Alman Basını

Başlatan Sihirbaz, Mar 28, 2017, 03:14 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Sihirbaz

Deutsche Welle-03.07.2018

Almanya'da hükümet, koalisyon ortakları Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birlik'in (CSU) mülteci politikası konusunda anlaşmaya varmasıyla dağılmanın eşiğinden döndü. Almanya'ya gelmek isteyen mülteci adaylarının yasal işlemleri tamamlanana kadar Avusturya sınırındaki "transit merkezlerinde" tutulmasını öngören anlaşmanın diğer koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti tarafından da onaylanması gerekiyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung kardeş partiler CDU ve CSU arasındaki tartışmaları şöyle yorumluyor:

"CDU ile CSU, daha doğrusu Merkel ile Seehofer arasındaki güç denemesi sonuçlandıktan sonra sıra Hristiyan Birlik partilerini ayrılmanın eşiğine ve CSU'yu CDU'dan daha kötü bir duruma getiren anlaşmazlıktan kimin sorumlu olduğuna gelecek. CSU kendini acınacak duruma düşürdü. Ekim ayında CSU'nun eyaleti Bavyera'da yapılacak milletvekili seçimlerinde parti zirvesinin fiyaskoyla sonuçlanan ayaklanmasına seçmenin verdiği not belli olacak."

Süddeutsche Zeitung ise İçişleri Bakanı Seehofer'in göç politikasıyla ilgili önerilerine şu satırlarla değiniyor:

"Suç işleyen mültecilerin Almanya'dan atılması cesurca bir talep. Ancak bunu yaparken basit ve ağır suçlar arasında ayırım yapılması gerekecek. Peki sınır dışı edilecek mülteciler diğer suçlularla aynı cezaevine mi konacak? Bu yerden tasarruf etmeye yarayabilir. Ancak öte yandan mülteci adaylarını kriminalize eder. Ayrıca çöllerdeki toplama kampları güvenli yerler olarak mı ilan edilecek? Haklı olarak, vicdan rahatlatmak için bu tanımlamada karar kılındığı söylenebilir. Almanya İçişleri Bakanı'nın Göç Master Planı bir an önce yırtılıp atılmalıdır."

Frankfurter Rundschau gazetesi, hükümet krizini konu alan yorumunda anlaşmazlıktan Hristiyan Sosyal Birlik partisinin sorumlu olduğunu öne sürüyor:

"Seçmen Bavyera partisinin siyaset arenasından kopuşunu şaşkınlıkla izliyor. Güvenilirlik, ahde vefa, akıl ve dayanışma gibi vazgeçilmez değerlere önem vermediği için CSU tercih edilir koalisyon ortağı olmaktan çıkıyor. Onun yerine şahsi kaprisler, kıskançlık, hesaba kitaba sığmayan davranışlar, egoistlik, kibir ve popülizm CSU'nun politikalarını belirliyor. Kibir zaten her dönemde CSU'nun alametifarikası olmuştur. Parti hazırladığı Göç Master Planı'nı kimseye göstermeye bile cesaret edememişti. Hükümet ortağı olan bir partinin bu davranışını tarif edecek kelimeler henüz bulunamadı."

Hristiyan Birlik partilerini bir kez daha birbirine düşüren iltica politikası anlaşmazlığı Neue Osnabrücker Zeitung gazetesinde şöyle yorumlanmış:

"Milat çoktan 'geliyorum' demişti. Hem Almanya'da hem de Avrupa'da. Tanıdığımız Berlin Cumhuriyeti'nin geleceği kalmadı. Birlik partileri arasındaki çekişme, tasavvur edilemeyenin nasıl aniden gerçek olabileceğini gösterdi. Batı'nın siyasi koordinatları kısmen son derece olumsuza doğru kayıyor. Sağ, sol ve popülizm birbirine karıştı. Başbakan Angela Merkel'in 2015 yılında sınırları mültecilere açması muhafazakâr kanat için bir travmaydı. Bu insani davranış, Başbakan'ın bugüne kadar adeta dogma gibi savunduğu tarihi bir hata olarak tecelli etti. Almanya yıllardır Avrupa'da istikrarın sembolü sayılmaktaydı. Merkel döneminin sonuna yaklaşırken bu özellikten eser kalmadığı görülüyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-03.07.2018

Süddeutsche Zeitung, Almanya'da Hristiyan Demokrat Birlik ve Hristiyan Sosyal Birlik partileri arasındaki mültecilerle ilgili uzlaşmaya şöyle değiniyor:

"Avrupa tarihi açısından tehlikeli bir milattan söz edilebilir. İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra ilk kez 2018 yazında Avrupa sağının ne kadar güçlendiği ortaya çıktı. Yükselen sağın bayrağını Macaristan Başbakanı Viktor Orban taşıyor. Avusturya'nın popülist başbakanı Kurz ve İtalya'yı yöneten radikal sağcılar ona ideolojik destek verirken Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer de sağın Avrupa Birliği'ne nüfuz etmesine yardımcı oluyor. CSU Genel Başkanı Seehofer ültimatomla ve istifa tehrdidiyle Başbakan Angela Merkel'i Avrupa iltica politikasında U dönüşü yapmaya zorladı."

Frankfurter Allgemeine Zeitung Hristiyan Birlik partileri arasındaki anlaşmazlığı Merkel'i Avrupa idealinden uzaklaştırdığını yazıyor:

"Sonunda uzlaşma formülü bulunması gerginliği azalttı ama siyasi ve şahsi geçimsizliğin izlerini silemedi. Kardeş partilerin böylesine birbirine girmesi muhafazakâr kanadın hayatta kalma mücadelesi verdiğini gösteriyordu. CSU, Ekim ayındaki Bavyera eyalet seçimlerinden sonra gücünü kaybetmekten korkuyor. Angela Merkel ise daha önce de kendini sıkça tasalandıran Avrupası'nın geleceğinden endişe duyduğu için Avrupa Birliği yerine CSU ile anlaşmazlığa düşmeyi tercih etti. Onun açısından 'Avrupa Birliği'ndeki ortaklık ruhu', CSU ile ortaklık anlayışından daha önemliydi."

Beş yıldır devam eden Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) davasının sonuna yaklaşıldı. Sekizi Türk olmak üzere on kişinin ölümünden sorumlu tutulan NSU örgütüyle ilgili davanın baş sanığı Beate Zschäpe son sözünü söylerken aşırı sağcılıktan uzaklaştığını belirtti ve maktul yakınlarından özür diledi. Frankfurter Rundschau gazetesinin yorumu:

"Beta Zschäpe NSU davasında son şansını kullanarak kısa bir konuşma yaptı.Kendini suçlu duruma düşürmemek için nasıl susma hakkını kullandıysa, davanın sonunda konuşmak da onun hakkıydı. Ancak bu hakkı stratejisine uyacak şekilde kullanması inandırıcı olmadı.Zschäpe yine cinayetlerden haberi olmadığını söyledi ve öldürülenlerin yakınlarından özür diledi. Dava boyunca avukatların sorularına yanıt vermeyen bir sanığın sözleri ne kadar ciddiye alınabilir? NSU'nun ırkçı ideolojisinden uzaklaştığı şeklindeki sözleri de samimi olamazdı. Neonazi ideolojiden uzaklaşan herkesten haklı olarak geri dönüş olmaması beklenir. Bu da her şeyi itiraf etmeyenlerin radikal sağcılıktan uzaklaşmış sayılamayacağı demektir."

Neue Presse gazetesinin aynı konudaki yorumu ise özetle şöyle:

"Beş yıldır devam eden dava nihayet sona eriyor. Mahkeme heyeti 11 Temmuz'da sanıklar hakkındaki kararını açıklayacak. Öldürülenlerin yıllardır yaşlı gözlerle davayı izleyen yakınları, can alıcı birçok sorunun yanıtsız kalması yüzünden huzura kavuşamayacaktır. Örneğin, iç istihbarat ajanlarının oynadıkları rolün karanlıkta kalması, hayati önemdeki dosyaların imha edilmesi ve kovuşturma makamının yıllarca aşırı sağdan şüphe duymayıp, cinayetlerin sürmesine istemeden yardımcı olması gibi. Mahkeme bu konulara açıklık getiremezdi. Bu görev araştırma komisyonlarına düşüyordu. Kurulan onca komisyonun hiçbir sonuca varamamış olması son derece üzücüdür." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-06.07.2018

Die Welt gazetesi Avrupa Birliği'nin (AB) mülteci politikasını şöyle eleştiriyor:

"Konuşmak her şeyi halletmiyor. Avrupa'da problemler konuştukça büyüyor. Daha bundan bir hafta önce AB zirvesi hiç olmazsa göç probleminden geçici çıkış yolları gösterebilmişti. Almanya İçişleri Bakanı sınırdan geri çevrilen göçmenleri kabul etme imkânlarını görüşmek üzere komşu Avusturya'ya gitti. Tam o sırada Berlin'e gelen Macaristan Başbakanı Orban da Angela Merkel'e ülkelerinden geçerek Almanya'ya giden göçmenleri geri almayacaklarını bildirdi. Merkel ve İçişleri Bakanı Seehofer kendi başarısızlıklarını sergilemek istercesine geri kabul anlaşmasının sorumluluğunu birbirlerinin üzerine atıyorlar. Siyaset sanki diğerinin hüsrana uğramasını bekleme sanatına dönüşüyor."

Neue Osnabrücker Zeitung gazetesi AB ülkelerinin ortak iltica politikası üzerinde anlaşamamalarına şu satırlarla değiniyor:

"Dublin kurallarının nasıl kararlaştırılabildiğini anlamak zor. Sorumluluk, göçmenin ilk ayak basıp iltica başvurusunda bulunduğu AB ülkesine düşüyor. Bu tuhaf uzlaşmanın bütün yükü, Avrupa'nın güneyindeki ülkelerin omuzlarına yükleyeceği belliydi. Dış sınır problemi neredeyse olmayan Almanya tam anlamıyla 'yırtıyordu'. Almanya bunun karşılığında ne vereceğine kafa yormadığı gibi başbakanının ağzından kurallara aykırı olarak mültecilere davetiye de çıkarıyordu. Dublin kuralları ve 2015'te mültecilere yapılan davet iki büyük hataydı. Halâ acısı çıkan bu hatalara, Avrupa'nın güneyindeki dış sınırı oluşturan ülkeler ve Macaristan ile Avusturya gibi transit ülkeler ile görüşülerek adil bir çözüm bulunmalıdır."

Frankfurter Allgemeine Zeitung dünyanın iki ekonomik devi ABD ve Çin arasındaki ticari savaşı konu alan yorumunda Trump'ın büyük yanılgı içinde olduğuna dikkat çekiyor:

"Başkan Donald Trump sözünü tutuyor ve ABD ile Çin arasındaki ticari savaş Cuma günü başlıyor. Trump dost ile düşman arasında ayırım yapmıyor. Dünyanın birçok ülkesiyle ticarette açık vermelerinin Amerikan ekonomisinin zayıflığından ve diğer ülkelerin bu durumu kötüye kullanmalarından kaynaklandığı şeklindeki retoriğini büyütmeye gerek yok. Trump ticari açıkların doğmasındaki temel ilintileri ya anlamamış, ya da önemsemiyor. O, ABD'nin satın alma gücünün üstünlüğü karşısında ticari ortakların sonunda yelkenleri suya indireceğine inanıyor. Şu ana kadar kimse onu, bu düşüncenin yanlış olduğuna ikna edemedi."

Frankfurter Rundsschau gazetesi ise Trump'ın ithal otomobillere ek gümrük vergisi koyma tehdidini yorumluyor:

"ABD'nin son olarak, otomobil ticaretinde gümrük vergilerinin tamamen kaldırılmasını önerdiğine dair açıklamalar geliyor. Ama ABD ve Avrupa'nın karşılıklı olarak otomobillerden alınan vergileri kaldırmaları mümkün değil. Dünya Ticaret Örgütü'nün (DTÖ) uygulamasına göre bir ülkenin herhangi bir üründen gümrük vergisi almamayı kararlaştırması durumunda bu uygulama bütün üye ülkeler için geçerlilik kazanıyor. Bu durumda Çin ve Japonya da otomatik olarak gümrüksüz ticaret oyununun aktörleri arasına katılır. İkili ticaret anlaşmaları tek bir ürün kategorisini değil, geniş bir mal yelpazesini kapsadığı takdirde imzalanabilir. Avrupa uzun süredir ABD'ye bu yöntemi öneriyor. Ama Trump pazarlığı sadece otomobillerle sınırlayamayacağı ve taviz vermek zorunda kalacağı için bu öneriye sıcak bakmıyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-09.07.2018

Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) son KHK ile on binlerce devlet görevlisinin azledilmesinin ekonomik kriz tehlikesiyle karşılaşan Türkiye'yi daha da zayıf düşüreceğini yazıyor:

"Cumhurbaşkanı Erdoğan yetkisini kullanıp, geniş kapsamlı sonuçlara yol açacak olan bir kanun hükmündeki kararname daha imzaladı. Erdoğan yedi kez uzatılan OHAL uygulamasının muhtemelen son gününde çoğunluğunu polis, silahlı kuvvetler ve yargı üyelerinin oluşturduğu binlerce devlet görevlisinin işine son verdi. 2016 Temmuzundaki darbe girişiminden bu yana görevden uzaklaştırılanların sayısı böylece 130 bini aşmış oldu. Bu muazzam bir kan kaybıdır. Devlete hizmet etmiş bu kadar insan gerçekten güvenlik riski olabilir mi? Görevden uzaklaştırmalar bürokrasiyi zayıflattı ve devletin hizmet verebilmesini tehlikeye soktu.  Halbuki Türkiye'nin bir an önce normal hayata dönmesi gerekir. Başta kapıda bekleyen ekonomik kriz olmak üzere Türkiye'yi bir dizi tehlike bekliyor. OHAL kaldırılarak krizin önüne geçilmeye çalışılıyor. Aksi takdirde Türkiye'nin sonbaharda Uluslararası Para Fonu'ndan yardım istemek zorunda kalmasından endişe ediliyor."

Neue Osnabrücker Zeitung (NOZ) gazetesi Türkiye'nin cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçmesini konu alan yorumunda şu satırlara yer vermiş:

"Türkiye'yi Erdoğan devletine dönüştürme süreci tamamlandı. Yeni sistem mükemmel biçilmiş elbise gibi Başkan'ın üstüne oturuyor. Türkiye'nin parlamenter demokrasiler camiasından ayrılması üzücüdür. Karşılığında ülke hiç olmazsa içte daha istikrarlı, dış politikada da daha hesaplanabilir hale gelecek mi? Hiç sanılmasın. Aksine, Erdoğan'ın Türkiye'yi bir aile şirketi gibi yönetmesinden endişe edilmeli. Yetkilerini sonuna kadar kullanacaktır. Ahenk ve denge onun hedefleri arasında yer almaz. Ne sadece her iki kişiden birinin onu seçtiği bölünmüş vaziyetteki toplumda, ne de, 'önce Türkiye' popülizmine hazırlıklı olmak zorundaki Avrupa ile ilişkilerde. Erdoğan'ın son kurbanları Ankara'daki halkın seçilmiş temsilcileri oldu. Onlar bugün itibariyle süs vazifesi görecekler."

Tagesspiegel gazetesi Türkiye'deki başkanlık sisteminin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileri ne yönde etkileyeceğini dair tahminlerini sıraladığı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"Erdoğan'ın iktidarını yoğunlaştırması karşısında Avrupalıların ani yön değiştirmelere hazırlık olmaları gerekecek. Yeni sistemde Dışişleri'ndeki uzman kadroların söyleyecek fazla şeyi olmayacak. Dışişleri bakanının akıbeti yalnızca, danışmanlarının kısmen Avrupa karşıtlarından oluştuğu Erdoğan'a bağlı olacak. Sonunda, geçen yılki Nazi kıyaslamalarıyla yakınlaşma arayışları arasında gelgitlerin yaşandığı bir dış politika ortaya çıkabilir. İstikrarlı dış politika beklentisi içinde olunmamalı."

Rheinpfalz gazetesinde ise şu satırları okuyoruz:

"Avrupa ile köprüleri atmak Erdoğan'ın bile işine gelemez. Avrupa Birliği zaten hiçbir zaman onun gönül davası olmadı. Ama Avrupa'ya ihtiyacı var. Avrupa Birliği liderlerinin mültecilere harcanmak üzere üç milyar euroluk yardımı onaylamalarına Erdoğan sevinmiş olmalı. O Türkiye'nin ekonomik bakımdan Avrupa'ya ne kadar muhtaç olduğunu biliyor. Geçen yıl Türkiye'deki doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının yüzde 70'i AB ülkelerinden geldi. Türk şirketlerinin en önemli ihracat ve ithalat pazarlarının başında da Avrupa geliyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-10.07.2018

Süddeutsche Zeitung (SZ) yeni yönetim sistemin hatalı olduğu görüşünü savunuyor:

"Güçlü liderlere aşırı derecede güvenmek şarka özel bir gelenek değildir. Trump ve Putin Erdoğan ile iyi anlaşıyorlar. Ankara'da 'Önce Türkiye' formülünün icat edilmesine gerek kalmamıştı. Ama bu prensibin Amerika'da bumeranga dönüştüğünü görüyoruz. Erdoğan'ın damatlarından biri seçim kampanyası sırasında 'Erdoğan aya dört şeritli otoyol yapacağını söylese iktidar partisinin seçmeni ona inanır', demişti. Erdoğan şimdi mutlak kudretiyle yıldızlara uzanabilir. Ancak otoyolun ne bariyeri ne de emniyet şeridi var. İkinci Türkiye Cumhuriyeti'nde iktidarı kontrol mekanizması olmayacak. Hata sistemde yatıyor. Sistem, Erdoğan'ın sandığı kadar sağlam çıkmayabilir."

Straubinger Tagblatt Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin geleceğine ışık tutmuş:

"Olağanüstü hal uygulamasının kalkmasının ardından Türkiye'nin durumunun düzeleceğine dair herhangi bir belirti bulunmuyor. Erdoğan ekonomik bakımdan Avrupa'ya muhtaç olduklarını biliyor. Ancak Avrupa Birliği'nin de güvenlik ve iltica konularında ona ihtiyacı var. Ama o dev adımlarla Avrupa değerlerinden uzaklaştı. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği mevcut şartlar altında tasavvur bile edilemez. Lakin bunun da ona ve halkına dürüstçe anlatılması gerekir."

Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) İngiltere'de çorap söküğü gibi giden bakan istifalarını konu alan yorumunda May hükümeti döneminin günlerinin sayılı olabileceğini belirtiyor:

"Önemli olan Başbakan May ve yeni Brexit Bakanı Dominic Raab'ın, Brüksel'de yeni bir Avrupa Birliği'nden çıkış planı üzerinde anlaşıp bunu parlamentodan geçirecek gücü kendilerinde bulup bulamayacaklarıdır. Theresa May yeni istifaları önleyebilir ve hayal kırıklığı içindeki partililerini dizginleyebilirse, belki muhalefetin de desteğini alarak engelleri aşabilir. Ancak son istifalar Muhafazakâr Parti'deki isyanın büyüyeceğine ve genel başkan hakkındaki güven oylamasının kaçınılmazlaşacağına işaret ediyor. Bunun hükümet, Brüksel'deki müzakereler ve bütün Britanya açısından ne gibi sonuçlara yol açacağını tahmine kimse cesaret edemiyor."

Die Welt gazetesi Avrupa Birliği'nden 'sert çıkışı' savunan bakanların kabineden ayrılmasına şu satırlarla değiniyor:

"Burada Brüksel ile görüşmelerde izlenecek yolla ilgili anlaşmazlıktan çok daha vahim olan ve 2016 referandumuyla kendini tarihinin çıkmazında bulan ada devletinin varoluş ikilemi söz konusudur. Sadece kabinenin değil, aynı zamanda iki yıl önceki halkoylamasında kıl payı farkla Avrupa Birliği'nden ayrılma kararının çıkmasıyla bütün Birleşik Krallık toplumunun da bölünmüş olduğu unutulmamalı. Başbakan May 'sert çıkıştan' yana olan bakanların istifasıyla bir nebze rahatlamış olabilir. Şimdi ajandasındaki 'yumuşak Brexit' stratejisini uygulayabilir. Prensipte bu aklın galebe çalması olarak nitelendirilebilir. Ancak prosedürün nasıl tamamlanacağı şimdiden kestirilemez." Mesajı Paylaş

putty

Başkanlık sistemi bize iyi gelir Almanlar korkuyo
Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-11.07.2018

Süddeutsche Zeitung  Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer'in göç ve iltica politikalarıyla ilgili önerilerinin tutarsızlığına işaret ediyor:

"İçişleri Bakanı Horst Seehofer'in 23 sayfalık göç politikası planını dikkatle okuyunca, öncelikle taslağın ilk yarısının Avrupa hukukuna ters düşen maddelerle dolu olduğu görülecektir. Seehofer planının ilk bölümünde yer alan göç nedenleriyle mücadele önerileri tartışılmaya değer. Ancak planın ikinci bölümü bütün olumlu önerileri silip süpürüyor. Kaçak göçle mücadelede izlenebilecek ulusal yöntemlerle ilgili bölümlerin ne denli Anayasa Mahkemesi kararlarıyla çeliştiğini görünce hayrete düşmemek elden gelmiyor."

Frankfurter Rundschau gazetesinin yorumunda Almanya Hükümetinin göç ve iltica politikalarında bocalamaya devam ettiği belirtiliyor:

"İçişleri Bakanı'nın göç planı kadar esrar perdesi arkasında gizlendiği için yoğun spekülasyonlara yol açan bir bakanlık çalışması şimdiye kadar görülmemişti. Planın büyük bir hamle olacağı tahmin ediliyordu ve böyle olması da gerekliydi. Ancak Seehofer'in sunduğu plan 'hamle' tanımlamasını hak etmiyor. Plan, Hristiyan Birlik partileri (CDU/CSU) arasında belli mültecilerin Avusturya sınırından geri çevrilmesiyle çıkan anlaşmazlığın ardından koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile varılan mutabakatın da gerisinde kalıyor. Plan SPD açısından provokasyon anlamına geliyor. Oysa ilticayı konu alan planın farklı bir zemine oturtulması gerekirdi. Bu görev bütün hükümete düşmekteydi ve yol gösterici fikirlerin başbakanlıktan gelmesi gerekirdi. Başbakan Angela Merkel isabetli bir tanımlamayla, göçün Avrupa'nın yazgısını belirleyecek bir konu olduğunu söylemişti. Kendi hükümeti bundan gereken sonuçları acaba çıkarabildi mi?"

Mindener Tageblatt gazetesi Donald Trump'ın ortak ittifak ilkelerine aldırmamasının vahim sonuçlar doğurabileceğini yazıyor:

"Şimdiye kadar NATO'nun iyi ve kötü günleri oldu. Ama müttefikleri birleştiren ortak güvenlik hedefinden sapma olmadı. Ortak değerler bilinci müttefikleri kenetleyen hedefe meşruiyet kazandırıyordu. Donald Trump'ın ABD Başkanlığı'na seçilmesinden sonra ittifak bünyesinde üslup değişti. Düşüncesizce ve kayıtsızlıkla formüle edilen 'Önce Amerika' politikası kısa olmasa da orta ve uzun vadede de ABD'ye de zarar verecektir. Trump tarih olduktan sonra da onun ve çevresindekilerin izlediği politikanın ceremesini sadece kendi ülkesi çekmeyecektir."

Handelsblatt gazetesi NATO'nun geleceğini konu alan yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"Trump'ın güvenilmezliği karşısında Avrupa'nın sürekli işbirliğiyle ilgili açıklamalarını bir an önce fiiliyata dökmekten ve kendi ordularını daha çabuk güçlendirmekten başka çaresi kalmıyor. Önemli olan derhal ya da en geç 2024 yılına kadar savunma bütçesini milli gelirin yüzde 2'sine çıkarmak değil. Önemli olan, Kırım'ın ilhakına kadar çeyrek yüzyıl boyunca sürdürülen koordine edilmemiş tasarruf politikasından sonra Avrupa'yı koordineli bir şekilde caydırıcı askeri yapıya kavuşturmaktır." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-12.07.2018

Süddeutsche Zeitung NSU davasının baş sanığı Beate Zschäpe'nin müebbet hapse mahkûm edilmesinin nedenlerini şöyle sıralıyor:

"NSU davasında çıkan kararları cesur bulanlar olacaktır. Çünkü Beate Zschäpe cinayetler sırasında olay yerinde değildi ve suç ortağı olmaktan hüküm giydi. Ama kararın olağandışı olduğu söylenemez. Olay yerinde olmayan birinin suça iştirakten mahkûm edilemeyeceğini sanmak saflıktır. Zschäpe seri cinayetler üçlüsünün organizatörüydü. Silahları ve cinayetlerde kullanılan araçları bulan, sahte evrak temin eden ve soygunlarda ele geçirilen ganimeti idare eden o idi. Bütün bunlar suça iştirak değil de nedir?"

Die Welt gazetesi 5 yılda tamamlanabilen NSU davasında alınan kararları şöyle yorumluyor:

"NSU davasına son nokta kondu. Alışılmamış uzunlukta ve son derece pahalı olmasına rağmen normal bir ağır ceza davasıydı. Yüzyılın davası yakıştırmasını hak etmemişti. Davanın konusu soykırım değildi. Münih'te gözü kararmış iki fanatik gençle bir kadının işledikleri on seri cinayetin davası görüldü. Verilen cezaların maktul yakınlarını teselli etmediği görülüyor. Onlar manen tatmin bulmadıkları için hayal kırıklığı içindeler. Başbakan Angela Merkel'in ölçüp biçmeden verdiği söze inanıp, devletin NSU cinayetlerinin perde arkasındakilerden hesap soracağını sanmışlardı. Perde arkasındaki azmettiriciler şimdi nerede? Cinayet kurbanları önce failler, sonra da soruşturmayı yürütenler tarafından siyasete alet edildi."

Frankfurter Allgemeine Zeitung ABD Başkanı Donald Trump'ın NATO zirvesinde Almanya'yı sert bir şekilde eleştirmesine şu satırları ayırmış:

"Trump'ın sözlü saldırılarının ardında sadece savunma yükünün paylaşılmasını ve ticari açıkları aramak acaba doğru mu? Amerika kendini kullanılmış hissettiğinden, Trump'ın eleştirilerinde siyasi tutarlılık olduğu söylenebilir. Ancak eleştirilerin ölçüsü kaçmıştır. Bir nebze gerçeklik payı olsa da, dile getiriş şekli eleştirilerin inandırıcılığını alıp götürmüştür. Trump, demokratik Almanya'nın başarı tarihi yazdığını kabullenmiyor. Gümrük tarifeleri olsun, savunma harcamaları ya da Rusya'dan enerji alımı olsun, bütün bu konularda kolaylık gösterip, pragmatik çözümler aranması Beyaz Saray'daki baş popülisti tatmin etmeyecektir. Trump Almanya'ya saldırmak için her zaman bir bahane bulacaktır."

Handelsblatt gazetesi ABD Başkanı'nın NATO retoriğini şu cümlelerle değerlendiriyor:

"NATO mu? Trump NATO'nun 'fuzuli' ve Almanya gibi ülkelerin yükümlülüklerini yerine getirmeyip parazit gibi devasa Amerikan savunma bütçesine güvenmelerinin ifadesi olduğunu düşünüyor. Şimdi ABD'nin angajmanını ve ittifak sadakatini tartışma konusu yapıp, seçim kampanyasındaki vaatleri doğrultusunda NATO ile hesaplaşıyor. Trump eleştirilerinde tamamen haksız olmasa da, bir zamanların vakur kurumu ABD olmadan canlı cenazeye döner. Batının en büyük rakipleri olan Rusya ve Çin'in devlet başkanları da ABD Başkanı'na müteşekkir kalırlar." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-13.07.2018

Süddeutsche Zeitung (SZ) İttifak bünyesindeki ilişkileri rayına oturtmak için Trump sonrasını beklemek gerekeceğine vurgu yapıyor:

"Donald Trump politikacı değil, tüccardır. En sevdiği kavramlardan 'haksızlığı' ahlaki anlamda kullanmayıp, yalnız gelir-gider hesabında arayan bir tüccardır. Güvenliğin en iyi silahlara sahip olmayı gerektirdiğine inanır. Dünyayı Amerikan silah lobisi gözüyle görür. Trump artık değişmez. Bu bakımdan Avrupalılar bu ve belki de ikinci Trump dönemi kapanana kadar oturup beklemek zorundalar. O tarihe kadar da Trump'ın Amerikasına dostça mesafe koyarak, Avrupa'nın çıkarlarına uygun güvenlik politikası yapılabilir."

Die Welt gazetesinin yorumunda ise ABD'nin Avrupa'daki nüfuzunu korumasına yarayan NATO'yu gözden çıkaramayacağı belirtiliyor:

"NATO Avrupa'nın en üretken ve en etkili devletlerini ABD ile kenetleyip, ABD'yi Avrupa'nın iç meselelerinde bile ağırlıklı söz sahibi kılan bir yapılanmadır. Diğer bir ifadeyle, ABD NATO vasıtasıyla bir Avrupa süper gücü konumuna gelmiştir. Kendi dünya süper gücü özelliğini İttifak'ı zayıflatarak, hatta terk ederek tehlikeye atması için Washington'un çıldırmış olması gerekir. Bu bakımdan Donald Trump tarafından uşak gibi kullandırılmaya hiç gerek yoktur."

Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) yorumunda NATO'nun aynı zamanda karşılıklı yükümlülükler ittifakı olduğunu da hatırlatıyor:

"Savunma harcamalarının Trump'ın talep ettiği gibi milli gelirin yüzde 4'üne çıkarılmasını istemek, silah ihracatı açısından gün ışığında rüya görmeye benzer. Bunun tutarlı güvenlik politikasıyla ilgisi olamaz. Ancak Avrupa ve Kanada da savunmaya harcadıkları kaynağın yeterli olduğunu sanmamalıdırlar. Tehdit senaryoları çeşitlendiği ve karmaşıklaştığı için yıllardır ihmal ettikleri ordularını modernize edip savaşabilir duruma getirmelidirler. Kendilerine verdikleri sözü de unutmayıp, ortak savunma yükünü adil bir formülle paylaşmalıdırlar. NATO her yönden gelen tehdit ve tehlikelere karşı Avrupalılarla Amerikalılar arasında kurulmuş bir ittifaktır. NATO'nun temel prensibi budur. NATO kendini beğenmişliğe, gerçeği inkâra ya da şantaja feda edilemeyecek kadar değerlidir."

Stuttgarter Zeitung NATO'nun Rusya politikasına şu satırlarla değiniyor:

"ABD Başkanı Donald Trump'ın, İttifak'ın Putin karşısında izlediği çizgiye sadık kalan kapanış bildirisine şimdilik uyması beklenebilir. Bildiride Kırım'ın Rusya tarafından ilhakı kınanmıştır. Önemli olan Trump'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yapacağı buluşmada da aynı çizgiyi izleyip izlemeyeceğidir. Putin ile anlaşıp Kırım'ın ilhakına onay verirse, NATO dağılmasa bile en azından çok ağır yara alır." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-16.07.2018

Süddeutsche Zeitung OHAL'in 19 Temmuz itibarıyla kalkmasının Türkiye'yi değiştireceğinin şüpheli olduğunu dile getiriyor:

"Türkiye'den nihayet iyi bir haber geldi. İki yıldır devam eden ve yedi kez uzatılan olağanüstü hâl uygulamasının yakında kaldırılacağı açıklandı. Kurşun bir örtü gibi ülkenin üzerine serilen OHAL sivil toplumun 'istenmeyen' her kıpırdanışını bastırıyordu. Hükümet darbe gecesi varlığını tehdit eden bir saldırıyı savuşturduğu için, başlarda OHAL meşru bir uygulamaydı. Ama farklı düşüncede olanları kovuşturma aracına dönüştürülmesi Türkiye'nin itibarını önemli ölçüde zedeledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın OHAL'e son vermek istemesinin başlıca nedeni ekonomiktir. Kaostan kaçan yatırımcıyı yeniden Türkiye'ye çekmek için normal hâle dönülmesi amaçlanıyor. Peki, normal olan nedir? Erdoğan iki yılda Türkiye'nin altını üstüne getirdi. Kendine uygun bir hükümet sistemi kurdu. Muhalefet bunu 'OHAL'in başka araçlarla uzatılması' olarak nitelendiriyor. Erdoğan peş peşe, yetkilerini genişleten yeni kararnameler imzaladı. OHAL'in sona ermesi göreceli yumuşamaya vesile olabilir. Ancak her şey düzeleceğe ve kurşun örtü tamamen kalkacağa hiç benzemiyor."

Stuttgarter Zeitung Helsinki'deki Trump-Putin buluşmasına şu satırlarla değiniyor:

"Kremlin lideriyle ABD Başkanı arasındaki buluşmanın olumlu geçeceğine dair işaretler artıyor. Vladimir Putin'in tartışmasız egemenliği ve çarları andıran azameti Trump'ı etkiliyor. Ancak Trump'ın tavize yanaşacağı endişesine kapılmaya gerek yok. ABD Başkanı özgür hareket edemiyor. Trump'ın retoriğinin aksine; bakanlıkları Ukrayna'ya silah sevk ediyor, Moskova'ya yaptırım uyguluyor ve Rus diplomatlarını sınır dışı ediyor. Şimdiye kadar hiçbir Batılı yönetimin Putin ile arasının iyi olduğu da görülmedi. Kremlin liderinin dış politikadaki sert çıkışları her defasında diyalog kanallarının kurumasına yol açtı. Eğer Trump saflığı ve beceriksizliğiyle tıkanan kanalları temizleyebilirse, çok şey kazanılmış olur."

Die Welt gazetesi Rusya'daki Dünya Kupası'nı konu alan yorumunda turnuvanın Rusya'nın dıştaki imajına iyi geldiğini yazıyor:

"Rusya Devlet Başkanı yabancıların turnuvayı izlemeye hangi ön yargılarla gelip, hangi izlenimlerle ayrıldıklarını bilemez. Konuklarının izlenimleri Putin'i gerçekten ilgilendiriyorsa, ona şunu hatırlatmak gerekir: Yabancıların çoğunluğu Rusya'ya ön yargısız geldi. Yoksa hiç gelmezlerdi. Gelenler heyecan dolu beş hafta geçirdi. Statlar, organizasyon ve hemen her yerde altyapı mükemmeldi. En iyisi olmasa da çok güzel bir Dünya Kupası geride kaldı. Putin hiç açık vermedi. Zaten ondan böyle bir şey beklenemezdi. Rusya'nın sorunları ve dünyanın Rusya ile olan sorunları hâlâ çözüm bekliyor. Bunun başkalarının söylenceleriyle ya da Ruslarla ilgisi yok. Ama Kremlin'deki adamın gerçeği algılayış şekliyle pekâlâ var."

Süddeutsche Zeitung siyasetin dünyanın en büyük spor organizasyonları üzerindeki etkisini ele aldığı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"Sporun ve dünyanın çelişkilerini onurlu bir şekilde sunmak ya da susup geçiştirmek mümkündür. Dünyanın en büyük iki spor organizasyonu oportünistlerin elinde oyuncak oldu. Olimpiyatlara Alman Thomas Bach, futboldaki Dünya Kupası'na ise İsviçreli Infantino hükmediyor. Bach Soçi'deki Kış Olimpiyatları'nın ardından sadece ev sahibi ülkeye ve o ülkenin halkına değil, aynı zamanda devlet başkanına da teşekkür etme geleneğini başlattı. Putin de kapanış töreninden bir gün sonra askerlerini Kırım'a sevk etti. Infantino bundan ders almadı. O da 'en iyi dünya şampiyonası' için Putin'e teşekkür etti." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-17.07.2018

Frankfurter Allgemeine gazetesi Helsinki'deki süper güçler zirvesinin ABD ile Rusya arasındaki anlaşmazlıklara son vermeye yetmeyeceği görüşünü savunuyor:

"Putin-Trump zirvesi benzeri görülmemiş bir gerginlik içinde beklenmekteydi. Gergin bekleyiş Rusya'nın ABD ile ve genel anlamda Batı ile arasının ne kadar bozuk olduğunun işaretiydi. Trump'ın Putin ile NATO ittifakını tehlikeye sokabilecek anlaşmalar yapmasından endişe edilmekteydi. Zirveyi izleyen buluşmalarda endişelerin abartılı mı, yoksa haklı mı olduğu ortaya çıkacak. Diyaloğun yeniden başlatılmış olması şüphesiz olumlu bir gelişme. Getirisi ise Suriye'den Ukrayna'ya kadar uzanan çatışma bölgelerinde hesaplanacak. Helsinki buluşmasından sonra Rusya ile ABD arasındaki çıkar zıtlaşmasının buharlaşıp kaybolacağını kimse sanmasın."

Handelsblatt gazetesi Helsinki zirvesini konu alan yorumunda, Trump'ın müttefikleri hakkında kullandığı ifadelerin Putin'in hoşuna gitmiş olacağını belirtiyor:

"Donald Trump, 'düşman' olarak tanımladığı Avrupa Birliği ile NATO'yu bölecek ifadeler kullanmakla Putin'in ekmeğine yağ sürmüştür. Rusya'nın Avrupa'daki nüfuzunu arttırmak, Avrupa Birliği ülkelerini enerjide Kremlin'e bağımlı kılmak, yaptırımlara son verdirmek ve kendi jeopolitik pozisyonunu güçlendirmek için Putin'in Avrupa Birliği'nin zayıflayıp bölünmesine ihtiyacı var. Bu nedenle Avrupa'da bazılarını, özellikle de Doğu Avrupa'daki Birlik karşıtlarını ve giderek otoriter bir görünüm alanları uyandırma zamanı gelmiştir. Aksi takdirde tarih gülünç bir şekilde tekerrür eder. Putin ve Trump'a karşı birleşilip, bu oyun mutlaka bozulmalıdır."

Trump'ın başlattığı ticaret savaşları Avrupa Birliği, Çin ve Japonya arasındaki ilişkilerin önemini arttırdı. Die Welt gazetesi üç büyük ortak arasındaki yakınlaşmanın önemine işaret ediyor:

"Putin ile Trump arasındaki gerginliğin tırmanacağı endişesi az daha, küresel ticari anlaşmazlığın gölgesinde dünyadaki güç dengelerini yerinden oynatabilecek bir gelişmenin başladığını unutturuyordu. Çin aniden ticari konuları görüşmeye ve Avrupalı yatırımcıya daha fazla açılmaya hazır olduğunu duyurdu. Avrupa ile Japonya arasında da hissedilir bir ekonomik yakınlaşma başladı. Trump serbest ticaret ve yatırım anlaşmalarını bozmaya çalışsa da, Avrupa Birliği ile Uzakdoğulu ortakları arasındaki ilişkiler serbest ticaretin yaşadığını gösteriyor. ABD Başkanı'nın tahriklerine rağmen değil, onun ters çıkışları sayesinde yakınlaşma hız kazanıyor."

Frankfurter Allgemeine Zeitung, ticari koordinatların yerinden oynatıldığı bir dönemde Avrupa Birliği ile Çin arasındaki zirve buluşmasının daha da önem kazandığını yazıyor:

"Dünya ticaretinde problemin bir parçası da, politikası himayecilik olarak tanımlanan Çin'dir. Trump'ın Çin'e baskı yapması bu bakımdan yararlı olabilir. Çünkü dünya ticaret sahnesinin bir diğer büyük aktörüyle daha bozuşmak Pekin'in işine gelmez. Son zamanlarda Çin'den birçok olumlu açıklama geldi. Niyet açıklamalarının politika şeklinde vücut bulması için zaman gelmiştir. Ancak Çin'in akla gelebilecek her konuda 'diyalog' başlatıp ortaklarını oyalarken, adil çıkar dengesiyle çelişen oldu bittiler yaratma tehlikesi de göz önünde bulundurulmalıdır." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-18.07.2018

Süddeutsche Zeitung Helsinki zirvesinin ABD Başkanı Donald Trump açısından tam bir fiyasko olduğunu savunuyor:

"Trump ABD'yi hasım ataklardan korumak için çalışanlara hıyanet etmiştir. CIA, FBI ve diğer Amerikan güvenlik örgütleri sütten çıkmış ak kaşık değildir, hepsinin kara lekeleri vardır. Hiçbirine körü körüne inanılmamalıdır. Ancak Başkan'ın çıkıp istihbaratın topladığı, Rusya'nın 2016 yılındaki seçim kampanyası sırasında kapsamlı sabotaj ve manipülasyon faaliyetleri yürüttüğüne dair bütün bilgileri elinin tersiyle itmesinin bir başka örneği görülmemiştir. Eski Rus ajanına kendi adamlarından daha fazla inandığı şeklindeki sözleri güveni suistimal ve Amerika'nın güvenliğine ihanettir."

Berlin'de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Helsinki'de Trump ile yaptığı görüşmede uyguladığı taktiği mercek altına almış:

"Helsinki zirvesini izleyen gözlemcilerin ortak kanaati, Vladimir Putin'in zafer kazandığıdır. Trump'ın taktiksel becerisinin ve psikolojik dayanıklılığının ne kadar sınırlı olduğunu herkes gördü. Daha da önemlisi, Putin'in Amerikalı muhatabını Avrupa ve Çin'in de rol oynadıkları küresel söz sahibi olma mücadelesi sanki yokmuş ve sadece Rus ve Amerikan güçleri arasındaki iki kutuplu dünya düzeni varmış düşüncesine ikna etmesiydi. Ukrayna örneği, Putin'in Obama tarafından Avrupa'ya devredilen sorumluluğa nasıl ustalıkla Trump'ı ortak ettiğini göstermektedir."

Frankfurter Allgemeine Zeitung Avrupa Birliği ile Japonya arasında imzalanan ve dünya ticaret hacminin yüzde 30'unu kapsayan serbest ticaret anlaşması JEFTA'nın önemini daha da arttıran nedenlere değiniyor:

"Japonya ile Avrupa Birliği arasında imzalanan 'ekonomik ortaklık anlaşması' ABD Başkanı Trump'ı değilse de yönetimini epey etkileyecektir. Dünyanın en büyük ticaret anlaşması 600 milyonluk nüfusa serbest ticaret alanı açacak ve siyasi görüş yakınlığı olan ortaklar arasındaki bağları güçlendirecektir. Trump ticaret savaşları açıp geleneksel müttefiklerini 'düşman' ilan ederken, onlar himayecilik ve izolasyon politikalarına set çekmiş oluyorlar. Bu mesajın anlamı, Japonya ile Avrupa arasındaki mal mübadelesine kazandıracağı ivmeden çok daha büyüktür."

Neue Osnabrücker Zeitung Trump'ın ticaret anlaşmalarında yarar görmemesini düşünce yapısındaki hatalara bağlıyor:

"Avrupa Birliği ve Japonya, JEFTA ile tam zamanında serbest ve kurallara dayalı dünya ticaretinin meşalesini yakmış oldular. Trump'ın gümrük savaşları ticaret politikasında Tokyo ve Brüksel'i daha da yakınlaştırdı. Trump'ın aksine onlar gümrük vergilerini kaldıracaklar. ABD Başkanı anlamakta güçlük çekse de uluslararası iş bölümü bütün katılanların yararınadır. Her ülke güçlü yanını kullanıp gelirini arttırabilir. Küreselleşmenin kaybedenlerinin olması da mukadderdir. Trump'a göre ise ekonomi 'sıfıra sıfır, elde var sıfır' oyunudur. Bu oyunda bir tarafın kazancı diğerlerinin kaybına eşittir. Onun dünyasında bütün tarafları kazançlı çıkaran anlaşmalara yer yoktur." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-19.07.2018

Frankfurter Allgemeine Zeitung Türkiye'de sona eren olağanüstü hâl uygulamasının bilançosunu şöyle çıkarıyor:

İki yıl süren OHAL uygulaması Türkiye'de derin izler bıraktı ve toplumu kalıcı biçimde değiştirdi. Daha önce mümkün olmadığı düşünülen şeyler mümkün oldu. Temel haklar ağır şekilde kısıtlandı, medya kuruluşları ve sivil toplum örgütleri yasaklandı, şirketlere el konuldu, yüz binlerce kişi işinden oldu, tutuklama dalgası cezaevlerini tıka basa doldurdu. Halk yıldı, güvensizliğe kapıldı. Çünkü tutuklamalar keyfiydi. Devlet ispat yükümlülüğünü tersine çevirip, suçu kanıtlamak yerine suçsuzluğu ispat zorunluluğunu getirdi. Cumhurbaşkanının uygulama sırasında imzaladığı kararnamelerin yasaya dökülmesi yüzünden OHAL'den sonra da kimse kendini eskisi kadar hür hissedemeyecek. Umalım bir zamanların canlı Türk toplumu bu kasvetli dönemi geride bırakacak gücü kendinde bulabilsin."

Almanya'da hükümetin "mülteciler için güvenli üçüncü ülkelerin" kapsamını genişletme kararı Alman gazetelerinin yorum sütunlarına yansıyan haberler arasında yer alıyor. Süddeutsche Zeitung'da şu satırları okuyoruz:

"Göç politikasının ürünü olan yeni düzenin çarpıcı kavramları arasında 'güvenli üçüncü ülke' de yer alıyor. Fas, Tunus, Cezayir ve Gürcistan da hükümet tarafından bu kategoriye dahil edildi. Yasa taslağının Mağrip ülkeleriyle Gürcistan'dan gelenlerin daha çabuk sınır dışı edilmelerini sağlaması öngörülüyor. Prensip olarak söz konusu ülkelerde takibat ve işkence olmadığı kabul ediliyor, bunun aksini iddia edenlere de 'İspat et görelim' demek isteniyor. Bu ülkelerde temel hakların ihlal edildiğini, kadınların aşağılandığını, gazetecilere eziyet edildiğini ve homoseksüellerin homoseksüel oldukları için cezalandırıldıklarını tabii ki yasa taslağını hazırlayanlar da biliyor. 'Güvenli ülke' yakıştırması  mağdurlara alay gibi geliyordur. Hükümet tehlikede olanlara iltica hakkını tamamen kaldırmıyor ama bu hakkı kazanmalarını zorlaştırmak istiyor. Bu yasa mahkeme kapılarının daha fazla aşındırılmasına ve iltica uygulamasının aksamasına yol açar. Federal Konsey'in yasayı onaylayacağı da garanti değil. Yeşiller Partisi göç yasası gibi tavizlerle ikna edilmeye çalışılacak. Beklenen sürtüşmeler eğlenceli geçeceğe benziyor."

Die Welt gazetesi iltica tartışmalarına şu satırlarla değiniyor:

"Almanya 2015 yılından bu yana ne kadar insani ve yardımsever olunabileceğini gösterdi. Ama bununla yetinmek olmaz. Paris'te apartmana tırmanarak bir çocuğu ölümden kurtaran Maliliye anında vatandaşlık verilmesi, cumhuriyetçi liyakat anlayışının yansımasıdır. Almanya'da bu gibi sembolik davranışlar bilinmez. Bazı aktivistler; kırılmış, reşit olmayan, yardıma avuç açanları kollamayı tercih ederler. Oysa göç aynı zamanda güçlü olanın hayatta kalması demektir. Almanya'ya gelmek isteyen yabancı, sosyal devlete güvenmemeli ve sunulan fırsatları gayret ve çalışkanlıkla değerlendirip, ailesini sağlam bir geleceğe kavuşturabilmelidir. Başarılı olmakla yükümlüdür."

Oberhessische Presse gazetesi ise iltica konusunun Almanya'yı daha uzun süre meşgul edeceğini belirtiyor:

"İltica politikasının yaz mevsiminin haber boşluğunu dolduran bir konu olduğunu sananlar, yaz geçtikten sonra yanıldıklarını anlayacaklardır. Dünyada kaçıp kurtulmaya çalışanların sayısı 260 milyonu buluyor. Bu sayı Avrupa Birliği nüfusunun yarısı eder." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-20.07.2018

Kölner Stadt-Anzeiger gazetesi Türkiye'de iki yıl boyunca devam eden olağanüstü hâlin sona ermesine ilişkin şu yorumu yapıyor:

"Erdoğan'ın yeniden seçilmesiyle yürürlüğe giren yeni başkanlık anayasası, devlet başkanına OHAL dönemlerinde sahip olduğundan çok daha geniş yasal yetkiler veriyor. Kendi iktidar araçlarını tamamlamak için Erdoğan şimdi acil olarak terörle mücadele kanununda değişiklik yapacak. Olağanüstü hâlin sona ermesiyle Türkiye demokratik normalliğe dönüş yapmıyor. Tam aksine, otoriter bir devlet olma yolunda ilerliyor."

Tagesspiegel gazetesi'nde Türkiye'de OHAL'in kaldırılmasına ilişkin şu satırları okuyoruz:

"Ankara'da Batı'ya karşı o kadar derin bir güvensizlik hakim ki Brüksel'den yöneltilen reform önerileri birer teşvik olarak değil, gereksiz müdahale olarak algılanıyor. Bu yüzden OHAL'in kaldırılması Türkiye-Avrupa ilişkilerinin acilen ihtiyacı olduğu hamle değil."

Stuttgarter Zeitung gazetesi İsrail parlamentosunda kabul edilen Yahudi ulus devleti yasa tasarısını değerlendiriyor:

"İsrail'de her hafta demokrasiyi zayıflatan, ulus devleti güçlendiren ve Filistinlileri dışlayan bir yasa kabul ediliyor. Bu durum ülkeyi tümden değiştirebilir. Hem de iyi bir yönde değil. Bu gelişmeleri izlemek korkutucu ama her şeyden önce trajik. Geçmişte, yüzyıllar boyunca zulüm gören ve dışlanan insanların anavatanı olan İsrail devleti kendi ideallerini unutmuşa benziyor. 1948 yılında ilan edilen bağımsızlık bildirgesi şöyle diyor: Bu ülkede yaşayan herkes dinleri, ırkları ve cinsiyetlerine bakılmaksızın eşit haklara sahiptir."

Volkstimme gazetesi İspanya'nın eski Katalan lider Carles Puigdemont'un Almanya'dan iadesini geri çekmesine ilişkin şu yorumu yapıyor:

"İspanyol yargısı pes etti ve iade talebini tamamen gei çekti. Fakat Puigdemont ve ona sadık kişiler hakkındaki tutuklama talebinden vazgeçmedi. Yani henüz bir şey açıklığa kavuşmadı. İsyancı her ne kadar yurt dışında bulunsa da, İspanyol toplumunun üstesinden gelmesi gereken bir konu olmaya devam edecek. Çünkü Puigdemont özgür iradesiyle kendini İspanyol yargısına teslim edeceğe benzemiyor. Bağımsızlık hareketini bir araya getirmeye çalışıyor ve Katalonya'nın egemenliğini yeniden harekete geçirmek üzere hazırlanıyor. Bu durum bir önceki muhafazakâr İspanya Başbakanı Mariano Rajoy'un hoşuna gitmediği gibi, sosyalist Başbakan Pedro Sanchez'in de hoşuna gitmeyecek." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-24.07.2018

Mesut Özil'in milli takımı bıraktığını açıkladığı mesajında ırkçılığa maruz kaldığını ve göçmen asıllı olduğu için benimsenmediğini dile getirmesi üzerine Almanya'da adeta yer yerinden oynadı. Frankfurter Allgemeine Zeitung göçmenlerin Almanya'ya aidiyetinin tartışma konusu yapılmadığı görüşünü savunuyor:

"Özil trajik bir figüre dönüştü. Almanya Adalet bakanı Barley 'büyük bir Alman futbolcusunun ırkçılık yüzünden kendisinin ülkesinde istenmediğini hissetmesinin bir alarm işaret olduğunu' söyledi. Aslında alarmı bakan vermiş oldu. Ama verdiği alarm yanlıştı. Berlin Eyalet Senatosu Müsteşarı Chebli 'Özil'in gitmesi ülkemiz için bir acizlik belgesidir. Acaba Almanya'ya ait olabilecek miyiz?' dedi. Oysa Chebli bu sözleriyle Almanya'nın hep doğru tarafta olan ve her türlü eşitsizliği köklerde, hatta ırkta arayan büyük siyasi zümresine ait olduğunu gösterdi. Artık bu zamanların geride kalmış olması gerekir. Düşünmeden bu kartı oynayan, takip hezeyanı ve sorumsuzluktan mustarip demektir."

Frankfurter Rundschau gazetesi Özil olayının sağ popülistlere yarayacağı görüşünde:

"Özil'in ırkçılara karşı savunulması gerektiğini kimse inkâr edemez. Özil aynı zamanda, belki ırkçı olmayan ama göçmen asıllı olup göğsünde iki kalbin birden attığını söyleyenleri kabul edemeyen ya da çoğunluk için zenginlik olarak göremeyenlere karşı da savunulmalıdır. Aynısı, atalarının geldiği ülkenin en yüksek siyasi makamının saygıyı hak ettiğini düşünenler için de geçerlidir. Ama bu Özil'in Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte poz vermesinin, hatta bunu gerekçelendirmeye çalışmasının da savunulmasını gerektirmez. Özil sağdan da saldırıya uğradığı için onun davranışını eleştirenlerin susması sağ popülizmin zaferi olur."

Die Welt gazetesinin yorumunda Özil'in eleştirilmesinin ırkçılık anlamına gelmediği belirtiliyor.

"Özil olayında sportif başarısızlık, kötü yönetim ve siyasi aptallık, ırkçılık suçlamasının ayrılmamacasına yapıştığı bir külçe haline geldi. Bu raddeye gelinmesinde federasyonun Dünya Kupası öncesindeki olumlu havaya gölge düşürmek istememesinin de payı vardı. Bu nedenle Özil-Erdoğan resminin siyasi boyutlarını tartışmak yerine sporun politikayla ilgisi olmadığını söylemekle yetinildi. Alman Futbol Federasyonu'nun kendini kandırırcasına takındığı tavır Dünya Kupası fiyaskosundan sonra değişti. Futbol camiasının hiddetini arttırması üzerine Özil-Erdoğan buluşması ile Alman milli takımının başarısızlığı arasında bağlantı kuruldu. Bu pis bir bağlantıdır ama ırkçılık değildir."

Neue Osnabrücker Zeitung ise Mesut Özil'in yerden göğe haklı olduğunu yazıyor:

"Mesut Özil'in mesajı dürüsttür ve acı gelse de, birçok bölümü anlaşılabilirdir. Özil yazıyı tek başına kale almış olamaz ama kendi açısından hayatını anlatmış ve bir göçmen olarak hissiyatını dile getirmiştir. Bu satırlar mızmızlanma değildir ve tam oturmuştur. Tepkiler onun ne kadar haklı olduğunu gösteriyor. Ona karşı olanlar, özeleştiri yapmadığı ve kayıtsız şartsız Almanya'ya ait olduğunu kabul etmediği gerekçesiyle Özil'e Almanlığı layık görmüyorlar. Bu tutumunun onu ele verdiğini öne sürüyorlar ama neyi kastettikleri belli değil. Özil artık bu ülkeyi sahiplenmeyecek kadar Almanlıktan uzaklaşmış olabilir mi? Çifte standartçı bakış tahammül sınırlarını aştı. Kendi evladını inkâr etmek ne kadar dar kafalı, ne kadar kendini beğenmiş, ne kadar vicdansız olmayı gerektirir?" Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter