Alman Basını

Başlatan Sihirbaz, Mar 28, 2017, 03:14 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-28.03.2018

Frankfurter Allgemeine Zeitung Rusya ile Batı arasındaki krizin tırmanmasının tek sorumlusunun Vladimir Putin olduğunu belirtiyor:

"Sınır dışı etme kararlarının açıklanmasının ardından krizin tırmanabileceği yolundaki uyarıların artması dikkat çekicidir. Bu uyarılar hep Batı Rusya'nın faaliyetlerine tepki gösterdiğinde gündeme gelir. Kırım'ın ilhakı, Doğu Ukrayna'daki saldırganlık, yolcu uçağının düşürülmesi, siber saldırılar ya da Suriye'deki hastanelerin bombalanması ise nedense ya hiç, ya da çok az yorumlanır. Rusya, çoğunluğu casusluk yapan 'diplomatların' sınır dışı edilmesine tabii ki tepki gösterecektir. Rusya ile Batı arasındaki ilişkiler tabii ki daha da gerilecektir. Ancak Rusya'nın kuşatılmak istendiğine dair ortaya atılan bütün iddialara rağmen söylenebilecek tek şey, ilişkilerin gerilmesine yol açanın Putin'in Rusya'sı olduğudur."

Mannheimer Morgen gazetesi Batının Rusya'ya karşı önlem almakta acele ettiği görüşünü savunuyor:

"Berlin, Brüksel ve Washington hiç olmazsa kimyasal silah uzmanlarının menfur Salisbury olayıyla ilgili raporlarını bekleyebilirlerdi. Bu yapılmadığı için Moskova Avrupa'nın siste kaybolduğu ve çıkışı Rusya'yı suçlamakta aradığı tezine sarılıyor. Diplomatların sınır dışı edilmesini savunan Almanya ve diğer ülkeler Rusya'nın deneyim sahibi olduğu 'gerçekler bulanıklaşana dek yalan söyleme' taktiğini uygulamaya devam etmesini kolaylaştırmış oluyorlar."

Tagesspiegel gazetesi Facebook skandalının muhtemel sonuçlarını konu alan yorumunda Amerikan internet devinin ancak para cezasıyla yola getirilebileceği tezini savunuyor:

"Baskı öncelikle ABD'den geliyor. Soruşturma başlatan Amerikan Federal Ticaret Komisyonu (FTC) Facebook'a milyarlarca dolarlık ceza kesebilir. 37 Amerikan eyaletinin soruşturma makamları da veri skandalının peşinde. Mark Zuckerberg Kongre'nin Adalet Komisyonu'na ifade vermeye çağrıldı. Şirkete yatırım yapanlar endişeli. Facebook hisseleri değer kaybediyor. Reklam müşterileri Facebook'a sırt çeviriyor. Avrupa'da ise Zuckerberg'in korkmasına lüzum yok. Adaletten sorumlu Komisyon üyesi Facebook'a ültimatom verse de Facebook kendiliğinden harekete geçmediği sürece başına bir şey gelmez. Neyse ki yakında önemli bir değişiklik olacak. Mayıs ayında yürürlüğe girecek olan Avrupa Birliği Veri Koruma Yönetmeliği sayesinde Facebook yıllık satış hasılatının yüzde 4'ü oranında para cezasına çarptırılabilecek."

Badische Zeitung'un veri skandalıyla ilgili yorumu ise özetle şöyle:

"Zuckerberg skandalın etkilerini doğru tahmin edemedi. Atlantik'in iki yakasında da devletin daha sıkı düzenlemeler yapıp veri koruma standartlarını yükseltmesi için yapılan baskılar artıyor. Facebook'un borsa değeri de düşüyor. Ancak kullanıcı alışkanlıklarını değiştirmediğinden, sanal âlemdeki veri bolluğundan ve teknoloji devlerinin ticaret anlayışından kaynaklanan asıl soruna çözüm bulunabilmiş değil. Kişisel veri gizliliğini ihlal eden Apple, Google ve Amazon gibi başka aktörler de var. Amerikan Ulusal Güvenlik Dairesi'nin yol açtığı skandal da herhalde unutulmamıştır." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-29.03.2018

Frankfurter Rundschau Çin'i ziyaret eden Kuzey Kore Devlet Başkanı Kim Jong Un'un 'barıştan' söz etmeye başlamasını şöyle yorumluyor:

"Kim Jong Un yedi yıl hiçbir devlet lideriyle buluşmadı. Şimdi ise birbiri ardına randevu haberleri geliyor. Kim kayda değer bir U dönüşü yaptı. Kısa süre öncesine kadar ABD'yi imha tehditleri savuruyor ve uzun menzilli füze programını hızlandırıyordu. Aynı Kim şimdi 'barış sürecinden' ve 'nükleer silahlardan tamamen arınmaktan' söz ediyor. Böylelikle bütün kozlarını elden çıkarmış oluyor. Bu adımı şaşırtıcı oldu. Çünkü gösterdiği yakınlığa ağır bedel biçmesi beklenmekteydi. Şimdi ABD Başkanı Donald Trump ile buluşma ihtimali artmış oldu. Trump'ın da uzlaşmaya yanaşması kolaylaştı."

Neue Osnabrücker Zeitung dışa açılmasının Kim Jong Un'un elini güçlendirdiğine işaret ediyor:

"Önce bütün siyasi ve ekonomik bedelini göze alarak aşırı boyutta silahlan, büyük ağabey Çin ile bozuşmayı bile göze al, Başkan Trump'tan buluşma önerisi gelene kadar Amerikan süper gücünün canını sık, sonra da Pekin'in arka bahçesindeki güç dengeleriyle ilgili oyunda devre dışı kaldığı hissine kapılmaması için Çin'e kur yap. Bu oyundan şimdilik, ülkesine hak ettiğinden fazla siyasi ağırlık kazandırdığı için Kim'in kazançlı çıktığı söylenebilir. Kim bu ağırlığı Kuzey Kore'nin ekonomik kalkınmasına tahvil etme kurnazlığını da gösterecektir."

Almanya'daki doğumların 1973 sonrasının en yüksek düzeyine çıkmasını yorumlayan Die Welt gazetesinde şu satırları okuyoruz:

"Son doğum rakamlarının sevindirici bir sürpriz olarak nitelendirilebilmesi için devletin çocuk ve gençleri gelecekte toplumun payandası yapmayı öğrenmesi gerekir. Öğretmenler, çocuk yuvaları ve okullar destek bekliyor. Çocukları hoşgörüsüzlük aşılayarak devlete sadakat çelişkisine sürükleyen ebeveynlere, cemaatlere ve kültür derneklerine baskı yapılmalıdır. Irkçı ve yabancı düşmanlarının anne ve babaları da çocuklarını terbiye etmeye zorlanmalıdır. Immanuel Kant yönetme ve çocuk yetiştirmenin insanoğlunun en zor icatları olduğunu söylemişti. Göç dinamiğinin yol açtığı artıştan kaynaklanan sorunların çözüme kavuşturulması her iki 'icadı' da gerektirir. Bir Afgan ailesinin beşinci çocuğu da Almanya'nın başbakanı olabilmelidir."

Nürnberger Nachrichten gazetesinin doğum oranındaki beklenmedik artışı konu alan yorumunda artan eğitim hizmetleri ihtiyacı için şimdiden önlem alınması gerektiği dile getiriliyor:

"2016'da doğanların her şeyden önce eğitime ihtiyaçları olacak. Bunun için çok çalışılması gerekiyor. Mülteci krizinden sonra hatalı gelişmeler baş gösterdi. Münferit de olsa, çocukların dinlerinden dolayı taciz edilmesine göz yumulamaz. Yabancıların Almanya'ya intibaklarının sağlanması ihmale uğradı. Almanya'nın yeni hükümeti de tutarlı bir entegrasyon politikası hazırlayabilmiş değil. İçişleri ve Yurt Bakanı Seehofer'in dışlayıcı söylemler yerine yapıcı adımlar atması gerekir. Aile, eğitim ve içişlerinden sorumla politikacıları dağ gibi görevler bekliyor. Şayet ev ödevlerini iyi yaparlarsa, Almanya olarak doğum oranının artmasına sevinebiliriz." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-03.04.2018

Gazze'de Cuma günü Filistinlilerin Toprak Günü dolayısıyla düzenlediği gösterilere İsrail'in müdahalesi sonucu en az 18 Filistinli'nin hayatını kaybetmesi üzerine bölgede şiddetin artmasından kaygı duyuluyor. Straubinger Tagblatt gazesinde konuya ilişkin şu satırlar yer alıyor:

"Cuma günü olduğu gibi yaşanan şiddet olayları, radikal kesimi daha da körükleyecek. Öfke ve çaresizlik artacak, daha fazla Filistinli İsrail'e karşı şiddet kullanarak mücadele etmeye hazır olacak. Ve tarafları durduracak kimse yok. Türkiye'den Recep Tayyip Erdoğan yangına körükle gidiyor. Avrupa Birliği'nin diplomatik açıdan önemi yok. Büyükelçiliğini Kudüs'e taşımayı planlayan ABD'nin ise arabuluculuğu söz konusu olmaktan çıkıyor. Gerilimin giderek tırmandığı bölge için durum umutsuz görünüyor."

Neue Osnabrücker Zeitung da aynı konuyu ele alıyor:

"Gazze Şeridi anlaşmazlığında en önemli cephe İsrail ile Filistin bölgeleri arasında değil. En önemli cephe Türkiye ile İsrail arasında da değil. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail Başbakanı Netanyahu'yu 'terörist' olarak nitelendirse ve Netanyahu bu suçlamaya karşılık olarak Türkiye'nin sivil halka yönelik bir savaş yürüttüğünü söylese de. Hayır, en önemli cephe Gazze Şeridi'nde, radikal İslamcı Hamas ile Ramallah'ta hiçbir planı olmayan Özerk Yönetim Başkanı Abbas hükümeti arasında bulunuyor. Filistinliler arasında bir uzlaşmaya varılmadan, halk için yaşamsal öneme sahip olan İsrail veya Mısır'da çalışma izinlerinin alınması mümkün değil; bu komşu ülkeler anlaşılır bir şekilde ülkeye terörün gelmesini istemiyor. Filistinliler kendi aralarında uzlaşma sağlayamazsa, tutsak olarak kalacaklar. Gazze Şeridi de onların hapishanesi olacak."

Eski çifte ajan Skripal ve kızına sinir gazı ile düzenlenen saldırının ardından Rusya ile Batı ülkeleri arasındaki gerilim sürüyor. Münih'te yayımlanan Süddeutsche Zeitung'da konuya ilişkin şu satırlar dikkati çekiyor.

"Batı ile Rusya arasında artık söz konusu olan sinir gazı ile düzenlediği iddia edilen saldırının ayrıntıları değil. Kırım'ın ilhak edilmesinden ABD seçimlerinde muhtemelen belirleyici rol oynayan yönlendirmelere kadar uzun süredir devam eden müdahaleler ve tahrip edici manipülasyonlar şunu gösterdi: Burada söz konusu olan sisteme yönelik ciddiye alınması gereken bir saldırı. Devlet Başkanı Vladimir Putin, muhtemelen yıkımın boyutlarını hafife aldı."

Almanya İçişleri Bakanı Horst Seehofer'in Mart ayı ortasında verdiği mülakatta "İslam Almanya'ya ait değildir" sözlerine ilişkin tartışma sürüyor. Rhein-Zeitung'daki yorumda Almanya'daki İslam tartışması ele alınıyor.

"İslam'a ilişkin tartışmada sinir bozucu olan, oldukça anlamsız bir şekilde yürütülmesi ve sadece aptalca tek bir cümleye indirgenmiş olması. Horst Seehofer gibi bir siyasetçi "İslam Almanya'ya ait değil" cümlesiyle aslında ne söylemek istiyor? Almanya'da İslam'ın şartları artık yerine getirilmemeli mi? Din dersinde İslam yer almamalı mı? Camilerin kapatılması mı gerekiyor? Müslümanlar sınır dışı mı edilmeli? Başka sözcüklerle de ifade edilebilir: Horst Seehofer ve partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) Almanya'daki iç barışı tehdit ediyor, Müslümanların uyumunu zorlaştırıyor ve böylelikle giderek artan güvensizlik ve tehlike yaratıyor. Aslında yeni içişleri bakanının görevi bunun tam tersi olsa gerek." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-04.04.2018

Die Welt gazetesi, Carles Puigdemont'un İspanyol adaletine teslim edilmesi gerektiğini savunan bir yoruma yer veriyor:

"Ayrılıkçı Katalan lider İspanya'ya iade edilmeli mi edilmemeli mi? Hukukun koyduğu kurallara uymak kaydıyla tabii ki edilmeli. İspanya, Avrupa çapındaki yakalama kararı çerçevesinde Puigdemont'un iadesi için bastırıyor. Bu mekanizmayı Almanya'nın ulusal hukukuna da dahil. İadeyle ilgili son kararı verecek olan ise yargıdır. Almanya'daki Sol Parti gibi iade işlemlerine hükümetin müdahale etmesini isteyenler hukukun sınırlarını aşmış olur. Siyasi etkide bulunulması sadece hukukun üstünlüğünü zedelemek olmaz, aynı zamanda Almanya'nın İspanya'nın hukuk devletliğine güvenmediğini de gösterir. İspanya'da kimin haklı olduğuna karar vermek Almanya'ya düşmez. Bu haksızlık olur. Bırakın, mahkemeler görevini yapsın."

Neue Osnabrücker Zeitung Puigdemont'un İspanya'ya iadesi için başlatılan işlemleri farklı bir açıdan değerlendiriyor:

"Eyalet Yüksek Mahkemesi'nin konuyu esaslı biçimde inceleyip karar vereceğinden kimsenin şüphesi olamaz. Mahkemenin yapacağı incelemeden sonra verebileceği tek karar Puigdemont'un İspanya'ya iade edilmesinin hukuka uygun olduğudur. Avrupa'nın ve Avrupa tutuklama emrinin gereklerinin yerine getirilmesi, Alman yargısına duyulan güveni de arttırır. Ancak kontrolün güvenden daha iyi olduğu da unutulmamalı. Yakalama emri neden önce kaldırılıp sonra yeniden yürürlüğe kondu? İspanya Ceza Kanunu'nun 473'üncü maddesinde belirtilen isyan suçu Puigdemont'a uyuyor mu yoksa bu madde İspanya'nın acı tecrübeler yaşadığı askeri ayaklanmalar için mi Ceza Kanunu'na alınmıştı?"

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Bin Selman'ın son zamanlardaki şaşırtıcı çıkışlarını yorumlayan Frankfurter Allgemeine Zeitung'da şu satırları okuyoruz:

"Bin Selman'ın sansasyonel açılımına İran ile Suudi Arabistan arasındaki artan gerginliğin neden olduğunu kavrayabilmek zor olmasa gerek. Tahran ile varılan nükleer anlaşmaya karşı çıkanların başında Riyad ve Kudüs yönetimleri geliyor. İran'ın jeopolitik ve ideolojik yayılmacılığı Suudi Arabistan'ı tedirgin ediyor. Bunu Yemen anlaşmazlığındaki ağır ve acımasız müdahalesi de göstermiyor mu? Neredeyse askeri çarpışmanın eşiğine gelindiği izlenimine kapılmamak mümkün değil. Veliaht Prens bu izlenimin yanlış olduğunu gösterme zahmetine bile katlanmıyor. O bakımdan tek boyutlu düşünme alışkanlığını ve akıl kilitlenmesini aşması bakımından olumlu sayılsa bile bu yaklaşımın endişe verici olduğu da inkâr edilemez."

General Anzeiger gazetesi Prens Bin Selman'ın İsrail ile ilgili sözlerini şöyle yorumluyor:

"Ülkesine toplumsal reformları tepeden dikte eden Suudi Prens, halkı için duygusal söylemlere pek gerek görmüyor. Onun için, kendileri gibi bölgedeki en büyük rakibi İran'ın düşmanı olan İsrail ile yakınlaşma sağlayabilmek önem taşıyor. Bin Selman'ın bu yakınlaşmayı üç haftalık ABD ziyareti sırasında ilan etmesi her şeyi anlatıyor. Nihayetinde Donald Trump, İran'ı kesinkes 'haydut devlet' olarak görmüyor mu? Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki yakınlaşmanın Ortadoğu'yu daha güvenli bir bölge haline getireceği ise söylenemez." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-16.04.2018

Süddeutsche Zeitung ABD, İngiltere ve Fransa'nın Suriye'ye saldırmasının Beşar Esad'ın savaşı kazanmasını önleyemeyeceğini yazıyor:

"Hava harekâtı kararlılık mesajı vermek için kararlaştırılmıştı ama kimyasal silah tesislerinin harabesinden siyasi çözüm fikri yükselmediği için çaresizlik sembolü olarak kaldı. Suriye'de yeniden zehirli gaz kullanılana ya da Esad rejimi bir zamanlar kültür düzeyi yüksek ülkesinin yıkıntıları üzerinde zaferini ilan edene kadar dünyanın gözleri pek yakında başka anlaşmazlıklara çevrilecek. Doğu Guta Esad karşıtlarının son sembolik kalesiydi. Muhalifler orada da yenildi. Ellerindeki son iki, üç bölgeden de sürülecekler ya da öldürülecekler. Esad muhtemelen bu yıl zaferini ilan edecek. Peki, ya ondan sonra?"

Die Welt gazetesinin yorumunda Batı'nın Rusya'ya yaklaşımında daha kararlı davranması gerektiği görüşü savunuluyor:

"Almanya Başbakanı haklı olarak harekâtın 'gerekliliğinden' söz etti. Ama Angela Merkel'in de dediği gibi 'ölçülü' bir tepki sayılamazdı. Son bombardımanla yetinildiği takdirde hava harekâtı sembolik bir eylem olmaktan ileriye gidemeyecektir. Beşar Esad'ın kasaplığı ve Rusya ile İran'ın desteği sayesinde iç savaşı kazandığını Batı çoktan kabul etti. Rusya ile ilişkileri gelince. Rusya ile askeri çatışmadan mutlaka sakınılmalıdır. Ancak ekonomik yaptırımlarla diplomatik ve sportif boykotların sunduğu imkânlar henüz tükenmemiştir. Avrupa her şeyden önce, elini kolunu bağlayan Rus doğalgazına olan bağımlılıktan kurtulmak için bir plan hazırlamalıdır."

Frankfurter Rundschau gazetesine göre, Suriye'nin Şam rejiminin istekleri doğrultusunda şekillendirileceği kesinlik kazanmaya başladı.

"Batı Suriye'de kazanılacak bir şey kalmadığını idrak etmeye başladı. Şam rejimi kazandı. Savaş sonrasının devlet düzenini de Şam dikte edecek. ABD ve Avrupa, Suriye trajedisini kısaltma ya da yönünü değiştirme vaktini çoktan geçirdi. Dolayısıyla Batı sadece ve sadece kimyasal silahlara odaklanıyor. Kimyasal barbarlık savaşın diğer boyutlarından ayrılıp cezalandırılıyor. Konvansiyonel silahlarla işlenen hunharlık ise her zaman olduğu gibi hiddet dolu kınamalarla ve çaresizlik içinde omuz silkelemelerle geçiştiriliyor."

Berliner Morgenpost gazetesinin yorumunda, Şam'daki tesisleri hedef alan bombardımanın Beşar Esad'a yaradığı belirtiliyor:

"Bütün bu olanlar Beşar Esad'a puan kazandırdı. Harekâtın düşük çaplı tutulması Batının Şam'daki diktatörü kabullendiğini ve ona hareket serbestisi sağladığını gösteriyor. ABD Başkanı Donald Trump Ortadoğu keşmekeşinden kurtulmak istiyor ve Şam'daki rejimin yıkılmasına ilgi duymuyor. İngiltere Başbakanı Theresa May de hafta sonunda Suriye'de rejim değişikliği peşinde olmadıklarını ve iç savaşa müdahale etmeyeceklerini duyurdu. Batı sadece kimyasal silah kullanılmasına alerjik tepki gösteriyor, diğer yöntemlerle sürdürülen barbarlığa ise sadece sözle karşılık vermeyi yeterli görüyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-17.04.2018

Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) Suriye'deki hedeflerin bombalanmasının muhtemel sonuçlarına şu satırlarla değiniyor:

"Brüksel'de bir araya gelen Avrupa Birliği (AB) dışişleri bakanları hava saldırılarının yeni bir dinamiği ateşlediğini söylüyorlar. Gerçekten öyle mi oldu? Olduysa, Suriye'deki dramda yeni bir perde açılması gerektiğine Rusya ve İran da ikna edilebildi mi? Bu durumda Moskova ve Tahran'ın uzun vadede Beşar Esad'ı gözden çıkarmaya hazır olması gerekir. Bunun için çıkarlarına en uygun tarih hangisi olabilir? Rusya ve İran şimdilik Esad'ın koruyucu güçleri, dolayısıyla da işlediği en ağır suçlarda onun ortağı sayılıyorlar."

Die Welt gazetesi Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Suriye anlaşmazlığındaki tutumunu mercek altına almış:

"Ana koalisyon ortağının lideri Başbakan Merkel'in sözleriyle hükümetin tutumu arasında çelişki olduğu ortaya çıktı. Kirli işleri Batılı devletlere bırakan Almanya'daki büyük koalisyon hükümeti neden Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri arasına girmek istemiyor? Yararlı bir tartışma ama kusuru kapalı kapılar ardında yapılması. Bir parti genel başkanı için yakın çevresindekileri etkileyebilmek yeterli olabilir. Bir başbakandan ise daha fazlası beklenir. Merkel'e, Almanya'nın yerinin demokrasilerin yanında olduğuna dair kırılgan uzlaşıyı canla başla savunmak düşer. Almanya Başbakanı hükümetinin politikasını olağanüstü meclis genel kurulunda açıklamalıdır. Hem de bu hafta içinde."

Frankfurter Rundschau gazetesinin yorumunda Avrupa'nın güçlü ülkesi Almanya'nın ağırlığını koyamamasını eleştiriyor:

"Almanya, Avrupa Birliği'nin en güçlü ülkesi olmasının yüklediği liderlik sorumluluğunu yerine getirmiyor. Diğer ülkeler silaha sarıldığında Almanya'ya yeniden roketler ateşlenmeden sağduyunun ve diplomasinin sesi olmak düşer. Donald Trump Suriye'nin bombalanacağını duyurduğunda Almanya'nın ortak ülkelerin hükümet başkanlarını ya da dışişleri bakanlarını acilen toplanmaya çağırması, en azından silahlı anlaşmazlığın tırmanma tehlikesi karşısında Avrupa'nın ortak bir tutum saptamasına çalışması gerekirdi. Ama sorumluluktan söz edip de eli kolu bağlı oturmak, Almanya gibi önemi ve hedefleri büyük bir devlete yakışmaz."

Münchner Merkur gazetesi Almanya'nın Suriye krizinde arabulucu olma girişimine şu satırları ayırmış:

"Suriye'deki zehirli gaz kullanıldığı iddialarına ABD, Fransa ve İngiltere'nin gösterdikleri üçlü tepki Almanya'ya en sevdiği rolü üstlenme imkânı yarattı: Saha kenarından akıl hocalığı yapmak. Siyasiler açık oturumlarda müttefik bombalarının yerine yuvarlak masalardan söz ediyorlar. Şam'daki söz dinlemez katil rejim ve onun sponsorluğunu yapan Moskova Berlin'den gelen sıcak sözlerden etkilenecekse, çözümü masada arama taleplerine söyleyecek bir şey olamaz. Kremlin'in Suriye'deki bağımsız kimyasal uzmanlarının çalışma yapmalarına izin vermesi bu süreci başlatabilir." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-23.04.2018

Die Welt gazetesi Andrea Nahles'in Sosyal Demokrat Parti genel başkanlığına seçilmesini şöyle yorumluyor:

"Genel başkanlarının işini zorlaştırmak Sosyal Demokrat Parti'nin geleneğidir. Kongrede yüzde 66'lık oy oranıyla Andrea Nahles'e güvensizlik oyu çıktı. Oylama sonucu partinin ne kadar darmadağınık olduğunu gözler önüne serdi. Ocak ayında Hristiyan Birlik partileriyle büyük koalisyon görüşmelerine başlanması Nahles'in ara girmesiyle, ancak yüzde 56'lık oy oranıyla kabul edilmişti. SPD önde gelenlerinin tek karşı aday Simone Lange'ye davranış tarzı da yadırganacak cinstendi. Lange ile buluşması Nahles'e bir şey kaybettirmezdi. Lange'ye daha cömert davranılabilirdi. Simone Lange'nin kongrede geniş destek bulmasında partinin bu eksiği de önemli rol oynadı."

Stuttgarter Zeitung Almanya'nın en eski siyasi partisinin genel başkanlığına ilk kez bir kadının seçilmesini konu alan yorumunda şu satırlara yer veriyor:

"Seçilmiş, seçilmiştir. Flensburg'un cesur belediye başkanı Simone Lange'yi alt eden Andrea Nahles böyle düşünüyor olmalı. Oylama sonucu geçmişe verilen not olduğundan Nahles açısından fark etmez. İki yıl sonraki genel başkanlık seçimi daha önemli olacak. Tabii, Nahles iki yıl dayanabilirse. SPD'yi rotasına oturtabilir ve güven verebilirse, bu yüzde 100'lük oy oranlarından ve lideri saçma bir biçimde tanrılaştırıp sonrasında boşluğa düşmekten evladır."

Frankfurter Allgemeine Zeitung Kuzey Kore lideri Kim Jong Un'un nükleer denemelerden vazgeçtiklerini duyurmasını konu alan yorumunda Pyongyang yönetiminin U dönüşü yapmasına rağmen uzlaşmanın zaman alacağını yazıyor:

"Kim Jong Un'un kararı hiç tartışmasız bir ilerlemedir. Ama sözleri geçen yıl yaptığı açıklamanın mantığına du uyuyor. Kim 2017'de Kuzey Kore'nin nükleer programını tamamladığını duyurmuştu. Bu aşamada 'vazgeçtim' demek kolaydır. Kuzey Kore'nin nükleer programını işler vaziyette tutabilmesi için belli bir süre denemelere ihtiyacı olmayacak. Dolayısıyla Pyongyang'daki diktatörü göklere çıkarmak için herhangi bir neden bunmuyor. Ancak muhatapları Güney Kore, ABD ve diğerleri bu pası iyi değerlendirip, görüşmeler yoluyla anlaşmazlığı ortadan kaldıracak bir formülle ulaşma ihtimalini araştırmalıdır."

Süddeutsche Zeitung'un yorumunda Güney ve Kuzey Koreler arasında kararlaştırılan zirve buluşmasının güven ortamı oluşturma yolunda atılan adımları hızlandırabileceği belirtiliyor:

"Kim Jong Un, despotluk rejimini kendisinden devraldığı babasından daha iyi bir politikacı. Babasının tutumunu ABD ve Çin'e duyduğu derin güvensizlik belirliyordu. Oğlu ise Kuzey Kore halkına nükleer silahlarla ülkenin hayatta kalmasını garanti altına alıp ülkeyi kalkındırmayı vaat ediyor. Bundan böyle ekonomik gelişmeye odaklanacağı anlaşılıyor. Başarabilmesi için ise güvene ve öncelikle de Güney Kore'ye ihtiyacı olacak. Devrilmeyeceğinin garanti edilmesini istiyor. Karşılıklı güvensizlik had safhada. ABD ve Güney Kore bu engeli aşmak zorunda. Karşılıklı güven sağlam bir yapıyla arttırılabilir. Koreler bu yolda ilk adımı attılar. Güney Kore Devlet Başkanı Moon Jae İn her iki tarafa da güvenlik garantisi verebilmeyi arzuluyor. Bu bakımdan Moon'a güvenilebilir." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-24.04.2018

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas'ın yabancı siyasetçilerin Almanya'da seçim kampanyası yürütemesine izin verilmeyeceği yönündeki açıklaması, Türkiye'deki 24 Haziran erken seçimleri öncesi Almanya'da etkinlik yapılamayacağı anlamına geliyor. Neue Osnabrücker Zeitung konuya şu satırları ayırmış:

"Geçen yılın ortalarından beri şu kural geçerli: Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin makam sahipleri ülkelerindeki oylamadan üç ay öncesinden itibaren geçerli olmak üzere Almanya'da seçim kampanyası yapamazlar. Almanya hükümetinin başına buyruk otokrat Erdoğan'a güvenememesi anlaşılır bir tutumdur."

Badische Neueste Nachrichten gazetesi ise seçim etkinliği yasağı konusunda istisnaların söz konusu olamayacağını yazıyor:

"Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu seçimlere dört hafta kala 29 Mayıs'ta Solingen'deki kundaklama kurbanlarını anma töreninde konuşma yapmayı planlıyor. Bundan 25 yıl önce 29 Mayıs 1993'te Solingen'deki evleri radikal sağcılar tarafından ateşe verilen Genç ailesinin beş ferdi hayatını kaybetmişti. Bu hazin yıldönümü anmak ve hatırlamak açısından yerinde bir vesiledir. Ancak Erdoğan'ın yakın dostu AKP'li politikacının kurbanlar üzerinden cumhurbaşkanı için seçim reklamı yapmayacağını kim garanti edebilir? Esasen yasak, yasaktır. İstisna yapılamaz."

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un ABD ziyaretine şöyle değiniyor:

"Washington'da uygulanan protokol Fransız devlet konuğunun hoşuna gidecektir. Trump da geçen yılın Temmuz ayında Paris'in uyguladığı protokolden çok hoşlanmıştı. Ancak zorlu konularda ülkesi ve Avrupalı ortakları açısından ilerleme kaydedilmediği takdirde Macron'u kandırmak kolay olmayacaktır. Macron bütün çabalarına ve Trump ile dost olduklarına dair açıklamalarına rağmen ABD Başkanı'nı Paris İklim Anlaşmasına geri dönmeye ikna edemedi. Ticari anlaşmazlıkta makul ve kalıcı çözüm sağlanamadığı ve İran'ın nükleer programıyla ilgili görüş ayrılıkları alevlendiği takdirde Avrupa ile ABD arasındaki ilişkiler büyük sarsıntı geçirir. Bunu tahmin etmek için kâhin olmak gerekmez."

Handelsblatt gazetesi Merkel/Macron/Trump üçgenindeki ilişkileri şöyle yorumluyor:

"ABD Başkanı ile ilişkilerde hangi stratejinin isabetli olacağı merak konusu. Fransız liderin kucaklayıcı duygusal yaklaşımı mı, yoksa Almanya Başbakanının duygusallıktan uzak mesafeli tutumu mu? Bu son derece önemli bir nokta. Çünkü büyük riskler söz konusu. Tek sorun, ABD Başkanının İran ile imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesinin nasıl önlenebileceği değil. Anlaşmanın dört dörtlük olmadığı belli. Ancak yıllarca süren diplomatik çabalar en azından Batı ile İran arasındaki ilişkilere belli bir istikrar ve güvenirlik kazandırdı. Batı Yakın ve Ortadoğu'da Suriye'den sonra yeni bir kriz odağının daha peyda olmasını istemez. ABD Başkanının en büyük çılgınlığı işlemesi önlenmelidir." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Deutsche Welle-25.04.2018

Türk siyasetçilerinin 24 Haziran seçimleri öncesinde Almanya'da propaganda faaliyetlerinde bulunmalarının yasaklanmasından sonra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu'nun Solingen'deki anma buluşmasına katılmak istediğini açıklaması Alman gazetelerinin yorumlarına konu oldu. Frankfurter Allgemeine Zeitung'da şu satırları okuyoruz:

"Türk hükümetinin, Solingen'deki kundaklama olayının 25'inci yıldönümünde bir bakanının konuşma yapması için ricada bulunması meşru bir davranıştır. Çünkü Genç ailesinin 5 mensubu Türk oldukları için öldürülmüştü. Anma töreni, sonuna yaklaşılan Münih'teki Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) davasıyla da kesişiyor. Mölln ve Solingen saldırılarıyla NSU'nun seri cinayetleri Alman toplumundan çok ülkemizde yaşayan Türkleri travmaya sürükledi. Beş yıldır devam eden NSU davasında adalet hala tecelli etmedi. Solingen'de konuşma yapmak ne kadar meşru bir istekse, Alman devletinin Türk siyasetçilerinin Almanya'da propaganda yapmalarına izin vermemesi de o kadar haklı ve gereklidir. Seçim mücadelesinin Türkiye'deki toplumsal bölünmeyi Almanya'ya taşımasının entegrasyona yarar sağlamadığı açıktır. Bu nedenle Türk siyasetçileri kendiliğinden Almanya'ya gelmekten vazgeçmelidirler."

Süddeutsche Zeitung propaganda yasağına uyulması gerektiğini vurguladığı yorumunda yasağın Solingen faciasını anma buluşmasıyla karıştırılamayacağını yazıyor:

"Türk siyasetçilerine propaganda yasağı konması yerindedir ve tavizsiz uygulanmalıdır. Hukuk devleti insan haklarının kısmen kaldırılması için kampanya yürütülmesine izin veremez. Ancak Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun Solingen'deki anma buluşmasına katılması ayrı bir konudur. 1993 yılında Solingen'de yaşayan beş Türk Alman aşırı sağcıları tarafından öldürülmüştü. Irkçılık ve yabancı düşmanı şiddetle mücadele her vatandaşın görevidir. Anma buluşmaları toplum düşmanlarına meydan okumanın sayısız olanaklarından biridir. Türk dışişleri bakanının bu fırsatı propaganda için kullanmak istemesi mümkündür. Ona ne kadar güvenilebileceğini kimse kestiremez. Ancak bu ihtimal göz önünde bulundurularak ona yasak getirmek yanlıştır. Almanya'nın dışişleri bakanı da Solingen'e gitmeli ve konuğundan sonra hükümet adına o da bir konuşma yapmalıdır."

Frankfurter Rundschau gazetesi "Almanya'da Türk seçim kampanyası" başlıklı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"Türk Toplumu başkanı haklı. Demokratik bir ülkede yaşadığımız doğru. Demokrasilerde siyasetçilerin konuşması da normaldir, protesto edilmeleri de. Ancak bu kural seçim kampanyası sırasında Türk siyasetçileri için geçerli değildir. Türkiye'de, hükümeti temsil edenlerin başına buyruk hareket ettikleri, rejim karşıtlarını takip edip baskı altına aldıkları güdümlü demokrasi var. Almanya'da da son derece aktif olan Türk istihbaratı da buna dâhildir. Erdoğan ve temsilcilerinin Almanya'da propaganda faaliyetlerinde bulunmaları durumunda Türk milliyetçileri ile Kürtler arasında olay çıkması da mümkündür ve bu doğrudan Almanya'da tansiyonun yükselmesine yol açar. Türkiye yeniden demokrasiye dönerse, o zaman 'Erdoğan yasası' anlamına da gelen propaganda yasağı kaldırılabilir."
 
Rhein-Zeitung gazetesinin yorumunda da benzer görüşler yer alıyor:

"Türk hükümetinin Solingen'deki anma buluşmasını, Türkiye'deki erken seçimler için taraftarlarını seferber edip anti demokratik yönetimini sağlamlaştırmada kullanmak isteyeceğinden endişe duyulması yerindedir. Çavuşoğlu da muhtemelen bu fırsatı, Türkleri yeterince korumadığı için Almanları ayıplamak için değerlendirmek isteyecektir. Almanya hükümeti yine de bir yıl önceki gibi kulak tırmalayıcı tartışmalara girmekten kaçınmalıdır. Aksi takdirde Solingen kurbanları layıkıyla anılmış olmaz. Önemli olan kurbanlara ve onların yakınlarına saygı göstermektir. Anma buluşması aynı zamanda şiddet tutkunu ırkçılarla mücadele azminin vurgulanmasına da yaramalıdır." Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter