Alman Basını

Başlatan Sihirbaz, Mar 28, 2017, 03:14 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-12.09.2017


Lüneburg'da yayımlanan Landeszeitung pazar günü İstanbul'da Türkiye kökenli Alman vatandaşı bir çiftin gözaltına alınmasına yönelik bir yoruma yer veriyor. Gazete, Almanya'nın seyahat uyarısı yapmasına gerek olmadığını, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tutumunun başlı başına bir uyarı olduğunu savunarak, en etkili yolun Erdoğan iktidarda olduğu sürece AB'nin kapılarını kapatması olduğu değerlendirmesinde bulunuyor:
"Federal hükümete sükunetini korumasını tavsiye etmek iyi olurdu. Diplomasinin keskin kılıcı olan seyahat uyarısı şimdi uygulanmak zorunda değil. Zira Erdoğan'ın tutumu başlı başına yeterli bir uyarı olmalı. O, laf anlamaz. Bu nedenle de daha önce net açıklamaların bir etkili olmadı. Etkili olacak olan ise AB tam üyelik müzakerelerinin tamamen sonlandırılması. Erdoğan, hukuk devleti kavramı yabancı bir sözcük olarak kabul edildiği sürece Ankara ile üyelik müzakerelerinin mümkün olmadığını defalarca ispat etti. İnsanlar keyfi şekilde terör şüphesi ya da Gülen yapılanmasına yakın oldukları bahanesiyle ki Erdoğan ikisini aynı kefeye koyuyor, takip edilip, tutuklandığı sürece bu mümkün değil. Ancak AB'nin böyle bir adım atması, kapının tamamen kapatıldığı anlamına gelmemeli. Aksi halde bu metropollerdeki milyonlarca Batı yönelimli Türkü etkiler. Kapı daha ziyade Erdoğan iktidarda kaldığı sürece kapalı tutulmalıdır. "

Reutlinger General-Anzeiger gazetesi de Türk hükümetine ilişkin bir yoruma yer veriyor:
"Bu sıralar güvensizlik ağır basıyor. Türk yatırımı koruma taahhütleri, Alman vatandaşları keyfi şekilde tutuklanıp, Alman şirketleri terör şüphesi altına sokulduğunda ne işe yarar ki. Böylesi bir taahhüdün, bir yatırımcının bir günden ötekine terörist olarak tanımlanma korkusu yaşamasıyla ne değeri olabilir ki?"
Alman basınında öne çıkan yorum konularından biri de ABD'yi etkisi altına alan Irma kasırgası. Gazeteler, doğal afetlerin toplumların iklim değişikliği sorunuyla daha fazla mücadele etmesi için önemli bir işaret olduğunu savunuyor. Yorumlarda, iklim değişikliğini "Çinlilerin icadı" olarak gören ABD Başkanı Trump'ın gözlerinin açılması gerektiği değerlendirmesi yapılıyor. Mitteldeutsche Zeitung yorumunda bilim insanlarının çağrılarına dikkat çekiyor:
"Şimdi değilse ne zaman insanların, okyanusların ısınmasına yönelik sorumluluğunu konuşma zamanı gelecek? Etki altında kalmamış bilim insanlarına göre deniz suyunun ısınmasıyla kasırgaların yıkıcı etkileri arasında çoktandır bir nedensellik bağı oluşmuş durumda. Henüz yeterli istatistiki veriler toplanamamış olabilir. Ancak yeteri kadar endeks mevcut. ABD Başkanı Trump, iklim değişikliğini ideolojik ve taktiksel sebeplerden dolayı kabul etmiyor. O, bilimi ideoloji haline getirmeye çalışıyor. Ancak Irma kasırgası kurbanlarının torunları bunu ona hatırlatacaktır."

Aynı konuya dair bir yorum da Handelsblatt gazetesinde yer alıyor. Gazete Trump ve ekibini sert şekilde eleştirerek, Trump'ın öğrenme kabiliyetinin düşük olduğuna dikkat çekiyor:
"Kendi beyanlarına göre, iklim değişikliğini Çinlilerin icadı kabul eden Donald Trump şu sıralar aşırı hava koşullarının nelere neden olabileceğini açıkça görüyor. ABD'yi ziyaret eden ve felakete yol açan kasırgaları, vurdumduymaz bir ABD Başkanına ibret olacak şekilde deklare etmek alaycılık olurdu. Ama şüphesiz, Trump'ın bu felaketi kendi tutumunu sorgulaması için kullanması çok iyi olurdu. Ne var ki tüm geçmiş deneyimlere rağmen Trump'ın öğrenme kabiliyeti düşük olduğundan kendisini bu konuda duyarlı hale getirmek için farklı yollar denenmeli. Trump, iklim değişikliğinin sonuçlarına göre nasıl uygun hareket edileceği sorununu sistematik şekilde ele almak istemeyecektir. Tam da burada yeniden başa dönüyoruz: ABD'nin üzerinde savrulan kasırgalar, ABD Başkanının en azından bu bakımdan gözlerinin açılması için bire bir olabilir. İklim değişikliğini inkâr mı etmek istiyor o zaman kaçınılmaz sonuçlarına katlanmak zorunda."

Südwest Presse gazetesi de iklim değişikliğinin etkileri konusunda uyardığı bir yoruma yer veriyor. Gazete, doğaya nasıl davranılırsa, doğanın ona göre de karşılık vereceğini belirtiyor:
"Tropikal bölgelerdeki su derecelerini, iklim değişikliği ile ilişkilendirmek mümkün. ABD'de Harvey ve Irma kasırgalarının yol açtığı ağır hasarlar öncelikle doğanın dikkatsizce kullanımıyla ilgili. Amerikalılar bu nedenle öncelikle kendilerini eleştirmeli. Başkanlarına sakince, yüksek sıcaklıkların daha fazla su buharına yol açtığını ortaya koymak için tek bir tencerenin yeterli olduğunu izah etmeli. Ve onlar da tüm toplumlar gibi şunu anlamalı ki, doğa kendisi için yer bırakılmadığında, kendine yeni alanlar açmak durumunda kalıyor…" Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-13.09.2017


Almanya'da 8'i Türk 10 kişiyi öldürmekten sorumlu tutulan aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütüyle ilgili Münih'teki davada karar aşamasına gelindi.

Başsavcı Herbert Diemer, davanın baş sanığı Beate Zschäpe'nin işlenen 10 cinayet için ömür boyu hapis cezası almasını talep etti. Başsavcı sanık hakkında her cinayet için ayrı ayrı ömür boyu hapis cezası talep etti. Ayrıca Zschäpe'nin hapisten çıkması durumunda gözetim altında tutulması için şartların oluşmuş olduğu belirtildi.

Badische Zeitung uzun süre devam eden yargı süreci boyunca baş sanığın sessizliğini koruması nedeniyle NSU'ya yönelik birçok önemli ayrıntının aydınlatılamadığına dair bir yoruma yer veriyor:
"Zschäpe, sonuna kadar NSU hakkında bilgi vermekten kaçındı, ki buna hakkı var, ve bu şekilde olayın aydınlatılmasına destek sağlamadı. Birçok şey açıklığa kavuşmadı ve hiçbir zaman da kavuşmayacak olması sadece kurbanların aile ve yakınları için değil, toplum için de iç karartıcı bir durum: Eylemler nasıl hazırlandı ve nasıl yapıldı? NSU bu cinayetleri neden işledi? Aşırı sağcı kesimden ne gibi bir destek aldılar? Burada söz konusu olan Almanya Cumhuriyeti tarihindeki en büyük aşırı sağcı terör cinayet serisi. Beate Zschäpe kilit isim olarak çok fazla şey anlatabilirdi."

Volksstimme gazetesi de aynı noktaya dikkat çektiği yorumunda, uzun yargı süreci sonucunda Zschäpe'nin en yüksek cezayı alması gerektiğinin ortaya konabildiği değerlendirmesini yapıyor:
"Henüz Münih'te devam eden NSU davasından karar çıkmadı. Ancak çok büyük ihtimalle Beate Zschäpe özgür olarak güneşi bir daha göremeyecek. Savcılık onun hakkında ömür boyu hapis cezası ve hapisten çıkması durumunda gözetim altında tutulmasını istedi. Almanya'nın birleşmesinden bu yana ülkenin en önemli siyasi davalarından birinde sona geliniyor. Nihayet. Davanın baş sanığının sessizliğini koruyarak, dava sürecinin bir dört yıl kadar uzamasına katkı sağladı. Sadece Zschäpe'nin avukatlarından memnun olmaması üzerine başlayan tartışma bir yıl sürdü. Mahkeme, kurban yakınları ve kamuoyunun tüm sabırsızlığına rağmen süreci hızlandıracak bir şey yapmadı. Savcılık şimdi kendinden emin şekilde Zschäpe'nin bir piyon olmadığını aksine en yüksek cezayı hak eden bir suç ortağı olduğunu ortaya koydu."

Mitteldeutsche Zeitung'un ise NSU davasına ilişkin yorumu şöyle:
"Bir dizi bulgunun hepsi Zschäpe'nin NSU'nun eylemlerinden sadece haberdar olduğunu değil aynı zamanda lojistik destek sağladığını gösteriyor. 42 yaşındaki Zschäpe, 1990'lı yılların aşırı sağcı kesim içinde parlayan ismiydi. O, davanın diğer sanıkları Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos'un ölümünün ardından itirafçı videolarının yayılmasını sağlayan kişiydi. Zschäpe'nin mahkeme önündeki duruşu, bilirkişilerin onayladığı durumu bir kez daha teyit etti: Zschäpe, kendini gizleyecek biri değil, baskın çıkan ve başkalarını yönlendirmeyi deneyen biriydi. Maalesef yargı süreci iki konuda artık katkı sağlayamayacak; NSU terör hücresinin yapısının ne derece dallanıp budaklanmış olduğunu ve güvenlik birimlerinin NSU'nun izine nasıl olup da rastlayamadığını aydınlatamayacak."

Der neue Tag gazetsinin yorumunda da baş sanık Zschäpe'nin 'ırkçı bir seri katil' olduğuna dikkat çekiliyor:
"42 yaşındaki baş sanık hiç bir duygu göstermedi. Bu çok da şaşırtıcı bir durum değil. Federal başsavcılığa göre, Zschäpe'nin terörist fikirlerinden vazgeçtiğine yönelik hiç bir emare bulunmuyor. Her ne kadar baş sanığın ellerine bizzat kan bulaşmamış olsa da o, bir ırkçı seri cinayet katili olarak kabul ediliyor. NSU 13 yıl boyunca cinayetler işleyerek Almanya'yı dolaştı. 10 ölü, çok sayıda yaralı. Kurban yakınları için nihayet adalet sağlanacağını umdukları dönem başlayacak." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-14.09.2017


AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Strasbourg'daki Avrupa Parlamentosu'nda "AB'nin durumu ve geleceği hakkında" bir konuşma yaptı. Konuşma, Alman gazetelerinin yorum köşelerinde geniş yer buldu.
Juncker'in, Euro'nun tüm AB üyelerinde geçerli olması ve Schengen Bölgesi'nin genişletilmesi taleplerine yönelik eleştirel yorumlar kaleme alındı. Bazı yorum köşelerinde Juncker'in amacının AB'nin birliğini sağlamak olduğu belirtilirken, "Bay Avrupa'nın" gerçeklikten koptuğu değerlendirmeleri ağır bastı. Die Welt gazetesinde konuya dair yer verilen yorumda, Juncker'in AB'nin gerçek sorunlarını idrak edemediği eleştirisi yapılıyor:
"İnsan kendisine, uzay gemisi AB'nin ve onun kaptanı Juncker'in son yıllarını hangi uzak gezegende geçirdiğini sormadan edemiyor. Çözülmemiş bir mülteci sorununun ortasında gerçekten de Schengen Bölgesi genişletilmeli miydi? Avrupa Merkez Bankası'nın milyarlar ağırlığındaki tahvil alımlarının ortasında para politikalarının etki alanı gerçekten genişletilmeli miydi? Ve siyasilerin gerçekdışı vizyonlarını ödemek zorunda kalan Avrupa Yatırım Fonu'na ek bir kurtarma kurumu olmalı mıydı? Ama her şeyden önemlisi; Avrupa eğer derin bir krizin içindeyse o zaman daha fazla ülke için daha fazla Euro gerekmiyor mu? Ne yazık ki şunu söylemek gerekiyor: Tüm bunlar, ortak bir Avrupa hayalini, bitmek bilmeyen bir kabusa çevirmek istenirse, en iyi yol olurdu."

Aynı konuya yer veren bir diğer gazete ise Der Tagesspiegel. Yorumda, AB'nin sorununun doğu ile batıdaki üye ülkeler arasındaki farklılıklar olduğuna dikkat çekiliyor:
"Juncker'in tam da şimdi Euro Bölgesi'nin genişletilmesini dile getirmesinin siyasi bir sebebi bulunuyor. O, Birlik'in doğu ve batı olmak üzere bölünme tehlikesiyle karşı karşıya olması nedeniyle AB'nin birliğini korumak istiyor. Hırvatistan ve Polonya gibi ülkelerin hükümetleri, hukuk devleti ilkelerini ayaklar altına alıyor, mültecileri ülkeye kabul etmeye ayak diriyor ve Doğu Avrupa'dan gönderilen işçilerin ücret dampingine yönelik tartışmada savunmaya geçiyor. Juncker'in hesaplarına göre Euro, doğu ile batı arasındaki çatlağı kapatmaya yardımcı olabilir. Tabii ki Doğu Avrupa ülkelerinin Euro'ya geçmeleri on yıllar sürmemeli. O zamana dek AB sersemlemeye devam etme tehdidiyle karşı karşıya. En iyisi, birlikte olmaya istekli AB'nin çekirdek ülkelerinin, birleşmesi ve birlik kalması olurdu."

Leipziger Volkszeitung gazetesi de aynı eleştiride bulunduğu bir yoruma yer veriyor:
"Juncker'in, AB içindeki refah farklılıklarını azaltmak yerine daha ziyade arttıran Euro'nun, tüm Birlik içinde kullanılmasını istemesi, daha zayıf olan ekonomilere şaşılacak derecede az hassasiyet gösterdiğini ispatlıyor. Juncker'in uçuk planları veya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in dün böbürlenerek yaptığı 'fikirler patlaması' karşısında, reel durum gözden yitip gidiyor. Üye devletler arasındaki uçurum bu denli büyük oldukça, bu kıtada demokrasiyi aşağılayanların ilerleyişini durdurmak kolay olmayacak. Kuzey ile Güney Avrupa ülkeleri arasındaki ekonomik çatlağı kapatmak için yatırım ve sosyal programlara ihtiyaç bulunuyor. Belli ki ucuz para tek başına bir çözüm değil."

Straubinger Tagblatt/Landshuter Zeitung'da ise Juncker vatandaşların endişelerini anlamamakla eleştiriliyor:
"Euro Bölgesi'nin genişletilmesi ve tüm AB üyelerinin Schengen Bölgesi'ne katılması… Bu iki talep şunu gösteriyor: 'Bay Avrupa' İngilizleri Brexit kararı almaya iten sebepleri idrak edemedi ve birçok Avrupalı'nın neden umutsuzluğa düştüğünden haberdar değil. Daha önce de sık sık olduğu gibi Juncker bir kez daha vatandaşların duygu ve endişelerini anlayan bir siyaseti olduğunu hissettirmedi. 2019 yılı ortalarında görevden ayrıldığında, Avrupa'ya da yeteri kadar hizmet etmiş olacak..." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-15.09.2017


Almanya'da federal mecliste grupları olan tüm partiler genel seçimlerin her beş yılda yapılmasından ve yasama döneminin bir yıl daha uzatılmasından yana. Yasa çıkarmanın karmaşıklaştığı, koalisyon pazarlıklarının sürdüğü ve bu nedenle hükümetin çalışmaları için sürenin kısa olduğu konusunda hemfikir olan partiler, 24 Eylül'deki genel seçimler sonrası başlayacak yasama döneminde konunun görüşülmesini ve 2021'deki genel seçimler sonrası yürürlüğe girmesini istiyor.
Konu gazetelerin yorum köşelerinde geniş yer buldu. Gazetelerde, yasama döneminin uzatılmasının, vatandaşları siyasetten ve karar verme sürecinden uzaklaştırabileceği uyarısını yaparak, sürenin uzatılması durumunda ek reformlara gidilmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunuyor.

Nürnberger Nachrichren gazetesinin konuya ilişkin değerlendirmesi şöyle:
"Özellikle de birçok insanın kendilerini siyasiler tarafından ihmal edilmiş hissettiği ve hemen hemen tüm partilerin oluşmuş siyasi bıkkınlığı kabul edip, pişmanlık duydukları ve vatandaşlardan daha fazla siyasi katılım bekledikleri bir zamanda, yasama dönemini uzatmak tamamen yanlış bir işaret olur. Zira bu işaretin barındıracağı mesaj şöyle olurdu: Sevgili vatandaşlar, sadece her beş yılda bir pusulaya çentik atın ve geri kalan zamanda da bizi rahat bırakın."

Ludwigsburger Kreiszeitung gazetesinin aynı konuya dair yorumunda şu ifadeler yer alıyor:
"Beş yıl otomatik olarak daha fazla kalite sağlanacağı anlamına gelmiyor. Yasalar yine insanlar, bakanlık çalışanları, farklı parti grupları ve milletvekilleri tarafından yapılacak. Burada kaçınılmaz olan da, hayata geçirmek istedikleri hakkında bilgi sahibi olmak zorunda olmaları. Her halükarda daha uzun bir yasama dönemi, yasama erki olarak çok daha fazla şeyi düzenlemek için açık çek olarak görülmemeli."

Badische Neueste Nachrichten gazetesi, vatandaşın etkisinin azaltılmaması gerektiği yorumunu yapıyor:
"Yasama döneminin uzatılmasının vatandaşların etkisiz hale gelmelerine yol açmaması için muhakkak parlamento işleyişinde ek reformlar yapılmalı. Yasama döneminin uzatılmasının geniş alanda kabul görmesi, halkın talepleri ve referandum seçeneklerinin federal düzeye taşınarak doğrudan demokrasinin etkili şekilde güçlendirilmesiyle olur. "

"Reutlinger General-Anzeiger" gazetesi ise yasama döneminin bir yıl uzamasının yararlı olabileceği görüşünde:
"Politikacılar seçim mücadelesi zamanlarında toplum düzeniyle daha az meşgul oluyorlar. Her şeyden önce podyum, medya ve salonda boy göstermekle meşguller. Siyasi düşünce farklılıkları ve kamuoyu önünde tartışmalar hiç şüphesiz canlı bir demokrasinin parçaları. Ancak seçim kampanyaları dışında bu durum bir eksiklik yaratmıyor ve üstelik her seçim kampanyası eylemi siyasi bilinci geliştirmiyor. Yani milletvekillerinin kendilerini bir yıl daha asıl işlerine adamaları, yarar sağlamış olacak." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-18.09.2017


Allgemeine Zeitung gazetesi, Türk - Alman ilişkilerini konu alan yorumunda Erdoğan yönetiminin Almanya'daki Türkler üzerinde etkili olmaya çalıştığına işaret ediyor:
"Ankara'nın gözü ülkemizdeki Türkler ve Türk kökenli Almanlarda. Erdoğan hedeften şaşmadan göçmenlerle onlara hak ve özgürlük sağlayan toplum arasındaki mesafeyi büyütüyor. Ancak Alman toplumunun on yıllar boyunca onları ihmal ettiği de yadsınamaz. Eski bir ikilem burada da karşımıza çıkıyor: Özgürlük ve haklara kavuşan aynısını karşısındakinden ya da siyasi karşıtından esirgeyebiliyor. 2017 Almanyasında bu sadece Türklere özgü bir problem olarak görülmemelidir."

Karlsruhe'de yayımlanan Badische Neueste Nachrichten gazetesi Avrupa ülkelerinin terörle mücadelede çifte standart uyguladığını ima ediyor:
"Bir daha uluslararası düzeyde terörizm ile ortaklaşa mücadele kararlılığı dillendirildiği takdirde Türkiye bu alanda neden ilerleme kaydedilemediğine Kürtlerin Köln'deki gösterisini örnek gösterebilir. Almanya'nın faaliyetlerini yasakladığı PKK'ya gevşek davrandığını federal hükümet de teslim ediyor. PKK Almanya ve diğer Avrupa Birliği ülkelerinde tehditle para toplayıp taraftarlarını harekete geçirtebiliyor. Avrupalılar böyle davranmakla kendi inandırıcılıklarını zedeliyorlar. Batının PKK karşısındaki tutumu Türkiye'de 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' atasözüyle tarif ediliyor."

Hafta sonunda Kürtlerin Köln'de düzenledikleri gösteriyle ilgili olarak Stuttgarter Zeitung gazetesinde şu satırları okuyoruz:
"Köln'deki PKK yanlısı gösterinin yasaklı içerik ve semboller kullanılmasına rağmen polis tarafından dağıtılmamasına bir dizi geçerli neden gösterilebilir. Ama bu durumda Almanya, Türkiye karşıtı grupların meydanlarda boy gösterebildiği hükümet üyelerinin ise
buluşmalara katılmalarının önlendiği bir ülke izlenimini uyandırıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu durumu değerlendirmeyi bilecektir."

Straubinger Tagblatt'ın gösteriyle ilgili yorumu ise şöyle:
"Kürtler tabii ki Almanya'da da Erdoğan karşıtı gösteri yapabilir. Ama bunu yasaklanmış olan PKK adına yapmalarına Alman devleti göz yumamaz. Gösteride yasaklı olduğu halde PKK bayrakları ve Öcalan resimleri taşındı. Polisin neden kararlı müdahalede bulunmadığına akıl erdirmek zor."

Nürnberger Nachrichten gazetesi de gösteriye müdahale edilmemesini eleştiriyor:
"Tabii ki bütün Kürtlerin terör sempatizanı olduğu söylenemez. Ancak Alman makamları böylesine aptal yerine konabiliyorsa o zaman 'çifte standart' eleştirisi kimseyi şaşırtmamalı. Bunun aynı zamanda Türkiye'deki tutuklu Almanlara da yararı olmaz. Bu durumda ısrarla hukuka saygılı olunmasını talep etmek de inandırıcı olmaz." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-19.09.2017


Frankfurter Allgemeine Zeitung'da Michael Martens imzasıyla yayımlanan yorumda, Türkiye ile Almanya arasında uzun süredir devam eden siyasi gerginlik mercek altına alınıyor. Gazete Alman dış istihbarat teşkilatı BND'nin Başkanı Bruno Kahl'in bu yılın Mart ayında yaptığı, "Türkiye'deki 15 Temmuz darbe girişiminden Gülen yapılanmasının sorumlu olduğundan şüphe ettiği" yönündeki sözlerine atıfta bulunuyor. Yorum şöyle:
"Alman dış istihbarat teşkilatı BND'nin Başkanı Bruno Kahl de Türkiye'de kanlı bir darbe girişiminin olduğunu inkar edemez. Zanlıların bazıları yurt dışına kaçtı. Bazıları Almanya'ya. Şimdi anayasa düşmanı bu darbe girişiminde bulunan bazı kişilerin Almanya'da olduğu kanıtlanırsa, biz bu durum karşısında nasıl davranmalıyız? Gerçi Alman yargısı adil bir yargılama süreci olmayacağı gerekçesiyle 'Gülencilerin' Türkiye'ye iade edilmemesine karar verebilir. Ancak Türkiye'de muhtemelen ağır suç işlemiş, demokrasi karşıtı vatan hainlerinin kıllarına dokunulmaksızın Almanya'da yaşayabilmeleri düşüncesi, işledikleri suçun, eylemin hesabını hiçbir biçimde vermek zorunda olmamaları çelişki. Bu insanların burada yargılanmaları için hukuki bir yol yoksa, o zaman Berlin en azından bu kişilerin suçsuz olduklarını iddia etmemeli."

Straubinger Tagblatt Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Martin Erdmann'ın Köln'de düzenlenen "Kürt Kültür Festivali"nde Almanya'da yasak olan PKK'ya ait sembollerin ve Abdullah Öcalan posterlerinin taşınmasının ardından Türk Dışişleri Bakanlığı'na çağrılmasını yorumluyor:
"Gerçekten de durum ciddi. Cumhurbaşkanı Erdoğan diplomasiyi iki yüzlü bir oyun için kullanıyor: Bir tarafta izlediği politikayı en sert eleştiren ülkelerden biri olan ve haklı olarak insan hakları ve hukuk devleti uyarısı yapan Almanya'yı aşağılamak ve  eleştiri hakkını elinden almak istiyor. Diğer yandan halkına hiç kimse ve hiçbir şeyin kendisini korkutmadığını ve Türkiye'nin çıkarlarını güçlü bir şekilde temsil edecek tek kişinin kendisi olduğunu göstermek istiyor."

Reutlinger General-Anzeiger Köln'de hafta sonunda düzenlenen "Kürt Kültür Festivali"yle ilgili yorumunda şu satırlara yer veriyor:
"Ankara'nın bu konudaki kızgınlığı makul. Ankara'nın Alman makamlarının PKK yasağını tutarlı biçimde uygulamayıp göz yumduğu suçlaması, tamamen reddedilemez. Ancak bunu söylemek için her seferinde Alman Büyükelçinin Dışişleri'ne çağrılması gerekmemeli. Alman İçişleri Bakanlığı Abdullah Öcalan'ın resimlerinin kullanılmasının yasak olduğunu dün açık bir şekilde dile getirdi."

Alman basının yer verdiği bir başka konu ise Irak Yüksek Mahkemesi'nin, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin referandum kararını askıya alması. Volksstimme'nin yorumu şöyle:
"Kürtlerin bağımsızlık referandumu Irak'taki en yüksek mahkeme tarafından durduruldu ama yine de sorun çözümlenmedi. Bağdat'ın yanı sıra Türkiye, İran ve ABD Erbil'deki yönetime baskı yaptığı için, Kürt yönetimi sadece referandum ilanıyla yetinebilir. Ancak kendi Kürt devletini kurmak, kendi içinde bölünmüş halkın ebedi hedefi olacaktır. Bu konudaki başarı şansı nadiren bu kadar iyi olmuştu. ABD'nin Irak'a müdahalesinden sonra Şii ve Sünniler birbiriyle çatışmaya başladığında, Kürtler kendi bölgelerinde işleyen bir yönetim ve ekonomi kurdu. Buna ek olarak IŞİD'e karşılık verecek kendi güvenlik güçlerini oluşturdular. Bu kendilerine yeni bir güven duymalarını sağladı ve bu güven komşu ülkelerdeki Kürtlere de yansıdı. Eğer hepsi kendi ülkelerini kurma hayali peşinde koşmaya başlarsa, o zaman Ortadoğu'da yeni bir patlama tehlikesi ortaya çıkar." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-20.09.2017


Emder Zeitung Amerikan yönetiminin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın korumalarına silah satışını yasaklama kararını ele alıyor. Yorum şöyle:
"Amerikan yönetimi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın korumalarına planlanan silah satışını durdurdu. Bu korumalar Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Mayıs ayında Washington'a yaptığı ziyarette barışçıl göstericileri dövmüştü. Türkiye'de farklı düşünenlerin uydurma tezlerle terörist ilan edilerek susturulması yeterince kötü. Bir liderin korumalarının yardımıyla ülke dışında da demokrasinin bütün mekanizmalarını devre dışı bırakmaya çalışması kabul edilemez. Gerçi korumaların başka yerlerden silah bulmakta sorun yaşamayacaktır. Ama Amerikan yönetiminin tavrı açık bir mesaj veriyor: Buraya kadar, devamı yok."

Die Welt gazetesi ise ABD Başkanı Donald Trump'un BM Genel Kurulu çalışmaları öncesinde yaptığı konuşmayı yorum sütunlarına taşıyor.
"Trump kendisini dinleyenlere, danışmanlarının da frenleyememiş olduğu anlaşılan, kibirli bir şekilde "çirkin Amerikalı"nın hala var olduğunun ve diğer ülke ve kültürlere güzel görünme niyetinde olmadığının sinyalini verdi. Konuşma her türlü ölçüden yoksundu ve sadece söyledikleri değil, söyleyemedikleriyle de ürkütücüydü. Dünyanın siyasi ve manevi lideri olmaya çabalayan hiçbir güç böyle konuşmaz."

Nürnberger Nachrichten Trump'un konuşmasında İran ve Kuzey Kore'ye yüklenmesini ele alıyor. İran'ı "ekonomik açıdan tükenmiş bir haydut devlet" olarak tanımlayan Trump, İran'la imzalanan nükleer anlaşmayı da eleştirdi. Trump Kuzey Kore'nin ise son füze denemeleri nedeniyle intihara kalkıştığını söyledi. Gazete Trump'un bu iki ülkeye yönelik açıklamalarını şöyle yorumluyor:
"Trump'un Kuzey Kore ve İran'a yönelik gürültü koparan açıklamaları, gerileme etkisine yol açtı. Ancak hitaptaki bu saldırganlık henüz siyaset haline gelmedi. Trump bundan kısa bir süre önce Kuzey Kore ile yaşadığı gerginlikte diğer güçlerle işbirliği olmaksızın yol alamayacağını öğrenmek zorunda kaldı. Rusya ve Çin'le birliktelik, Kuzey Kore'ye yeni yaptırımlar içeren karar tasarısının BM Güvenlik Konseyi'nde oy birliği ile alınmasını sağladı. Bu geçmiş yıllarda çok nadiren rastlanan bir durumdu."

Magdeburg'da yayımlanan Volksstimme'nin aynı konuyla ilgili yorumunda ise şu satırlar göze çarpıyor:
"Amerikan yönetiminin çelişkili yapısı ABD Başkanı Donald Trump'un BM'deki ilk konuşmasında bir kez daha görüldü. Başkan Trump Kuzey Kore ve İran rejimlerine sert çıkarak, gerektiğinde ABD'nin askeri gücünü uygulamaya geçirebileceğini söyledi. Trump diğer yandan da savaşa dayalı çatışmalardan kaçınmak için mümkün olan herşeyi yapmak isteyen bir barış prensi görünümü vermek istiyor. Göreve geldiğinden beri ilk kez Çin ve Rusya'yı BM Güvenlik Konseyi'nden geçen Kuzey Kore karar tasarısı nedeniyle övdü. Vay canına yeni bir ittifak mı oluşuyor? Trump birçok açıdan bir fenomen. Onun kendi kişisel tecrübe ve izlenimleriyle oluşan dünya görüşü sürekli değişime tabi. Bugün iyi olan yarın kötü olabiliyor, ya da tam tersi. İşte bu nedenle uzlaşmacı ifadelere dikkat edilmeli. Yine de Trump'un bunu söylemesi bile umut veriyor." Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter