımadası'nda yaklaşık 28 bin askeri bulunuyor. Moon ayrıca geçen yıl yaptığı balistik füze denemeleriyle tüm dünyayı ayağa kaldıran Kuzey Kore'nin Amerika'yı rahatsız edecek şartlar öne sürmeden "tam nükleer silahsızlanma"yı kabul etmeye razı olduğunu kaydetti. Güney Koreli lider, yaptığı açıklamada, Kuzey Kore'nin tek isteğinin kendisine yönelik düşmanca politikaların sona erdirilmesi ve güvenliğinin tehdit edilmeyeceğine dair güvence alması olduğunu kaydetti.
Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-23.04.2018

Washington Post, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Amerika'ya yapacağı resmi ziyaretin ayrıntılarına yer veriyor. Gazete, Macron'un Başkan Trump'la yapacağı görüşmelerin ana gündem maddelerinin İran nükleer anlaşması, iklim değişikliği, Rusya, Kuzey Kore ve terörle mücadele olacağını bildiriyor. Habere göre Macron, Amerika'nın Suriye'deki askerlerini planlanandan erken çekmemesi için Başkan Trump'tan garanti almak istiyor. Macron, Fox Televizyonu'na verdiği demeçte, "IŞİD'le savaşı sona erdirdiğimiz gün Suriye'den çekilirsek meydanı İran rejimine bırakmış oluruz. İran yeni bir savaş açar, yeni teröristleri körüklemeye başlar" şeklinde konuştu. Ancak gazete, Macron-Trump görüşmelerinde Suriye meselesinin ikinci plana atılacağını ve iki liderin öncelik listesinde ilk sırayı İran'ya yapılan nükleer anlaşmanın alacağını öngörüyor. Trump, "kötü bir anlaşma" olarak nitelediği İran nükleer anlaşmasının "düzeltilmesini," bu talep yerine getirilmediği takdirde anlaşmadan çekileceğini söylüyor. Anlaşmada imzası bulunan Fransa, İngiltere ve Almanya ise buna karşı çıkıyor ve anlaşmanın değiştirilmeyeceği konusunda ısrar ediyor. Macron'un Washington ziyaretinin Trump'ın anlaşmaya ilişkin varacağı nihai kararı etkilemesi ise beklenmiyor. Gazete ayrıca Macron'un Trump'la kurduğu ilişkinin ayrıntılarını da aktarıyor. Siyasi uzmanlara göre örneğin Almanya Başbakanı Angela Merkel'in tersine dünya liderleriyle ilişkilerine pragmatik bir açıdan yaklaşan Macron, ülkesinin bir numaralı müttefiki olan Amerika'nın başkanıyla sıkı ilişkiler geliştirmeyi bir zorunluluk olarak görüyor. Trump'la yakınlaşmanın yolunun Amerikan başkanını pohpohlamaktan geçeceğine inanan Macron, geçen sene Fransa'yı ziyaret eden Trump'ı 14 Temmuz Bastille Günü kutlamaları sırasında adeta "krallar gibi" ağırlamıştı. Misafir ağırlama sırasının bu sefer Trump'ta olduğunu yazan gazete, iki liderin eşleriyle birlikte Amerika'nın ilk başkanı George Washington'un Washington yakınlarındaki evi Mount Vernon'da akşam yemeği yiyeceğini, yarın ise resmi temaslara başlayacaklarını bildiriyor.

Washington Post bugün ayrıca IŞİD kontrolünden altı ay önce geri alınan Rakka'daki son durumu aktaran bir özel habere yer veriyor. Gazete, savaşın yarattığı enkazın henüz temizlenmediği Rakka'da halkın yeniden yapılanma için hem azimli olduğunu, ancak umutsuzluğun da baş gösterdiğini yazıyor. Habere göre Rakka'ya henüz su ve elektrik hizmeti verilemiyor. IŞİD militanlarının kentin dört bir yanına gizledikleri patlayıcılar da henüz temizlenmedi. Gazete, Rakka'daki hasarı giderme ve kenti yeniden inşa etme sürecinin bir türlü başlayamamış olmasının ardında "kentimizi Amerika yıktı ama şimdi yeniden inşa etmeye yanaşmıyor" şeklinde bir algı oluştuğunu bildiriyor. Şubat ve Ekim 2017 arasında Amerika'nın hava saldırılarına maruz kalan kentte 11 bin binanın çok büyük hasar gördüğü sanılıyor. Amerikalı komutanlara göre geçen yıl Rakka'yı IŞİD'in elinden almak için verilen savaş, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bir kent merkezinde meydana gelen en ağır ve yoğun savaş olma özelliği taşıyor. Kimi uzmanlarsa, Amerika'nın Rakka'nın yeniden inşası için gereken yapılanmayı oluşturmayı ağırdan almasının, kentin kapılarını Esat'a ya da IŞİD benzeri bir başka İslamcı örgüte açmak olacağı görüşünde.

New York Times ise Afganistan'ın başkenti Kabil'de seçmen kaydı yaptırılan bir merkeze düzenlenen ve 57 kişinin ölümü, 119 kişininse yaralanmasıyla sonuçlanan intihar saldırısının ayrıntılarına yer veriyor. Gazete, saldırının, Afganistan'da uzun süredir geciken meclis seçimlerini baltalama amacının bir parçası olduğunu yazıyor. Habere göre Afganistan'da ekim ayında yapılması planlanan genel seçimlere ilgi son derece düşük. Bunun bir nedeni, geçmişte yapılan seçimlere hile karıştırılmış olmasının seçmenleri bezdirmesi. Bir diğer nedense son intihar saldırısının ortaya koyduğu üzere seçmenlerin sandık başına gitmenin güvenli olmayacağını düşünmesi. Öte yandan seçmen kayıt işlemlerinin başlamasının üzerinden bir hafta geçmeden Afganistan'ın batısındaki Gor ilinde seçmen kayıt merkezlerinde görev yapan yetkililer kaçırıldı, kuzeybatıdaki bir merkeze roket saldırısı düzenlendi, Celalabad'da bir seçmen kayıt merkezinde koruma görevi yapan iki polis ise motosikletli saldıranların ateş açması sonucu öldü. Gazete, koalisyon hükümetinin, geçmişteki seçimlere gölge düşüren hile ve usulsüzlüklerin tekrarlanmamasının yollarını aradığını, bu nedenle Afganistan'daki genel seçimlerin üç yıldır ertelendiğini hatırlatıyor.

New York Times'ın bir başka ana sayfa haberiyse Sudan'daki gizli polis örgütünün Avrupa'ya yönelik göçmen akışını engellemede oynadığı rolle ilgili. Gazete, 2016'dan bu yana Avrupa'ya giriş yapan göçmen sayısının yarıya indiğini, ancak bunun ahlaki bedelinin ağır olduğunu yazıyor. Bunun nedeni, Avrupa'nın göçmen akınını engellemek için sınır korumacılığını Sudan gibi insan hakları sicili kötü ülkelerin taşeronluğuna bırakması. Habere göre Doğu Afrika'dan Avrupa'ya uzanan göç yollarını kesmekle görevli Sudan gizli polisi, kendini "Avrupa'nın güney sınırlarının koruyucuları" olarak kabul ediyor. Sudan'ın gizli polis teşkilatıysa göçmenlere işkence yapmak başta olmak üzere çeşitli insan hakları ihlalleriyle suçlanıyor. Ancak Avrupa ve Sudan arasında ilk bakışta hemen fark edilmeyen bir çıkar ilişkisi var. Avrupa, sınırlarını göçmen akışına kapatmak istiyor. Göçmenlerin Libya'ya, oradan da Batı'ya uzanan göç yolunun ortasında bulunan ve Avrupa'dan uzun yıllardır dışlanan Sudan'nın isteğiyse kendisine yönelik bu tecrit politikasının sona ermesi. Batılı ülkeler, Sudan'a silah ambargosu uygulamayı sürdürüyor. Gazete, Avrupa Birliği'nin Sudan'a doğrudan mali yardım yapmasa da bağımsız hayır kurumları ve yardım örgütleri üzerinden ülkeye 106 milyon Euro para aktardığını, bazı uzmanlara göre bunun Avrupa'nın insan haklarını hiçe sayan bir güce destek vermesi anlamına geldiğini bildiriyor. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-24.04.2018

Dün Kanada'nın Toronto kentinde bir kamyonetin öğlen saatlerinde kalabalığın arasına kasten girerek 10 kişinin ölümüne, 15 kişinin de yaralanmasına neden olduğu olayın ayrıntıları, Amerikan basınında geniş yer buluyor. Washington Post, dünyanın en güvenli kentlerinden biri olarak bilinen Toronto'da yaşanan saldırıdan sonra yetkililerin yaptığı açıklamada, olayın ulusal güvenlikle bağlantısı olmadığının sanıldığı, ancak saldırganın amacının ne olduğunun henüz bilinmediğini yazıyor. Kamyonetin sürücüsünün 25 yaşındaki Alek Minassian olduğunu açıklayan polise göre saldırganın suç sicili bulunmuyor. Gazete, daha önce de Nice, Londra ve New York'ta motorlu araçlarla terör saldırıları düzenlendiğini hatırlatıyor, ancak böylesi saldırıların her zaman terör bağı olmadığının altını çiziyor. Habere göre saldırının yaşandığı bölgenin Toronto Belediye Meclisi'ndeki temsilcisi, "Bugün masumiyetimizi kaybettik. Toronto'da genellikle dünyanın başka bölgelerindeki şiddet eylemlerinin dışında olduğumuzu düşünürüz. Toronto'yu şiddetin uğrayacağı bir yer olarak görmeyiz" şeklinde konuştu. Ancak Kanadalılar, her ne kadar ülkelerindeki suç oranının düşük olduğu ve etnik çeşitliliğin kabul gördüğüyle övünse de bazı uzmanlar, Kanada'nın Avrupa ve Amerika'yı vuran şiddet eylemlerinden muaf olmayacağını vurguluyor.

Washington Post bugün ayrıca Gazze'de yükselen şiddet dalgasının ekonomik nedenlerine dikkat çekiyor. Gazzelilerin geçim sıkıntısı çektiğini ve gündelik masrafları karşılamakta zorlandığını yazan gazete, bölgedeki intihar oranınınsa giderek yükseldiğini bildiriyor. Ekonomik darboğazın bir başka etkisiyse eğitimde görülüyor. Habere göre Gazze İslam Üniversitesi'nde eğitim gören öğrencilerin üçte biri, eğitim harcını ödeyemedikleri için son dönem okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Bölgedeki işsizlik oranıysa son derece yüksek. Filistin Ticaret Merkezi, Gazze'deki işsizlik oranının yüzde 50 olduğunu, 20-24 yaş arası gençlerin yüzde 68'ininse iş bulamadığını bildiriyor. Habere göre tüm bu olumsuzlukların başlıca nedeni, İsrail ablukası. İsrail, güvenlik gerekçesiyle bölgedeki giriş ve çıkışları ve ticareti sıkı denetim altında tutuyor. Ancak Gazzeliler, yaşadıkları geçim sıkıntısından sadece İsrail'i değil, temel kamu hizmetlerini sunmayı başaramayan Hamas'ı ve Gazze'de çalışanların maaşlarını kestiği için Batı Şeria'daki Filistin Yönetimi'ni da sorumlu tutuyor. Gazete, Birleşmiş Milletler'in ve hatta İsrailli güvenlik yetkililerinin son aylarda uyarılarda bulunmaya başladığını, ekonomik çöküşün eşiğinde olan Gazze'de her an patlak verebilecek bir insani krizin şiddet eylemlerini körükleyeceğini bildiriyor.

New York Times ise Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Washington'a yaptığı resmi ziyaretin ayrıntılarına yer ayırıyor. Gazete, Macron'un, üç yıl önce İran'la varılan nükleer anlaşmadan çekilmemesi için Başkan Trump'a yoğun baskı yapacağını bildiriyor. Habere göre Macron'u, Almanya Başbakanı Angela Merkel izleyecek. Merkel, Trump'la Macron kadar yakınlık kurmamış olsa da cuma günü yapacağı ziyarette nükleer anlaşmayla ilgili olarak benzer mesajlar verecek. Trump, süresi on yıl sonra dolacağı, İran'ın füze geliştirme kapasitesini ve Ortadoğu'yu istikrarsızlığa sürükleme niyetini engellemediği gerekçesiyle anlaşma şartlarının Amerika'nın çıkarlarına uymadığı görüşünde. Gazete, son haftalarda Amerikalı ve Avrupalı müzakerecilerin İran'ın balistik füze programını kontrol altına alma konusunda ilerleme kaydettiğini, ancak anlaşmayı 2025 sonrasına taşıma üzerinde görüş ayrılıkları yaşadığını bildiriyor. Öte yandan yetkililer, Trump'ın Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'la yapacağı görüşmenin arifesinde İran anlaşmasından çekilmek gibi bir adım atmasının, Kim'le anlaşmaya varmayı zora sokacağı görüşünde.

Los Angeles Times ise pazar günü Tennessee eyaletinin Nashville kentindeki Waffle House restoranına sabaha karşı düzenlediği saldırıda dört kişiyi öldüren ve 34 saat süren takipten sonra yakalanan 29 yaşındaki Travis Reinking'le ilgili ayrıntıları aktarıyor. Gazete, Reinking'in son yıllarda giderek tuhaflaşan davranışlar sergilediğini, hatta akrabalarına, pop yıldızı Taylor Swift'in kendisini takip ettiğinden şüphelendiğini söylediğini yazıyor. Habere göre saldırganın sergilediği bir başka tuhaf davranışsa geçen yıl üzerinde pembe bir kadın paltosuyla kamuya açık bir havuza atlaması ve cinsel organını havuzda görevli cankurtaranlara teşhir etmesi. Reinking'in saldırıyı neden düzenlediği, henüz anlaşılmış değil. Polisin yaklaşması üzerine direnç göstermeyen ve yakalandığında avukat talebinde bulunan saldırgan, herhangi bir açıklama yapmadı. Öte yandan saldırganın babası Jeffrey Reinking'in de, ateşli silah sahibi olma izni geçen yıl iptal edilen oğluna silah temin etmekle ve bu şekilde federal ateşli silah yasalarını çiğnemekle suçlanması söz konusu. Ağustos ayında silah bulundurma izni iptal edilen saldırgan, silahlarını yetkili makamlara teslim etmiş, ancak silahlar, silah bulundurma izni ve yasal hakkı olduğu için saldırganın babasına iade edilmişti. Tennessee eyaletine geçen yıl yerleşen, evde eğitim gören, dindar bir aileden gelen saldırgan, geçtiğimiz Temmuz ayındaysa Beyaz Saray yakınında giriş izni olmayan bir bölgeye girdiği için Gizli Servis tarafından gözaltına alınmıştı. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-25.04.2018

Washington Post, Başkan Trump'ın Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'la yaptığı temasların sonucunda İran nükleer anlaşmasını yeniden gözden geçirmeye istekli olabileceğinin sinyallerini verdiğini yazıyor. Ancak gazete, Trump'ın yine de "saçmalık" olarak tanımladığı anlaşmanın şartlarını şiddetle eleştirmekten geri kalmadığını bildiriyor. Habere göre Trump ayrıca Macron'la düzenlediği ortak basın toplantısında Amerika'yı tehdit etmesi halinde İran'ın çok ağır bir bedel ödeyeceğini kaydetti. Öte yandan Amerika ziyareti sırasında Macron'un İran nükleer anlaşmasını savunmak yerine anlaşmanın bazı şartlarını yeniden gözden geçirip destekleyici bir anlaşma daha imzalayarak Trump'ın kaygılarını gidermeye odaklandığı dikkatlerden kaçmıyor. Gazeteye göre Trump'ın kendisini "alışılmışın dışında bir iş bitirici" olarak gördüğüne inanan Macron, bunun avantajını kullanıp Trump'ı ikna etme yolunu deniyor. Macron'un basın toplantısı sırasında "Mesele anlaşmayı yırtıp atmak değil, tüm kaygılarımızı giderecek bir yan anlaşma oluşturmak" şeklinde kullandığı ifade, Fransa Cumhurbaşkanı'nın İran anlaşmasına ilişkin tavrının özeti niteliğinde. Habere göre Amerika ve Avrupa arasında varılacak yan anlaşmalar, İran'ın askeri tesislerinin denetimini ve füze denemelerinde belli bir eşiği aşması durumunda yaptırım uygulanmasını öngörebilir. Ancak olası yan anlaşmaların, varılan uluslararası kararı değiştirmesi ve Rusya ve Çin açısından bağlayıcı olması beklenmiyor. Trump'ın anlaşmayı en azından şimdilik korumasını sağlamak, söz konusu yan anlaşmaların temelini oluşturuyor.

Amerikan basını Trump-Macron görüşmelerinin yanı sıra bugün ayrıca Başkan Trump'ın Eski Muharipler Bakanlığı'na aday gösterdiği Beyaz Saray Baş Hekimi Tuğamiral Ronny Jackson'la ilgili tartışmalara yer ayırıyor. Bu konudaki haberi ana sayfasına taşıyan New York Times, Trump'ın bakan olarak aday gösterdiği Jackson'la ilgili bazı iddiaların gündeme gelmesi nedeniyle bugün Senato'da yapılması gereken onay oturumunun süresiz olarak ertelendiğini bildiriyor. Habere göre Jackson'la ilgili bazı iddialar arasında görev başında alkol tüketmesi, yanında çalışan elemanlara yönelik küçümseyici ve hatta aşağılayıcı davranışlar sergilemesi ve reçeteyle erişilen bazı ilaçları gereğinden fazla yazması var. Trump, dün Fransa Cumhurbaşkanı Macron'la düzenlediği basın toplantısı sırasında Jackson'la ilgili iddialara da değindi ve "ben onun yerinde olsam çekilirdim, kamuoyunun gözü önünde bu kadar çok istismara maruz kalmayı kabul etmezdim" dedi. Ancak gazete, Jackson ve Trump'ın dün akşama doğru yaptıkları görüşmeden sonra Trump'ın farklı bir tavır sergileyerek adayının arkasında durduğunu açıkladığını bildiriyor. Jackson'ın adaylığıyla ilgili iddiaların gün yüzüne çıkmasından sonra Kongre'de sadece Demokratlar'ın değil, her iki partinin de çekince içinde olduğu gözleniyor. İddialar, Senato Eski
Muharipler Komisyonu'nun Jackson'la birlikte görev yapan 20'den fazla bakanlık yetkilisiyle yaptığı görüşmeler sonrasında ortaya çıktı. Kongre üyeleri aynı zamanda Savunma Bakanlığı'ndan sonraki en büyük federal daire olan, 360 bin kişinin çalıştığı, 186 milyar dolar bütçeli Eski Muharipler Bakanlığı'nın Jackson gibi yöneticilik deneyimi kısıtlı biri tarafından yönetilmesine de sıcak bakmıyor.

Los Angeles Times ise Çevre Koruma Dairesi EPA Başkanı Scott Pruitt'in çevreyi korumaya, hava ve su temizliği sağlamaya yönelik yeni kısıtlamalar getirilirken bilimsel çalışmaların göz önünde bulundurulmasının yasaklanması şeklinde bir öneri getirdiğini bildiriyor. Habere göre Amerika'nın önde gelen araştırma kuruluşları, Pruitt'in bilimsel verileri göz ardı etme önerisine sert tepki gösterdi. Kuruluşların yaptığı açıklamada, federal hükümetin hayati önem taşıyan bilimsel verilere erişiminin kesilmesinin, bilimi siyasi manipülasyona açmak anlamına geldiği ifadesi yer aldı. EPA'in en çok çevre politikalarının insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmalara erişimi hedef aldığına dikkat çeken gazete, bugünkü başyazısını da bu konuya ayırmış. Gazete, "Pruitt Denetlemesi Gerekenlere Hediye Veriyor" başlıklı yazıda Çevre Koruma Dairesi'nin bilimsel verilere ilişkin sisteminin ayrıntılarını aktarıyor ve daire başkanının görevini nasıl kötüye kullandığını açıklıyor. Başyazı şöyle devam ediyor: "Hava ve suyu kirleten faktörlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen mevcut araştırmalar, bireylerin gizli sağlık kayıtlarına dayandırılıyor. Oysa Pruitt, bireysel gizliliğe dayalı araştırmaların kullanılamayacağı önerisi getiriyor. Pruitt, şeffaflıktan yana olduğu için bu öneriyi getirdiğini iddia ediyor. Pruitt bir süre önce de motorlu araçların daha yüksek emisyon standartlarına uyması dahil çoğu Obama dönemine ait 20'den fazla kural ve kısıtlamayı geri çekme önerisi getirmişti. Bunların yanı sıra vergi mükelleflerinin cebinden lüks seyahatlere çıkan, özel işleri için bile koruma ordusu talep eden, petrol lobicilerinden fayda sağlayan Pruitt, görevi bırakmalı." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-26.04.2018

Washington Post, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un üç günlük Washington temaslarını sonlandırmadan önce Kongre'nin her iki kanadına hitaben yaptığı konuşmanın ayrıntılarını aktarıyor. Gazete, Macron'un Başkan Trump'la Beyaz Saray'da sarmaş dolaş pozlar verdiğini, Amerikan başkanıyla yakınlığının iki ülke arasındaki sağlam bağları temsil ettiğini gösterdiğini, ancak Kongre'deki konuşmasında çok daha farklı bir tablo sergilediğini yazıyor. Habere göre Macron, Kongre konuşmasında, aşırı milliyetçilik ve tecritçiliğin tehlikelerine dikkat çekti, iklim değişikliğine ilişkin bilimsel verilere kulak verilmesi gerektiğini söyledi ve uluslararası liberal düzeni savundu. Gazete, Macron'un bu şekilde 'Trumpçılık' olarak adlandırılabilecek ilkeleri kapsamlı bir şekilde reddettiği yorumunda bulunuyor. Tecritçiliği hedef alan ve Amerika'yı sınırların ve duvarların ötesine bakmaya çağıran Macron, konuşmasında, "Tecritçiliği seçebiliriz, ama dünyaya kapıları kapatmak, dışarıdaki devrimi durdurmayacaktır" dedi. Trump'ın hoşlandığı bazı baskıcı liderleri de üstü kapalı olarak eleştiren Macron, "Milliyetçilik yanılsamalarına ve bazı yeni güçlere olan hayranlığı paylaşmıyorum" şeklinde konuştu. Macron'un iklim değişikliğine ilişkin sözleriyse Demokrat Kongre üyelerinden büyük alkış aldı. Trump'ın bozmak istediği İran nükleer anlaşmasıyla ilgili olarak daha önce "B Planı yok" diyen Macron, bu sefer aynı mesajı çevre konusunda verdi ve "B gezegeni yok" dedi. "Kimileri mevcut sanayilerin ve işlerinin korunmasının, ekonomilerimizi küresel değişimin zorluklarına uyum sağlar hale getirmekten daha acil olduğunu düşünüyor. Ama uzun vadede hepimiz aynı gerçeklikle yüzleşeceğiz" diyen Macron, iklim konusundaki sözlerini, "Amerika eminim bir gün Paris anlaşmasına geri dönecek" şeklinde tamamladı. Washington Post yazarlarından Rick Moack, Kongre'deki konuşmasında serbest ticaret, iklim değişikliği, İran anlaşması, milliyetçilik, tecritçilik, liberal dünya düzeni ve eşitsizlikleri gündeme taşıyan Macron'un, eski Başkan Obama'nın konuşmalarını andırdığı yorumu yapıyor.

New York Times ise Başkan Trump'ın nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelere yönelik seyahat yasağını görüşen Anayasa Mahkemesi'nin alacağı kararla ilgili habere yer veriyor. Gazete, federal mahkemelerde hukuki engellere takılan ve içeriği üç kez değiştirilen yasağın son halinin, Anayasa Mahkemesi'nin muhafazakar beş üyesi tarafından onaylanacağının sinyalleri olduğunu yazıyor. Habere göre göçmen hakları örgütleri, mahkeme başkanı John G. Roberts ve yargıç Anthony Kennedy'nin de dört liberal üyeye katılıp, yasağın ayrımcı niteliğinin anayasaya aykırı olduğu hükmüne varmasını bekliyordu. Ancak Trump Yönetimi'ni temsilen konuşan Baş Adli Müşavir Noel Francisco, yasağın Müslümanlar'a yönelik olmadığını, çünkü 50'den fazla Müslüman ülke vatandaşlarının çok büyük çoğunluğunun yasak kapsamına alınmadığını öne sürdü. Başkan Trump'ın seyahat yasağının son hali, İran, Libya, Suriye, Yemen, Somali, Çad, Venezuela ve Kuzey Kore'yi kapsıyordu. Ancak Çad daha sonra listeden çıkarılmıştı. Gazete her ülkeye yönelik kısıtlamalar farklılık göstermekle birlikte Trump'ın kararnamesiyle bu ülke vatandaşlarının Amerika'ya göç etmesinin, Amerika'da çalışmasının, eğitim görmesinin ya da tatil yapmasının yasaklandığını hatırlatıyor.

Wall Street Journal ise Mart ayında sosyal medya devi Facebook'un kullanıcı gizliliğini ihlal ettiğinin ortaya çıkmasıyla patlak veren Cambridge Analytica krizine rağmen firmanın yüksek düzeyde gelir ve kar oranı açıkladığını bildiriyor. Gazete, Facebook'un, 2016 başkanlık seçimlerinden bu yana 17 aydır Rusya'nın müdahalesinden kullanıcı gizliliği ihlaline birçok kriz atlattığını ve açıkladığı son gelir raporuyla hala dijital ekonominin merkezi konumunda olduğunu bir kez daha gösterdiğini yazıyor. Habere göre Facebook son çeyrekte net gelirinin yüzde 63 artarak 5 milyar dolara yükseldiğini açıkladı. Geçen yıl aynı dönemde elde edilen net gelirse 3 milyar doların biraz üzerindeydi. Facebook ayrıca 2018'in ilk üç ayında kullanıcı bünyesine ayda 70 milyon yeni kullanıcı ekledi. Böylelikle 2017 sonunda kullanıcı sayısı 2,13 milyarken bu sayı şu anda 2,2 milyara yükselmiş durumda. Facebook hisseleriyse dün yüzde 7 oranında değer kazandı. Gazete, Facebook'un açıkladığı kazanç raporunun, siyasi veri firması Cambridge Analytica'yla olan bağlarının verilere nasıl yansıdığına dair bir "ilk bakış" özelliği taşıdığı yorumunda bulunuyor, ancak esas kriz Mart'ta sona eren ilk çeyrekten sonra patlak verdiği için tam etkiyi görmenin zaman alacağını öngörüyor. Facebook'un gündelik işleyişinden sorumlu COO'su Sheryl Sandberg ise yaptığı açıklamada kullanıcı gizliliğiyle ilgili tartışmalara rağmen reklam gelirinde ciddi bir düşüş yaşamadıklarını söyledi. Uzmanlara göre Facebook'a reklam veren şirketler, kullanıcı gizliliğinin ihlali meselesini çok ciddiye almalarına rağmen "bekle-gör" politikası güdüyor ve reklamlarını hemen çekmek gibi fevri adımlar atmaktan kaçınıyor. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-27.04.2018

Washington Post, Andrea Constand'a yönelik üç ayrı cinsel saldırıdan suçlu bulunan ünlü komedyen Bill Cosby'nin 30 yıla varan hapis cezasıyla karşı karşıya kalabileceğini bildiriyor. Gazete, 1980'li yılların en sevilen televizyon dizilerinden Cosby Show'un başrol oyuncusu olan ve canlandırdığı karaktere atfen yıllarca "Amerika'nın Babası" olarak anılan 80 yaşındaki Cosby hakkındaki kararın, mahkeme salonunda sevinç çığlıkları ve gözyaşlarıyla karşılandığını yazıyor. Habere göre şimdiye kadar en az 60 kadın, Cosby'nin kendilerini ilaçla bayıltarak cinsel saldırıda bulunduğunu iddiasıyla şikayetçi olsa da sadece Temple Üniversitesi kadın basketbol takımının eski yetkililerinden 45 yaşındaki Andrea Constand'ın açtığı dava, Cosby'nin suçlu bulunmasıyla sonuçlandı. Gazete ayrıca Cosby'nin 1980'lerde ünlü televizyon dizisinin popülerliği sayesinde oluşturduğu itibarının 2000'li yıllarda sarsılmaya başladığını da hatırlatıyor. Bunda, Cosby'nin siyah gençlerin ahlak anlayışlarını aşağılayan üslubunun büyük tepki çekmesi, çok sayıda üniversitenin verdiği fahri doktora unvanlarını geri alması, eşini aldatması ve 2014'ten itibaren kendisine yönelik cinsel taciz ve tecavüz suçlamalarının çığ gibi büyümesi etkili oldu. Washington Post'a göre Cosby'nin dün yedisi erkek beşi kadın üyeden oluşan jüri tarafından suçlu bulunması, Amerikan popüler kültür tarihinin bir zamanlar en sevilen ünlülerinden birinin itibarının dibe vuruşunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak hatırlanacak.

New York Times ise Kuzey ve Güney Kore liderlerinin tarihi buluşmasını ana sayfasına taşımış. Gazete, Kim Jong Un ve Moon Jae In'in Kore Yarımadası'ndaki tüm nükleer silahların ortadan kaldırılması ve bu yıl içinde Amerika'yla beraber yapılacak görüşmelerle Kore Savaşı'na resmi olarak son verilmesi kararı aldığını bildiriyor. İlk kez bir Kuzey Koreli liderin Güney'e ayak bastığı zirve toplantısı, 60 yıldan uzun süredir bölünmüş olan Kore Yarımadası'na sonunda barış gelebileceğinin şimdiye kadarki en somut belirtisi niteliğinde. Kim'in "Buraya anlaşmazlıklardan oluşan tarihi değiştirmeye geldim" şeklinde konuşmasıysa Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanma taahhüdüne bağlı kalacağının bir işareti. Gazete, Kuzey ve Güney Kore liderleri arasındaki görüşmeyle ilgili bazı ilginç ayrıntıları da aktarıyor. Örneğin Moon Jae-in'in Kuzey Kore'yi ziyaret etmek istediğini söylemesi üzerine Kim Jong Un, ülkesindeki karayolu altyapısının kötü durumda olduğu gerçeğini saklamayarak, "Size karşı mahçup olacağız" dedi. Kim ayrıca ülkesinin füze denemelerinin Güney'de yarattığı rahatsızlıkla ilgili olarak ise Moon Jae-in'e, "Bizim yüzümüzden sabahın köründe defalarca uyanmak zorunda kaldığınızı duydum, bundan sonra sabah uykunuzun bölünmemesi için elimden geleni yapacağım" şeklinde esprili sözler sarfetti. İki Kore arasındaki sınır köyü Panmunjom'un Güney Kore tarafında bulunan Barış Evi adlı binada yapılan zirve toplantısı, yakında Başkan Trump ve Kim John Un'un yapacağı görüşmenin hangi yönde ilerleyeceğinin de bir ön belirleyicisi olacak.

Los Angeles Times'ın bugünkü ana sayfasındaysa 1970 ve 80'li yıllarda California eyaletinde 50'den fazla kadına tecavüz eden ve 12 kişiyi öldüren seri katil, seri tecavüzcü ve seri hırsızın iki gün önce yakalanmasının ayrıntı ve yankıları yer alıyor. Habere göre polis, tecavüz ve cinayetlerden 40 yıl sonra DNA verilerini ve internetteki soy ağacı sitelerindeki bilgileri karşılaştırarak yürüttüğü araştırmaları sonucunda suçlunun kimliğini tespit etti. Yakalanan 72 yaşındaki eski polis ve emekli oto tamircisi Joseph James DeAngelo, komşuları tarafından huysuz ve asabi olarak tanımlanıyor, hatta kimileri, DeAngelo'nun sık sık öfke krizleri geçirdiğini söylüyor. Polisten yıllarca kaçmayı başaran ve California'da bir zamanlar terör estirdiği yerlere yakın bir kasabada yaşayan DeAngelo'nun aniden bulunup yakalanmasıysa büyük bir sürpriz etkisi yarattı. Bunun nedeni, DeAngelo'nun şimdiye kadar hiçbir olay yerinde parmak izi bırakmaması ve bıraktığı tek iz olan DNA'sınınsa şimdiye kadar polisin işine yaramaması. Ancak günümüzde DNA teknolojisinin ilerlemesiyle polisin neredeyse 40 yıl önce toplanan DNA örneklerini, ailelerin soy ağacını çıkaran bir internet şirketine gönderilen verilerle karşılaştırması, bulmacanın nihayet çözülmesiyle sonuçlandı. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-27.04.2018

New York Times, Orta Amerika'dan Meksika'ya uzanan ve oradan da Amerika'ya ilerleyen bir grup göçmenin uzun ve son derece zorlu bir yolculuktan sonra Meksika-Amerika sınırındaki Tijuana kentine ulaştığını bildiriyor. Gazete, Mart ayında Meksika-Guatemala sınırından bin 200 göçmenle başlayan ve azalarak şu anda 150 göçmene düşen grubun amacının Amerika'da sığınma başvurusunda bulunmak olduğunu yazıyor. Ancak göçmenlik yetkilileri dün yaptıkları açıklamada sığınma başvurularının işleme konamayacağını ve sığınmacıların geceyi sınırın Meksika tarafında geçirmek zorunda olduklarını bildirdi. Göçmenler aslında son yıllarda insan kaçakçılarından, tecavüzcülerden ve gaspçılardan korunmak ve içinde bulundukları kötü koşullara dikkat çekmek amacıyla Paskalya kutlamaları döneminde büyük gruplar halinde kuzeye ilerliyor. Ancak Başkan Trump'ın göçmenlikle ilgili tartışmalı görüşleri ve Meksika-Amerika sınırına duvar örme konusundaki ısrarı, Trump'ın "Amerika'ya yönelik tehdit" olarak tanımladığı bu yılki göçmen grubunu Amerikan hükümetiyle karşı karşıya getiriyor. Amerika'ya sığınma başvurusunda bulunabilmek için sığınmacıların ırk, din, siyasi görüş gibi nedenlerle zulüm altında kaldıklarını kanıtlamaları gerekiyor. Amerikan göçmenlik yetkilileri, yeterli kanıt sunduklarına inandıkları sığınmacıları göçmenlik mahkemesine sevk ediyor. Ancak Tijuana girişindeki Sınır Koruma ve Gümrük yetkilileri, şu anda tüm sığınmacı kapasitesinin dolduğunu ve daha fazla başvuru için işlem yapılmayacağını bildirdi.

New York Times bugün ayrıca Kuzey Kore'yle ilişkilerde son günlerde baş döndürücü hızla yaşanan diplomatik gelişmeleri aktarmaya devam ediyor. Habere göre Kuzey ve Güney Kore liderlerinin geçtiğimiz hafta yaptıkları tarihi görüşmeden çıkan sonuçlardan biri, Kore Savaşı'nı resmen sona erdirmesi durumunda Kuzey Kore'nin Amerika'ya nükleer silahsızlanma taahhüdü vermesi. Buna göre daha kısa süre öncesine kadar Amerika ve komşularına tehditler yağdıran ancak son zamanlarda dostane ve samimi tavırlar sergilemeye başlayan Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un tek şartı, Amerika'nın Kuzey Kore'yi işgal etmeyeceğine dair garanti vermesi. Hatta Kim, Güney Kore ve Amerika'dan uzman ve gazetecileri önümüzdeki ay Kuzey Kore'deki tek yeraltı nükleer deneme tesisinin kapatılmasını bizzat izlemeleri için davet edebileceğini kaydetti. Öte yandan Trump Yönetimi, Kuzey Kore'nin nükleer programının ortadan kaldırılmasına yönelik iki yıllık bir plan hazırlanabileceği sinyalleri veriyor. Ancak Washington, öncelikle Kim'in taahhütlerinin boş vaatler mi yoksa somut adımlar mı olduğunu anlamak gerektiği görüşünde. Kimileri, Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanmayla ilgili olarak geçmişte de ekonomik yaptırımları kaldırtmak için benzer taahhütlerde bulunduğunu, ancak daha sonra sözünden caydığını hatırlatıyor. Örneğin Kuzey Kore'ye şüpheyle bakan yetkililerden biri olan Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, haftasonunda çıktığı bir televizyon programında, "Kuzey Kore'den bu lafları daha önce de duyduk, somut ilerleme görmek istiyoruz. Bu ülkenin propaganda makinasının yazacağı senaryoların kaynağı bitmek tükenmek bilmez" şeklinde konuştu.

Washington Post gazetesiyse Amerika'ya ulaşan göçmen grubu ve Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanma ve Güney Kore ve Amerika'yla barış yapma emelleriyle ilgili haberlerin yanı sıra Başkan Trump'ın kabine üyelerini seçiş tarzına ilişkin bir habere yer veriyor. Gazete, Trump'ın Eski Muharipler Bakanı olarak aday gösterdiği Beyaz Saray Baş Hekimi Ronny Jackson'un tartışmalı günlerden sonra adaylığını geri çekmesiyle sonuçlanan sürecin perde arkasına bakıyor. Değerlendirmeye göre Trump, sadece kendi kabinesinde değil, birçok hükümet kurumunda üst düzey kadroları doldururken de adaylarda sadece sadakat kriteri arıyor. Gazete, Trump'ın ekiplerini kurmaya çalışan birçok bakanının da işine karıştığını yazıyor ve bunun en çarpıcı örneklerinden birinin Adalet Bakanlığı'nda yaşandığını bildiriyor. Habere göre Adalet Bakanı Jeff Sessions'ın bakanlık sözcüsü olarak seçtiği Sarah Flores, 2016 seçim kampanyaları sırasında Trump'a bazı eleştiriler yönelttiği için Beyaz Saray engeline takıldı. Bunun üzerine Flores, Oval Ofis'e giderek Trump'a olan bağlılığını dile getirdi. Gazete, ilk kez ortaya çıkardığı bu gelişmenin Trump'ın üst düzey yetkili seçimine yaklaşımının çarpıklığını ortaya koyduğu yorumunda bulunuyor. Kadroları dolduran birçok yetkili, geldikleri makamlarda başarı sağlayabilecek yeterli beceri ve deneyimleri olduğuna bakılmaksızın, sadece Trump'a olan bağlılıklarına göre değerlendiriliyor. Gazetenin görüş aldığı uzmanlardan biri olan ve George W. Bush döneminde Beyaz Saray'da etik meselelerden sorumlu avukat olarak görev yapan Richard Painter'a göre Trump, yaptığı seçimlerde etik ve ahlaki değerleri ve çıkar çatışmalarını önemsemiyor, hatta "Önemsemek zorunda değilim" şeklinde bir tavır takınıyor. Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter