ABD Basını

Başlatan Sihirbaz, Mar 28, 2017, 03:20 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Sihirbaz

Voice of America-19.04.2018

New York Times, Dallas'a gitmek üzere New York'tan kalkan Southwest Havayolları'na ait Boeing 737 yolcu uçağının motorlarından birinin, kalkışın üzerinden yarım saat geçmeden havada patlamasıyla ilgili ayrıntılara geniş yer ayırıyor. Habere göre patlayan motora en yakın koltukta oturan bir kadın yolcu, patlamanın etkisiyle camın kırılması sonucu kısmi olarak kabinin dışına fırladı, ancak diğer yolcular aniden harekete geçerek yolcuyu kabine geri çekmeyi başardı. Kafasına, gövdesine ve boynuna aldığı ağır darbeler sonucu yaralanan 43 yaşındaki kadın yolcu, uçak indikten sonra kaldırıldığı hastanede can verdi. Uçak, patlama nedeniyle bir dakika içinde yüzlerce metre irtifa kaybetti. Yetkililer, uçağın pazar gecesi denetimden geçtiğini, ancak kazaya motor pervanelerindeki metal yorgunluğunun yol açmış olabileceğini söylüyor. Gazete, motorlarından birinin patlamasına rağmen uçağı Philadelphia'ya indirmeyi başaran kadın pilot Tammie Jo Shults'un Amerikan Donanması'nın ilk kadın savaş pilotlarından biri olduğunu bildiriyor. Yolcular, 1993 yılında ordudaki görevinden ayrılıp sivil havacılığa geçiş yapan 56 yaşındaki Shults'un paniğe kapılmadan uçağı indirmeyi başaran bir kahraman olduğunu söylüyor.

New York Times bugün ayrıca Başkan Trump'ın Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'la gerçekleştirmeyi planladığı görüşmeyle ilgili bazı ayrıntılara yer ayırmış. Gazete, Trump'ın, diplomatik girişimlerinin başarıyla ilerlememesi durumunda görüşmeleri iptal edebileceği ya da görüşmeler başladıktan sonra bile devam etmeyi reddedebileceğini söylediğini bildiriyor. Habere göre Trump, Japonya Başbakanı Şinzo Abe'yi ağırladığı Mar-a-Lago'da yaptığı açıklamada, "Eğer görüşmelerin somut sonuç vermeyeceğini düşünürsem gitmeyeceğiz ya da görüşmeye gittiğimizde verimli olmayacağını hissedersek yarıda kesip ayrılacağız. Başarılı olacağımızı sanıyorum. Ama bir sebepten başarı elde edemeyeceğimizi hissedersek geri çekileceğiz" şeklinde konuştu. Trump ayrıca Kuzey Kore'yle giderilmesi gereken meselelerden birinin bu ülkede tutuklu bulunan üç Amerikan vatandaşının serbest bırakılmasını sağlamak olduğunu söyledi. Başkan, tutuklu Amerikan vatandaşlarının serbest bırakılması için gayret gösterdiklerini ve olumlu gelişmelere dair bazı işaretler olduğunu, ancak bu meselenin çözümünün Kim Jong Il'le görüşmek için bir ön şart olmayacağını belirtti. Gazete, Kuzey Kore'ye bazı ödünler vermesi yönünde baskı yapmamasının, Trump'ın daha birkaç ay önce savaş açmakla tehdit ettiği bir ülkenin lideriyle görüşerek tarihe geçmek için ne kadar azimli ve istekli olduğunu gösterdiğini yazıyor.

Washington Post ise Başkan Trump ve Kongre'nin Suriye meselesi üzerinde anlaşmazlık içinde olduğuyla ilgili bir değerlendirmeye yer veriyor. Gazete, Başkan Trump'ın Suriye'den çıkma planlarının ve Suriye'yle ilgili net ve somut bir yol haritası olmamasının Kongre'deki her iki partiyi de kaygılandırdığını yazıyor. Değerlendirmeye göre özellikle Cumhuriyetçi Partili Kongre üyelerinin seslerini duyurma çabaları, kimyasal silah saldırısına verilen askeri yanıt ve sonrasında Kongre'de Suriye'yle ilgili kaygıların ne kadar su yüzüne çıktığının bir göstergesi. Kongre üyelerine göre Esat'ın iktidarı elinde tutması, Suriye'deki bölünmüşlüğün, istikrarsızlığın ve militanların yeniden güç toplama riskinin devam edeceği anlamına geliyor. Senato ve Temsilciler Meclisi'nin dış ilişkiler komisyonlarında Amerika'nın Suriye stratejisi üzerine yapılan oturumlarda Kongre üyeleri en çok, Amerika'nın Suriye'ye yönelik planının nasıl şekillendirilmesi gerektiği üzerinde durdu. Kongre'nin ortak görüşü, "Amerika'nın askerlerini geri çekme fikri ne kadar cazip olursa olsun Suriye'ye yönelik askeri ve diplomatik bir taktikten yoksun olmak, meydanı Rusya ve İran'a bırakmak anlamına gelir," şeklinde.

Washington Post'ta bugün ayrıca Küba'da iktidarı Raul Castro'dan devralması beklenen yeni Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel'le ilgili bir haber yer alıyor. Gazete, 60 yıl sonra ilk kez Castro ailesi dışından bir liderin Küba'da dizginleri eline alacağının altını çizen gazete, Diaz-Canel'in aslında çok uzun zamandır bu göreve hazırlandığını yazıyor. Ancak habere göre Küba'nın yeni liderinin ülkede değişim rüzgarları estireceğini düşünmek, yanlış olur. Bunun nedeni, Diaz-Canel'in ekonomik değişime hızlı bir ivmeyle girmemek gerektiği şeklindeki görüşü. Ancak yeni devlet başkanının Komünist Parti'nin ideolojisiyle, ülkedeki ekonomik durgunluktan bıkan ve gerek sosyal, gerekse ekonomik reform talebinde bulunan Küba halkının kaygılarını dengelemesi gerekecek. Raul Castro'nun devlet başkanlığı görevini devretmesine rağmen Komünist Parti'nin başında kalmaya devam etmesi ise Castro etkisinin Küba'da hala hissedileceği anlamına geliyor. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-20.04.2018

Washington Post, geçen Mayıs ayında Başkan Trump tarafından görevden alınan FBI eski Başkanı James Comey'nin Trump'la yaptığı görüşmelerin hemen sonrasında ayrıntıları kaleme aldığı ve dün Adalet Bakanlığı tarafından Kongre'ye gönderilen notlarıyla ilgili yankıları aktarıyor. Gazete, Comey'nin bazı bölümleri sansürlenen notlarının Donald Trump'ın Beyaz Saray'ında olup bitenleri farklı bir bakış açısıyla aktardığını yazıyor. Habere göre notların sansürlenmemiş kısımları, Temsilciler Meclisi'nden üç komisyonun üyelerine verilecek ve üyeler, notları bugün Kongre binasında güvenli ve gizli bir mekânda inceleyecek. Gazete, Comey'nin notlarından bazı örnekler de aktarıyor. Örneğin notların biri, Başkan Trump'ın ilk Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn'in muhakeme becerileriyle ilgili bazı şüpheleri olduğunu yansıtıyor. Comey'e göre Trump ayrıca 2013 yılında Moskova'da Rus hayat kadınlarıyla vakit geçirdiği iddialarını saplantı haline getirmiş ve FBI Başkanı'ndan bu iddiaları çürütmesini istemiş.

Washington Post bugün ayrıca senatörlerin Senato'ya bebekleriyle gelmelerine izin veren yasanın kabul edilmesinden bir gün sonra on günlük bebeğiyle birlikte Trump'ın NASA başkan adayına karşı oy kullanmak için Senato'ya gelen Illinois eyaleti Demokrat Parti Senatörü Tammy Duckworth'ü ana sayfasına taşımış. Gazeteye göre senatörlerin bir yaşından küçük çocuklarıyla birlikte Senato'da oy kullanmaya gelebilmelerinin önünü açan değişiklik, Amerikan hükümetinin en "sabit fikirli" kurumlarından biri olan Senato'daki kültür farklılığı çatışmalarını su yüzüne çıkarıyor. 84 yaşındaki Cumhuriyetçi Partili Utah Senatörü Orrin Hatch'in "Peki Senato'ya on bebek gelirse o zaman ne yapacağız?" şeklindeki açıklaması büyük tepki çekmişti. Şu anki Senato'nun Amerikan tarihinin yaş ortalaması en yüksek Senato'su olduğuna dikkat çeken gazete, kadın senatör sayısı arttıkça ve yaş ortalaması düştükçe gelenekler, teknoloji ve cinsiyet gibi konulardaki kuşak çatışmasının kızışmasının beklendiğini yazıyor.

New York Times ise New York'un eski belediye başkanlarından Rudy Giuliani'nin Başkan Trump'ın hukuk ekibine katılacağını yazıyor. Gazete, Trump'ın uzun yıllardır yakın arkadaşı olan Giuliani'nin amacının Rusya soruşturmasını bir an önce çözüme kavuşturmak olduğunu bildiriyor. Habere göre Giuliani, ekibe katılmak üzere beraberinde Florida'dan iki eski federal savcıyı da getirecek. Trump'ın hukuk ekibi, özel savcı Robert Mueller'ın yürüttüğü Rusya soruşturmasıyla ilgilenmenin yanı sıra FBI'ın kısa süre önce Trump'ın kişisel avukatı Michael Cohen'in evine, otel odasına ve bürosuna yaptığı baskının Başkan açısından oluşturacağı hukuki tehdidi bertaraf etmekle de sorumlu. Konuyla yakın ilgisi olanlara göre Trump, avukatı Michael Cohen'in ev, otel odası ve bürosunda ele geçirilen belgelerin oluşturacağı hukuki tehdidi, Rusya soruşturmasından daha ciddi bir tehlike olarak görüyor. Bunun başlıca nedeni, Trump ve ekibinin FBI'ın baskında hangi belgelere el koyduğunu bilmemesi. New York Belediye Başkanlığı'ndan önce Adalet Bakanlığı'nda savcı olan ve Manhattan'da da savcılık yapan 73 yaşındaki Giuliani, uzun süredir küresel çapta danışmanlık faaliyetleri yürütüyor.

Los Angeles Times ise Amerika ve Kuzey Kore arasında yapılması planlanan doğrudan görüşmeler öncesinde yaşanan bazı gelişmelerin ayrıntılarına yer ayırıyor. Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae-in'in görüşmeyle ilgili iyimser bir yaklaşım sergilediğini aktaran gazete, Moon'un Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanma konusunda ciddi olduğunu söylediğini bildiriyor. Habere göre Moon Jae-in, Amerika Kore Yarımadası'ndaki askerlerini çekmeyi reddetse bile Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanmaya yönelik adım atma konusunda istekli olduğunu söyledi. Amerika'nın şu anda Kore Yarımadası'nda yaklaşık 28 bin askeri bulunuyor. Moon ayrıca geçen yıl yaptığı balistik füze denemeleriyle tüm dünyayı ayağa kaldıran Kuzey Kore'nin Amerika'yı rahatsız edecek şartlar öne sürmeden "tam nükleer silahsızlanma"yı kabul etmeye razı olduğunu kaydetti. Güney Koreli lider, yaptığı açıklamada, Kuzey Kore'nin tek isteğinin kendisine yönelik düşmanca politikaların sona erdirilmesi ve güvenliğinin tehdit edilmeyeceğine dair güvence alması olduğunu kaydetti.
Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-23.04.2018

Washington Post, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Amerika'ya yapacağı resmi ziyaretin ayrıntılarına yer veriyor. Gazete, Macron'un Başkan Trump'la yapacağı görüşmelerin ana gündem maddelerinin İran nükleer anlaşması, iklim değişikliği, Rusya, Kuzey Kore ve terörle mücadele olacağını bildiriyor. Habere göre Macron, Amerika'nın Suriye'deki askerlerini planlanandan erken çekmemesi için Başkan Trump'tan garanti almak istiyor. Macron, Fox Televizyonu'na verdiği demeçte, "IŞİD'le savaşı sona erdirdiğimiz gün Suriye'den çekilirsek meydanı İran rejimine bırakmış oluruz. İran yeni bir savaş açar, yeni teröristleri körüklemeye başlar" şeklinde konuştu. Ancak gazete, Macron-Trump görüşmelerinde Suriye meselesinin ikinci plana atılacağını ve iki liderin öncelik listesinde ilk sırayı İran'ya yapılan nükleer anlaşmanın alacağını öngörüyor. Trump, "kötü bir anlaşma" olarak nitelediği İran nükleer anlaşmasının "düzeltilmesini," bu talep yerine getirilmediği takdirde anlaşmadan çekileceğini söylüyor. Anlaşmada imzası bulunan Fransa, İngiltere ve Almanya ise buna karşı çıkıyor ve anlaşmanın değiştirilmeyeceği konusunda ısrar ediyor. Macron'un Washington ziyaretinin Trump'ın anlaşmaya ilişkin varacağı nihai kararı etkilemesi ise beklenmiyor. Gazete ayrıca Macron'un Trump'la kurduğu ilişkinin ayrıntılarını da aktarıyor. Siyasi uzmanlara göre örneğin Almanya Başbakanı Angela Merkel'in tersine dünya liderleriyle ilişkilerine pragmatik bir açıdan yaklaşan Macron, ülkesinin bir numaralı müttefiki olan Amerika'nın başkanıyla sıkı ilişkiler geliştirmeyi bir zorunluluk olarak görüyor. Trump'la yakınlaşmanın yolunun Amerikan başkanını pohpohlamaktan geçeceğine inanan Macron, geçen sene Fransa'yı ziyaret eden Trump'ı 14 Temmuz Bastille Günü kutlamaları sırasında adeta "krallar gibi" ağırlamıştı. Misafir ağırlama sırasının bu sefer Trump'ta olduğunu yazan gazete, iki liderin eşleriyle birlikte Amerika'nın ilk başkanı George Washington'un Washington yakınlarındaki evi Mount Vernon'da akşam yemeği yiyeceğini, yarın ise resmi temaslara başlayacaklarını bildiriyor.

Washington Post bugün ayrıca IŞİD kontrolünden altı ay önce geri alınan Rakka'daki son durumu aktaran bir özel habere yer veriyor. Gazete, savaşın yarattığı enkazın henüz temizlenmediği Rakka'da halkın yeniden yapılanma için hem azimli olduğunu, ancak umutsuzluğun da baş gösterdiğini yazıyor. Habere göre Rakka'ya henüz su ve elektrik hizmeti verilemiyor. IŞİD militanlarının kentin dört bir yanına gizledikleri patlayıcılar da henüz temizlenmedi. Gazete, Rakka'daki hasarı giderme ve kenti yeniden inşa etme sürecinin bir türlü başlayamamış olmasının ardında "kentimizi Amerika yıktı ama şimdi yeniden inşa etmeye yanaşmıyor" şeklinde bir algı oluştuğunu bildiriyor. Şubat ve Ekim 2017 arasında Amerika'nın hava saldırılarına maruz kalan kentte 11 bin binanın çok büyük hasar gördüğü sanılıyor. Amerikalı komutanlara göre geçen yıl Rakka'yı IŞİD'in elinden almak için verilen savaş, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bir kent merkezinde meydana gelen en ağır ve yoğun savaş olma özelliği taşıyor. Kimi uzmanlarsa, Amerika'nın Rakka'nın yeniden inşası için gereken yapılanmayı oluşturmayı ağırdan almasının, kentin kapılarını Esat'a ya da IŞİD benzeri bir başka İslamcı örgüte açmak olacağı görüşünde.

New York Times ise Afganistan'ın başkenti Kabil'de seçmen kaydı yaptırılan bir merkeze düzenlenen ve 57 kişinin ölümü, 119 kişininse yaralanmasıyla sonuçlanan intihar saldırısının ayrıntılarına yer veriyor. Gazete, saldırının, Afganistan'da uzun süredir geciken meclis seçimlerini baltalama amacının bir parçası olduğunu yazıyor. Habere göre Afganistan'da ekim ayında yapılması planlanan genel seçimlere ilgi son derece düşük. Bunun bir nedeni, geçmişte yapılan seçimlere hile karıştırılmış olmasının seçmenleri bezdirmesi. Bir diğer nedense son intihar saldırısının ortaya koyduğu üzere seçmenlerin sandık başına gitmenin güvenli olmayacağını düşünmesi. Öte yandan seçmen kayıt işlemlerinin başlamasının üzerinden bir hafta geçmeden Afganistan'ın batısındaki Gor ilinde seçmen kayıt merkezlerinde görev yapan yetkililer kaçırıldı, kuzeybatıdaki bir merkeze roket saldırısı düzenlendi, Celalabad'da bir seçmen kayıt merkezinde koruma görevi yapan iki polis ise motosikletli saldıranların ateş açması sonucu öldü. Gazete, koalisyon hükümetinin, geçmişteki seçimlere gölge düşüren hile ve usulsüzlüklerin tekrarlanmamasının yollarını aradığını, bu nedenle Afganistan'daki genel seçimlerin üç yıldır ertelendiğini hatırlatıyor.

New York Times'ın bir başka ana sayfa haberiyse Sudan'daki gizli polis örgütünün Avrupa'ya yönelik göçmen akışını engellemede oynadığı rolle ilgili. Gazete, 2016'dan bu yana Avrupa'ya giriş yapan göçmen sayısının yarıya indiğini, ancak bunun ahlaki bedelinin ağır olduğunu yazıyor. Bunun nedeni, Avrupa'nın göçmen akınını engellemek için sınır korumacılığını Sudan gibi insan hakları sicili kötü ülkelerin taşeronluğuna bırakması. Habere göre Doğu Afrika'dan Avrupa'ya uzanan göç yollarını kesmekle görevli Sudan gizli polisi, kendini "Avrupa'nın güney sınırlarının koruyucuları" olarak kabul ediyor. Sudan'ın gizli polis teşkilatıysa göçmenlere işkence yapmak başta olmak üzere çeşitli insan hakları ihlalleriyle suçlanıyor. Ancak Avrupa ve Sudan arasında ilk bakışta hemen fark edilmeyen bir çıkar ilişkisi var. Avrupa, sınırlarını göçmen akışına kapatmak istiyor. Göçmenlerin Libya'ya, oradan da Batı'ya uzanan göç yolunun ortasında bulunan ve Avrupa'dan uzun yıllardır dışlanan Sudan'nın isteğiyse kendisine yönelik bu tecrit politikasının sona ermesi. Batılı ülkeler, Sudan'a silah ambargosu uygulamayı sürdürüyor. Gazete, Avrupa Birliği'nin Sudan'a doğrudan mali yardım yapmasa da bağımsız hayır kurumları ve yardım örgütleri üzerinden ülkeye 106 milyon Euro para aktardığını, bazı uzmanlara göre bunun Avrupa'nın insan haklarını hiçe sayan bir güce destek vermesi anlamına geldiğini bildiriyor. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-24.04.2018

Dün Kanada'nın Toronto kentinde bir kamyonetin öğlen saatlerinde kalabalığın arasına kasten girerek 10 kişinin ölümüne, 15 kişinin de yaralanmasına neden olduğu olayın ayrıntıları, Amerikan basınında geniş yer buluyor. Washington Post, dünyanın en güvenli kentlerinden biri olarak bilinen Toronto'da yaşanan saldırıdan sonra yetkililerin yaptığı açıklamada, olayın ulusal güvenlikle bağlantısı olmadığının sanıldığı, ancak saldırganın amacının ne olduğunun henüz bilinmediğini yazıyor. Kamyonetin sürücüsünün 25 yaşındaki Alek Minassian olduğunu açıklayan polise göre saldırganın suç sicili bulunmuyor. Gazete, daha önce de Nice, Londra ve New York'ta motorlu araçlarla terör saldırıları düzenlendiğini hatırlatıyor, ancak böylesi saldırıların her zaman terör bağı olmadığının altını çiziyor. Habere göre saldırının yaşandığı bölgenin Toronto Belediye Meclisi'ndeki temsilcisi, "Bugün masumiyetimizi kaybettik. Toronto'da genellikle dünyanın başka bölgelerindeki şiddet eylemlerinin dışında olduğumuzu düşünürüz. Toronto'yu şiddetin uğrayacağı bir yer olarak görmeyiz" şeklinde konuştu. Ancak Kanadalılar, her ne kadar ülkelerindeki suç oranının düşük olduğu ve etnik çeşitliliğin kabul gördüğüyle övünse de bazı uzmanlar, Kanada'nın Avrupa ve Amerika'yı vuran şiddet eylemlerinden muaf olmayacağını vurguluyor.

Washington Post bugün ayrıca Gazze'de yükselen şiddet dalgasının ekonomik nedenlerine dikkat çekiyor. Gazzelilerin geçim sıkıntısı çektiğini ve gündelik masrafları karşılamakta zorlandığını yazan gazete, bölgedeki intihar oranınınsa giderek yükseldiğini bildiriyor. Ekonomik darboğazın bir başka etkisiyse eğitimde görülüyor. Habere göre Gazze İslam Üniversitesi'nde eğitim gören öğrencilerin üçte biri, eğitim harcını ödeyemedikleri için son dönem okuldan ayrılmak zorunda kaldı. Bölgedeki işsizlik oranıysa son derece yüksek. Filistin Ticaret Merkezi, Gazze'deki işsizlik oranının yüzde 50 olduğunu, 20-24 yaş arası gençlerin yüzde 68'ininse iş bulamadığını bildiriyor. Habere göre tüm bu olumsuzlukların başlıca nedeni, İsrail ablukası. İsrail, güvenlik gerekçesiyle bölgedeki giriş ve çıkışları ve ticareti sıkı denetim altında tutuyor. Ancak Gazzeliler, yaşadıkları geçim sıkıntısından sadece İsrail'i değil, temel kamu hizmetlerini sunmayı başaramayan Hamas'ı ve Gazze'de çalışanların maaşlarını kestiği için Batı Şeria'daki Filistin Yönetimi'ni da sorumlu tutuyor. Gazete, Birleşmiş Milletler'in ve hatta İsrailli güvenlik yetkililerinin son aylarda uyarılarda bulunmaya başladığını, ekonomik çöküşün eşiğinde olan Gazze'de her an patlak verebilecek bir insani krizin şiddet eylemlerini körükleyeceğini bildiriyor.

New York Times ise Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Washington'a yaptığı resmi ziyaretin ayrıntılarına yer ayırıyor. Gazete, Macron'un, üç yıl önce İran'la varılan nükleer anlaşmadan çekilmemesi için Başkan Trump'a yoğun baskı yapacağını bildiriyor. Habere göre Macron'u, Almanya Başbakanı Angela Merkel izleyecek. Merkel, Trump'la Macron kadar yakınlık kurmamış olsa da cuma günü yapacağı ziyarette nükleer anlaşmayla ilgili olarak benzer mesajlar verecek. Trump, süresi on yıl sonra dolacağı, İran'ın füze geliştirme kapasitesini ve Ortadoğu'yu istikrarsızlığa sürükleme niyetini engellemediği gerekçesiyle anlaşma şartlarının Amerika'nın çıkarlarına uymadığı görüşünde. Gazete, son haftalarda Amerikalı ve Avrupalı müzakerecilerin İran'ın balistik füze programını kontrol altına alma konusunda ilerleme kaydettiğini, ancak anlaşmayı 2025 sonrasına taşıma üzerinde görüş ayrılıkları yaşadığını bildiriyor. Öte yandan yetkililer, Trump'ın Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'la yapacağı görüşmenin arifesinde İran anlaşmasından çekilmek gibi bir adım atmasının, Kim'le anlaşmaya varmayı zora sokacağı görüşünde.

Los Angeles Times ise pazar günü Tennessee eyaletinin Nashville kentindeki Waffle House restoranına sabaha karşı düzenlediği saldırıda dört kişiyi öldüren ve 34 saat süren takipten sonra yakalanan 29 yaşındaki Travis Reinking'le ilgili ayrıntıları aktarıyor. Gazete, Reinking'in son yıllarda giderek tuhaflaşan davranışlar sergilediğini, hatta akrabalarına, pop yıldızı Taylor Swift'in kendisini takip ettiğinden şüphelendiğini söylediğini yazıyor. Habere göre saldırganın sergilediği bir başka tuhaf davranışsa geçen yıl üzerinde pembe bir kadın paltosuyla kamuya açık bir havuza atlaması ve cinsel organını havuzda görevli cankurtaranlara teşhir etmesi. Reinking'in saldırıyı neden düzenlediği, henüz anlaşılmış değil. Polisin yaklaşması üzerine direnç göstermeyen ve yakalandığında avukat talebinde bulunan saldırgan, herhangi bir açıklama yapmadı. Öte yandan saldırganın babası Jeffrey Reinking'in de, ateşli silah sahibi olma izni geçen yıl iptal edilen oğluna silah temin etmekle ve bu şekilde federal ateşli silah yasalarını çiğnemekle suçlanması söz konusu. Ağustos ayında silah bulundurma izni iptal edilen saldırgan, silahlarını yetkili makamlara teslim etmiş, ancak silahlar, silah bulundurma izni ve yasal hakkı olduğu için saldırganın babasına iade edilmişti. Tennessee eyaletine geçen yıl yerleşen, evde eğitim gören, dindar bir aileden gelen saldırgan, geçtiğimiz Temmuz ayındaysa Beyaz Saray yakınında giriş izni olmayan bir bölgeye girdiği için Gizli Servis tarafından gözaltına alınmıştı. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-25.04.2018

Washington Post, Başkan Trump'ın Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'la yaptığı temasların sonucunda İran nükleer anlaşmasını yeniden gözden geçirmeye istekli olabileceğinin sinyallerini verdiğini yazıyor. Ancak gazete, Trump'ın yine de "saçmalık" olarak tanımladığı anlaşmanın şartlarını şiddetle eleştirmekten geri kalmadığını bildiriyor. Habere göre Trump ayrıca Macron'la düzenlediği ortak basın toplantısında Amerika'yı tehdit etmesi halinde İran'ın çok ağır bir bedel ödeyeceğini kaydetti. Öte yandan Amerika ziyareti sırasında Macron'un İran nükleer anlaşmasını savunmak yerine anlaşmanın bazı şartlarını yeniden gözden geçirip destekleyici bir anlaşma daha imzalayarak Trump'ın kaygılarını gidermeye odaklandığı dikkatlerden kaçmıyor. Gazeteye göre Trump'ın kendisini "alışılmışın dışında bir iş bitirici" olarak gördüğüne inanan Macron, bunun avantajını kullanıp Trump'ı ikna etme yolunu deniyor. Macron'un basın toplantısı sırasında "Mesele anlaşmayı yırtıp atmak değil, tüm kaygılarımızı giderecek bir yan anlaşma oluşturmak" şeklinde kullandığı ifade, Fransa Cumhurbaşkanı'nın İran anlaşmasına ilişkin tavrının özeti niteliğinde. Habere göre Amerika ve Avrupa arasında varılacak yan anlaşmalar, İran'ın askeri tesislerinin denetimini ve füze denemelerinde belli bir eşiği aşması durumunda yaptırım uygulanmasını öngörebilir. Ancak olası yan anlaşmaların, varılan uluslararası kararı değiştirmesi ve Rusya ve Çin açısından bağlayıcı olması beklenmiyor. Trump'ın anlaşmayı en azından şimdilik korumasını sağlamak, söz konusu yan anlaşmaların temelini oluşturuyor.

Amerikan basını Trump-Macron görüşmelerinin yanı sıra bugün ayrıca Başkan Trump'ın Eski Muharipler Bakanlığı'na aday gösterdiği Beyaz Saray Baş Hekimi Tuğamiral Ronny Jackson'la ilgili tartışmalara yer ayırıyor. Bu konudaki haberi ana sayfasına taşıyan New York Times, Trump'ın bakan olarak aday gösterdiği Jackson'la ilgili bazı iddiaların gündeme gelmesi nedeniyle bugün Senato'da yapılması gereken onay oturumunun süresiz olarak ertelendiğini bildiriyor. Habere göre Jackson'la ilgili bazı iddialar arasında görev başında alkol tüketmesi, yanında çalışan elemanlara yönelik küçümseyici ve hatta aşağılayıcı davranışlar sergilemesi ve reçeteyle erişilen bazı ilaçları gereğinden fazla yazması var. Trump, dün Fransa Cumhurbaşkanı Macron'la düzenlediği basın toplantısı sırasında Jackson'la ilgili iddialara da değindi ve "ben onun yerinde olsam çekilirdim, kamuoyunun gözü önünde bu kadar çok istismara maruz kalmayı kabul etmezdim" dedi. Ancak gazete, Jackson ve Trump'ın dün akşama doğru yaptıkları görüşmeden sonra Trump'ın farklı bir tavır sergileyerek adayının arkasında durduğunu açıkladığını bildiriyor. Jackson'ın adaylığıyla ilgili iddiaların gün yüzüne çıkmasından sonra Kongre'de sadece Demokratlar'ın değil, her iki partinin de çekince içinde olduğu gözleniyor. İddialar, Senato Eski
Muharipler Komisyonu'nun Jackson'la birlikte görev yapan 20'den fazla bakanlık yetkilisiyle yaptığı görüşmeler sonrasında ortaya çıktı. Kongre üyeleri aynı zamanda Savunma Bakanlığı'ndan sonraki en büyük federal daire olan, 360 bin kişinin çalıştığı, 186 milyar dolar bütçeli Eski Muharipler Bakanlığı'nın Jackson gibi yöneticilik deneyimi kısıtlı biri tarafından yönetilmesine de sıcak bakmıyor.

Los Angeles Times ise Çevre Koruma Dairesi EPA Başkanı Scott Pruitt'in çevreyi korumaya, hava ve su temizliği sağlamaya yönelik yeni kısıtlamalar getirilirken bilimsel çalışmaların göz önünde bulundurulmasının yasaklanması şeklinde bir öneri getirdiğini bildiriyor. Habere göre Amerika'nın önde gelen araştırma kuruluşları, Pruitt'in bilimsel verileri göz ardı etme önerisine sert tepki gösterdi. Kuruluşların yaptığı açıklamada, federal hükümetin hayati önem taşıyan bilimsel verilere erişiminin kesilmesinin, bilimi siyasi manipülasyona açmak anlamına geldiği ifadesi yer aldı. EPA'in en çok çevre politikalarının insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen araştırmalara erişimi hedef aldığına dikkat çeken gazete, bugünkü başyazısını da bu konuya ayırmış. Gazete, "Pruitt Denetlemesi Gerekenlere Hediye Veriyor" başlıklı yazıda Çevre Koruma Dairesi'nin bilimsel verilere ilişkin sisteminin ayrıntılarını aktarıyor ve daire başkanının görevini nasıl kötüye kullandığını açıklıyor. Başyazı şöyle devam ediyor: "Hava ve suyu kirleten faktörlerin insan sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen mevcut araştırmalar, bireylerin gizli sağlık kayıtlarına dayandırılıyor. Oysa Pruitt, bireysel gizliliğe dayalı araştırmaların kullanılamayacağı önerisi getiriyor. Pruitt, şeffaflıktan yana olduğu için bu öneriyi getirdiğini iddia ediyor. Pruitt bir süre önce de motorlu araçların daha yüksek emisyon standartlarına uyması dahil çoğu Obama dönemine ait 20'den fazla kural ve kısıtlamayı geri çekme önerisi getirmişti. Bunların yanı sıra vergi mükelleflerinin cebinden lüks seyahatlere çıkan, özel işleri için bile koruma ordusu talep eden, petrol lobicilerinden fayda sağlayan Pruitt, görevi bırakmalı." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-26.04.2018

Washington Post, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un üç günlük Washington temaslarını sonlandırmadan önce Kongre'nin her iki kanadına hitaben yaptığı konuşmanın ayrıntılarını aktarıyor. Gazete, Macron'un Başkan Trump'la Beyaz Saray'da sarmaş dolaş pozlar verdiğini, Amerikan başkanıyla yakınlığının iki ülke arasındaki sağlam bağları temsil ettiğini gösterdiğini, ancak Kongre'deki konuşmasında çok daha farklı bir tablo sergilediğini yazıyor. Habere göre Macron, Kongre konuşmasında, aşırı milliyetçilik ve tecritçiliğin tehlikelerine dikkat çekti, iklim değişikliğine ilişkin bilimsel verilere kulak verilmesi gerektiğini söyledi ve uluslararası liberal düzeni savundu. Gazete, Macron'un bu şekilde 'Trumpçılık' olarak adlandırılabilecek ilkeleri kapsamlı bir şekilde reddettiği yorumunda bulunuyor. Tecritçiliği hedef alan ve Amerika'yı sınırların ve duvarların ötesine bakmaya çağıran Macron, konuşmasında, "Tecritçiliği seçebiliriz, ama dünyaya kapıları kapatmak, dışarıdaki devrimi durdurmayacaktır" dedi. Trump'ın hoşlandığı bazı baskıcı liderleri de üstü kapalı olarak eleştiren Macron, "Milliyetçilik yanılsamalarına ve bazı yeni güçlere olan hayranlığı paylaşmıyorum" şeklinde konuştu. Macron'un iklim değişikliğine ilişkin sözleriyse Demokrat Kongre üyelerinden büyük alkış aldı. Trump'ın bozmak istediği İran nükleer anlaşmasıyla ilgili olarak daha önce "B Planı yok" diyen Macron, bu sefer aynı mesajı çevre konusunda verdi ve "B gezegeni yok" dedi. "Kimileri mevcut sanayilerin ve işlerinin korunmasının, ekonomilerimizi küresel değişimin zorluklarına uyum sağlar hale getirmekten daha acil olduğunu düşünüyor. Ama uzun vadede hepimiz aynı gerçeklikle yüzleşeceğiz" diyen Macron, iklim konusundaki sözlerini, "Amerika eminim bir gün Paris anlaşmasına geri dönecek" şeklinde tamamladı. Washington Post yazarlarından Rick Moack, Kongre'deki konuşmasında serbest ticaret, iklim değişikliği, İran anlaşması, milliyetçilik, tecritçilik, liberal dünya düzeni ve eşitsizlikleri gündeme taşıyan Macron'un, eski Başkan Obama'nın konuşmalarını andırdığı yorumu yapıyor.

New York Times ise Başkan Trump'ın nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelere yönelik seyahat yasağını görüşen Anayasa Mahkemesi'nin alacağı kararla ilgili habere yer veriyor. Gazete, federal mahkemelerde hukuki engellere takılan ve içeriği üç kez değiştirilen yasağın son halinin, Anayasa Mahkemesi'nin muhafazakar beş üyesi tarafından onaylanacağının sinyalleri olduğunu yazıyor. Habere göre göçmen hakları örgütleri, mahkeme başkanı John G. Roberts ve yargıç Anthony Kennedy'nin de dört liberal üyeye katılıp, yasağın ayrımcı niteliğinin anayasaya aykırı olduğu hükmüne varmasını bekliyordu. Ancak Trump Yönetimi'ni temsilen konuşan Baş Adli Müşavir Noel Francisco, yasağın Müslümanlar'a yönelik olmadığını, çünkü 50'den fazla Müslüman ülke vatandaşlarının çok büyük çoğunluğunun yasak kapsamına alınmadığını öne sürdü. Başkan Trump'ın seyahat yasağının son hali, İran, Libya, Suriye, Yemen, Somali, Çad, Venezuela ve Kuzey Kore'yi kapsıyordu. Ancak Çad daha sonra listeden çıkarılmıştı. Gazete her ülkeye yönelik kısıtlamalar farklılık göstermekle birlikte Trump'ın kararnamesiyle bu ülke vatandaşlarının Amerika'ya göç etmesinin, Amerika'da çalışmasının, eğitim görmesinin ya da tatil yapmasının yasaklandığını hatırlatıyor.

Wall Street Journal ise Mart ayında sosyal medya devi Facebook'un kullanıcı gizliliğini ihlal ettiğinin ortaya çıkmasıyla patlak veren Cambridge Analytica krizine rağmen firmanın yüksek düzeyde gelir ve kar oranı açıkladığını bildiriyor. Gazete, Facebook'un, 2016 başkanlık seçimlerinden bu yana 17 aydır Rusya'nın müdahalesinden kullanıcı gizliliği ihlaline birçok kriz atlattığını ve açıkladığı son gelir raporuyla hala dijital ekonominin merkezi konumunda olduğunu bir kez daha gösterdiğini yazıyor. Habere göre Facebook son çeyrekte net gelirinin yüzde 63 artarak 5 milyar dolara yükseldiğini açıkladı. Geçen yıl aynı dönemde elde edilen net gelirse 3 milyar doların biraz üzerindeydi. Facebook ayrıca 2018'in ilk üç ayında kullanıcı bünyesine ayda 70 milyon yeni kullanıcı ekledi. Böylelikle 2017 sonunda kullanıcı sayısı 2,13 milyarken bu sayı şu anda 2,2 milyara yükselmiş durumda. Facebook hisseleriyse dün yüzde 7 oranında değer kazandı. Gazete, Facebook'un açıkladığı kazanç raporunun, siyasi veri firması Cambridge Analytica'yla olan bağlarının verilere nasıl yansıdığına dair bir "ilk bakış" özelliği taşıdığı yorumunda bulunuyor, ancak esas kriz Mart'ta sona eren ilk çeyrekten sonra patlak verdiği için tam etkiyi görmenin zaman alacağını öngörüyor. Facebook'un gündelik işleyişinden sorumlu COO'su Sheryl Sandberg ise yaptığı açıklamada kullanıcı gizliliğiyle ilgili tartışmalara rağmen reklam gelirinde ciddi bir düşüş yaşamadıklarını söyledi. Uzmanlara göre Facebook'a reklam veren şirketler, kullanıcı gizliliğinin ihlali meselesini çok ciddiye almalarına rağmen "bekle-gör" politikası güdüyor ve reklamlarını hemen çekmek gibi fevri adımlar atmaktan kaçınıyor. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-27.04.2018

Washington Post, Andrea Constand'a yönelik üç ayrı cinsel saldırıdan suçlu bulunan ünlü komedyen Bill Cosby'nin 30 yıla varan hapis cezasıyla karşı karşıya kalabileceğini bildiriyor. Gazete, 1980'li yılların en sevilen televizyon dizilerinden Cosby Show'un başrol oyuncusu olan ve canlandırdığı karaktere atfen yıllarca "Amerika'nın Babası" olarak anılan 80 yaşındaki Cosby hakkındaki kararın, mahkeme salonunda sevinç çığlıkları ve gözyaşlarıyla karşılandığını yazıyor. Habere göre şimdiye kadar en az 60 kadın, Cosby'nin kendilerini ilaçla bayıltarak cinsel saldırıda bulunduğunu iddiasıyla şikayetçi olsa da sadece Temple Üniversitesi kadın basketbol takımının eski yetkililerinden 45 yaşındaki Andrea Constand'ın açtığı dava, Cosby'nin suçlu bulunmasıyla sonuçlandı. Gazete ayrıca Cosby'nin 1980'lerde ünlü televizyon dizisinin popülerliği sayesinde oluşturduğu itibarının 2000'li yıllarda sarsılmaya başladığını da hatırlatıyor. Bunda, Cosby'nin siyah gençlerin ahlak anlayışlarını aşağılayan üslubunun büyük tepki çekmesi, çok sayıda üniversitenin verdiği fahri doktora unvanlarını geri alması, eşini aldatması ve 2014'ten itibaren kendisine yönelik cinsel taciz ve tecavüz suçlamalarının çığ gibi büyümesi etkili oldu. Washington Post'a göre Cosby'nin dün yedisi erkek beşi kadın üyeden oluşan jüri tarafından suçlu bulunması, Amerikan popüler kültür tarihinin bir zamanlar en sevilen ünlülerinden birinin itibarının dibe vuruşunun en çarpıcı örneklerinden biri olarak hatırlanacak.

New York Times ise Kuzey ve Güney Kore liderlerinin tarihi buluşmasını ana sayfasına taşımış. Gazete, Kim Jong Un ve Moon Jae In'in Kore Yarımadası'ndaki tüm nükleer silahların ortadan kaldırılması ve bu yıl içinde Amerika'yla beraber yapılacak görüşmelerle Kore Savaşı'na resmi olarak son verilmesi kararı aldığını bildiriyor. İlk kez bir Kuzey Koreli liderin Güney'e ayak bastığı zirve toplantısı, 60 yıldan uzun süredir bölünmüş olan Kore Yarımadası'na sonunda barış gelebileceğinin şimdiye kadarki en somut belirtisi niteliğinde. Kim'in "Buraya anlaşmazlıklardan oluşan tarihi değiştirmeye geldim" şeklinde konuşmasıysa Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanma taahhüdüne bağlı kalacağının bir işareti. Gazete, Kuzey ve Güney Kore liderleri arasındaki görüşmeyle ilgili bazı ilginç ayrıntıları da aktarıyor. Örneğin Moon Jae-in'in Kuzey Kore'yi ziyaret etmek istediğini söylemesi üzerine Kim Jong Un, ülkesindeki karayolu altyapısının kötü durumda olduğu gerçeğini saklamayarak, "Size karşı mahçup olacağız" dedi. Kim ayrıca ülkesinin füze denemelerinin Güney'de yarattığı rahatsızlıkla ilgili olarak ise Moon Jae-in'e, "Bizim yüzümüzden sabahın köründe defalarca uyanmak zorunda kaldığınızı duydum, bundan sonra sabah uykunuzun bölünmemesi için elimden geleni yapacağım" şeklinde esprili sözler sarfetti. İki Kore arasındaki sınır köyü Panmunjom'un Güney Kore tarafında bulunan Barış Evi adlı binada yapılan zirve toplantısı, yakında Başkan Trump ve Kim John Un'un yapacağı görüşmenin hangi yönde ilerleyeceğinin de bir ön belirleyicisi olacak.

Los Angeles Times'ın bugünkü ana sayfasındaysa 1970 ve 80'li yıllarda California eyaletinde 50'den fazla kadına tecavüz eden ve 12 kişiyi öldüren seri katil, seri tecavüzcü ve seri hırsızın iki gün önce yakalanmasının ayrıntı ve yankıları yer alıyor. Habere göre polis, tecavüz ve cinayetlerden 40 yıl sonra DNA verilerini ve internetteki soy ağacı sitelerindeki bilgileri karşılaştırarak yürüttüğü araştırmaları sonucunda suçlunun kimliğini tespit etti. Yakalanan 72 yaşındaki eski polis ve emekli oto tamircisi Joseph James DeAngelo, komşuları tarafından huysuz ve asabi olarak tanımlanıyor, hatta kimileri, DeAngelo'nun sık sık öfke krizleri geçirdiğini söylüyor. Polisten yıllarca kaçmayı başaran ve California'da bir zamanlar terör estirdiği yerlere yakın bir kasabada yaşayan DeAngelo'nun aniden bulunup yakalanmasıysa büyük bir sürpriz etkisi yarattı. Bunun nedeni, DeAngelo'nun şimdiye kadar hiçbir olay yerinde parmak izi bırakmaması ve bıraktığı tek iz olan DNA'sınınsa şimdiye kadar polisin işine yaramaması. Ancak günümüzde DNA teknolojisinin ilerlemesiyle polisin neredeyse 40 yıl önce toplanan DNA örneklerini, ailelerin soy ağacını çıkaran bir internet şirketine gönderilen verilerle karşılaştırması, bulmacanın nihayet çözülmesiyle sonuçlandı. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-27.04.2018

New York Times, Orta Amerika'dan Meksika'ya uzanan ve oradan da Amerika'ya ilerleyen bir grup göçmenin uzun ve son derece zorlu bir yolculuktan sonra Meksika-Amerika sınırındaki Tijuana kentine ulaştığını bildiriyor. Gazete, Mart ayında Meksika-Guatemala sınırından bin 200 göçmenle başlayan ve azalarak şu anda 150 göçmene düşen grubun amacının Amerika'da sığınma başvurusunda bulunmak olduğunu yazıyor. Ancak göçmenlik yetkilileri dün yaptıkları açıklamada sığınma başvurularının işleme konamayacağını ve sığınmacıların geceyi sınırın Meksika tarafında geçirmek zorunda olduklarını bildirdi. Göçmenler aslında son yıllarda insan kaçakçılarından, tecavüzcülerden ve gaspçılardan korunmak ve içinde bulundukları kötü koşullara dikkat çekmek amacıyla Paskalya kutlamaları döneminde büyük gruplar halinde kuzeye ilerliyor. Ancak Başkan Trump'ın göçmenlikle ilgili tartışmalı görüşleri ve Meksika-Amerika sınırına duvar örme konusundaki ısrarı, Trump'ın "Amerika'ya yönelik tehdit" olarak tanımladığı bu yılki göçmen grubunu Amerikan hükümetiyle karşı karşıya getiriyor. Amerika'ya sığınma başvurusunda bulunabilmek için sığınmacıların ırk, din, siyasi görüş gibi nedenlerle zulüm altında kaldıklarını kanıtlamaları gerekiyor. Amerikan göçmenlik yetkilileri, yeterli kanıt sunduklarına inandıkları sığınmacıları göçmenlik mahkemesine sevk ediyor. Ancak Tijuana girişindeki Sınır Koruma ve Gümrük yetkilileri, şu anda tüm sığınmacı kapasitesinin dolduğunu ve daha fazla başvuru için işlem yapılmayacağını bildirdi.

New York Times bugün ayrıca Kuzey Kore'yle ilişkilerde son günlerde baş döndürücü hızla yaşanan diplomatik gelişmeleri aktarmaya devam ediyor. Habere göre Kuzey ve Güney Kore liderlerinin geçtiğimiz hafta yaptıkları tarihi görüşmeden çıkan sonuçlardan biri, Kore Savaşı'nı resmen sona erdirmesi durumunda Kuzey Kore'nin Amerika'ya nükleer silahsızlanma taahhüdü vermesi. Buna göre daha kısa süre öncesine kadar Amerika ve komşularına tehditler yağdıran ancak son zamanlarda dostane ve samimi tavırlar sergilemeye başlayan Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un tek şartı, Amerika'nın Kuzey Kore'yi işgal etmeyeceğine dair garanti vermesi. Hatta Kim, Güney Kore ve Amerika'dan uzman ve gazetecileri önümüzdeki ay Kuzey Kore'deki tek yeraltı nükleer deneme tesisinin kapatılmasını bizzat izlemeleri için davet edebileceğini kaydetti. Öte yandan Trump Yönetimi, Kuzey Kore'nin nükleer programının ortadan kaldırılmasına yönelik iki yıllık bir plan hazırlanabileceği sinyalleri veriyor. Ancak Washington, öncelikle Kim'in taahhütlerinin boş vaatler mi yoksa somut adımlar mı olduğunu anlamak gerektiği görüşünde. Kimileri, Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanmayla ilgili olarak geçmişte de ekonomik yaptırımları kaldırtmak için benzer taahhütlerde bulunduğunu, ancak daha sonra sözünden caydığını hatırlatıyor. Örneğin Kuzey Kore'ye şüpheyle bakan yetkililerden biri olan Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, haftasonunda çıktığı bir televizyon programında, "Kuzey Kore'den bu lafları daha önce de duyduk, somut ilerleme görmek istiyoruz. Bu ülkenin propaganda makinasının yazacağı senaryoların kaynağı bitmek tükenmek bilmez" şeklinde konuştu.

Washington Post gazetesiyse Amerika'ya ulaşan göçmen grubu ve Kuzey Kore'nin nükleer silahsızlanma ve Güney Kore ve Amerika'yla barış yapma emelleriyle ilgili haberlerin yanı sıra Başkan Trump'ın kabine üyelerini seçiş tarzına ilişkin bir habere yer veriyor. Gazete, Trump'ın Eski Muharipler Bakanı olarak aday gösterdiği Beyaz Saray Baş Hekimi Ronny Jackson'un tartışmalı günlerden sonra adaylığını geri çekmesiyle sonuçlanan sürecin perde arkasına bakıyor. Değerlendirmeye göre Trump, sadece kendi kabinesinde değil, birçok hükümet kurumunda üst düzey kadroları doldururken de adaylarda sadece sadakat kriteri arıyor. Gazete, Trump'ın ekiplerini kurmaya çalışan birçok bakanının da işine karıştığını yazıyor ve bunun en çarpıcı örneklerinden birinin Adalet Bakanlığı'nda yaşandığını bildiriyor. Habere göre Adalet Bakanı Jeff Sessions'ın bakanlık sözcüsü olarak seçtiği Sarah Flores, 2016 seçim kampanyaları sırasında Trump'a bazı eleştiriler yönelttiği için Beyaz Saray engeline takıldı. Bunun üzerine Flores, Oval Ofis'e giderek Trump'a olan bağlılığını dile getirdi. Gazete, ilk kez ortaya çıkardığı bu gelişmenin Trump'ın üst düzey yetkili seçimine yaklaşımının çarpıklığını ortaya koyduğu yorumunda bulunuyor. Kadroları dolduran birçok yetkili, geldikleri makamlarda başarı sağlayabilecek yeterli beceri ve deneyimleri olduğuna bakılmaksızın, sadece Trump'a olan bağlılıklarına göre değerlendiriliyor. Gazetenin görüş aldığı uzmanlardan biri olan ve George W. Bush döneminde Beyaz Saray'da etik meselelerden sorumlu avukat olarak görev yapan Richard Painter'a göre Trump, yaptığı seçimlerde etik ve ahlaki değerleri ve çıkar çatışmalarını önemsemiyor, hatta "Önemsemek zorunda değilim" şeklinde bir tavır takınıyor. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-08.06.2018

New York Times, Kanada'nın Quebec eyaletinde başlayacak olan G7 zirvesiyle ilgili ayrıntı ve yankıları aktarıyor. Gazete, Trump'ın özellikle ithal metale gümrük tarifesi uygulayacağını açıklaması üzerine Amerika'nın müttefikleriyle yaşadığı gerginliklerin G7 zirvesine de yansıdığını yazıyor. Habere göre Trump, G7 zirvesinin ikinci günü olan yarın sabah zirvenin tamamlanmasını beklemeden Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'la yapacağı görüşmeye hazırlanacağı gerekçesiyle Singapur'a doğru yola çıkacak. Trump, zirve çerçevesinde yarın sabah kadınların güçlendirilmesine ilişkin oturuma katılacak, ancak iklim değişikliği, temiz enerji ve okyanusların durumuyla ilgili bölüme kalmadan Kanada'dan ayrılacak. Bu da diğer altı liderin ortak açıklamalarını yapmasından önce Trump'ın zirveden ayrılması anlamına geliyor. Gazete, Trump'ın bu kararını, dünyanın en büyük ekonomilerinin liderlerinden kendini tecrit etmesi şeklinde yorumluyor. Öte yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Kanada Başbakanı Justin Trudeau'nun Trump'ın, Kanada ve Avrupa Birliği'nden ithal edilen çelik ve alüminyuma gümrük tarifesi getirme kararına ve G7 zirvesinde tecritçi bir yaklaşım sergilemesine tepkisi ise sert oldu. Macron, paylaştığı Twitter mesajında, "Amerikan başkanı tecrit edilmeyi umursamayabilir, ama biz de gerektiği takdirde altı ülke olarak ortak bir anlaşma yapmaktan çekinmeyeceğiz" ifadesini kullandı. Kanada Başbakanı Trudeau ise gümrük vergisi meselesini hedef alarak, "Sanayi kollarımızı ve işçilerimizi koruyacağız ve Amerikan başkanına kabul edilmesi mümkün olmayan kararlarının kendi vatandaşlarının canını yaktığını göstereceğiz," dedi. Gazete, Trump'ın Amerika'nın en sağlam müttefiklerini dışlamasının Amerikan ekonomisine zarar vereceği yorumunda bulunuyor.

New York Times bugün ayrıca kimya sanayiinin ağır baskısı altında kalan Trump Yönetimi'nin en zararlı kimyasalların oluşturduğu sağlık risklerini değerlendirmede geri adım atma kararı aldığını yazıyor. Gazete, eski başkan Obama döneminde Çevre Koruma Dairesi EPA'e, ilk kez, zehirli kimyasalların yeni kısıtlamalarla karşı karşıya kalması, hatta piyasadan tamamen kaldırılmasına ilişkin değerlendirmede bulunma zorunluluğu getirildiğini hatırlatıyor. Bu kimyasallar arasında kuru temizleme, boya, hatta gündelik kullanılan şampuan ve kozmetik ürünler yer alıyordu. Ancak dairenin geçen hafta yayınladığı bin 500 sayfalık rapora göre ilk aşamada on zararlı kimyasal madde, hava, su ve topraktaki kirliliğin değerlendirmesinde artık dikkate alınmayacak. Bunun yerine bu kimyasal maddelerle doğrudan temasın yol açtığı zararlar göz önünde bulundurulacak. Gazeteye göre bu, örneğin bu kimyasalların dolaylı yollardan içme suyuna karışmasının kimyasalların yasaklanmasında bir etken olarak değerlendirilmeyeceği anlamına geliyor. Karar, kimya sektörü açısından büyük bir zafer olarak tanımlanıyor. Kongre ise EPA'in kararına tepki vermekte gecikmedi. Obama dönemine ait 2016 tarihli yasanın çıkarılmasında büyük rol oynayan Demokrat Senatörler Tom Udall ve Temsilciler Meclisi Üyesi Frank Pallone, her iki partinin de desteğiyle geçen çevreci yasanın çiğnendiğini kaydetti.

New York Times'ın bir başka ana sayfa haberiyse Başkan Trump'ın Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'la yapacağı görüşme öncesinde Çin telekomünikasyon ekipmanı üreticisi ZTE'ye uygulanan sıkı yaptırımların Cumhuriyetçi Kongre üyelerinin, ekonomi yetkililerinin ve savunma danışmanlarının karşı çıkmasına rağmen kaldırma kararı almasıyla ilgili. Gazete, Trump'ın ZTE'ye can yeleği atması şeklinde tanımlanan bu karasının Kuzey Kore zirvesinden önce Trump'ın Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'le arasındaki gerginliği giderme amacı taşıdığı yorumunda bulunuyor. Trump'ın ZTE'yla yaptığı anlaşma uyarınca firma bir milyar dolarlık para cezası ödeyecek, yönetim kurulunu değiştirecek ve Amerika'nın yakından denetim yapmasına olanak tanıyacak. Amerika ise bunun karşılığında ZTE'ye yedi yıldır uyguladığı ve Amerikan ürünleri almasını engelleyen yasağı kaldıracak. Karar, aralarında üst düzey Cumhuriyetçi liderlerin de olduğu büyük bir grup siyasetçiyi öfkelendirdi. Bunun nedeni, Kanada, Meksika ve Avrupa Birliği ülkeleri gibi en yakın müttefiklere gümrük tarifeleri uygulanırken, Amerika'nın İran ve Kuzey Kore'ye yönelik yaptırımlarına rağmen bu ülkelere mal satarak Amerikan yasalarını çiğneyen ve ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımlanan bir firmanın üzerindeki yaptırımların kaldırılması.

Washington Post ise başkent Washington'un hokey takımı Capitals'ın Las Vegas Golden Knights takımına karşı mücadele ettiği Ulusal Hokey Ligi final serisini kazanarak Stanley Kupası'nı almasına ana sayfasında geniş yer ayırıyor. Gazete, Amerika'daki en popüler dört spor dalı olan Amerikan futbolu, beyzbol, basketbol ve hokeyde 1992 yılından sonra ilk kez Washington'a ait bir takımın şampiyon olduğunu bildiriyor. Habere göre şimdiye kadar birçok kez final oynayan ancak Stanley Kupası'nı kaldırmayı başaramayan Washington Capitals'ın şampiyon olması, Washington ve civarı için çok büyük gurur ve mutluluk kaynağı. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-25.06.2018


New York Times, seçimleri kazanan Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yetkilerini güçlendirdiğini ve iktidardaki süresini uzattığını bildiriyor. Gazete, seçmenlerin Erdoğan'a kesin bir zafer kazandırdığını, 15 yıldan uzun süredir devam eden iktidarını pekiştirmesini sağladığını ve yasama ve yargı üzerinde son derece genişletilmiş yetkiler sunduğunu yazıyor. Erdoğan'ın iki yıl önceki başarısız darbe girişiminden sonra ilan ettiği OHAL kapsamında çok sayıda kamu çalışanının, yargıcın ve gazetecinin görevden uzaklaştırıldığını hatırlatan gazete, Erdoğan karşıtlarının dünkü seçimleri Türkiye'nin otoriter bir devlete dönüşmesini engellemek için son şans olarak gördüklerini kaydediyor. Gazeteye göre Erdoğan'ın zaferinin, NATO'yla işbirliği, Irak ve Suriye'nin güvenliği ve Avrupa'ya yönelik göç akınının kontrol altına alınması gibi konular üzerinde çok ciddi etkileri olabilir. Seçim sonucuna göre otoriter liderlerin başka ülkelerde de güçlendiği bir dönemde birçok Türk seçmen, Erdoğan'ın güçlü bir devlet oluşturmak ve terör tehdidine karşı koymak için sağlam bir merkezi otorite kurmak gerektiği şeklindeki iddiasını kabul etmiş görünüyor. Erdoğan, bu seçimleri kazanarak, modern Türkiye Cumhuriyeti'nin en uzun süre görev yapan lideri olarak Mustafa Kemal Atatürk'ü geride bırakmayı da garantilemiş oldu. Gazete Erdoğan'ın yeni anayasa uyarınca cumhurbaşkanlığı seçimine ikinci, hatta erken seçim çağrısında bulunarak üçüncü kez katılabileceğini, bunun da 2023 yılına kadar iktidarda kalabileceği anlamına geldiğini kaydediyor. Haberde değinilen bir başka konu ise ekonomi. Gazeteye göre ekonomik çalkantı, Erdoğan'ı, Batılı ülkelerle zıtlaşmada daha dikkatli davranmaya zorlayabilir. Muhalefetin seçimlerden önce büyük enerji toplaması ve birleşmesi de ekonominin kötüye gitmesi durumunda Erdoğan'ı siyasi açıdan zora sokabilir.

New York Times bugün ayrıca Başkan Trump'ın kaçak göçmenlere ve bu göçmenlerin davalarına bakan mahkemelere yönelik olarak paylaştığı Twitter mesajında kaçakların yargıç önüne çıkarılmadan derhal sınır dışı edilmeleri gerektiğini kaydettiğini yazıyor. Habere göre Trump, mesajında, "Bu insanların ülkemizi istila etmesine izin veremeyiz. Gelenleri yargıç önüne ya da mahkemeye çıkarmadan geldikleri yere göndermeliyiz" ifadelerini kullandı. Ancak Trump'ın göçmenlere yargı yolunu kapama çağrısı, gerek anayasal engeller gerekse Kongre'deki Cumhuriyetçi Partililer'in itirazlarıyla karşı karşıya. Kimi Cumhuriyetçiler, Trump'ın tam tersine göçmen ailelerin davalarının daha hızlı görülebilmesi için yargıç sayısının arttırılması gerektiğini savunuyor. Resmi verilere göre federal göçmenlik mahkemelerinde Mayıs ayından bu yana 700 binden fazla dava birikmiş durumda. Gazete, Amerikan Anayasası'nın 5 ve 14'üncü maddeleri uyarınca göçmenlere hakim karşısına çıkma hakkı tanınsa da gerek Demokrat gerekse Cumhuriyetçi yönetimlerin bu maddelerin sınırda yakalanan kaçaklar için geçerli olmaması gerektiğini savunduğunu ve Anayasa Mahkemesi'nin meseleyi şimdiye kadar açıklığa kavuşturmadığını hatırlatıyor.

Wall Street Journal da ana sayfasında Türkiye'deki seçimlere yer veriyor ve Erdoğan'ın seçimleri kazandığını ilan ediyor. Gazete, seçim sonuçlarının Amerika'nın kilit müttefiklerinden olan Erdoğan açısından otoriterliğin önünü açtığını kaydediyor. Habere göre Erdoğan, zafer ilan ettiği balkon konuşmasına kaybedilecek zaman olmadığını vurguladı ve daha büyük ve güçlü bir Türkiye oluşturma sözü verdi. Gazete, bu açık zaferin ve en yakın rakibi Muharrem İnce'nin seçimi kaybettiğini kabul etmesinin, ülkeyi istikrarsızlığa sürükleyecek olası protesto gösterilerini de bertaraf ettiğini kaydediyor. Gazete, İnce'nin seçimlerde hile yapılmasına rağmen bunun, sonucu değiştirecek düzeyde olmadığını kaydettiğini yazıyor. Türk lirasının piyasaların açılmasıyla birlikte son iki haftadır dolar ve euro karşısında en güçlü seviyeye çıkması da haberde yer alan ayrıntılar arasında. Ancak birçok uzman, lirada kaydedilecek değer artışının geçici olacağı, yatırımcıların lirayla ilgili uzun vadeli kaygılarının geri döneceği uyarısında bulunuyor. Öte yandan Batı ülkeleri, Erdoğan'ın seçimden sonra atacağı adımları dikkatle izleyecek. 15 Temmuz darbe girişimcileri ve PKK'yla işbirliği yaptığı suçlamasıyla tutuklu bulunan Amerikalı din adamı Andrew Brunson'un 18 Temmuz'daki duruşması ise Türk-Amerikan ilişkileri açısından bir sınav niteliği taşıyor.

Washington Post ise Amerika-Meksika sınırında ailelerinden zorla ayrılan Orta Amerikalı çocukların akıbetiyle ilgili bir habere yer veriyor. Gazete, bu çocukların Amerika'nın dört bir yanına dağıldığını, ailelerin çocuklarının nerelere gönderildiğini bilmediğini yazıyor. Habere göre ailelerinden alınan çocuklar, kuzeyde Michigan'dan Atlas Okyanusu kıyısındaki Maryland'a, güneyde Virginia'ya ve Batı kıyısındaki California'ya kadar birçok eyalete dağılmış durumda. Çocukların bazıları hiç İspanyolca bilmeyen korumacı ailelerin yanında yaşıyor. Bazılarıysa resmi kurumlarda, kendilerine dokunma izni bile olmayan yetkililerin himayesinde bulunuyor. Çocukların aileleriyle birlikte sınırın ötesinde umut olduğu inancıyla çok uzun ve tehlikeli yolculuklar yaparak Amerika'ya gelmesi ve şimdi ailelerinden ayrılıp bir bilinmeyene sürüklenmesi, büyük travma olarak nitelendiriliyor. Öte yandan Amerikalı yetkililer çocukların sabıka fotoğraflarını çekiyor. Fotoğrafları gören bazı göçmenlik avukatları, bazı çocukların görüntülerinin ağlarken alındığını söylüyor. Ailelerinden alınan çocukların bir kısmının barındığı bir hayır kurumu, çocukları aşılıyor ve sağlık hizmeti veriyor. Gündelik yaşam, oyun, uyku, yemek, ders ve teneffüs gibi son derece katı zaman dilimleri halinde düzenleniyor. Uzmanlar, hastaneleri ya da hapishaneleri andıran bu tür düzenlemelerin çocukların psikolojisi üzerinde olumsuz etkiler bırakacağı uyarısı yapıyor. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-27.06.2018

New York Times, Anayasa Mahkemesi'nin Başkan Trump'ın nüfusunun çoğunluğu Müslüman ülkelere yönelik seyahat yasağını onadığını bildiriyor. Gazete, kararın, Meksika sınırındaki göçmenlerin tabi tutuldukları muamelenin büyük siyasi tartışmalar yarattığı bir dönemde Trump'a göçmenlik meselesini kendi kontroluna alması için yetki tanıdığını kaydediyor. 4'e 5 oyla kabul edilen karar metninde Trump'ın göçmenlik konusunda ulusal güvenlik kaygıları gerekçesiyle hareket etme yetkisi olduğu yazılı. Mahkemedeki liberal yargıçlarsa kararı kınadıklarını bildirdi. Liberal yargıçlardan Sonya Sotomayor, yaptığı açıklamada, kararı, İkinci Dünya Savaşı sırasında Japon asıllı Amerikalılar'ın gözaltına alınmasını öngören yasaya benzettiğini söyledi. Öte yandan Başkan Trump, Kasım'da yapılacak Kongre ara seçimleri öncesinde alınan kararı büyük bir zafer olarak değerlendirdi. Gazete, Cumhuriyetçi Parti'nin 2016'da aniden hayatını kaybeden Anayasa Mahkemesi üyesi yargıç Antonin Scalia yerine dönemin başkanı Obama'nın yeni bir yargıç atamasını engelleme stratejisinin siyasi açıdan ne kadar büyük bir ağırlık taşıdığının bir kez daha ortaya çıktığını bildiriyor. Göçmenlik konusundaki bir başka gelişme ise yine bir mahkeme kararıyla gerçekleşti. California'da bir yargıç, Meksika sınırında ayrılan aile ve çocukların 30 gün içinde bir araya getirilmesi, bu sürenin beş yaşından küçük çocuklar için iki haftaya düşürülmesi yönünde karar aldı.

New York Times bugün ayrıca New York eyaletinde dün yapılan ön seçimlerde şok edici bir sonuç elde edildiğini bildiriyor. Gazete, bir zamanlar Nancy Pelosi'nin Temsilciler Meclisi'ndeki liderliği devredeceği siyasetçi gözüyle bakılan 56 yaşındaki Joseph Crowley'nin, Kongre ön seçimlerinde, siyasete yeni giren 28 yaşındaki Porto Riko asıllı rakibi Alexandria Ocasio-Cortez'e mağlup olduğunu yazıyor. Habere göre 2016'da Bernie Sanders'ın seçim kampanyasında görev yapan ilerici Ocasio-Cortez'in Demokrat Parti'nin ağır toplarından Joseph Crowley'i dize getirmesinin gerek Demokrat Parti gerekse tüm Amerika çapında çok ciddi etkileri olacak. New York'un Bronx bölgesinde doğup büyüyen Latin kökenli Ocasio-Cortez, birçok liberal örgütün de desteğini aldı. Demokrat Parti'nin Kasım'da yapılacak Kongre ara seçimlerinde Temsilciler Meclisi üyeliği için Bronx bölgesinden aday olacak Alexandria Ocasio-Cortez, oyların yüzde 57'sini alarak rakibi deneyimli siyasetçi Joseph Crowley'nin 2018'de bir ön seçimi kaybeden ilk Temsilciler Meclisi üyesi olmasına neden oldu. Öte yandan Başkan Trump da Crowley'nin yenilgisi karşısında şaşkınlığını gizleyemeyen bir Twitter mesajı paylaştı. Trump, mesajında, "Crowley Kongre dışı aldı. Bunu kimse beklemiyordu. Belki de Başkan'ına daha saygılı olması lazımdı," ifadelerini kullandı.

Washington Post da Başkan Trump'ın Müslümanlar'a yönelik seyahat yasağının Anayasa Mahkemesi tarafından onanmasının yankılarıyla ilgili haberlere yer veriyor. Gazete, "Bundan sonra ne olacak?" sorusuyla karşı karşıya kalan Müslümanlar'ın Amerika'daki geleceğinin ve yerinin Anayasa Mahkemesi'nin kararıyla şekilleneceğini bildiriyor. Habere göre Müslüman Amerikalılar, hükümetin bundan böyle kendilerine diğer Amerikalılar'dan daha farklı yaklaşacağını düşünüyor. Gazetenin Amerika'da yaşayan Libya ve Yemen kökenlilerden aldığı görüşlere göre bu kişiler, kendilerini ikinci sınıf vatandaş olarak görmeye başlıyor. Karara insan hakları örgütleri de büyük tepki gösterdi. Müslüman örgütleri, nefret içerikli olarak niteledikleri kararın Anayasa Mahkemesi'nin yaptığı çok büyük bir yanlış olduğunu kaydetti. Uluslararası Af Örgütü ise karara ilişkin olarak, "Bu nefret politikası tam bir felakettir" ifadesini kullandı. Gazetenin görüş aldığı İranlı mühendislik profesörü Mehdi Ostadhassan ise Anayasa Mahkemesi'nin Müslümanlar'a Amerika'da istenmedikleri, Amerika'yı yuvaları olarak seçmelerinin engelleneceği mesajı verildiğini söyledi. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-28.06.2018

Amerikan basını, Anayasa Mahkemesi üyelerinden Yargıç Anthony Kennedy'nin dün emekliye ayrılma kararı aldığını açıklamasının yankılarına ve bu kararın doğuracağı sonuçlarla ilgili değerlendirmelere geniş yer ayırıyor.

New York Times, Yargıç Kennedy'nin bu yaz emekli olacağını açıklamasıyla yerine geçecek yargıcın kim olacağıyla ilgili tartışmaların şimdiden başladığını yazıyor. Gazete, 2016'da hayatını kaybeden Yargıç Antonin Scalia'nın yerine muhafazakar Yargıç Neil Gorsuch'ı atayan Trump'ın mahkemenin yapısını bir kez daha değiştirme şansı yakaladığını ve bunun, mahkemenin muhafazakar çizgiye kaymasının ve nesiller boyu bu çizgide kalmasının önünü açacağını bildiriyor. Habere göre Anayasa Mahkemesi'ne Başkan Ronald Reagan tarafından atanan 81 yaşındaki Anthony Kennedy, şimdiye kadar Amerikan halkının hayatına damgasını vuran birçok yasada belirleyici oylar kullanarak çok kritik rol oynamıştı. Bunların başında eşcinsel evliliklerin ve kürtajın yasallaşması geliyor. Ancak Yargıç Kennedy, bu yılki bazı kritik meselelerde muhafazakar üyelerin hizasında yer alarak Başkan Trump'ın bazı politikalarına yeşil ışık yakan kararlara da imza attı. Bunların başında Müslüman ülkelere yönelik seyahat yasağının onaylanması ve işçi sendikalarına yönelik kısıtlamalar geliyor. Öte yandan Başkan Trump, Yargıç Kennedy'nin yerine gelecek üyeyi belirlemek üzere hazırlıklara derhal başlayacağını duyurdu. Trump, Neil Gorsuch'tan sonra yapacağı olası bir atama için hazırlanan 25 yargıçlık liste üzerinde çalışmalara başlayacaklarını bildirdi. Ancak Demokrat Partililer, Kongre ara seçimlerinin yapılacağı Kasım ayından önce atamanın yapılmasına şiddetle karşı çıkıyor. Bunun nedeni, Yargıç Scalia'nın ölümünden sonra dönemin başkanı Obama'nın öne çıkardığı aday olan Yargıç Merrick Garland'ın Senato Çoğunluk Lideri Mitch McConnell tarafından engellenmesi ve yeni başkan seçilene kadar beklenmesi konusunda diretmesi.

New York Times, Yargıç Kennedy'nin emekliye ayrılacağı kararının Amerikan yargısını nasıl etkileyeceğini ve vatandaşların bundan böyle adalet aramak için ne yapması gerektiğini maddeleyen bir baş yazı yayınlamış. Gazete, "Kennedy'nin Gidişiyle Adalet Artık Sandıkta Aranmalı" başlıklı yazıda, Yargıç Kennedy'nin görevden ayrılmasının milyonlarca Amerikalı için hak ve özgürlük arayışına Anayasa Mahkemesi'nde değil, başka yerlerde devam edilmesi gerektiği mesajı verdiğini kaydediyor. Başyazı şöyle devam ediyor: "Anayasa Mahkemesi, son zamanlarda kadınların bedenleri üzerindeki egemenliği, başkanın gücünün kontrol altına alınması, insani bir cezai hukuk sistemi kurulması ve tüm vatandaşların eşit haklara sahip olması gibi konularda hayal kırıklığı yaratan kararlar aldı. Yargıç Kennedy'nin emeklilik kararıysa birçok açıdan yıkıcı olacak. Milyonlarca Amerikalı, değer verdikleri hak ve özgürlükleri artık mahkemede değil, sandıkta aramak zorunda. İnsanlık onurunu, evrensel eşitlikleri ve kadınların kendi bedenleri üzerinde egemen olma hakkını koruyacak bir Anayasa Mahkemesi'nden yoksun olmak, halkı, devlet yönetiminin her kademesinde bu değerleri koruyacak siyasetçiler seçmeye itmeli. Ülkemizin ve Anayasa Mahkemesi'nin tarihinde karanlık bir dönem yaşanıyor. Başkan Trump Anayasa Mahkemesi'ne ikinci kez atama yaptığında ve Senato bu atamayı onayladığında eşcinsellerin haklarının korunması ya da kamu üniversitelerine giriş başvurularında azındıklara öncelik tanınması gibi konuları artık unutun. Hele mahkemenin liberal kanadındaki yargıçlar 79 yaşındaki Stephen Breyer ve 85 yaşındaki Ruth Bader Ginsburg'un sağlık nedenleriyle emekliye ayrılma kararı almaları durumunda mahkeme, Trump'ın atamalarıyla tarihin en muhafazakar Anayasa Mahkemesi halini alacak. Geleceğe korkuyla bakan vatandaşların önünce açık bir görev var. Kasım'da oy kullanmanın ne kadar önemli olduğunu unutmayın. Dört yıl önceki ara seçimlerde seçmenlerin sadece yüzde 36'sı sandığa gitmişti. Daha fazla seçmen oy kullansaydı Demokrat Parti Senato'daki çoğunluğu korur, Mitch McConnell Senato Çoğunluk Lideri olamaz, Yargıç Merrick Garland ise şimdi Anayasa Mahkemesi'nde oturuyor olurdu."

Washington Post ise Amerika-Rusya ilişkilerinde yaşanan gerginliğin giderilmesi için Başkan Trump ve Rusya lideri Putin'in bir zirve toplantısı yapmayı kabul ettiklerini yazıyor. Gazete, Beyaz Saray ve Kremlin'in, Trump-Putin zirvesinin nerede ve ne zaman yapılacağına ilişkin açıklamayı bugün eş zamanlı olarak yapmalarının beklendiğini bildiriyor. Habere göre Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, görüşmenin planını yapmak için Kremlin'de Putin dahil birçok yetkiliyle görüşmeler yaptı. Bolton, dün yaptığı açıklamada, Trump'ın Rusya lideriyle ilişkileri yeni ve kişisel bir boyuta taşımanın zamanının geldiğine inandığını, Putin'in de aynı fikirde olduğunu söyledi. Zirvenin Temmuz ayı ortasında, Trump'ın 11-12 Temmuz'da NATO zirvesi için Avrupa'ya gittiği sırada, Rusya dışında yapılması bekleniyor. Trump ise Putin'le yapacağı görüşmeyle ilgili olarak, "Daha ilk günden Rusya ve Çin'le iyi geçinmenin önemli olduğunu söyledim," dedi. Öte yandan bazı uzmanlar, Trump'ın Putin'le zirve toplantısı yapmasının Avrupalı liderlerle gergin olan ilişkilerin daha da gerilmesine neden olacağı görüşünde. Böyle bir görüşmenin Amerika'nın geleneksel müttefiklerine olan bağlılıklarının sorgulanmasına yol açacağı, yapılan yorumlar arasında yer alıyor. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-29.06.2018

Amerikan gazeteleri, Maryland eyaletinin başkenti Annapolis'te Capital gazetesinin haber bürosuna düzenlenen ve beş kişinin ölümüne neden olan silahlı saldırının ayrıntılarına geniş yer veriyor.

Washington Post, Maryland eyaletinin başkenti Annapolis'te yayınlanan yerel Capital gazetesinin haber bürosuna saldıran kişinin, gazeteden öç alma peşinde olan 38 yaşındaki Jarrod Ramos olduğunu yazıyor. Gazete, 2011 yılında gazetede yayınlanan bir köşe yazısının kendisine yönelik hakaretler içerdiği gerekçesiyle gazete aleyhine dava açan Ramos'un 2015'te davayı kaybettiğini bildiriyor. Habere göre köşe yazısı, Ramos'un sosyal medya üzerinden bir kadını taciz ettiği suçlamalarını kabul ettiğine ilişkin ayrıntılar içeriyordu. Polisin açıklamasına göre olay mahalinde ele geçirilen Ramos, şimdilik konuşmayı reddediyor ve polisin sorularını yanıtsız bırakıyor. Öte yandan gazete çalışanlarının saldırı anını ve ilerleyen dakikaları sosyal medya üzerinden an be an okuyucularıyla paylaştığı bildiriliyor. Gazete çalışanları, polisin gazete binasının içinde aktif bir silahlı saldırgan olduğunu doğruladığı bir saat içinde durumu özellikle Twitter aracılığıyla gerek kamuoyu, gerekse Baltimore Sun gibi daha geniş çaplı faaliyet gösteren bölgesel gazetelerle paylaştı.

New York Times ise Anayasa Mahkemesi'nin kilit üyelerinden Yargıç Anthony Kennedy'nin 31 Temmuz'da emekliye ayrılma kararı almasının yankılarıyla ilgili haberlere yer vermeyi sürdürüyor. Gazete, Kongre ara seçimlerinin yapılacağı Kasım ayından önce Anayasa Mahkemesi'nde boşluk doğmasının hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi Parti içinde aşırı bir hareketlenmeye neden olduğunu bildiriyor. Habere göre Yargıç Kennedy, emekliye ayrılmaya karar verdiğini açıkladıktan birkaç saat sonra muhafazakar gruplar, Cumhuriyetçi Parti'nin kontrolundaki Senato'ya destek mesajları yağdırmaya başladı. Muhafazakar Yargı Krizi Ağı adlı bir grupsa Başkan Trump'ın seçeceği yargıcın kamuoyunda destek görmesini sağlamak için bir milyon dolarlık reklam kampanyası başlattı. Başkan Trump ise oylamada kritik rol oynayabileceğini düşündüğü Cumhuriyetçi ve Demokrat senatörleri ikna çalışmalarına şimdiden başladı. Demokrat Parti çizgisinde yer alan liberal gruplar da Trump'ın seçeceği yargıç adayı aleyhine kampanyalar başlatmakta gecikmedi. Adalet Talebi adlı grup, Trump'ın yapacağı atamaya karşı direnmenin şimdiye kadar verilecek en büyük mücadele olduğunu kaydetti ve Demokrat Parti'nin bu savaşı kaybetmesinin, Trump'ın ideolojisinin sadece dört değil, 40 yıl boyunca kök salmaya devam edeceği anlamına geleceğini savundu.

Wall Street Journal ise Beyaz Saray Genel Sekreteri John Kelly'nin bu yaz görevinden ayrılmasının beklendiğini bildiriyor. Gazete, John Kelly'nin yakın çevresine yaklaşık bir yıl önce, 31 Temmuz 2017'de göreve başladığını ve bir yıldan uzun süre bu görevde kalmaya niyetli olmadığını söylediğini yazıyor. Habere göre Kelly, Başka Trump'ın NATO zirvesi için Temmuz ortasında yapacağı Avrupa seyahatini beklemeden görevi bırakabilir. Gazetenin Beyaz Saray'a yakın bir kaynaktan aldığı bilgiye göre Kelly, Trump'a artık yardımcı olamayacağını, çünkü Başkan'ın artık kendisini dinlemediğini düşündüğünü söyledi. Kaynağın verdiği bilgiye göre Kelly, artık yaptığı işi sevmiyor ve hatta Trump'ın bir genel sekreter istediğini de düşünmüyor. Ancak gazeteye göre Anayasa Mahkemesi üyelerinden Yargıç Anthony Kennedy'nin emekli olacağını açıklaması, Kelly'nin görevi bırakma planlarını alt üst edebilir. Bunun nedeni, Başkan Trump'ın Anayasa Mahkemesi'ne atayacak yargıcı belirlemede ve Senato'dan gereken desteği toplamada Genel Sekreter Kelly'ye ihtiyaç duyma olasılığı. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-09.07.2018

New York Times, Tayland'da yaşları 11 ila 16 arasında değişen çocuklardan oluşan futbol takımının iki haftadan uzun süredir mahsur kaldıkları mağaradan çıkarılmaları için düzenlenen kurtarma operasyonuna ana sayfasında yer veriyor. Gazete, dün dört çocuğun Taylandlı ve yabancı uzman mağara dalgıçlardan oluşan bir ekip tarafından başarılı bir şekilde kurtarıldığını bildiriyor. Habere göre rota üzerine dalgıçların daha önce yerleştirdikleri oksijen tüplerinin hepsi kullanıldığı için kurtarma çalışmalarına zorunlu olarak ara verildi. Dalgıçların çalışmalara devam edebilmeleri için mağaraya kademeli olarak yeni oksijen tüplerinin yerleştirilmesi gerekiyor. Uzmanlar, bunun 10 ila 20 saat alabileceğini söylüyor. Öte yandan yetkililer, bölgede yeniden başlayan şiddetli yağışlar nedeniyle çocukların ve 25 yaşındaki antrenörlerinin mahsur kaldıkları mağaradaki su seviyesinin yükselmeye başlamasından endişe ediyor. Habere göre dün dört çocuğun kurtarılmasına 50'si yabancı 90 dalgıç katkıda bulundu. Taylandlı dört uzman dalgıç, çocuklarla birlikte mağarada bulunuyor. Çocukların kurtarılmayı beklerken dalış ekipmanlarını nasıl kullanacaklarını öğrendikleri bildiriliyor. Dalgıçların verdiği bilgiye göre çocukların içinde bulundukları mağara ile yeryüzüne çıkış arasındaki mesafe dört kilometre. Uzman dalgıçların bile çok dar geçişlerden oluşan bu mesafeyi aşmaları yaklaşık beş saat alabiliyor. Öte yandan gazete, dün kurtarılan ve hastaneye kaldırılan dört çocuğun sağlık durumlarının iyi olduğunu bildiriyor.

New York Times bugün ayrıca Trump Yönetimi'nin Birleşmiş Milletler'e bağlı Dünya Sağlık Asamblesi'nin anne sütünün önemini vurgulayan ve dünya genelinde anneleri emzirmeye teşvik etmeyi amaçlayan karar tasarısını nasıl engellemeye çalıştığıyla ilgili bir habere yer veriyor. Gazete, asamblede Amerika'yı temsil eden heyetin bebek maması sanayiinin çıkarlarını göz önünde bulundurduğunu yazıyor. Habere göre Amerikan heyeti karar tasarısı metninde yer alan ve emzirmeyi destekleyen ve teşvik eden, bebek sağlığını olumsuz etkileyebilecek hazır mama reklamlarının kısıtlanmasını öngören metinde değişiklik yapmak istedi, ancak başarılı olamadı. Diplomatlara ve hükümet yetkililerine göre heyet, bunun üzerine, tehditlere başvurmaya yöneldi. Tasarıyı sunmaya hazırlanan ülke olan Ekvator, Amerika'yla zıtlaşan ilk ülke oldu. Amerikalılar, tasarıyı rafa kaldırmayı reddetmesi durumunda Ekvator'a sert ticari yaptırımlar uygulama ve kritik önem taşıyan askeri yardımları geri çekme tehdidinde bulundu. Ekvator da fazla ses çıkarmadan Amerika'ya boyun eğdi. Tasarıyı savunanlar, Ekvator'un yerini alacak bir başka ülke arayışına girdi, ancak çoğu Afrika ve Latin Amerika'da yer alan yoksul ülkeler, Amerika'dan korktukları için geri planda kalmaya karar verdi. Gazete, 70 milyar dolarlık bebek maması sektörünün en önemli firmalarından biri olan Chicago'daki Abbott Laboratuarları'nın konuya ilişkin görüş bildirmeyi reddettiğini yazıyor. Amerika'da büyük pazar payına sahip olan İsviçre menşeili gıda devi Nestle ise Ekvator'a yönelik tehditlerle arasına mesafe koymaya çalışıyor.

Washington Post ise tüm dünyanın nefesleri tutarak takip ettiği Tayland'daki kurtarma operasyonuyla ilgili ayrıntıların yanı sıra Başkan Trump'ın Anayasa Mahkemesi üyeliği için aday göstereceği yargıçlarla ilgili habere yer ayırıyor. Gazete, Başkan Trump'ın adayını bugün açıklamasının beklendiğini bildiriyor. Habere göre henüz kararını kesinleştirmemiş olan Trump, adayını, dört yargıcın adlarının yer aldığı listeden seçecek. Trump, haftasonunu geçirdiği New Jersey eyaletindeki özel golf kulübünde yaptığı açıklamada karara çok yaklaştığını, her dört adayın da birbirinden iyi olduğunu söyledi. Başkan, mahkemeye aday gösterdiği bir önceki yargıç olan Neil Gorsuch'u, resmi açıklamadan bir gün önce şahsen bilgilendirmişti. Oysa bu sefer gerek kamuoyunu gerekse siyasi çevreleri meraklı bir bekleyiş içine sokan Trump, kararını son ana kadar kendine saklayacak gibi görünüyor. Ancak dört aday arasında gazeteye göre bir yargıç, Thomas Hardiman, öne çıkıyor. Bunun nedeni, Trump'ın emekli bir federal yargıç olan ablası Maryanne Trump Barry'nin uzun yıllar birlikte Pennsylvania eyaletinde görev yaptığı Hardiman'ı tavsiye etmesi. Habere göre Maryanne Trump Barry, Hardiman adını bir önceki Anayasa Mahkemesi üyeliği için de kardeşine götürmüş, ancak Başkan Trump Neil Gorsuch'ta karar kılmıştı. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Voice of America-10.07.2018

Amerikan gazeteleri, Başkan Trump'ın emekliye ayrılacağını açıklayan Anayasa Mahkemesi üyesi Yargıç Anthony Kennedy'nin yerine muhafazakar Yargıç Brett Kavanaugh'yu aday göstermesiyle ilgili ayrıntılara geniş yer ayırıyor.

New York Times, Washington'un muhafazakar hukuk çevrelerinde siyasi açıdan birçok bağlantıları bulunan Yargıç Brett Kavanaugh'nun Senato'daki onay sürecinin son derece çetin geçeceğini yazıyor. Habere göre Trump, Yargıç Kavanaugh'yu "Zamanımızın en keskin zekalı hukukçularından biri" olarak tanımladı ve adayının siyasi görüşlerini bir kenara bırakarak Anayasa'yı "yazıldığı" gibi uygulayacak bir yargıç olduğunu söyledi. 53 yaşındaki Washington temyiz mahkemesi yargıcı Kavanaugh, eski başkan George W. Bush'un danışmanlarındandı. Kavanaugh aynı zamanda eski başkan Bill Clinton'ı soruşturan hukukçulardan biriydi. Gazeteye göre Trump'ın Kavanaugh gibi Cumhuriyeti Parti'yle derin bağları bulunan bir yargıcı Anayasa Mahkemesi'ne aday göstermesi, kendi aralarında bölünme içinde olan Cumhuriyetçi ve Demokratlar'ı birleştirecek. Emekliye ayrılacak Yargıç Kennedy'nin kürtaj, eşcinsel hakları, azınlıklara üniversite giriş gibi bazı alanlarda öncelik tanınması ve idam cezası gibi Anayasa Mahkemesi'nde kutuplaşmaya neden olan meselelerde eşitliği bozan oyu kullanıyor, kimi zaman liberal, kimi zamansa muhafazakarların lehine kararlara imza atıyordu. Ancak muhafazakar değerlere sıkı sıkıya bağlı olan ve Senato onayı aldığı takdirde on yıllar boyunca görev yapacak olan Kavanaugh'nun mahkemenin dengesini sağa çekeceğine kesin gözüyle bakılıyor.

New York Times, Yargıç Brett Kavanaugh'nun Anayasa Mahkemesi üyeliğine ilişkin bir başka haberindeyse Kavanaugh'nun, Amerikan tarihinde eşi benzeri görülmemiş 30 yıllık bir projenin son ürünü olduğu yorumunda bulunuyor. Habere göre Cumhuriyetçi başkanların şimdiye kadar Anayasa Mahkemesi'ne muhafazakar olarak atadıkları bazı yargıçların zaman içinde liberal kanada kayması, parti içinde ve muhafazakar çevrelerde uzun yıllar boyunca hayal kırıklığına yol açtı. Bu yargıçlar arasında en çok göze çarpanlar David Souter, Sandra Day O'Connor ve emekliye ayrılacak olan Anthony Kennedy. Ancak muhafazakar çevreler, Yargıç Kavanaugh'yla birlikte 1930'lu yıllardan sonra ilk defa Anayasa Mahkemesi'nin sağ kanada demir atacağına kesin gözüyle bakıyor. Bu da keskin ideolojik ve partizan çizgilerle ayrılmış Washington'da her iki partinin de Kavanaugh'nun adaylığı karşısında çok sıkı mücadele vereceği anlamına geliyor. Bazı Demokrat Partili Kongre üyeleri, Trump henüz adayını açıklamadan onay sürecinde ret oyu kullanacaklarını duyurdu. Örneğin Pennsylvania eyaletinden Demokrat Partili Senatör Bob Casey, "Trump'ın listesindeki her isim, Washington bataklığının içinden çıkarılmış, bu yozlaşmış sürecin meyvesi olan yargıçlardır" ifadelerini kullandı.

Washington Post ise Trump'ın Anayasa Mahkemesi üyeliğine muhafazakar Yargıç Brett Kavanaugh'yu aday göstermesiyle ilgili ayrıntıların yanı sıra bu hafta yapılacak NATO zirvesine ilişkin bir habere yer ayırıyor. Gazete, Savunma Bakanı Jim Mattis'i zirvede zorlu bir sürecin beklediğini kaydediyor. Bunun nedeni, Amerika'nın güvenliği açısından Amerika-Avrupa ittifakının hayati önem taşıdığını düşünen Mattis'in bu görüşünü, patronu sayılabilecek Başkan Trump'ın paylaşmaması. Habere göre Mattis ve Trump'ı Amerika'nın geleneksel müttefikleriyle bir araya getirecek olan NATO zirvesi, Mattis açısından birçok sorunu da beraberinde getiriyor. Savunma Bakanı Mattis, şimdiye kadar Trump'la arasındaki farklılıkları arka plana itmeye çalışmış, Avrupalılar'a, Amerikan Hükümeti'ni Trump'ın Twitter mesajları değil, icraatlar çerçevesinde değerlendirmelerini çağrısı yapmıştı. Ancak son aylarda Amerika-Avrupa ilişkilerinin gerilmesi, Trump'ın, Mattis'in tecritçilik karşıtı görüşlerini paylaşan kilit dış politika danışmanlarını ya kovması ya da saf dışı bırakması, Mattis'in işini daha da zora soktu. Uzmanlarsa Mattis'i Amerikan dış politikasının birleştirici gücü olarak görüyor ve müttefiklerle işleri yürüten kilit kabine üyelerinden biri olduğunu kaydediyor. Washington Post, Mattis'in bu hafta Brüksel'de yapacağı işlerin çoğunu kapalı kapılar ardında halledeceğini öngörüyor.

Wall Street Journal'ın ana sayfasındaysa Yargıç Kavanaugh'nun adaylığı haberinin hemen altında İngiltere'deki hükümet kriziyle ilgili haber göze çarpıyor. Gazete, Brexit'ın en sıkı savunucularından Dışişleri Bakanı Boris Johnson ve Brexit'ten sorumlu bakan David Davis'in istifa etmesinin Başbakan Theresa May'in hükümetini siyasi krize sürükleyeceğini kaydediyor. Habere göre İngiltere'nin dokuz aydan az süre içinde AB'den çıkmaya hazırlandığı sırada kritik görevlerdeki iki bakanın istifa etmesi, Brexit stratejisinde de önemli değişikliklere yol açabilir. Johnson ve Davis'in istifa sebebi ise cuma günü yapılan kabine toplantısında AB'yle yakın ekonomik ilişkiler kurulması ve AB denetiminin büyük oranda korunmasına karar verilmesi. İstifaların Theresa May'in kendi partisi içindeki liderliğinin sorgulanmasına yol açacağı kaydediliyor. Bu da dev göç dalgaları ve Başkan Trump'ın küresel ticaret ve güvenlik düzenini alt üst eden icraatları karşısında zaten başını kaşıyacak zaman bulamayan AB liderlerini daha da sıkıştıracak. Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter