Alman Basını

Başlatan Sihirbaz, Mar 28, 2017, 03:14 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-28.03.2018

Frankfurter Allgemeine Zeitung Rusya ile Batı arasındaki krizin tırmanmasının tek sorumlusunun Vladimir Putin olduğunu belirtiyor:

"Sınır dışı etme kararlarının açıklanmasının ardından krizin tırmanabileceği yolundaki uyarıların artması dikkat çekicidir. Bu uyarılar hep Batı Rusya'nın faaliyetlerine tepki gösterdiğinde gündeme gelir. Kırım'ın ilhakı, Doğu Ukrayna'daki saldırganlık, yolcu uçağının düşürülmesi, siber saldırılar ya da Suriye'deki hastanelerin bombalanması ise nedense ya hiç, ya da çok az yorumlanır. Rusya, çoğunluğu casusluk yapan 'diplomatların' sınır dışı edilmesine tabii ki tepki gösterecektir. Rusya ile Batı arasındaki ilişkiler tabii ki daha da gerilecektir. Ancak Rusya'nın kuşatılmak istendiğine dair ortaya atılan bütün iddialara rağmen söylenebilecek tek şey, ilişkilerin gerilmesine yol açanın Putin'in Rusya'sı olduğudur."

Mannheimer Morgen gazetesi Batının Rusya'ya karşı önlem almakta acele ettiği görüşünü savunuyor:

"Berlin, Brüksel ve Washington hiç olmazsa kimyasal silah uzmanlarının menfur Salisbury olayıyla ilgili raporlarını bekleyebilirlerdi. Bu yapılmadığı için Moskova Avrupa'nın siste kaybolduğu ve çıkışı Rusya'yı suçlamakta aradığı tezine sarılıyor. Diplomatların sınır dışı edilmesini savunan Almanya ve diğer ülkeler Rusya'nın deneyim sahibi olduğu 'gerçekler bulanıklaşana dek yalan söyleme' taktiğini uygulamaya devam etmesini kolaylaştırmış oluyorlar."

Tagesspiegel gazetesi Facebook skandalının muhtemel sonuçlarını konu alan yorumunda Amerikan internet devinin ancak para cezasıyla yola getirilebileceği tezini savunuyor:

"Baskı öncelikle ABD'den geliyor. Soruşturma başlatan Amerikan Federal Ticaret Komisyonu (FTC) Facebook'a milyarlarca dolarlık ceza kesebilir. 37 Amerikan eyaletinin soruşturma makamları da veri skandalının peşinde. Mark Zuckerberg Kongre'nin Adalet Komisyonu'na ifade vermeye çağrıldı. Şirkete yatırım yapanlar endişeli. Facebook hisseleri değer kaybediyor. Reklam müşterileri Facebook'a sırt çeviriyor. Avrupa'da ise Zuckerberg'in korkmasına lüzum yok. Adaletten sorumlu Komisyon üyesi Facebook'a ültimatom verse de Facebook kendiliğinden harekete geçmediği sürece başına bir şey gelmez. Neyse ki yakında önemli bir değişiklik olacak. Mayıs ayında yürürlüğe girecek olan Avrupa Birliği Veri Koruma Yönetmeliği sayesinde Facebook yıllık satış hasılatının yüzde 4'ü oranında para cezasına çarptırılabilecek."

Badische Zeitung'un veri skandalıyla ilgili yorumu ise özetle şöyle:

"Zuckerberg skandalın etkilerini doğru tahmin edemedi. Atlantik'in iki yakasında da devletin daha sıkı düzenlemeler yapıp veri koruma standartlarını yükseltmesi için yapılan baskılar artıyor. Facebook'un borsa değeri de düşüyor. Ancak kullanıcı alışkanlıklarını değiştirmediğinden, sanal âlemdeki veri bolluğundan ve teknoloji devlerinin ticaret anlayışından kaynaklanan asıl soruna çözüm bulunabilmiş değil. Kişisel veri gizliliğini ihlal eden Apple, Google ve Amazon gibi başka aktörler de var. Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi'nin yol açtığı skandal da herhalde unutulmamıştır." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-29.03.2018

Frankfurter Rundschau Çin'i ziyaret eden Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong Un'un 'barıştan' söz etmeye başlamasını şöyle yorumluyor:

"Kim Jong Un yedi yıl hiçbir devlet lideriyle buluşmadı. Şimdi ise birbiri ardına randevu haberleri geliyor. Kim kayda değer bir U dönüşü yaptı. Kısa süre öncesine kadar ABD'yi imha tehditleri savuruyor ve uzun menzilli füze programını hızlandırıyordu. Aynı Kim şimdi 'barış sürecinden' ve 'nükleer silahlardan tamamen arınmaktan' söz ediyor. Böylelikle bütün kozlarını elden çıkarmış oluyor. Bu adımı şaşırtıcı oldu. Çünkü gösterdiği yakınlığa ağır bedel biçmesi beklenmekteydi. Şimdi ABD Başkanı Donald Trump ile buluşma ihtimali artmış oldu. Trump'ın da uzlaşmaya yanaşması kolaylaştı."

Neue Osnabrücker Zeitung dışa açılmasının Kim Jong Un'un elini güçlendirdiğine işaret ediyor:

"Önce bütün siyasi ve ekonomik bedelini göze alarak aşırı boyutta silahlan, büyük ağabey Çin ile bozuşmayı bile göze al, Başkan Trump'tan buluşma önerisi gelene kadar Amerikan süper gücünün canını sık, sonra da Pekin'in arka bahçesindeki güç dengeleriyle ilgili oyunda devre dışı kaldığı hissine kapılmaması için Çin'e kur yap. Bu oyundan şimdilik, ülkesine hak ettiğinden fazla siyasi ağırlık kazandırdığı için Kim'in kazançlı çıktığı söylenebilir. Kim bu ağırlığı Kuzey Kore'nin ekonomik kalkınmasına tahvil etme kurnazlığını da gösterecektir."

Almanya'daki doğumların 1973 sonrasının en yüksek düzeyine çıkmasını yorumlayan Die Welt gazetesinde şu satırları okuyoruz:

"Son doğum rakamlarının sevindirici bir sürpriz olarak nitelendirilebilmesi için devletin çocuk ve gençleri gelecekte toplumun payandası yapmayı öğrenmesi gerekir. Öğretmenler, çocuk yuvaları ve okullar destek bekliyor. Çocukları hoşgörüsüzlük aşılayarak devlete sadakat çelişkisine sürükleyen ebeveynlere, cemaatlere ve kültür derneklerine baskı yapılmalıdır. Irkçı ve yabancı düşmanlarının anne ve babaları da çocuklarını terbiye etmeye zorlanmalıdır. Immanuel Kant yönetme ve çocuk yetiştirmenin insanoğlunun en zor icatları olduğunu söylemişti. Göç dinamiğinin yol açtığı artıştan kaynaklanan sorunların çözüme kavuşturulması her iki 'icadı' da gerektirir. Bir Afgan ailesinin beşinci çocuğu da Almanya'nın başbakanı olabilmelidir."

Nürnberger Nachrichten gazetesinin doğum oranındaki beklenmedik artışı konu alan yorumunda artan eğitim hizmetleri ihtiyacı için şimdiden önlem alınması gerektiği dile getiriliyor:

"2016'da doğanların her şeyden önce eğitime ihtiyaçları olacak. Bunun için çok çalışılması gerekiyor. Mülteci krizinden sonra hatalı gelişmeler baş gösterdi. Münferit de olsa, çocukların dinlerinden dolayı taciz edilmesine göz yumulamaz. Yabancıların Almanya'ya intibaklarının sağlanması ihmale uğradı. Almanya'nın yeni hükümeti de tutarlı bir entegrasyon politikası hazırlayabilmiş değil. İçişleri ve Yurt Bakanı Seehofer'in dışlayıcı söylemler yerine yapıcı adımlar atması gerekir. Aile, eğitim ve içişlerinden sorumla politikacıları dağ gibi görevler bekliyor. Şayet ev ödevlerini iyi yaparlarsa, Almanya olarak doğum oranının artmasına sevinebiliriz." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-03.04.2018

Gazze'de Cuma günü Filistinlilerin Toprak Günü dolayısıyla düzenlediği gösterilere İsrail'in müdahalesi sonucu en az 18 Filistinli'nin hayatını kaybetmesi üzerine bölgede şiddetin artmasından kaygı duyuluyor. Straubinger Tagblatt gazesinde konuya ilişkin şu satırlar yer alıyor:

"Cuma günü olduğu gibi yaşanan şiddet olayları, radikal kesimi daha da körükleyecek. Öfke ve çaresizlik artacak, daha fazla Filistinli İsrail'e karşı şiddet kullanarak mücadele etmeye hazır olacak. Ve tarafları durduracak kimse yok. Türkiye'den Recep Tayyip Erdoğan yangına körükle gidiyor. Avrupa Birliği'nin diplomatik açıdan önemi yok. Büyükelçiliğini Kudüs'e taşımayı planlayan ABD'nin ise arabuluculuğu söz konusu olmaktan çıkıyor. Gerilimin giderek tırmandığı bölge için durum umutsuz görünüyor."

Neue Osnabrücker Zeitung da aynı konuyu ele alıyor:

"Gazze Şeridi anlaşmazlığında en önemli cephe İsrail ile Filistin bölgeleri arasında değil. En önemli cephe Türkiye ile İsrail arasında da değil. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail Başbakanı Netanyahu'yu 'terörist' olarak nitelendirse ve Netanyahu bu suçlamaya karşılık olarak Türkiye'nin sivil halka yönelik bir savaş yürüttüğünü söylese de. Hayır, en önemli cephe Gazze Şeridi'nde, radikal İslamcı Hamas ile Ramallah'ta hiçbir planı olmayan Özerk Yönetim Başkanı Abbas hükümeti arasında bulunuyor. Filistinliler arasında bir uzlaşmaya varılmadan, halk için yaşamsal öneme sahip olan İsrail veya Mısır'da çalışma izinlerinin alınması mümkün değil; bu komşu ülkeler anlaşılır bir şekilde ülkeye terörün gelmesini istemiyor. Filistinliler kendi aralarında uzlaşma sağlayamazsa, tutsak olarak kalacaklar. Gazze Şeridi de onların hapishanesi olacak."

Eski çifte ajan Skripal ve kızına sinir gazı ile düzenlenen saldırının ardından Rusya ile Batı ülkeleri arasındaki gerilim sürüyor. Münih'te yayımlanan Süddeutsche Zeitung'da konuya ilişkin şu satırlar dikkati çekiyor.

"Batı ile Rusya arasında artık söz konusu olan sinir gazı ile düzenlediği iddia edilen saldırının ayrıntıları değil. Kırım'ın ilhak edilmesinden ABD seçimlerinde muhtemelen belirleyici rol oynayan yönlendirmelere kadar uzun süredir devam eden müdahaleler ve tahrip edici manipülasyonlar şunu gösterdi: Burada söz konusu olan sisteme yönelik ciddiye alınması gereken bir saldırı. Devlet Başkanı Vladimir Putin, muhtemelen yıkımın boyutlarını hafife aldı."

Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer'in Mart ayı ortasında verdiği mülakatta "İslam Almanya'ya ait değildir" sözlerine ilişkin tartışma sürüyor. Rhein-Zeitung'daki yorumda Almanya'daki İslam tartışması ele alınıyor.

"İslam'a ilişkin tartışmada sinir bozucu olan, oldukça anlamsız bir şekilde yürütülmesi ve sadece aptalca tek bir cümleye indirgenmiş olması. Horst Seehofer gibi bir siyasetçi "İslam Almanya'ya ait değil" cümlesiyle aslında ne söylemek istiyor? Almanya'da İslam'ın şartları artık yerine getirilmemeli mi? Din dersinde İslam yer almamalı mı? Camilerin kapatılması mı gerekiyor? Müslümanlar sınır dışı mı edilmeli? Başka sözcüklerle de ifade edilebilir: Horst Seehofer ve partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Almanya'daki iç barışı tehdit ediyor, Müslümanların uyumunu zorlaştırıyor ve böylelikle giderek artan güvensizlik ve tehlike yaratıyor. Aslında yeni içişleri bakanının görevi bunun tam tersi olsa gerek." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-04.04.2018

Die Welt gazetesi, Carles Puigdemont'un İspanyol adaletine teslim edilmesi gerektiğini savunan bir yoruma yer veriyor:

"Ayrılıkçı Katalan lider İspanya'ya iade edilmeli mi edilmemeli mi? Hukukun koyduğu kurallara uymak kaydıyla tabii ki edilmeli. İspanya, Avrupa çapındaki yakalama kararı çerçevesinde Puigdemont'un iadesi için bastırıyor. Bu mekanizmayı Almanya'nın ulusal hukukuna da dahil. İadeyle ilgili son kararı verecek olan ise yargıdır. Almanya'daki Sol Parti gibi iade işlemlerine hükümetin müdahale etmesini isteyenler hukukun sınırlarını aşmış olur. Siyasi etkide bulunulması sadece hukukun üstünlüğünü zedelemek olmaz, aynı zamanda Almanya'nın İspanya'nın hukuk devletliğine güvenmediğini de gösterir. İspanya'da kimin haklı olduğuna karar vermek Almanya'ya düşmez. Bu haksızlık olur. Bırakın, mahkemeler görevini yapsın."

Neue Osnabrücker Zeitung Puigdemont'un İspanya'ya iadesi için başlatılan işlemleri farklı bir açıdan değerlendiriyor:

"Eyalet Yüksek Mahkemesi'nin konuyu esaslı biçimde inceleyip karar vereceğinden kimsenin şüphesi olamaz. Mahkemenin yapacağı incelemeden sonra verebileceği tek karar Puigdemont'un İspanya'ya iade edilmesinin hukuka uygun olduğudur. Avrupa'nın ve Avrupa tutuklama emrinin gereklerinin yerine getirilmesi, Alman yargısına duyulan güveni de arttırır. Ancak kontrolün güvenden daha iyi olduğu da unutulmamalı. Yakalama emri neden önce kaldırılıp sonra yeniden yürürlüğe kondu? İspanya Ceza Kanunu'nun 473'üncü maddesinde belirtilen isyan suçu Puigdemont'a uyuyor mu yoksa bu madde İspanya'nın acı tecrübeler yaşadığı askeri ayaklanmalar için mi Ceza Kanunu'na alınmıştı?"

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman'ın son zamanlardaki şaşırtıcı çıkışlarını yorumlayan Frankfurter Allgemeine Zeitung'da şu satırları okuyoruz:

"Bin Selman'ın sansasyonel açılımına İran ile Suudi Arabistan arasındaki artan gerginliğin neden olduğunu kavrayabilmek zor olmasa gerek. Tahran ile varılan nükleer anlaşmaya karşı çıkanların başında Riyad ve Kudüs yönetimleri geliyor. İran'ın jeopolitik ve ideolojik yayılmacılığı Suudi Arabistan'ı tedirgin ediyor. Bunu Yemen anlaşmazlığındaki ağır ve acımasız müdahalesi de göstermiyor mu? Neredeyse askeri çarpışmanın eşiğine gelindiği izlenimine kapılmamak mümkün değil. Veliaht Prens bu izlenimin yanlış olduğunu gösterme zahmetine bile katlanmıyor. O bakımdan tek boyutlu düşünme alışkanlığını ve akıl kilitlenmesini aşması bakımından olumlu sayılsa bile bu yaklaşımın endişe verici olduğu da inkâr edilemez."

General Anzeiger gazetesi Prens Bin Selman'ın İsrail ile ilgili sözlerini şöyle yorumluyor:

"Ülkesine toplumsal reformları tepeden dikte eden Suudi Prens, halkı için duygusal söylemlere pek gerek görmüyor. Onun için, kendileri gibi bölgedeki en büyük rakibi İran'ın düşmanı olan İsrail ile yakınlaşma sağlayabilmek önem taşıyor. Bin Selman'ın bu yakınlaşmayı üç haftalık ABD ziyareti sırasında ilan etmesi her şeyi anlatıyor. Nihayetinde Donald Trump, İran'ı kesinkes 'haydut devlet' olarak görmüyor mu? Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki yakınlaşmanın Ortadoğu'yu daha güvenli bir bölge haline getireceği ise söylenemez." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-16.04.2018

Süddeutsche Zeitung ABD, İngiltere ve Fransa'nın Suriye'ye saldırmasının Beşar Esad'ın savaşı kazanmasını önleyemeyeceğini yazıyor:

"Hava harekâtı kararlılık mesajı vermek için kararlaştırılmıştı ama kimyasal silah tesislerinin harabesinden siyasi çözüm fikri yükselmediği için çaresizlik sembolü olarak kaldı. Suriye'de yeniden zehirli gaz kullanılana ya da Esad rejimi bir zamanlar kültür düzeyi yüksek ülkesinin yıkıntıları üzerinde zaferini ilan edene kadar dünyanın gözleri pek yakında başka anlaşmazlıklara çevrilecek. Doğu Guta Esad karşıtlarının son sembolik kalesiydi. Muhalifler orada da yenildi. Ellerindeki son iki, üç bölgeden de sürülecekler ya da öldürülecekler. Esad muhtemelen bu yıl zaferini ilan edecek. Peki, ya ondan sonra?"

Die Welt gazetesinin yorumunda Batı'nın Rusya'ya yaklaşımında daha kararlı davranması gerektiği görüşü savunuluyor:

"Almanya Başbakanı haklı olarak harekâtın 'gerekliliğinden' söz etti. Ama Angela Merkel'in de dediği gibi 'ölçülü' bir tepki sayılamazdı. Son bombardımanla yetinildiği takdirde hava harekâtı sembolik bir eylem olmaktan ileriye gidemeyecektir. Beşar Esad'ın kasaplığı ve Rusya ile İran'ın desteği sayesinde iç savaşı kazandığını Batı çoktan kabul etti. Rusya ile ilişkileri gelince. Rusya ile askeri çatışmadan mutlaka sakınılmalıdır. Ancak ekonomik yaptırımlarla diplomatik ve sportif boykotların sunduğu imkânlar henüz tükenmemiştir. Avrupa her şeyden önce, elini kolunu bağlayan Rus doğalgazına olan bağımlılıktan kurtulmak için bir plan hazırlamalıdır."

Frankfurter Rundschau gazetesine göre, Suriye'nin Şam rejiminin istekleri doğrultusunda şekillendirileceği kesinlik kazanmaya başladı.

"Batı Suriye'de kazanılacak bir şey kalmadığını idrak etmeye başladı. Şam rejimi kazandı. Savaş sonrasının devlet düzenini de Şam dikte edecek. ABD ve Avrupa, Suriye trajedisini kısaltma ya da yönünü değiştirme vaktini çoktan geçirdi. Dolayısıyla Batı sadece ve sadece kimyasal silahlara odaklanıyor. Kimyasal barbarlık savaşın diğer boyutlarından ayrılıp cezalandırılıyor. Konvansiyonel silahlarla işlenen hunharlık ise her zaman olduğu gibi hiddet dolu kınamalarla ve çaresizlik içinde omuz silkelemelerle geçiştiriliyor."

Berliner Morgenpost gazetesinin yorumunda, Şam'daki tesisleri hedef alan bombardımanın Beşar Esad'a yaradığı belirtiliyor:

"Bütün bu olanlar Beşar Esad'a puan kazandırdı. Harekâtın düşük çaplı tutulması Batının Şam'daki diktatörü kabullendiğini ve ona hareket serbestisi sağladığını gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump Ortadoğu keşmekeşinden kurtulmak istiyor ve Şam'daki rejimin yıkılmasına ilgi duymuyor. İngiltere Başbakanı Theresa May de hafta sonunda Suriye'de rejim değişikliği peşinde olmadıklarını ve iç savaşa müdahale etmeyeceklerini duyurdu. Batı sadece kimyasal silah kullanılmasına alerjik tepki gösteriyor, diğer yöntemlerle sürdürülen barbarlığa ise sadece sözle karşılık vermeyi yeterli görüyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-17.04.2018

Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) Suriye'deki hedeflerin bombalanmasının muhtemel sonuçlarına şu satırlarla değiniyor:

"Brüksel'de bir araya gelen Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları hava saldırılarının yeni bir dinamiği ateşlediğini söylüyorlar. Gerçekten öyle mi oldu? Olduysa, Suriye'deki dramda yeni bir perde açılması gerektiğine Rusya ve İran da ikna edilebildi mi? Bu durumda Moskova ve Tahran'ın uzun vadede Beşar Esad'ı gözden çıkarmaya hazır olması gerekir. Bunun için çıkarlarına en uygun tarih hangisi olabilir? Rusya ve İran şimdilik Esad'ın koruyucu güçleri, dolayısıyla da işlediği en ağır suçlarda onun ortağı sayılıyorlar."

Die Welt gazetesi Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Suriye anlaşmazlığındaki tutumunu mercek altına almış:

"Ana koalisyon ortağının lideri Başbakan Merkel'in sözleriyle hükümetin tutumu arasında çelişki olduğu ortaya çıktı. Kirli işleri Batılı devletlere bırakan Almanya'daki büyük koalisyon hükümeti neden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri arasına girmek istemiyor? Yararlı bir tartışma ama kusuru kapalı kapılar ardında yapılması. Bir parti genel başkanı için yakın çevresindekileri etkileyebilmek yeterli olabilir. Bir başbakandan ise daha fazlası beklenir. Merkel'e, Almanya'nın yerinin demokrasilerin yanında olduğuna dair kırılgan uzlaşıyı canla başla savunmak düşer. Almanya Başbakanı hükümetinin politikasını olağanüstü meclis genel kurulunda açıklamalıdır. Hem de bu hafta içinde."

Frankfurter Rundschau gazetesinin yorumunda Avrupa'nın güçlü ülkesi Almanya'nın ağırlığını koyamamasını eleştiriyor:

"Almanya, Avrupa Birliği'nin en güçlü ülkesi olmasının yüklediği liderlik sorumluluğunu yerine getirmiyor. Diğer ülkeler silaha sarıldığında Almanya'ya yeniden roketler ateşlenmeden sağduyunun ve diplomasinin sesi olmak düşer. Donald Trump Suriye'nin bombalanacağını duyurduğunda Almanya'nın ortak ülkelerin hükümet başkanlarını ya da dışişleri bakanlarını acilen toplanmaya çağırması, en azından silahlı anlaşmazlığın tırmanma tehlikesi karşısında Avrupa'nın ortak bir tutum saptamasına çalışması gerekirdi. Ama sorumluluktan söz edip de eli kolu bağlı oturmak, Almanya gibi önemi ve hedefleri büyük bir devlete yakışmaz."

Münchner Merkur gazetesi Almanya'nın Suriye krizinde arabulucu olma girişimine şu satırları ayırmış:

"Suriye'deki zehirli gaz kullanıldığı iddialarına ABD, Fransa ve İngiltere'nin gösterdikleri üçlü tepki Almanya'ya en sevdiği rolü üstlenme imkânı yarattı: Saha kenarından akıl hocalığı yapmak. Siyasiler açık oturumlarda müttefik bombalarının yerine yuvarlak masalardan söz ediyorlar. Şam'daki söz dinlemez katil rejim ve onun sponsorluğunu yapan Moskova Berlin'den gelen sıcak sözlerden etkilenecekse, çözümü masada arama taleplerine söyleyecek bir şey olamaz. Kremlin'in Suriye'deki bağımsız kimyasal uzmanlarının çalışma yapmalarına izin vermesi bu süreci başlatabilir." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-23.04.2018

Die Welt gazetesi Andrea Nahles'in Sosyal Demokrat Parti genel başkanlığına seçilmesini şöyle yorumluyor:

"Genel başkanlarının işini zorlaştırmak Sosyal Demokrat Parti'nin geleneğidir. Kongrede yüzde 66'lık oy oranıyla Andrea Nahles'e güvensizlik oyu çıktı. Oylama sonucu partinin ne kadar darmadağınık olduğunu gözler önüne serdi. Ocak ayında Hristiyan Birlik partileriyle büyük koalisyon görüşmelerine başlanması Nahles'in ara girmesiyle, ancak yüzde 56'lık oy oranıyla kabul edilmişti. SPD önde gelenlerinin tek karşı aday Simone Lange'ye davranış tarzı da yadırganacak cinstendi. Lange ile buluşması Nahles'e bir şey kaybettirmezdi. Lange'ye daha cömert davranılabilirdi. Simone Lange'nin kongrede geniş destek bulmasında partinin bu eksiği de önemli rol oynadı."

Stuttgarter Zeitung Almanya'nın en eski siyasi partisinin genel başkanlığına ilk kez bir kadının seçilmesini konu alan yorumunda şu satırlara yer veriyor:

"Seçilmiş, seçilmiştir. Flensburg'un cesur belediye başkanı Simone Lange'yi alt eden Andrea Nahles böyle düşünüyor olmalı. Oylama sonucu geçmişe verilen not olduğundan Nahles açısından fark etmez. İki yıl sonraki genel başkanlık seçimi daha önemli olacak. Tabii, Nahles iki yıl dayanabilirse. SPD'yi rotasına oturtabilir ve güven verebilirse, bu yüzde 100'lük oy oranlarından ve lideri saçma bir biçimde tanrılaştırıp sonrasında boşluğa düşmekten evladır."

Frankfurter Allgemeine Zeitung Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un nükleer denemelerden vazgeçtiklerini duyurmasını konu alan yorumunda Pyongyang yönetiminin U dönüşü yapmasına rağmen uzlaşmanın zaman alacağını yazıyor:

"Kim Jong Un'un kararı hiç tartışmasız bir ilerlemedir. Ama sözleri geçen yıl yaptığı açıklamanın mantığına du uyuyor. Kim 2017'de Kuzey Kore'nin nükleer programını tamamladığını duyurmuştu. Bu aşamada 'vazgeçtim' demek kolaydır. Kuzey Kore'nin nükleer programını işler vaziyette tutabilmesi için belli bir süre denemelere ihtiyacı olmayacak. Dolayısıyla Pyongyang'daki diktatörü göklere çıkarmak için herhangi bir neden bunmuyor. Ancak muhatapları Güney Kore, ABD ve diğerleri bu pası iyi değerlendirip, görüşmeler yoluyla anlaşmazlığı ortadan kaldıracak bir formülle ulaşma ihtimalini araştırmalıdır."

Süddeutsche Zeitung'un yorumunda Güney ve Kuzey Koreler arasında kararlaştırılan zirve buluşmasının güven ortamı oluşturma yolunda atılan adımları hızlandırabileceği belirtiliyor:

"Kim Jong Un, despotluk rejimini kendisinden devraldığı babasından daha iyi bir politikacı. Babasının tutumunu ABD ve Çin'e duyduğu derin güvensizlik belirliyordu. Oğlu ise Kuzey Kore halkına nükleer silahlarla ülkenin hayatta kalmasını garanti altına alıp ülkeyi kalkındırmayı vaat ediyor. Bundan böyle ekonomik gelişmeye odaklanacağı anlaşılıyor. Başarabilmesi için ise güvene ve öncelikle de Güney Kore'ye ihtiyacı olacak. Devrilmeyeceğinin garanti edilmesini istiyor. Karşılıklı güvensizlik had safhada. ABD ve Güney Kore bu engeli aşmak zorunda. Karşılıklı güven sağlam bir yapıyla arttırılabilir. Koreler bu yolda ilk adımı attılar. Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae İn her iki tarafa da güvenlik garantisi verebilmeyi arzuluyor. Bu bakımdan Moon'a güvenilebilir." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-24.04.2018

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas'ın yabancı siyasetçilerin Almanya'da seçim kampanyası yürütemesine izin verilmeyeceği yönündeki açıklaması, Türkiye'deki 24 Haziran erken seçimleri öncesi Almanya'da etkinlik yapılamayacağı anlamına geliyor. Neue Osnabrücker Zeitung konuya şu satırları ayırmış:

"Geçen yılın ortalarından beri şu kural geçerli: Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin makam sahipleri ülkelerindeki oylamadan üç ay öncesinden itibaren geçerli olmak üzere Almanya'da seçim kampanyası yapamazlar. Almanya hükümetinin başına buyruk otokrat Erdoğan'a güvenememesi anlaşılır bir tutumdur."

Badische Neueste Nachrichten gazetesi ise seçim etkinliği yasağı konusunda istisnaların söz konusu olamayacağını yazıyor:

"Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu seçimlere dört hafta kala 29 Mayıs'ta Solingen'deki kundaklama kurbanlarını anma töreninde konuşma yapmayı planlıyor. Bundan 25 yıl önce 29 Mayıs 1993'te Solingen'deki evleri radikal sağcılar tarafından ateşe verilen Genç ailesinin beş ferdi hayatını kaybetmişti. Bu hazin yıldönümü anmak ve hatırlamak açısından yerinde bir vesiledir. Ancak Erdoğan'ın yakın dostu AKP'li politikacının kurbanlar üzerinden cumhurbaşkanı için seçim reklamı yapmayacağını kim garanti edebilir? Esasen yasak, yasaktır. İstisna yapılamaz."

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ABD ziyaretine şöyle değiniyor:

"Washington'da uygulanan protokol Fransız devlet konuğunun hoşuna gidecektir. Trump da geçen yılın Temmuz ayında Paris'in uyguladığı protokolden çok hoşlanmıştı. Ancak zorlu konularda ülkesi ve Avrupalı ortakları açısından ilerleme kaydedilmediği takdirde Macron'u kandırmak kolay olmayacaktır. Macron bütün çabalarına ve Trump ile dost olduklarına dair açıklamalarına rağmen ABD Başkanı'nı Paris İklim Anlaşmasına geri dönmeye ikna edemedi. Ticari anlaşmazlıkta makul ve kalıcı çözüm sağlanamadığı ve İran'ın nükleer programıyla ilgili görüş ayrılıkları alevlendiği takdirde Avrupa ile ABD arasındaki ilişkiler büyük sarsıntı geçirir. Bunu tahmin etmek için kâhin olmak gerekmez."

Handelsblatt gazetesi Merkel/Macron/Trump üçgenindeki ilişkileri şöyle yorumluyor:

"ABD Başkanı ile ilişkilerde hangi stratejinin isabetli olacağı merak konusu. Fransız liderin kucaklayıcı duygusal yaklaşımı mı, yoksa Almanya Başbakanının duygusallıktan uzak mesafeli tutumu mu? Bu son derece önemli bir nokta. Çünkü büyük riskler söz konusu. Tek sorun, ABD Başkanının İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesinin nasıl önlenebileceği değil. Anlaşmanın dört dörtlük olmadığı belli. Ancak yıllarca süren diplomatik çabalar en azından Batı ile İran arasındaki ilişkilere belli bir istikrar ve güvenirlik kazandırdı. Batı Yakın ve Ortadoğu'da Suriye'den sonra yeni bir kriz odağının daha peyda olmasını istemez. ABD Başkanının en büyük çılgınlığı işlemesi önlenmelidir." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-25.04.2018

Türk siyasetçilerinin 24 Haziran seçimleri öncesinde Almanya'da propaganda faaliyetlerinde bulunmalarının yasaklanmasından sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Solingen'deki anma buluşmasına katılmak istediğini açıklaması Alman gazetelerinin yorumlarına konu oldu. Frankfurter Allgemeine Zeitung'da şu satırları okuyoruz:

"Türk hükümetinin, Solingen'deki kundaklama olayının 25'inci yıldönümünde bir bakanının konuşma yapması için ricada bulunması meşru bir davranıştır. Çünkü Genç ailesinin 5 mensubu Türk oldukları için öldürülmüştü. Anma töreni, sonuna yaklaşılan Münih'teki Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) davasıyla da kesişiyor. Mölln ve Solingen saldırılarıyla NSU'nun seri cinayetleri Alman toplumundan çok ülkemizde yaşayan Türkleri travmaya sürükledi. Beş yıldır devam eden NSU davasında adalet hala tecelli etmedi. Solingen'de konuşma yapmak ne kadar meşru bir istekse, Alman devletinin Türk siyasetçilerinin Almanya'da propaganda yapmalarına izin vermemesi de o kadar haklı ve gereklidir. Seçim mücadelesinin Türkiye'deki toplumsal bölünmeyi Almanya'ya taşımasının entegrasyona yarar sağlamadığı açıktır. Bu nedenle Türk siyasetçileri kendiliğinden Almanya'ya gelmekten vazgeçmelidirler."

Süddeutsche Zeitung propaganda yasağına uyulması gerektiğini vurguladığı yorumunda yasağın Solingen faciasını anma buluşmasıyla karıştırılamayacağını yazıyor:

"Türk siyasetçilerine propaganda yasağı konması yerindedir ve tavizsiz uygulanmalıdır. Hukuk devleti insan haklarının kısmen kaldırılması için kampanya yürütülmesine izin veremez. Ancak Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun Solingen'deki anma buluşmasına katılması ayrı bir konudur. 1993 yılında Solingen'de yaşayan beş Türk Alman aşırı sağcıları tarafından öldürülmüştü. Irkçılık ve yabancı düşmanı şiddetle mücadele her vatandaşın görevidir. Anma buluşmaları toplum düşmanlarına meydan okumanın sayısız olanaklarından biridir. Türk dışişleri bakanının bu fırsatı propaganda için kullanmak istemesi mümkündür. Ona ne kadar güvenilebileceğini kimse kestiremez. Ancak bu ihtimal göz önünde bulundurularak ona yasak getirmek yanlıştır. Almanya'nın dışişleri bakanı da Solingen'e gitmeli ve konuğundan sonra hükümet adına o da bir konuşma yapmalıdır."

Frankfurter Rundschau gazetesi "Almanya'da Türk seçim kampanyası" başlıklı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"Türk Toplumu başkanı haklı. Demokratik bir ülkede yaşadığımız doğru. Demokrasilerde siyasetçilerin konuşması da normaldir, protesto edilmeleri de. Ancak bu kural seçim kampanyası sırasında Türk siyasetçileri için geçerli değildir. Türkiye'de, hükümeti temsil edenlerin başına buyruk hareket ettikleri, rejim karşıtlarını takip edip baskı altına aldıkları güdümlü demokrasi var. Almanya'da da son derece aktif olan Türk istihbaratı da buna dâhildir. Erdoğan ve temsilcilerinin Almanya'da propaganda faaliyetlerinde bulunmaları durumunda Türk milliyetçileri ile Kürtler arasında olay çıkması da mümkündür ve bu doğrudan Almanya'da tansiyonun yükselmesine yol açar. Türkiye yeniden demokrasiye dönerse, o zaman 'Erdoğan yasası' anlamına da gelen propaganda yasağı kaldırılabilir."
 
Rhein-Zeitung gazetesinin yorumunda da benzer görüşler yer alıyor:

"Türk hükümetinin Solingen'deki anma buluşmasını, Türkiye'deki erken seçimler için taraftarlarını seferber edip anti demokratik yönetimini sağlamlaştırmada kullanmak isteyeceğinden endişe duyulması yerindedir. Çavuşoğlu da muhtemelen bu fırsatı, Türkleri yeterince korumadığı için Almanları ayıplamak için değerlendirmek isteyecektir. Almanya hükümeti yine de bir yıl önceki gibi kulak tırmalayıcı tartışmalara girmekten kaçınmalıdır. Aksi takdirde Solingen kurbanları layıkıyla anılmış olmaz. Önemli olan kurbanlara ve onların yakınlarına saygı göstermektir. Anma buluşması aynı zamanda şiddet tutkunu ırkçılarla mücadele azminin vurgulanmasına da yaramalıdır." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-26.04.2018

Die Welt gazetesi Macron ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki görüş alışverişine şu satırları ayırmış:

"Macron ABD Başkanı ile üzerinde anlaştıkları konuları aralarındaki görüş ayrılıklarından daha fazla vurgulamak için büyük çaba harcadı. Akıllı Fransız bir anda Trump'ın en sevdiği Avrupalı olup çıktı. Fransa ile ABD arasındaki ahengin Başkan Trump'ın sabırsızlığına ne kadar dayanacağı kestirilemez. Batı siyasi kültürünün son derece farklı iki lideri arasındaki hoşgörülü dostluğun İran, Suriye ve gümrük tarifeleri ile ilgili anlaşmazlıklarda gerçekten yakınlaşma sağlanmasına yarayacağı kuşku götürür. Macron en azından Almanya Başbakanı Merkel'in başaramadığını yapıp, Donald Trump ile konuşabilmenin bir yolunu buldu."

Frankfurter Allgemeine Zeitung Fransa Cumhurbaşkanının Batı ülkeleri arasındaki yabancılaşmayı önlemek için  büyük çaba harcadığını yazıyor:

"Emmanuel Macron'un ABD Başkanını ikna edip edemediği, Donald Trump'ın İran ile imzalanan nükleer anlaşmayla ilgili kararını açıklayacağı Mayıs ayı ortalarında anlaşılacak. Trump nükleer programı yüzünden İran'a uygulanan yaptırımların yeniden başlatılmasına karar verirse, ABD fiilen anlaşmadan çekilmiş olacak. Macron'un bunu önlemek için Trump'a aşırı yakınlık göstermesi Avrupalı ortaklarının hoşnutsuzluğuna yol açtı. Macron Tahran ile yeni bir anlaşma yapılmasını önermekle, Avrupa ülkelerinin koordineli dış politika çizgisinden ayrılmış oldu. Merkel ve diğerleri gibi Macron da Atlantik aşırı ilişkilerin yara almasını istemiyor. Bu nedenle de ABD'ye güvenilir bir müttefik olduklarını göstermeye çalışıyor. Macron'un gayretlerinin meyve verip vermeyeceği şimdilik kestirilemez."

Badische Zeitung gazetesi Washington'da sergilenen samimiyetin sürmesinin çıkar ortaklığının bozulmamasına bağlı olduğunu hatırlatıyor:

"Macron Trump'ın Washington'unda bir devlet liderinin katlanması gereken ne varsa sineye çekti. Beyaz Saray şimdiye kadar bu kadar çok el sıkışma, omuz sıvazlama ve yanaktan öpüşmelere sahne olmamıştı. Macron büyük risk alıyor. Enternasyonalist Macron ulusalcı Trump'ın gözüne girmeye çalışıp, ABD Başkanıyla İran meselesinin de ötesinde sağlam bir ilişki kurmaya çalışıyor. Ancak Trump'ın zihniyetinde her siyasi ilişki, çıkarlar gerektirdiğinde baştan pazarlığı yapılabilecek bir ticari kazanç ilişkisidir. Macron'un umduğunu bulamaması da mümkündür."

Süddeutsche Zeitung Brüksel'deki uluslararası Suriye'ye yardım konferansına ayırdığı yorumda Batının yardımı şarta bağlamasının doğru olduğunu savunuyor:

"Brüksel'de yardım için para toplanırken, Rusya Suriye'ye modern hava savunma sistemleri vermeye hazır olduğunu duyuruyordu. Ama bu acı iş bölümünün de bir sınırı olmalıdır. Rusya Beşar Esad'ın savaşı kazanmasına yardımcı olabilir. Kendi enerjik katkısıyla yerle bir edilen yerlerin yeniden imarının faturasını ise ödeyemez. Avrupa ülkeleri yardımı şarta bağlamakta haklılar. Çünkü ellerinde baskı aracı olarak kullanabilecekleri fazla imkânları bulunmuyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-27.04.2018

Süddeutsche Zeitung muhalefet kanadının Türkiye'deki 24 Haziran seçimleri öncesinde güç birliği yapma girişimlerine ayırdığı yorumda şu görüşlere yer veriyor:

"Muhalefeti temsil eden partiler hiç şimdiki kadar yoğun görüşmemişlerdi. Hatta CHP sansasyonel bir hamle yaparak, formaliteler yüzünden seçime katılması tehlikede olan İYİ Parti'ye 15 milletvekili verdi. Aralarındaki bütün anlaşmazlıklara rağmen muhalefet partilerinin Erdoğan karşıtı ittifak kurmaları mümkün görünüyor. Şimdi bütün iş partilerin kimi aday göstereceklerine ve ikinci turda muhalefetin oylarını birleştirebilecek bir aday üzerinde anlaşabilmelerine kalıyor. Üzerinde en çok durulan isim, Erdoğan ile arasındaki görüş ayrılıkları nedeniyle aktif siyasetten çekilen AKP'nin kurucularından eski cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Gül şimdilik susmayı tercih ediyor. Gül'ün siyasete döneceğine dair çıkarılan söylentilerde ne kadar gerçek payı olduğu bilinmiyor. Öyle ya da böyle, muhalefetin adayı kim olursa olsun, adayın asıl adı 'Demokrasi' olacaktır."

Badische Neueste Nachrichten gazetesi ise Cumhuriyet gazetesi yazar ve çalışanlarının hapis cezasına çarptırılmalarını yorumluyor:

"Davaya konu olanlar için şaşılacak bir şey yok. Ne Cumhuriyet'in mesai arkadaşları ne de yurt dışına çıkma yasağı uzatılan Alman muhabir Meşale Tolu tarafsız soruşturma bekliyordu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın partisi AKP devlet mekanizmasındaki sertleşmeleri ortadan kaldırıp uluslararası normları hâkim kılmak üzere yola çıkmıştı. O yıllarda yargı İslamcıların peşindeydi. Erdoğan bile hapsedilmişti. AKP ise sistemi reformdan geçirmek yerine eski ortamı bu kez tersine olmak üzere yeniden canlandırdı."

Süddeutsche Zeitung Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Almanya Başbakanı Merkel'in peş peşe yaptıkları Washington ziyaretlerine ayırdığı yorumda Donald Trump'ın iki liderin arasını açmak isteyebileceğine işaret ediyor:

"Washington'a yapılan ziyaretler Avrupa'nın ağırlığına ölçek olacaktır. Lakin ortaya yeni bir problem, Avrupa adına kimin konuşacağı çıkıyor. Angela Merkel uzun yıllar Avrupa Birliği'nin tartışılmaz siyasi lideri olarak kendini kabul ettirdi. Bu konuma gelmek için çok çalıştı ama Fransa'nın zayıflığı da kendisine yardımcı oldu. Şimdi taze bir güç olarak Emmanuel Macron sahneye çıktı. Donald Trump iki lider arasında rekabet yaratmaya tevessül edebilir. Trump ile görüşmeleri Macron ile Merkel'in birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını gösterecektir. Bunun mutlaka dezavantaj olması gerekmez. Görev sürresinin sonu yaklaştıkça Merkel'in liderlik rolü zaten zayıflayacaktır. Merkel kibir yapmamalı, yapmayacaktır da, yerini Macron'a bırakması gerekir."

Frankfurter Allgemeine Zeitung ise Avrupalı liderlerin Washington'a yaptıkları ziyaretlerde Fransa ile Almanya'nın çıkarlarındaki paralelliklerin göze çarptığını vurguluyor:

"Şartlar ve dekor farklı da olsa Merkel ile Macron'un birbiri ardına Washington'a gidip bütün ulusal nüanslara rağmen Avrupa'nın ABD Başkanınkinden son derece farklı olan bakış açısını dile getirmeleri güzel bir rastlantıdır. Macron Kongre'deki konuşmasında, Donald Trump'ın 'önce Amerika' ajandasının ana akımını oluşturan ulusalcılığı ve izolasyon politikalarını eleştirip, çok taraflılıktan yana çıktı. Merkel de Başkan ile yapacağı buluşmada aynı görüş açısını tekrarlayacak. İhracata bağımlı Almanya'nın başbakanından zaten serbest dünya ticaretini ve güvenilir uluslararası kuralları savunmaktan başka bir şey beklenemez."
Mesajı Paylaş

Sihirbaz

İki aylık bir aranın ardından Alman basın özetlerini yayınlamaya yeniden başlıyoruz. Değişen bir şey yok. Almanya ve özellikle Almanya'nın resmi yayın kurumu Deutsche Welle, Türkiye düşmanlığına tam gaz devam ediyor.

Deutsche Welle-27.06.2018

Neue Osnabrücker Zeitung gazetesi Avrupa Birliği ülkelerinin ortak iltica politikası üzerinde anlaşamamalarını şöyle yorumluyor:

"Krizlere hazırlıklı olmak hükümetlerin görevidir. Avusturya sınır koruma tatbikatıyla tam da bunu yapıyor. Şimdilik 2015'teki gibi büyük bir mülteci hareketi beklenmiyorsa da, durumun değişmeyeceğini kim söyleyebilir? Avusturya aynı zamanda önemli bir mesaj da vermiş oluyor ve "Avrupa Birliği ülkelerin sınırdan geri çevirme konusunda anlaşma sağlayamazlarsa, biz sınırlarımızı korumaya hazırız" demeye getiriyor. Viyana yönetimi 1 Temmuz'da Avrupa Birliği (AB) dönem başkanlığını üstlenerek 6 ay boyunca ajandayı belirleyeceği için yaptığı hamlenin anlamsız olduğu söylenemez. Göç konusunda, başta Doğu Avrupalılar olmak üzere Avusturya ile aynı çizgiyi izleyen az Avrupa ülkesi yok. Almanya Başbakanının iltica politikasına gösterilen direniş bu ülkeleri birleştiriyor. Ancak bütünüyle aynı tutumu gösterdikleri de söylenemez."

Die Welt gazetesi Almanya Başbakanı Angela Merkel'in AB zirvesinde epey zorlanacağını belirttiği yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"Başbakan Merkel'in iltica politikası zirvede nasıl karşılanacak? Berlin ve Brüksel'deki onu yakından tanıyanların öne sürdükleri gibi AB devlet ve hükümet liderleri arasında ona güvenen kalmadı mı? Merkel'e duyulan öfke iltica politikasını tıkayacak kadar büyüdü mü? Bütün bu soruları gülümseyerek karşılamak, en doğrusu olur. Çünkü 16 AB ülkesinin katıldığı hafta sonundaki mini zirve Merkel'in inisiyatifi yeniden ele geçirdiğini gösterdi. Almanya Başbakanının mülteci politikasında birçok şaşırtıcı hata yaptığı inkâr edilemez. Ancak Merkel artan baskıdan ders çıkarabileceğini gösterdi. Pazar günü Almanya Başbakanının mülteci politikasını radikal biçimde değiştirmiş olması, ortak çözümler bulunmasını kolaylaştırdı."

Frankfurter Allgemeine Zeitung ABD Başkanı Donald Trump'ın saldırgan ticaret politikasının etkisini göstermeye başladığını yazıyor:

"Donald Trump'ın açtığı küresel ticaret savaşında Harley-Davidson'a aslında figüranlık rolü düşüyor. Harley-Davidson istihdam piyasasında veya ticaret bilançosunda rol oynayamayacak kadar küçük bir şirket. Amerikan özgürlük idealinin en güçlü sembollerinden biri olan motosiklet üreticisinin, Avrupa'nın yeni gümrük tarifeleri nedeniyle üretimi kısmen yurt dışına kaydırma kararı Başkan için ağır bir siyasi darbe oldu. Trump bir anda 'istihdam düşmanı' konumuna düştüğü için Twitter'da kıyametleri koparıyor. Oysa gümrük politikasının onun amaçladığının dışında etki doğurduğu ilk durum bu değil. Çin, Trump'ın en büyük seçmen kitlesini oluşturan çiftçileri ağır gümrük vergisiyle cezalandırdı. Trump ticaret savaşlarının sandığı gibi, hemen bütün ülkelerle takışıp kolayca kazanılamayacağını gördü. Amerika'nın dünya ticaretine tek başına yön verdiği günler geride kaldı."

Süddeutsche Zeitung gazetesi yorumunda Trump'ın ABD'deki karşıtlarının onun üslubunu örnek almamaları gerektiğine dikkat çekiyor:

"Amerikan demokrasisinin yol açtığı hayal kırıklığında Trump taraftarlarına erişmenin artık mümkün görünmemesi de rol oynuyor. Cumhuriyetçilerin yüzde 90'ı ona tam destek veriyor. Propaganda retoriğiyle "New York'un ortasında adam vursam, tek oy dahi kaybetmem" diyen Trump'ın Demokrat karşıtlarının karşı atağa geçecekleri söylendiğinde, sosyal medya Trumpçıların "silahıma mermi sürdüm, bekliyorum" tarzındaki paylaşımlarıyla dolmuştu. Üzücü olan sadece ırkçı Trump'ın nasıl kadınları aşağıladığına, engellileri alaya aldığına, göçmenleri nasıl hayvanla kıyasladığına seyirci kalınması değil, ama aynı zamanda kustuğu zehrin milyonlarca Amerikalıyı nasıl coşturduğudur da. Demokratlarla sorumluluk sahibi Cumhuriyetçilere, toplumun yavaş yavaş zehirlenmesine karşı koyma görevi düşüyor. Ama saldırganlık, tahrik ya da şiddetle değil, soğukkanlılıkla. Hele onun söylemlerini taklit ederek, hiç değil." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-28.06.2018

Frankfurter Allgemeine Zeitung Alman futbol milli takımının 1938'den bu yana ilk kez bir Dünya Kupası'nın grup aşamasını sonuncu sırada tamamlayarak turnuvadan elenmesini konu alan yorumunda şu ifadelere yer veriyor:

"Almanya'nın başına daha önce hiç böyle bir şey gelmemişti. Alman milli takımı Rusya'ya şampiyonluk unvanını başarılı bir şekilde korumak için gitmişti. Futbol Federasyonu milli takımın ön eleme grubunda puan kaybetmemiş olmasına güveniyordu. Oysa hazırlık maçlarındaki düşük performans iyimserliğe yer olmadığının sinyalini vermişti. Daha geçen sezonun ortalarında 2014'ün dünya şampiyonlarının form grafiğinin düşmeye başladığı gözle görülür olmuştu. Toni Kroos dışındakiler dört yıl öncesinin 'kazanma mantalitesini' kaybetmişe benziyordu. 2018'deki milli takım kadrosu form zirvesini çoktan geride bırakmıştı."

Süddeutsche Zeitung Dünya Kupası fiyaskosunu teknik direktör Joachim Löw'ün de takıma aşırı güven duymasına bağlıyor:

"Almanya hiç grup aşamasında elenmemişti. Oyunculara bakınca rezaletin boyutları daha da büyüyor. Kadroda Şampiyonlar Ligi'ni ve Dünya Kupası'nı kazanmış isimler yer alıyordu. Başarısızlık daha ön eleme grubunda geliyorum demişti ama kimse dikkate almadı. Teknik direktör Löw takıma yekpare bir yapı kazandırmayı başaramadı. Hazırlık kampında son dünya şampiyonlarındaki kibirliliği def edemedi. Bu kadro dünya şampiyonasına bilenmiş değildi. Löw oyuncuların davranışlarına kendi tarzıyla örnek oldu. Bundan gereken dersi çıkarmak onun bileceği bir iştir."

Neue Osnabrücker Zeitung Alman millilerin yeteneklerinin beceriksizliğe dönüştüğünü yazıyor:

"Milli takım çalıştırıcısının belli bir konsepti yoktu. Meksika yenilgisinden sonra kadronun yarısını değiştirmesi normal karşılanabilirdi. İsveç karşısında alınan son dakika galibiyeti takımın morali açısından son derece önemliydi. Ancak kadrodaki revizyon Güney Kore maçında ters tepti. Löw aynı zamanda 2014'te Dünya Kupası'nı getiren ve futbolun alfabesi diyebileceğimiz koşma ve mücadele etme şevkini 'karnı tok' oyuncularına benimsetemedi. Bunun sorumluları öncelikle şampiyonluk unvanını koruyarak tarih yazma fırsatını değerlendiremeyen milli takım elemanlarıdır. Onlar tatile çıkarken Rusya'daki futbol şenliği devam edecek. Bu tespit en doğrusu ve herkes için de en iyi olanıdır."

Stuttgarter Zeitung ise Almanya'nın hüsranla sona eren Dünya Kupası serüvenine şu satırları ayırmış:

"Teknik direktör Joachim Löw kadronun çekirdeğini 2014'ün dünya şampiyonlarıyla şekillendirip, yerleşmiş isimlerle genç yetenekler arasındaki rekabete gereken önemi vermedi. Löw adaylar arasındaki motivasyon farkını ve verim kapasitesini iyi tahmin edemedi. Büyük bir milli takım çalıştırıcısının dönemi artık kapanmıştır. Federasyon onu tutsa da, Löw görevi bırakmakla iyi eder. Alman futbolunun devrime değil ama kendinden memnun olma havasından sıyrılmaya ihtiyacı var." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

#253
Haz 29, 2018, 08:49 ÖÖ Last Edit: Haz 29, 2018, 08:52 ÖÖ by Sihirbaz
Deutsche Welle-29.06.2018


Neue Osnabrücker Zeitung Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Brüksel'de devam etmekte olan Avrupa Birliği (AB) zirvesindeki pozisyonuna şu satırlarla değiniyor:

"Kardeş parti Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Bavyera eyalet seçimlerinde oylarını arttırabilmek için Başbakan Merkel'i baskı altına aldı. Acil sorunlara çözüm bulma arayışı çoktan geride kaldı. Çünkü Almanya ve Avrupa'nın mülteci istilasına uğradığı izleniminin aksine Avrupa'ya ayak basan mülteci adaylarının sayısı oldukça azaldı. AB ülkeleri arasında varılacak uzlaşmanın faturası kabarık olacak. AB'nin dış sınırlarının korunması ve pahalıya mal olacak. Mültecilerin geri gönderileceği ülkelere yüklü yardım yapılması gerekecek. Aynı zamanda Almanya'daki koalisyon hükümeti ve AB ülkeleri arasındaki işbirliği de tehlikede. CSU'nun seçim hesapları için bütün bunlara değer mi?"

Stuttgarter Zeitung gazetesi AB devlet ve hükümet başkanları zirvesini konu alan yorumunda Avrupa ülkelerinin tek yumruk olmaları gerektiğine işaret ediyor:

"AB ancak devlet ve hükümet liderleri küreselleşmiş dünyada kol kola girmeleri gerektiğini idrak ettikleri takdirde kurtarılabilir. Mülteci akını, ticaret savaşları tehlikesi ve Rusya Devlet Başkanı Putin'den kaynaklanan dış tehditler karşısında aklın gösterebileceği tek yol 'kenetlenme' olabilir."

ABD Başkanı Donald Trump ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin'in ilk kez bir ikili zirve buluşmasında bir araya gelecekleri açıklandı. Frankfurter Allgemeine Zeitung yorumunda zirve gündemindeki konuların Avrupa'nın güvenliğini doğrudan ilgilendirdiğine dikkat çekiyor:

"İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk kez iki süper güç Avrupa'yı zayıf düşürmek isteyen liderler tarafından yönetiliyor. Nedenleri farklı da olsa, aynı hedefte birleşiyorlar. Trump ticareti, Putin ise jeopolitiği öne çıkarsa da, attıkları adımların etkisi aynı oluyor. İki milliyetçi devlet lideri de karşılıklı ilişkileri görüşürken, müttefiklerinin ve ticari ortaklarının gereksinimlerine kulak asmayacaktır. Öncelikle Ukrayna'daki durum sorun çıkarabilir. Trump Ukrayna politikasında, inandığından olmasa da şimdiye kadar selefinin çizgisinden ayrılmadı. Putin'in komşu ülkeye el atmasını kolaylaştıracak her türlü anlaşma Avrupa'nın güvenliğini tehlikeye sokar."

Süddeutsche Zeitung'un 'Korkunç İkili' başlığıyla yayımladığı yorumda da Putin ile Trump arasındaki pazarlığın AB'yi dezavantaja uğratabileceği belirtiliyor:

"Avrupa Trump-Putin zirvesini 'küçük bir tamam, büyük bir ama' ile değerlendirmeli. Tamam, çünkü en büyük iki süper gücün liderlerinin aralarındaki anlaşmazlık konularını görüşmeleri prensipte iyi olur. Ukrayna ve Suriye ancak Washington ile Moskova'nın katkılarıyla barışa kavuşturulabilir. Silahlanma yarışı da ancak ABD ile Rusya arasında asgari güven ortamı yaratılmasıyla önlenebilir. Mesele bir ABD Başkanının Putin ile buluşacak olması değil, bu buluşmada ABD'yi Trump'ın temsil edecek olması. Daha önceki zirvelerde Beyaz Saray'ın patronu bütün Batıyı temsil ederdi. Donald Trump ise artık ortaklarının çıkarlarını temsil etmiyor. Aksine o da Putin gibi saldırgan milliyetçi politikasıyla AB'yi zayıflatmayı amaçlıyor. Daha önceleri böyle bir şey söz konusu olamazdı. AB, Rusya ve ABD'nin kendine danışmadan ve AB'nin çıkarlarını gözetmeden anlaşmaya varabileceklerini hesaba katmalı. Helsinki zirvesi son derece tehlikeli sonuçlar doğurabilir." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-02.07.2018

Süddeutsche Zeitung (SZ) Hristiyan Birlik partileri arasında mülteci anlaşmazlığının koalisyonu tehdit ettiğine dikkat çekiyor:

"Almanya İçişleri Bakanı ve Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisinin genel başkanı Horst Seehofer uzun zamandır otoritesini koruyacak siyasi başarı elde edemediğini biliyor. Mülteci üst sınırını belirleme zorunluluğu ortadan kalktı ama Seehofer yine de bu sınırı zorla kabul ettirdi. İstemediği bir bakanlıkla yetinmek zorunda kaldı. Markus Söder'in yükselişini durdurmakla övündüğü halde Söder'in Bavyera eyalet başbakanlığına gelmesini önleyemedi. Angela Merkel'in değil ama Seehofer'in sönüşü durdurulamaz hale geldi. Partide sözü geçenler onu gerekli olduğu yerlerde kullanabiliyor. Başbakan Merkel ile 14 yıldır çekişen Horst Seehofer'in tek bir siyasi hedefi kaldı: 'Gidersek, birlikte gideriz.'"

Neue Osnabrücker Zeitung (NOZ) Hristiyan Birlik partileri arasındaki mülteci anlaşmazlığına şu satırları ayırmış:

"Bavyera partisi CSU başbakanı elden geldiğince aşağılıyor. İçişleri Bakanı Seehofer partisinin kısıtlayıcı mülteci politikasını yüzde 90 oranında kabul ettirmesine ve yıllık mülteci sayısının 120 binlik üst sınırın çok altında kalmış olmasına rağmen Angela Merkel'i başbakanlıktan ettirmeye çalışıyor. Bu acımasızlığın nedeni hangisi olabilir? Seehofer her şeyden önce, Merkel'in 2015'te her gün binlerce mültecinin Almanya'ya girmesine izin vermesini önleyemediği için kendine kızıyor. Pozitif göç politikasını tek başına becerebileceğine güveniyor. Merkel ise CSU'nun oyununu bozamadığı ölçüde itibar kaybediyor. Neden Angela Merkel harekete geçip Hristiyan Birlik partileri arasındaki ortaklığı feshetmiyor?"

Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) sağ popülist Almanya İçin Alternatif (AfD) partisinin hafta sonundaki kongresini konu alan yorumunda önümüzdeki eyalet seçimlerinde mülteci krizinden kendine pay çıkartmaya çalıştığını yazıyor. Yorum şöyle devam ediyor:

"AfD, kendine karşı bir 'düşmanlar konstelasyonu' oluşturduğu gerekçesiyle Başbakan Angela Merkel'in Adolf Hitler'in izinden gittiğini iddia edebiliyor. Pegida, komplo teorileri ve dost düşman ayrımının bayraktarlığını yapan bu parti Almanya'daki siyasi sistemin ortadan kaldırılmasını savunuyor ama paraya gelince, aniden gerçekçi kesiliyor. Bir yandan sistemi kötülerken, diğer yandan kurduğu vakıflar için devletten para istemeyi biliyor. Böyle bir saçmalığı destekleyen ve 'gerçekliğin' egemen olduğu bir dünyanın hayalini kuran istikrarlı bir seçmen kitlesinin bulunmasına insan akıl erdiremiyor."

Die Welt gazetesi AfD kongresinde ortaya atılan iddialara akıl erdirmenin zor olduğunu vurguluyor:

"AfD'nin eş başkanı Aleksander Gauland yine öfke uyandıracak sözler sarf etti. Demokrat Almanya Federal Cumhuriyeti'ni Doğu Almanya'daki diktatörlüğe benzetti. Doğu Almanya'nın son günlerini 'hatırladığını' belirten Gauland Almanya Başbakanı Angela Merkel'i eski Doğu Alman devlet ve parti başkanı Erich Honecker ile aynı kefeye koydu. Liderlik kadrosu bağnazca yıkıcı bir ideolojinin peşinden koştuğu için Almanya'nın çökmekte olduğunu söyledi. Bu gibi hayal ürünü iddialar AfD dışında da duyulmaya başladı. Buna karşı hazırlıklı olmak için, önce bu gibi çöküş senaryolarına ne kadar yatkın olunduğunun bilincine varmak gerekir." Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter