Alman Basını

Başlatan Sihirbaz, Mar 28, 2017, 03:14 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-13.11.2017

ABD Başkanı Donald Trump 12 günlük Asya ziyaretinin son durağı Filipinler'in başkenti Manila'da, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN) 31. Liderler Zirvesi'ne katılıyor. Daha önce APEC zirvesi kapsamında Vietnam'da dünya liderleri ile bir araya gelen Trump'ın gündeminde yine ABD'deki 2016 seçimlerine Rusya'nın müdahale ettiği iddiaları vardı. Frankfurter Rundschau gazetesinin konuya ilişkin yorumunda şu görüşler dikkat çekiyor:
"Donald Trump'ın Rusya Devlet Başkanı Putin'in ABD'deki başkanlık seçimlerini manipüle etmediklerini söylemesine inanıp inanmaması, ya da Putin'in açıklamalarının aksini iddia eden Amerikan istihbarat servislerinin Rusya'ya yönelik suçlamalarına katılıp katılmaması önemli değil. Belirleyici olan Rus hackerlerın Hillary Clinton'a zarar vermek amacıyla girişimde bulunup bulunmadıkları ve bulundularsa tam olarak ne yaptıklarıdır. Bu durum nedeniyle Trump'ın çelişkili ifadelerini hangi hedefe yönelik kullandığından ziyade asıl önemli olan bu skandalın aydınlığa kavuşturulması için bir şeyler yapıyor mu ve yapıyorsa ne yaptığıdır. Trump'ın bu konuda şimdiye kadar iyi bir izlenim bıraktığı söylenemez. Benzer durum Kuzey Kore anlaşmazlığı konusunda da geçerli. Bu konuda tüm (müttefikleri ile) ortak bir siyasi rota belirleyip belirlemediği önemli değil. Asıl ön planda olan ABD'nin Çin, Japonya, Rusya ve Güney Kore ile Kuzey Kore'yi nükleer testlerden vazgeçirmek için ortak girişimde bulunup bulunmadığı ve bu konuda ne yaptığıdır. Dünyanın en iyi 'anlaşma uzmanı' olarak lanse edilen Trump'ın bu noktada da çok yararı olmayan bazı küçük kışkırtmalar ve iğneleyici sözleri dışında çok dikkat çektiği söylenemez."

Stuttgarter Zeitung da Trump'ın Asya gezisinde küreselleşme konusunda iyi bir sınavdan geçmediği görüşünde: 
"Donald Trump'ın Doğu ve Güneydoğu Asya temasları bir kez daha gözler önüne serdi: Trump burada da her şeyden önce ABD'nin elit ekonomik kuruluşlarının çıkarlarını temsil ediyor. Ondan dünya ticareti için daha iyi bir çerçeve anlaşması hazırlaması beklenemez. Trump şu sıralarda küreselleşme düşüncesini sadece hayranlıkla sahiplenmekle kalmayan, küreselleşmeyi çok yeni bir düzeye de yükseltmiş olan ülkeleri ziyaret ediyor. Önce süper ihracat ülkeleri Japonya, Güney Kore ve Çin'i, şimdi de Asya'nın güneyindeki (gelişmenin eşiğindeki) Asya Kaplanları diye anılan ülkeleri ziyarete başladı. Ancak Trump burada insanî bir küreselleşmeden yana tavır alacağı yerde, geçmiş yılların hatalarını tekrarlamaya devam ediyor. Gerçi etkili bir biçimde iş yerleri imkanlarını, istihdamı Amerika'ya geri getirmek istediğini ve gelecekte 'iyi anlaşmalar' imzalayacağını söylüyor. Ama uyguladığı politikalar ne ABD'de iyi iş yerlerinin açılmasına önayak oluyor, ne de Asya'nın sanayi kentlerindeki çalışma koşullarını daha iyi bir düzeye getiriyor."

Almanya'nın Bonn kentindeki BM İklim Değişikliği Konferansı'nda (COP 23) bugün ikinci haftaya girildi. Küresel ısınmayı sınırlandırma konusunda mutabakat sağlanmışken, COP'un yapması gerekenin Paris Anlaşması ile belirlenen hedeflere ulaşmak olduğu vurgulanıyor. Almanya'da koalisyon hükümetini oluşturmak üzere sürdürülen görüşmelerde de bu konu gündemin ilk sıralarında yer alıyor. Regensburg kentinde yayımlanan Mittelbayerische Zeitung gazetesi iklim konusunda hem Bonn'da hem de Berlin'deki görüşmelerde başarısız kalma tehlikesine işaret ediyor:
"Hem Bonn'da devam eden BM Dünya İklim Konferansı'nın hem de Berlin'de sürdürülen üçlü koalisyon hükümetini oluşturma çabalarının bu hafta karar aşamasına gelmiş olması bir rastlantı. Rastlantı olmayan şey ise hem Bonn'da hem de Berlin'de iklim politikalarını uluslararası ve ulusal ölçekte belirleyecek politikalar üzerinde görüşülmesi. Bonn'daki konferansta gezegenimizin dramatik bir biçimde ısınmasının sınırlandırılması hedefine yönelik olarak somut kurallar ve mekanizmalar konusunda karar alınması gerekiyor. Berlin'deki koalisyon ön görüşmelerinde ise parti temsilcileri bir yandan iklimin ileriye dönük, kalıcı bir biçimde korunması, diğer yandan ekonominin temel yapısının ve iş yerlerinin muhafazası arasında bir uzlaşma bulmaya çalışılıyor. Ve çabuk olunması gerekiyor, çünkü insanların üzerindeki baskı bugüne dek hiç olmadığı kadar yoğun. Ancak bu konularda başarısız kalma tehlikesi de hâlâ atlatılmış değil, ne Bonn'da ne de Berlin'de."       

Aynı konuya ilişkin yorumunda Mannheimer Morgen gazetesi Bonn'daki iklim konferansının sonuçları konusunda iyimser olmadığını vurguluyor:
"İklimin korunmasına ilişkin konferansta şu ana kadar haber manşetlerine çıkan herhangi bir gelişme olmadı. Büyük bir olasılıkla iklim konferansının ikinci haftasında da pek bir şey çıkmayacak. Devlet ve hükümet başkanlarının geleneksel olarak vitrine çıkıp kendilerini göstermeleri de bir şeyleri değiştirmeyecek. Durumun böyle olması son derece üzücü. Çünkü ulusal hükümetlerin temsilcileri yüklü bir gündemle buraya gelmişlerdi." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-14.11.2017

Badische Tagblatt gazetesi PESCO olarak bilinen Kalıcı Yapılandırılmış İşbirliği Savunma Anlaşmasına ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Atılan küçük adım için laflar büyük: Politikacılar bir dönüm noktasından hatta tarihi bir andan bahsediyorlar. 23 Avrupa Birliği ülkesinin savunma politikaları konusunda işbirliğini taahhüt etmesi ne kadar makul olsa da, hazırlanan karar metni o kadar somut değil. Belge, katılan devletlerin niyet açıklamaları haricinde, Avrupa Birliği'nin bağımsız bir şekilde kendini savunması hedefine yönelik hiç bir şey ihtiva etmiyor."

Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinde Avrupa Birliği'nin ortak savunma anlaşmasına ilişkin şu satırlar dikkat çekiyor:
"Pazartesi günü Brüksel'de bir güvenlik ve savunma birliği kurulmadığı kesin, her ne kadar Alman Savunma Bakanı böyle olduğunu ifade etse de. Böyle bir birlik askeri ittifak niteliği taşırdı ve hatta Avrupa Ordusu yolunda atılmış bir adım olurdu. Ama Avrupa Birliği bunun oldukça uzağında. Üzerinde anlaşılan sadece 'kalıcı, yapılandırılmış işbirliği.' Bu aslında şununla aynı anlama geliyor: Askeri olarak belirsiz, politik olarak dikkatli. Planlanan ilk projelerde de bu belirsiz yaklaşımın yansımaları görülüyor. 'Tek tip eğitim ve donanıma sahip bir tıbbi koordinasyon merkezi' Avrupa Birliği'ni bir askeri güç haline getirmez."

Süddeutsche Zeitung gazetesi koalisyon görüşmelerinde iklim konusunda yapılan tartışmalara değiniyor:
"İklim çalışmaları yürüten uluslararası grupların en sevdikleri kelime 'dönüşüm.' Tüm uzun ve orta vadeli hedeflerin, durum tespit raporlarının, iklim koruma planlarının ve büyük amaçların hepsinin endüstri toplumlarında büyük bir dönüşüme yol açması gerekiyor: Kömür, petrol ve doğal gazdan uzaklaşma. Bu değişiklik sağlanmadan iklim kurtarılamaz. Ancak bu dönüşüm şimdi Berlin'de olduğu gibi demokratik ülkelerde müzakereler yoluyla oluyor. Bu, eski ve yeni dünyanın çatışmasına neden oluyor. Hristiyan Birlik partileri, Hür Demokrat Parti ve Yeşiller arasındaki iklim konusundaki tartışmalar da bundan başka bir şey değil. Değişimin birinci aşaması Almanya'da yenilenebilir enerjide muazzam bir büyüme sağlanması ile çoktan başladı. Şimdi sırada ikinci aşama var, eski enerji kaynakları olan fosil yakıtların kullanımının durdurulması. Çünkü yenilenebilir enerji yanında kömüre izin veren enerji dönüşümü, bu tabirin hakkını veremiyor. Ayrıca iklime de bir fayda sağlamıyor."

Westfälische Nachrichten gazetesi İklim Konferansı devam ederken uluslararası araştırma birliği Global Carbon Project'in yayınlamış olduğu son araştırmaya ilişkin olarak şu değerlendirmeyi yapıyor:
"En son araştırmanın sonuçları ürkütücü. Elde edilen sonuçlar şimdiye kadar iklimin korunması konusundaki ilerlemelerin çok da yeterli olmadığını gösteriyor. Şimdiye kadar dünya üzerindeki hiçbir ülke ciddi bir şekilde tutarlı bir sürdürülebilirlik stratejisi ortaya koymadı. Örnek öğrenci Almanya oldukça çabalıyor ama kömür madenlerini kapatma ve trafik kaynaklı emisyonu azaltma konusunda zorlanıyor. Beklentiler ve gerçeklik birbirinden oldukça uzakta. Peki Çin? Hala dünya üzerindeki her ülkeden daha fazla kömür kullanıyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-15.11.2017

Frankfurter Rundschau gazetesindeki yorumda Alman Federal Hükümeti'nin Suudi Arabistan'a silah ve askerî teçhizat ihracatı ele alınıyor.
"Suudi Arabistan öncülüğündeki askeri koalisyon Mart 2015'ten bu yana Yemen'deki iç savaşı körüklüyor. Böyle bir durumda Federal Alman Hükümeti'nin Suudi Arabistan'a silah ve askerî teçhizat ihraç edip etmemeyi defalarca düşünmesi gerekirdi. Ama durup düşünmek söz konusu değil. Ekonomi Bakanlığı, bu yılın üçüncü çeyreğinde Suudi Arabistan'a yaklaşık 140 milyon euroluk silah ve askerî teçhizat ihracatı yapıldığını teslim etti. Bakanlık, büyük bir ciddiyetle Alman hükümetinin 'kısıtlı ve sorumlu bir silah ihracat siyaseti izlediğini' öne sürüyor. Ve 'insan haklarına saygının silah ihracatı kararlarında özel bir önemi olduğunu' savunuyor. Ekonomi Bakanlığı'ndaki alaycılara şunu sormak gerekiyor: Bu kötü bir şaka mı? Ama gayet ciddiler."

Regensburg'da yayımlanan Mittelbayerische Zeitung'da ise ABD Başkanı Donald Trump'ın 12 günlük Asya ziyareti işleniyor.
"Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) zirvesinde grup fotoğrafı çekilirken Trump'ın elini beceriksizce kıvırması daha çok akılda kalacak. 'Amerika herşeyin üzerinde' görüşünü benimseyen başkan, Pasifik Bölgesi'ndeki ortaklarına ve rakiplerine stratejik bir karışıklık sundu. Trump'ın Japonya, Güney Kore, Çin, Vietnam ve Filipinlere yaptığı olağanüstü ziyaretler, her kesimde kafa karışıklığı bıraktı. ABD Başkanı, son derece basit şu temel soruya bile açıklık getirmeyi başaramadı: ABD kendini hâlâ, bir zamanlar Asya'da oluşturduğu düzene destek veren bir Pasifik gücü olarak görüyor mu?"

Landeszeitung Lüneburg'daki yorumda da Trump'ın Asya ziyaretine ilişkin şu satırlar dikkat çekiyor:
"Donald Trump'ın dünyasında, ABD büyüklüğünü göstermek için doğru yolda ilerliyor. Trump, Asya ziyaretinde hiç bir selefinin karşılaşmadığı kadar uzun kırmızı halıların kendi önüne serildiğini düşünüyor. Ancak Trump'ın otokratlara hoş görünme çabaları gerçek dünyada başka bir ülkenin yükselişini hızlandırıyor: Çin'in. Komünist Parti, on yıllardır izlediği strateji ile Çin'i yüzyıllar önce bulunduğu konuma, dünyanın merkezine getirmek için çaba gösteriyor. Keşifler dönemi ve daha da önemlisi sanayileşme sonucu Çin, Batı'nın gerisinde kalmıştı. Artık tarihin sarkacı tersine dönecek. Çin bu isteğinin gerçekleşmesi için tarihi unutarak büyük olmayı isteyen bir ülkenin akıl dışı tutumundan yardım alacak."

Bremen'de yayımlanan Weser-Kurier gazetesi ise İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden (AB) çıkma sürecini irdeliyor:
"AB'den çıkılacağını kabul etmek ve İngiliz halkının yararına olacak bir uzlaşı bulmak yerine, Muhafazakâr Parti içinde anlaşmazlık yaşanıyor. Sert çizgiden yana olanlar, yanlış vaatler, gerçek dışı sözler ve ithamlarla zaten bölünmüş olan halkı daha da kışkırtıyorlar. Bu çerçevede, AB'den çıkılmasına ilişkin yasanın ayrıntılarına acilen bakmak gerekiyor. Avrupa'ya kuşkuyla yaklaşanların çoğu, referandum ile ortaya çıkan Brexit'in gerçek sorunlarının çözülmesi için uğraşmak istemiyor gibi görünüyor. Ancak bu yaşananların sonunda en çok acı çekecek kesim ne yazık ki İngilizler olacak." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-16.11.2017

Almanya Başbakanı Angela Merkel'in Bonn'da düzenlenen BM İklim Değişikliği Konferansı'ndaki konuşması sonrası Frankfurter Allgemeine Zeitung yeni kurulacak hükümete düşen görevleri değerlendiriyor:
Merkel, başbakanlığı süresince enerji sektöründe zaman zaman yavaşlayıp tekrar hızlanan bir dizi önemli reformu yönetti. Bu süreç inişli ve çıkışlı bir şekilde devam edecek. Başbakanlık yaptığı bir önceki hükümetin ilk olarak ortaya koyduğu yenilenebilir enerjilere yönelik büyüme hedefleri yeni hükümet tarafından belki de yeniden revize edilip daha yukarı çekilecek. Aksi, 2050 için öngörülen iklim hedeflerini tutturabilmek adına, nükleer enerjiden, kömürden vazgeçilerek elektrikli otomobiller ile yüksek elektrik ihtiyacını karşılayamama şeklinde gözlenebilir. Tüm bunlar yüksek maliyet, kaynak ve tarımla da alakalı şeyler. Bu konudaki mevcut hava birden değişebilir. Hali hazırda genel seçimlerde bunun ilk işareti verilmemiş miydi?

Leipziger Volkszeitung Almanya'nın kömüre dayalı enerji üretiminden çıkışının sektörde çalışanlar üzerinde yaratacağı etkiyi göz önüne alarak şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Günümüzde dünya çapında 62 ülkede yeni açılan ya da genişletilen kömür madeni sayısı 1600. Doğu ve Batı Almanya'nın linyit kömür madenlerini kapatması küresel iklimi kurtarmak için yeterli değil. Aslında gerekli olan uluslararası işbirliği içerisinde dünyayı yarın için de yaşanabilir kılan ama aynı zamanda küresel olarak, Almanya'nın, Çin'nın, Rusya'nın ve ABD'nin artan enerji ihtiyacını karşılayabilecek bağlayıcı bir plan geliştirmek. Endişelendirici olan ise koalisyon görüşmelerinde Doğu Almanya'nın menfaatlerinin neredeyse hiç dikkate alınmaması. Linyit kömürü Almanya'nın orta ve doğu bölgelerinde dolaylı ve doğrudan 30 bin kişiye istihdam sağlıyor. Bu insanlara açık ve dürüst bir gelecek perspektifi sunulması gerekiyor. Önemli olan düşünmeden hızlı kararlar yerine uzun vadeli ve etkili konseptler geliştirmektir. Çünkü yapısal dönüşüm için zamana ihtiyaç vardır.

Neues Deutschland gazetesi müstakbel hükümetin iklim politikalarını şu şekilde değerlendiriyor:
"Müstakbel federal hükümet Almanya'nın iklim hedeflerine nasıl ulaşacağını açıklamalı. Başbakan bu hedeflere katıldığını açıkladı, hedeflere ulaşma sözü verdi, şimdi de hükümet bu yönde üstüne düşeyi yapmalı. Katowice'de düzenlenecek bir sonraki iklim zirvesinde, Paris Anlaşması'nın hayata geçirilmesi konusundaki kararlılığın ortaya konulabilmesi için Avrupa Birliği'nin bu işarete ihtiyacı var. Kurulacak her yeni hükümet iklim koruma politikalarına sıfırdan başlama şansını değerlendirmeli: En geç 2030 yılından itibaren hammaddesi kömür olan elektirkten vazgeçerken yenilenebilir enerjilerin geliştirilmesi hızını ikiye katlamak, enerji verimliliğini arttırmak, ayrıca trafikte ve tarım sektöründe iklim dostu enerji dönüşümünün gerçekleştirmek gerekiyor. Paris Anlaşması'nın uygulanması yükümlülüğü altına girmiş olan Hristiyan Birlik Partileri, Hür Demokrat Parti ve Yeşiller ilk adımı attı, olası koalisyonun üyeleri şimdi ikinci adımı atmalı ve Almanya'da kömür devrini bitirmeli."

Almanya'da 2000-2007 yılları arasında sekizi Türk 10 kişiyi öldürmekle suçlanan aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) hücresine yönelik davanın görülmesine haftalarca süren aranın ardından bugün devam edildi. Nürnberger Nachrichten gazetesi NSU Davası'nın karanlık noktalarını ele alıyor:
Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos'un tüm cinayet mahallerinde tek başlarına keşif yapmış olmaları akla yatkın değil. Tanıdıkları ve insan onurunu hiçe sayan NSU'nun ideolojisini benimsemiş olan birinin onlara yardım etmiş olması daha akla yatkın. Federal savcılık bunu atladı, görmezden geldi. Bu elim bir durum. Çünkü bu yaklaşım nihayetinde, aşırı sağın nasıl geliştiği ve hala gelişmekte olduğunu, gerçekte ne kadar tehlikeli olduklarını gözden kaçırıp, hareketi zararsızlaştırmakta. Davanın belki de en büyük kusuru bu, yoksa sonsuza kadar sürecekmiş gibi olan uzunluğu değil.
  Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-06.12.2017

Heidelberg'de yayımlanan Rhein-Neckar-Zeitung'da ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımaya hazırlandığı iddiaları ele alınıyor:
"ABD Büyükelçiliği'nin Kudüs'e taşınması ve Kudüs'ün İsrail'in başkenti olarak tanınması yeni bir intifadanın başlamasına yol açar. Yine binlerce ölüyle. Bu elbette ABD'nin kaygısı olmayacak, hatta belki Avrupalılarda bile endişe yaratmayacak. Ancak bütün Arap dünyası daha önce olduğu gibi şiddetli iktidar mücadeleleriyle sarsılacak. İsrail bugüne kadar şaşırtıcı bir şekilde demokrasinin sağlam bir kalesi olarak kaldı. Fakat Netanyahu hükümeti yolsuzluk şüphesiyle karşı karşıya, barış planları ise söndü. Trump, yine ateşle oynuyor."

Bremen'de yayımlanan Weser-Kurier gazetesinde aynı konuya ilişkin şu satırlar dikkat çekiyor:
"Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma niyeti hiç de şaşırtıcı olmadı: Donald Trump, kayıtsız şartsız ve taraflı olarak İsrail'in yararına olacak bir Ortadoğu siyaseti ile seçim kampanyası yapmıştı. Ancak bunun zamanlaması şaşırtıcı oldu. Tam da Filistin tarafında terör eğilimli Hamas'ın iktidarı bırakmak için hareket geçtiği bir dönemde, görece ılımlı olan Özerk Yönetim Başkanı Mahmud Abbas'a ve onunla birlikte bütün Müslüman dünyaya karşı adeta bir hakaret oldu."

Neue Osnabrücker Zeitung'daki yorumda da aynı konu işleniyor:
"ABD başkanları bugüne kadar büyükelçiliğin Tel Aviv'den Kudüs'e taşınmasının sonuçlarından çekindiler. Haklı olarak. Bu, Kudüs'te İsrailliler gibi aynı şekilde hak talep eden Filistinlileri adeta küçük düşürmek olur. Bölge yeni huzursuzlukların yaşanması ve bunların yayılması tehditi ile karşı karşıya kalır. Trump yönetimindeki ABD, kendini geri çekerek, çok taraflı uluslararası düzenin altını oyuyor. Almanya ve Avrupa Birliği'ndeki ortakları ortaya çıkan boşluğu doldurulması gerektiğinin farkındalar. Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel de doğru bir şekilde aynı tespitte bulundu. Ancak bu şekilde Avrupa'nın çıkarları savunulabilir. Trump'ın 'önce kendini düşün' şeklinde zehiri açık bir şekilde etkili olmaya başladı."

Lüneburg'da yayımlanan Landeszeitung'da ise Trump'ın Ortadoğu'da izlediği siyaset karşısında Almanya ve Avrupa'nın daha etkin olmasına gerektiğine dikkat çekiliyor:
"Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in Avrupa'ya artık bir yetişkin gibi davranma, stratrejik hedefleri izleme ve kenardan pasif bir şekilde olan biteni izlemeye son verme yönündeki çağrısı bundan daha uygun bir günde yapılamazdı. Kendini tarihin en iyi arabulucusu sayan kişi Ortadoğu'daki yangını kendi tarzıyla söndürmeye çalışmak için elinde benzin bidonu tutuyor. Bir emlak zenginin siyah-beyaz düşünce sistemi, Suudi şeyhlerle büyük çaplı silah anlaşmaları yapmaya uygun olabilir. Ama cahilce bilgisizliği dünyada çatışmaların en çok yaşandığı bölgelerden birinde barış sağlamaya yetmiyor. Bu nedenle süper güç Avrupa'nın temsilcilerinin siyasi ağırlığını ortaya koyması için en uygun zaman. Gabriel de bu konuda etkin olmak istiyor. Yaptığı çağrı da, baş diplomat olarak nasıl görev üstlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

#215
Ara 07, 2017, 10:03 ÖÖ Last Edit: Ara 07, 2017, 10:05 ÖÖ by Sihirbaz
Kaynak Deutsche Welle-07.12.2017

Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyan ve bu adımı "gecikmiş bir karar" olarak nitelendiren ABD Başkanı Donald Trump, Tel Aviv'deki büyükelçiliğin de Kudüs'e taşınacağını duyurdu. Uluslararası alanda büyük yankı uyandıran bu karara ilişkin Berlin'de çıkan Der Tagesspiegel gazetesinde şu yorumu okuyoruz:
"ABD Başkanı iki devletli çözüm ütopyasına tüm dünyada ses getirecek bir şekilde ölümcül darbeyi indirdi. Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararı, önümüzdeki dönemde müzakere yoluyla uzlaşma sağlanmasını neredeyse imkansız hale getirdi. Büyükelçiliğin taşınması ile verilen mesaj da Filistinlilerin açısından bakıldığında gayet açık: İsrail her istediğine kavuşuyor, devletsiz halkın ise yine eli boş kalıyor. ABD Başkanı'nın tutumunun arkasında muhtemelen bir İran korkusu var. Tahran'ın bölgede nüfuzunu artırmasından duyduğu korku, Trump'ın tüm kararlarında etkili oluyor. Önemli olan, molla rejimine karşı safların sıkılaştırılması. Bunun karşılığında hem Suudi Arabistan'a hem de İsrail'e ciddi destek veriliyor. Bu jeopolitik çizginin kaybedenleri ise Filistinliler. Trump'ın Kudüs kararı, Filistinlilere ne kadar güçsüz olduklarını tekrar acı bir şekilde hatırlattı. Öfke, hiddet ve çaresizlik, tüm bunların önü kesilemeyecek. Ortadoğu zaten alev almaya yatkın. Trump da bu ateşi körükleyen kişi olabilir."

Saarbrücker Zeitung adlı gazete de ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs hakkındaki açıklamasını şöyle yorumluyor:
"Alışılmışın dışında hareket etmek, tabuları yıkmak, tüm dünyadaki dostlarının ve müttefiklerinin tersine gidip onları rencide etmek, Trump'ın egosunu kanatlandırıyor gibi görünüyor. Yolsuzluk ve beceriksizliğin dal budak sardığı bataklıklar olarak tanımladığı Washington'ın köklü kurumlarına patlayıcı madde fırlatmak Trump'ta memnuniyet yaratıyor gibi. Belki de Trump şimdi ne kadar ileri gidebileceğini görmek için bir deneme yapıyor. Ancak bu göze aldığı devasa riski değiştirmiyor. Hem de hiç gerek yokken girilen bir risk bu."

Nürnberger Zeitung da şu yorumu sunuyor okurlarına:
"Trump tek başına aldığı bu karar ile sadece Filistinliler arasındaki aşırı uçları öfkelendirmekle kalmıyor, aynı zamanda ılımlı kesimlere de ters düşüyor. Ortadoğu'da yeni ve kanlı bir İntifada tehdidi var artık. ABD Başkanı'nın İslam dünyasının geri kalan kesimlerinde neden olduğu öfke de aynı şekilde tehlikeli. İran 'komploya' karşı direniş çağrısında bulunurken, Erdoğan dindaşlarının sesi rolünü üstlenmeye çalışıyor ve 'Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir' diyor. Trump neden şimdi ve hiç gerek yokken bu tartışmalı konuyu deşti, bu sorunun cevabını sadece kendisi biliyor. Ancak sonuçları ölümcül olacak."

Seçtiğimiz son yorum da aynı konuda. Kölnische Rundschau, Trump'ın açıklamasına şu yorumu getirmiş:
"Kudüs'ün fiilen İsrail'in başkenti olarak tanınması sadece siyasi açıdan aptalca olmakla kalmayıp, ABD'nin dış politikası açısından da yapıcılıktan tamamen uzak. Bu karar, Washington'ın öncelikle İran'ın nüfuzunu engellemeyi hedefleyen Ortadoğu stratejisini de tehlikeye atıyor. ABD, Rusya, Türkiye ve İran arasındaki yeni ittifaka karşı ağırlık olarak Suudi Arabistan, bir dizi Körfez ülkesi, Ürdün ve İsrail'i kapsayan ve siyaset ile istihbarat alanlarında işbirliğini hedefleyen bir eksen oluşturmak için bir süredir kulis çalışmaları yapıyor. Şimdi bu çabalar ciddi tehdit altında. Donald Trump imha gücü yüksek bir bombanın fitilini ateşledi. 'Bilgelik ve ihtiyat' ABD Başkanıyla özdeşleştirilen karakter özelliklerinden değil. Ama önüne çıkanı yıkıp geçme anlayışının aptallıkla birleşen bir versiyonu da hiç lazım değildi. Bu her zaman çok yıkıcı bir karışım olmuştur." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-08.12.2017

Almanya'da 24 Eylül'deki seçimlerin ardından oluşan Federal Meclis aritmetiği nedeniyle süren hükümetsizlik krizinde yeni bir dönemece girildi. Sosyal Demokrat Parti (SPD) Berlin'deki kongresinde Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ile koalisyon ön müzakerelerine gitme kararı aldı. Die Welt gazetesinin yorum sütununda şu satırları okuyoruz:
"Sosyal demokratlar artık kendilerine inanmıyorlar ve partinin tepesinde de bu güveni geri getirecek kimse bulunmuyor. SPD, son 19 senenin 15'inde ülkeyi ya tek başına ya da başka bir parti ile birlikte yönetti ama buna rağmen başarılı pragmatik realpolitik'leri ile barışık değiller. SPD başarısını beğenmiyor. Kendini inkar ediyor ve bu sebeple cazibeden yoksun duruyor. Ve oldukça da nahoş. Schulz'un cesur Hubertus Heil'in vedası sırasında yanağına vurması ne kadar kabul edilemezse, aslında zeki Andrea Nahles'in partinin geleceği hakkında aydınlatıcı sözlerden ziyade, Hristiyan Birlik partilerinin koalisyon arayışı sırasındaki şantaj ihtimaline vurgu yapan ifadeler sarf etmesi de aynı şekilde kabul edilemez. Kendi hayatlarıyla kariyerlerine küsmüş ve boğuk birer hayat süren dar kafalılardan başka kim böyle bir partiye oy verir? Sevgili SPD, nedir senin sorunun?"

SPD'nin kongresine ilişkin Frankfurter Allgemeine Zeitung adlı gazetenin yorumu da şöyle:
"Schulz içinde bulunduğu zayıf pozisyonda, hem kendisinin hem de partisinin içinde bulunduğu sıkıntılı durumun elverdiği en iyi sonuca ulaşmaya çabaladı. Cesaret ve güven veren bir konuşmak yapmak istedi. Ve özellikle de kendi saflarındaki çatlak seslere hitaben 'Kamuoyu önünde içerikten çok personel konuları tartışıldı' siteminde bulundu. Schulz'un sorunu, personel probleminin kendisini de içermesi. Nitekim Schulz'un etrafındakilerin onun hakkında verdikleri yargı 'testi geçemedi' oldu. Aynı kişiler yaklaşık dokuz ay önce Schulz'u yüzde 100 oyla genel başkanlığa getirenlerdi. Onlar da yola nasıl devam edileceğini bilmiyor. Parti kongresindeki durum aslında tüm bunların açık ifadesiydi."

ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıması ve Tel Aviv'deki büyükelçiliğin Kudüs'e taşınacağını duyurmasının yankıları sürüyor. Straubinger Tagblatt/Landshuter Zeitung şu yorumu sunmuş okurlarına:
"Trump kararıyla aslında İsrail'deki siyasi realiteyi tanımaktan ileri giden bir adım atmadı. Ancak bu adım kulağa geldiği kadar masumane değil. Zira Trump bu kararının taraflar üzerinde nasıl bir etki yaratacağını anlamadan hareket etti. Acaba Beyaz Saray'daki danışmanları ve Dışişleri Bakanlığı yerine kampanyasına mali destekte bulunan bazı isimlere mi kulak verdi? Ortadoğu'yu tekrar alevler sardığı takdirde, Trump'ın bunun sorumluluğunu üstlenmesi gerekecek."

Seçtiğimiz son yorum da Avrupa Birliği içindeki mülteci anlaşmazlığına ilişkin. AB Komisyonu Konsey kararına rağmen mülteci almayı reddeden Polonya, Çekya ve Macaristan'ı Adalet Divanı'na şikayet etti. Bielefeld'de çıkan Neue Westfälische, gelişmeleri şöyle yorumluyor:
"Adaletin çarkları yavaş döner ama hiç durmaz, denir. Tanrıya şükür, Avrupa Birliği'nde en azından bu çarklar dönüyor. Konuyla ilgili olarak uzun süre bir belirsizlik hakimdi. Polonya, Çekya ve Macaristan'ın sığınmacılara yardıma yanaşmaması akıl alır gibi değil. Bu yardımı reddeden ülkeler, daha bir süre öncesine kadar Varşova Paktı'nın bir parçasıydı, Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından, ortak değerleri de göz önünde bulundurarak Batı'ya yanaşıyor gibi göründüler. Yabancılara karşı sınırsız korkunun önüne kattığı bu hükümetler, sadece savaştan kaçan sığınmacılara ölüm ve terörden korunma imkanı vermemekle kalmıyor. Batılı komşularının teşviklerinden bolca yararlanan bu ülkeler, şimdi partnerleriyle dayanışmaya da yanaşmıyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-11.12.2017

Nürnberger Nachrichten gazetesi ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak kabul etmesine şu satırları ayırmış:
"Nihayetinde İsrail ve işgal altındaki topraklarda olup bitenler Trump'ın umurunda değil. Kendisine yüklü bağış yapan İsrail yanlılarıyla kökten dinci Evanjelistleri hoş tutmak onun için daha önemli. Sembolik Kudüs kararı için yeni bir intifadayı ve ölümleri göze alabiliyor. Ya Netanyahu? Binlerce öfkeli İsrailli yolsuzlukla suçlanan Netanyahu'yu istifaya çağırmak için Tel Aviv'de sokaklara döküldü. Bu bakımdan Ortadoğu'da tansiyonun aniden yükselmesi onun da işine gelir."

Hannoversche Allgemeine Zeitung gazetesi Trump'ın İsrail politikasına dürüstlüğün kurban edildiği görüşünde:
"Şu günlerde kriz bölgesinin oyun kağıtları yeniden karıştırılıyor. Beyaz Saray'ın patronu İsrail lehine aldığı tek taraflı kararla ABD'nin arabuluculuk rolüne gölge düşürdüğü gibi Arap dünyasındaki ılımlı güçleri de zor durumda bıraktı. Avrupa bundan tam yüz yıl önce dürüst bir arabulucu çıkmamasının bedelini ağır ödemişti. Günümüzde tecrübeli diplomatlara her zamankinden fazla ihtiyaç var."

Rheinpfalz gazetesi Ortadoğu'daki ABD-İsrail ittifakının güçlünün hukukuna dayandığını yazıyor:
"Trump ile İsrail Başbakanı Netanyahu'nun uyuşmalarının temelinde ikisinin de 'Hak kuvvettir' ilkesini benimsemesi yatıyor. Çoğu zaman da istediklerini yaptırıyorlar. Oysa kalıcı ve istikrarlı çözüme böyle ulaşılamaz. İsrail, Filistin ile kuracağı konfederasyonunun itici gücü olabilir, bütün Ortadoğu'nun çehresi değişebilirdi. Netanyahu zaman zaman bunu dillendiriyor ama şimdilik uzlaşma sinyalleri yerine nefretin arttığına tanık oluyoruz."

Landeszeitung gazetesi 'Trump ve Ortadoğu' başlıklı yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
"Hayır, henüz gök kubbe başımıza yıkılmış değil. ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Nikki Haley'in küçümseyici sözleri ileride Amerikalı diplomatların ayağına bağ olabilir. Washington'ın, 'sokağın öfkesi zamanla diner' hesabı tutsa bile ABD bölgedeki ağırlığını kaybedecektir. Kudüs kararı Trump'a sadece ülkesinde yarar sağlayabilir. Kopan kıyamet dikkatlerin Rusya ilişkileri soruşturmasından dış politikaya kaymasına yarar ve Başkan'ın Evanjelist sponsorlarını sevindirir. Trump Ortadoğu'da otorite boşluğu yarattı. Vladimir Putin ve Şi Cinping gibi strateji uzmanları bu boşluğu doldurmayı bileceklerdir. Trump sadece ABD'nin dünya liderliğini elinden kaçırmasını hızlandırıyor o kadar"
Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-12.12.2017

Frankfurter Rundschau gazetesi yorum sütunlarında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ankara ziyaretine yer veriyor:
"Kremlin'in şefi çalkantılı doğuya her şeyden önce kendini ve ülkesini dünya sahnesine yeniden küresel bir güç faktörü olarak yerleştirmek için ihtiyaç duyuyor. Aynı zamanda Rusya sanayisinin elinde kayda değer endüstri ürünü olarak ne varsa -silah ve nükleer santral- bunları en fazla şekilde satmak istiyor. Böylece son dönemde sadece Suriye değil, aynı zamanda Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye de doğulu süper güce füze ve savaş jeti sipariş etti. Kremlin hükümdarının bunu muntazaman yapması ve hoşlanılmayan ve yine bölgede silah satan Amerikalılara uyarı mesajı vermesi gerekiyor. Tüm tarafların silah depolarıyla birlikte çözülmemiş siyasi sorunlar da büyüyor. Bölge için manzara hoş değil."

ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararına tepki göstermek için hafta sonu Berlin'de düzenlenen protesto gösterilerinde İsrail bayrağı ateşe verildi. Olay ülke çapında yoğun tepkilere neden oldu. Heidelberg'de yayımlanan Rhein-Neckar-Zeitung'un yorumu şöyle:
"Hayır, Almanya'da İsrail bayraklarının yanması, Davud'un Yıldızı'nın ateşe verilmesi normal değil. Kipa takan kişilere tokat atılması ya da bu kişilerin tehdit edilmesi de normal değil. Holokost'u espri malzemesi olarak kullanmak da kesinlikle kabul edilemez. Bunu yapanın Alman ismi mi; Arap, Türk ya da herhangi başka bir isim mi taşıdığının da hiçbir önemi yok... Küreselleşme sayesinde yabancı anlaşmazlıkları da ithal ediyoruz. Ancak bu, Alman devletini bu duruma canla başla müdahale etmekten alıkoymuyor."

Ravensburg'da yayımlanan Schwäbische Zeitung da aynı konuyu ele alıyor:
"Suriye'deki çocuklara zehirli gaz saldırısından sonra buradaki radikal Filistinliler, Türkler veya Araplar sokağa çıkmadı. Belli ki Yemen'de sayısız sivilin öldürülmesi ve açlık çekmesi de Berlin'de gösteri başvurusu yapmaları için bir sebep değil. Ancak Tel Aviv'deki Amerikan Büyükelçiliği'nin Kudüs'ün batısına taşınacağının duyurulması tiz bir yaygara ve Yahudilere karşı cinayet çağrıları için tetikleyici oluyor. Göstericiler için önemli olan hükümetlere demokrasiye uygun bir eleştiride bulunmak değil, açıkça iğrenç antisemitizmlerinin talimini yapmak. Geriye tek bir mantıklı sonuç kalıyor. Çığırından çıkan gösteriler hemen dağıtılmalı ve elebaşları cezai yaptırımlara maruz kalmalı. Bu durumun polis tarafından yatıştırılması için bir taktik yok. Kim hangi nedenle Almanya'da yaşıyor olursa olsun, (burada) Yahudi düşmanlığına göz yumulmadığının, bu düşmanlıkla mücadele edildiğinin bilincinde olmalı."

Straubinger Tagblatt/Landshuter Zeitung İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun Brüksel ziyaretine yer veriyor. Netanyahu ortak basın açıklamasında "AB ülkelerinin çoğunun gelecekte ABD gibi büyükelçiliklerini Kudüs'e taşıyacaklarını umduğunu" söylemiş, AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini ise "AB üye ülkelerinden bu adımın gelmeyeceğini" belirtmişti. Gazetenin yorumu şöyle:
"Belki Netanyahu pazartesi günü Brüksel'de Avrupalıların zaman içinde dış politikada ne kadar kendinden emin hale geldiklerini, ancak her şeyin ötesinde Washington'un dünyadaki eski ağırlığını ne denli yitirdiğini ilk kez öğrenme şansı bulmuştur. Eğer öyleyse bu Başbakan için başarılı bir ders oldu." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-13.12.2017

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Paris İklim Anlaşması'nın yıldönümünde Tek Gezegen Zirvesi'ne ev sahipliği yapıyor. Die Welt gazetesi zirveden ziyade Macron'un pozisyonuna odaklanmış:
"Macron bir eko-çıkarcı mı? Ciddiyetinin ardında başka bir mana aramak haksızlık. Genelde en iyi vaizler dinini en geç değiştirenden çıkar. Kesin olan şey genç Fransız Cumhurbaşkanı'nın kimsenin doldurmak istemediği ve dolduramadığı bir iktidar boşluğuna atıldığı. Fransa yeniden liderliği eline aldı... AB'nin yeniden keşfedilmesinin aksine, iklim değişikliğiyle mücadele tüm dünyayı etkileyen bir konu. Enerji dönüşümü lafta kalmasın diye, finans piyasaları için yeşil bir devrim çağrısı yapmak... Tipik Macron: işleri yoluna koymak istiyor. Sonuca ulaşıldığı müddetçe, motivasyon ve yola çıkış noktası önem açısından tali planda."
Alman pilot sendikaları birliği Cockpit (VC) Noel öncesinde İrlanda merkezli Ryanair'de görevli sendika üyesi pilotlara grev çağrısı yaptı. Kölner Stadt-Anzeiger çalışma şartları ve ucuz bilet ikilemine yer veriyor:
"Grev Ryanair'in gerçekten canını yakacaktır. Üstelik sadece imaja fazlasıyla zarar veren, iptal olan uçuşlar nedeniyle değil. İrlandalı ucuz havayolu sıklıkla uçaklarının dakikliğinin reklamını yapıyor. Ryanair'in CEO'su O'Leary ancak gerçekten canı yandığında görüşme masasına oturacaktır. O'Leary şimdiye kadar pilotlarının kontrolü altında olduğu, Ryanair'de çalışan temsilcileri ve sendikaların etkisi olmadığı şeklinde böbürleniyordu. O zamanlar artık geride kaldı... O'Leary Avrupa havacılığında fiyatları indiren başlıca kişi. Bu politika nedeniyle personelin çalışma koşulları giderek kötüleşiyor. Sadece pilotların değil, hosteslerin ve yer personelinin de. Diğer tarafta ise maaşlar yükselirse, biletlerin uzun vadeli olarak pahalanacağı gerçeği var."

ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıma kararına tepki göstermek için hafta sonu Berlin'de düzenlenen protesto gösterilerinde İsrail bayrağı ateşe verildi. Olaya tepki yağmaya devam ediyor. Münchner Merkur'ün yorumu şöyle:
"Trump ve Netanyahu'nun politikalarıyla ilgili olarak yapılan her türlü haklı eleştiriyle ilgili olarak: Son olarak Almanya sokaklarında yaşanan sahneler, siyasi sorumlular ve polis üzerinde soğuk duş etkisi yapmalı. Kötü eylemlerle başa çıkmadaki çaresizlik, devletin kendi paralel toplumlarına yönelen ve ortak toplum değerlerimizi paylaşmayan bazı göçmenler karşısındaki çaresizliğinin sembolü konumunda. Bu kişiler eşcinseller ve azınlıkları da küçümsemekten çekinmiyorlar. Yahudilere yapılan saldırı hepimize, çoğulcu toplumumuza yönelik bir saldırıdır."

Berlin'de bir Noel panayırına düzenlenen terör saldırısının üzerinden neredeyse bir yıl geçti.
Frankfurter Allgemeine Zeitung geçen zaman içerisinde kurbanların hala gerekli kabul ve desteği görmediği eleştirisini getiriyor:
"Devlet, Breitscheid Meydanı'nda bir terör saldırısından bahsettiğinde, bu saldırının kurbanları -haklı olarak- adeta devletin temsilcisidir. (Böyle bir olayın) birçok kişinin, herkesin, her an başına gelebileceğini gösterir. Zaten devleti vatandaşlar oluşturur. Bu bağlamda çaresizce öldürülen insanlar, RAF'ın onlarca yıl önce hedef alarak öldürdüğü ve saygıyla anılan siyasetçilerle, ekonominin ileri gelen isimleriyle karşılaştırılabilir. Ancak (Berlin saldırısında) hayatta kalanlar ve kurbanların yakınlarının böyle bir talebi yok. Hatta maddi bir tazminat da ön planda değil. Aksine sorumluların bu olaya dikkatini çekmek, kabul görmek istiyorlar. Burada söz konusu olan cezai bir yaptırımdan ziyade, mülteci politikalarının ve yetkili makamların başarısızlığının kabulü." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-28.12.2017

Faaliyetlerini fiilen sonlandıran Hollanda'nın Lahey kentindeki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, 31 Aralık'ta resmi olarak kapanacak. BM Güvenlik Konseyi kararıyla 1993 yılında kurulan mahkeme, 24 yıllık tarihindeki yargıladığı 161 kişiden 90'ına hüküm giydirdi. Süddeutsche Zeitung mahkemenin kapandıktan sonra da büyük bir anlam taşımayı sürdüreceği görüşüne yer veriyor:

"Mahkeme 20'nci yüzyılın sonunda Yugoslavya Savaşı sırasında Avrupa'da öldürülen, yaralanan ve yerinden yurdundan edilen yüz binlerce kişiyle ilgili tarihi gerçeklileri çok itinalı bir biçimde soruşturdu. Eğer bir gün bir şekilde barışma sağlanabilirse bu gerçek arayışının temelinde vücut bulacak. Mahkeme kurbanlara çektikleri acıları gözler önüne serme ve bu kişilerin adalete olan inancını muhafaza etme imkanı sağladı... Ve vatan hainlerinin devlet egemenliği arkasına saklanamayacakları anlayışını da güçlendirdi. Bir devlet başkanı bile artık dokunulmaz değildi. Dünya ceza yargılaması sistemi yine zaman zaman başarısızlıklar yaşayacak olsa da bu ruh yaşamaya devam edecek."

YouGov araştırma şirketinin Alman haber ajansı dpa için yaptığı ankete göre, Almanların yüzde 47'si Başbakan Merkel'in 2021'de yapılması planlanan bir sonraki genel seçimlerden önce başbakanlık görevinden ayrılmasını destekliyor. Augsburger Allgemeine yorum sütunlarında anketi değerlendiriyor:

"Merkel makamında geçirdiği 12 yılın ardından CDU (Hristiyan Demokrat Birlik) ve CSU'nun (Hristiyan Sosyal Birlik) başbakanlık koltuğunu savunmak için hala güvenecekleri kadın konumunda. Üstelik Başbakan'ın mülteci politikaları nedeniyle yaşadığı aşırı güven kaybına rağmen. Hikayenin bir diğer bakış açısıysa Merkel'in gücünün zirvesinde olduğu zamanların geride kaldığı ve bir zamanlar dokunulmaz konumda olan idari otoritesinin hissedilir şekilde parçalanmaya başladığı yönünde. CDU hala onun yanında. Ancak Merkel'in kafasına göre davrandığı ve Hristiyan Birlik partilerinin muhafazakar profilini bir kenara bıraktığı günler geride kaldı."

Reutlinger General-Anzeiger ise aynı konuyu diğer partiler açısından ele almış:

"'Merkel yorgunluğu' konusunda fazla bir şey yapmadıkları için bu anket diğer partilere de atılmış bir tokat gibi. İkinci büyük parti konumundaki SPD (Sosyal Demokrat Parti) halen yönetim sorununu açıklığa kavuşturabilmiş ve bir karar verebilmiş değil. Diğer partilerse Hristiyan Birlik-SPD dışındaki bir hükümet koalisyonu çıkarmayı başaramıyor. Almanya siyasi anlamda felç olmuş gibi görünüyor. Hala Merkel'in karşısına çıkacak inandırıcı bir alternatif eksikliği yaşanıyor."

Die Welt gazetesinin yorum sütunlarında ise Almanya'da yasalara uymayan bazı mültecilerle ilgili yerel yönetimlerden gelen şikayet başvuruları var:

"Almanya'nın güneybatısından uğultular yükseliyor. Yerel politikacılar birbiri ardına rahatsızlığını ya yüksek sesle dile getiriyor veya eyalet yönetimlerine acil mektuplar gönderiyor. Konu mülteci olarak gelen ve mülteci yurtlarında pek çok sorun yaratan genç erkekler. Sadece birbirlerine değil, danışmanlara ve polise karşı şiddet (uyguluyor)... Kabadayılık ve aynı zamanda uyuşturucu ticareti (yapıyorlar). Belediye başkanları 'Yerel yönetimlerimizde bununla başa çıkamıyoruz. Bunu kontrol edemiyoruz' diyor. Bu durumu vatandaşlarımıza artık açıklayamayız. Bu tehlikeli bir durum, devletin aciz olduğu hissi tırmanıyor. Cumhuriyet bilindik düşmanlarla savaşmasını biliyor. Ancak kuralların yavaşça erozyona uğraması, bu kuralların devamlı hiçe sayılması ve ihmal edilmesi de bir devleti zıvanadan çıkarabilir."

Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-27.02.2016

Düsseldorf'ta yayımlanan Handelsblatt gazetesinde, iç savaşın yedinci yılında çatışmaların sürdüğü Suriye'deki durum ele alınıyor. Gazetenin yorumunda, "yaşanan acıların suçunun Batı'ya ait" olduğu savunuluyor:

"Artık Suriye'nin kaderine yalnızca tek bir adam karar veriyor: Vladimir Putin. Kaderi Rusya Devlet Başkanı'nın elinde olan Esad, Rus hava kuvvetleri ve İran tarafından yönetilen Şii milisler olmasa çoktan tahttan düşmüş olurdu. Suriye için barış isteyen, Moskova'yı kazanmak zorunda. Yaşanan bu acıların suçuysa Batı'ya ait: Esad'ın işlediği suçlar ve kararlılığı karşısında Batı'nın derin sessizliği... Her şeyden önce Barack Obama ABD'yi Ortadoğu'dan giderek daha fazla çekmişti. O ve NATO müttefikleri, Esad'ın varil bombası fırlatan hava kuvvetlerini askeri olarak uygulamaya konacak bir uçuş yasağı bölgesi vasıtasıyla durdurmaktan kaçındı. Mağlubiyetine ramak kala da Esad'ın yardımına Putin yetişti."

Berlin'de yayımlanan Tagesspiegel'da da Doğu Guta'da ilan edilen ateşkes mercek altına alınarak Putin'in 18 Mart'taki seçimlerden önce Suriye'de askeri başarılar elde etmek istediğine vurgu yapılıyor:

"Doğu Guta cehennemine günde beş saat sükunet hakim olacak. Bunu Rusya Devlet Başkanı Putin açıkladı ve askerlerine bu ateşkese bağlı kalma talimatı verdi. Putin'in insanlara acıdığı için böyle bir karar aldığı söylenemez. Eğer öyle olsaydı, çoktan Suriye'nin despotu Esad'ı durdurmuş olurdu. Ancak Kremlin lideri bunu yapmadı. Tam tersi. Rus savaş uçaklarının Şam'ın yakınındaki muhalif anklavı (Doğu Guta) üzerinde de uçtuğuna ilişkin güvenilir raporlar var. Putin belli ki 18 Mart'taki seçimlerden önce Suriye'de askeri başarılar elde etmek istiyor. O yüzden bu ateşkes, tiksindirici derecede alaycı bir taktik manevradan fazlası değil. Beş saat şiddet yok ve daha sonra: Ateş serbest."

Die Welt gazetesindeki yorumda Hristiyan Demokrat Birlik partisinin (CDU) Berlin'deki parti kurultayı bağlamında Angela Merkel'in kariyerinin "sonbaharını yaşadığına" değiniliyor:

"Bir sonraki muhtemel federal hükümetin hangi konularla meşgul olacağını CDU'nun parti kurultayında da öğrenemedik. Kürsüye gelen birçok konuşmacı, Almanya'nın bir 'uyanışa' ihtiyacı olduğunu söyledi. Bunu Merkel de dile getirdi. Ancak buna nasıl ulaşmak istediğini tam olarak söylemedi. CDU aslında Merkel'in istediği değil, istemediği şeyle anlatılabilir: Vergi artışı ve yeni borç olmayacak. İşte bu şekilde gün, yeni genel sekreterin günü oldu. Kramp-Karrenbauer, yaptığı tutkulu sunum kapsamındaki etkili konuşmasıyla, bir politika değişimini reddetti. Kramp-Karrenbauer, her kim CDU'yu yeniden sağa çekmek istiyorsa, o kişinin partinin bir halk partisi olarak kalmasını istemediğini söyledi. Peki ya Merkel? Başbakan şu an devrinin sonbaharını yaşıyor olsa da hala CDU'nun kaderini belirliyor."

Kölner Stadt-Anzeiger gazetesinde ise CDU'nun parti kurultayında genel sekreter seçilen Kramp-Karrenbauer'in "hoşnutsuzluğu pozitif enerjiye" çevirdiğine vurgu yapılıyor:

"Bin delegede 27 'Hayır' oyu: Bu bir isyandan başka her şey. Koalisyon anlaşmasına karşı devrim de aynı başbakana karşı devrim gibi olağandışı. Partinin 12 yıllık hükümetin ardından yorgunluğu, kötü seçim sonucunun ardından gelen hayal kırıklığı, yeni bir ivmenin yolunu açtı. Bu ivmeyi yeni koalisyon anlaşması getirmedi, yeni genel sekreter Annegret Kramp-Karrenbauer getirdi. Kramp-Karrenbauer, hoşnutsuzluğu pozitif enerjiye dönüştürmek gerektiğini anladı." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-01.03.2018

Heidelberg'de yayımlanan Rhein-Neckar-Zeitung'da yer alan yorumda Alman hükümetinin veri ağlarının yabancı hackerların siber saldırısına maruz kalmasına atıfta bulunularak Almanya'nın çokça bahsedilen dijital dönüşümü gerçekleştiremediğine dikkat çekiliyor:

"Bu durum bir kez daha gösteriyor ki dijital dönüşümden, Endüstri 4.0'dan ve toplumsal değişimden çokça bahsediyoruz, ancak bu sürecin büyüklüğünü henüz anlayabilmiş değiliz. Hele ki ileride dijital işlerden sorumlu bir bakanın da hükümette olması aşamasına gelebilmiş değiliz. Yoksa hükümetin veri ağlarından bir sene boyunca veri çalabilmek mümkün olmazdı. Bu tarz hacker saldırıları yeni değil ve elbette casuslar da zamana ayak uyduruyor. Ancak bu büyük siber saldırı nedeniyle Almanya'da konuyla ilgili tartışma uzun süre devam edecek."

Almanya'da İçişleri Bakanlığı'nın Sol Parti'nin soru önergesine verdiği yanıta göre, geçen yıl mültecilere ve mülteci yurtlarına toplam 2 bin 200 saldırı düzenlendi. Almanya Adalet Bakanı Heiko Maas, bu yeni veriyi "utanç verici" olarak nitelendirdi. Kölner Stadt-Anzeiger'de Almanya'da yabancı düşmanlığı ve yabancılara karşı şiddet konusu ele alınıyor:

"Irkçı şiddeti kınamak yetmiyor, bu tür saldırıları kanun el verdiğince cezalandırmaya söz vermek de yetmiyor. Bu aşikar. Koalisyon hükümetinin görevlerinden bir tanesi de Almanya'da toplumsal ortamın ısınmaya devam etmesine ve ırkçılığın toplumsal olarak kabul edilebilir bir hale gelmesine izin vermemektir. Hristiyan Birlik partileriyle (CDU/CSU) Sosyal Demokrat Parti (SPD) artık Federal Meclis'te de yapılan Almanya için Alternatif (AfD) partisinin bazı temsilcilerinin nefret konuşmalarına yalnızca kararlı bir şekilde karşı çıkmakla kalmamalılar. AfD'li seçmenleri geri kazanmak için temel hak olan iltica hakkının daha fazla aşındırılması da bir çözüm olmamalı ve olamaz. Bunun için ödenecek bedel çok yüksek ancak ortaya bir faturanın çıkıp çıkmayacağı dahi belli değil."

Düsseldorf'ta yayımlanan Handelsblatt gazetesinde Pazar günü İtalya'da yapılacak seçimler öncesinde İtalyan ekonomisinin durumu değerlendiriliyor:

"Seçimlerden kısa bir süre önce sermaye piyasasında neredeyse sürreal bir sakinlik hakim. Bu durum 2011'de Berlusconi hükümeti sonlandıktan sonra ülke uçurumun kenarında durduğu ve devlet tahvillerindeki risk primlerinin hızla tırmandığı dönem ile hiçbir şekilde kıyaslanamaz. İtalya'dan herhangi bir tehlike gelmeyeceğini öngören ekonomistlerin sayısı oldukça fazla. Yeni bir euro krizi engellenmiş gözüküyor. Analistler döviz kurlarının vereceği tepkilerin sınırlı olacağını söylüyor.  İtalya'nın son konjonktür verilerinin nasıl değerlendirileceği hangi açıdan baktığınıza bağlı: Büyüme var, sürdürülebilir ve öngörülenden de daha yüksek. En başta işsizlik düştü, aynı zamanda genç işsizliği de azaldı. Ancak Avrupa içerisinde bir kıyaslama yapılırsa işsizlik oranları olması gereken seviyede değil. Özel yatırım ve ihracattaki artış İtalyanların lehine bir gelişme ancak reformların yapılamıyor olması ise onların aleyhine olmayı sürdürüyor."

Almanya'da koalisyon kurulmasına ramak kaldı. Hristiyan Demokrat Birlik partisi yeni kabineye girmesi muhtemel isimlerle değişimin sinyallerini veriyor. Hamburg'ta yayımlanan Die Zeit gazetesinde ise partinin "yön, içerik ve kimliği" olmadığı savunuluyor:

"Hiçbir şey açıklığa kavuşturulmadı: Yön yok, içerik yok ve kimlik bile yok ama her şey iyiymiş gibi yapılıyor. Siyasetin öfkeyle başa çıkılan bir meşgale haline gelebileceği CDU'da fark ediliyor. Ve şimdi Genel Sekreter Kramp-Karrenbauer, artık parti programına yoğunlaşılacağını ve bundan böyle CDU'nun sarsılan dünyada temel değerlerini garanti altına alacağını söyledi. Olabilir de, olmayabilir de. Nihayetinde CDU kendisini geleneksel olarak pek program partisi olarak tanımlamıyor ve parti aslında bu yüzden hayal kırıklığına ciddi biçimde dirençli. Çünkü çok da bir şey planlamayan, öyle kolay başarısız olamaz. Eğer CDU dürüst olsaydı, ki çok şükür değil, şöyle derdi: Kötü yönetmek yönetmemekten daha iyidir." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-02.03.2018

Frankfurter Allgemeine-Zeitung'da Almanya'nın hükümet ve güvenlik birimlerine düzenlenen hacker saldırısı ve Rusya'nın rolüne değiniliyor:

"Putin'i görünmez cepheye gönderen taburlar hiçbir askeri geçitte yer almıyor. Ancak bunlar varlar, gelişiyorlar ve nükleer füzeler gibi nihayetinde Kremlin'den kumanda ediliyorlar. Batı, bu yeni stratejik tehdide henüz etkili bir yanıt bulabilmiş değil. Alman solu, hükümet ve parlamento ağının dijital işgalinden ötürü değil, Federal Meclis Parlamento Kontrol Komisyonu'nun bu konuda bilgilendirilmemiş olmasından ötürü yaygara koparıyor. Belki Moskova bodrumunda vatansever duygularını açığa vurmuş yalnızca birkaç çocuk vardı? Almanya'da birçok kişi pekala bu illüzyona kapılabilir. Ancak siber saldırıları durdurmak isteyenin önce nükleer caydırma teorileriyle bir kez daha haşır neşir olması gerekiyor."

Kölner Stadt-Anzeiger'deki yorumda, söz konusu siber saldırının Almanya'da "veri güvenliği hissini derinden sarstığı" savunuluyor:

"Buna sebebiyet veren her kimse, Almanya'daki veri güvenliği hissini derinden sarstı. Bir devlet ağına düzenlenen başarılı bir saldırı… Daha kötüsü olamaz. Ancak herkes şunu bilmeli: İnternette kesin güvenlik diye bir şey yok. Çünkü bunlar akıllı hackerlar, çoğunlukla dikkatle seçilmiş ve bizzat devlet tarafından yönlendirilen, önemli bilgilere ve gizli verilere ulaşma sanatını bilen ekipler. Ve devletin istihbarat servisleri de bu işe dahil. Veri ağına düzenlenen siber saldırılar, casusluğun uzun süredir bir parçası."

Düsseldorf'ta yayımlanan Handelsblatt'ta da siber saldırı mercek altına alınarak hükümetin bunu daha önce açıklığa kavuşturmaması eleştiriliyor ve bu tür başarılı siber saldırılarının sayısının artacağı vurgulanıyor:

"Hiçbir IT sistemi güvenli değil, bunu dijital dünyanın anlaması gerekiyor. Ancak federal hükümet saldırıyla ilgili bilgilerin nasıl değerlendirildiği noktasında pekala suçlanabilir. Saldırıyla ilgili bilgilerin soruşturma taktiği nedenleriyle önce gizlenmiş olması bazı durumlarda anlaşılabilir. Misal, saldırının arkasında kimin olduğu eğer bu şekilde öğrenilebiliyorsa, saldırganla yüzleşebilmek için... Ki bu durumda saldırgan Ruslarmış gibi duruyor. En geç bilgiler sızdırılmış olduğunda, hükümetin bunu kapsamlı biçimde açıklığa kavuşturması gerekirdi. Kıt bir duyuru dışında böyle bir şey gerçekleşmedi. Başarılı siber saldırıların sayısı artmaya devam edecek. Eğer federal hükümetin stratejisi gerçekten de hackleme sorunuyla bilgi vermeme yöntemiyle mücadele etmek ise olumlu beklentilere pek kapılmamak gerekiyor. Bu takdirde Ruslar en azından hedeflerine ulaşmış olur: Toplumdaki güvensizlik hissi artar."

Berlin'de yayımlanan Die Welt gazetesinde ise Rusya lideri Vladimir Putin'in ulusa sesleniş konuşmasında duyurduğu yeni nükleer silahlara değinilerek Batı'nın nükleer caydırıcılık eksikliğinin siyasi bir silahsızlanmaya yol açtığı savunuluyor:

"Özellikle de Avrupa'da çok uzun süre bir boyunca saldırılamazlık hissi mevcuttu. İnsanlar kendilerini 'arkadaşları tarafından çevrelenmiş' gördü ve kendini geleceğin yalnızca yumuşak güce (soft power) ait olacağına inandırdı. Almanya'da NATO'nun yüzde iki hedefi birçoklarının gözünde ayıplanası bir 'militarizasyon' niteliğini taşıyor, her ne kadar Alman ordusu işlemez halde olsa da. Bu sırada Rusya ve Çin gibi otoriter güçler, Batı ittifakı karşısındaki askeri teknolojik eksikliklerini dev adımlar atmak suretiyle kapatıyor. Bu ülkeler bunu, siyasi iyi hale zorlama amaçlı kullanacaklar. Şunu yeniden anlamak gerekiyor: Eksik askeri caydırıcılık, Batı demokrasisinin düşmanlarını daha barışçıl bir hale sokmuyor. Aksine siyaseten silahsızlanmamızı mümkün hale getiriyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-06.03.2018

Frankfurter Rundschau, İtalya'da parlamento seçimlerinde hiçbir partinin tek başına iktidara gelecek oyu alamamasını değerlendiriyor. Seçimlerde aşırı sağcı ve popülist partilerin oy oranını artırmasını gazete şöyle yorumluyor:

"İtalya tercihini yaptı ve elde edilen sonuçlar Avrupa Birliği için bir mesaj olmalı. Seçimlerin kazananı sol ve sağdaki popülistler. Beş Yıldız sandıktan en güçlü siyasi hareket olarak çıktı. Fransa'daki aşırı sağcı Ulusal Cephe'yi örnek alan Kuzey Ligi ise merkez-sağ ittifaktaki zaferini yaşıyor. Bu seçimlerin kazananı sistem karşıtı partiler. En büyük kaybeden ise demokrasi. Silvio Berlusconi'nin İtalya İleri partisinin (Forza İtalya) beklenenden daha az oy alması, bu seçimin tek teskin edici tarafı olabilir. Hiçbir parti ya da hiçbir ittifak tek başına hükümeti kurabilecek durumda değil. Ve bu partiler ve ittifaklar seçimler öncesinde koalisyona gitmek istemediklerini ilan ettiler. İtalya bir kez daha siyasi güvensizliğin hakim olduğu üzücü bir dönemle karşı karşıya. Euro Bölgesi'nin üçüncü büyük ekonomisi yeni bir krize doğru sürükleniyor, Avrupa Birliği'ni de beraberinde sürüklüyor."

Stuttgarter Zeitung ise İtalya'daki seçimlerle ilgili yorumunda şu görüşlere yer veriyor:

"Önümüzdeki günler ve haftalarda İtalya'nın geleceğinin nasıl olacağı belirlenecek. Sosyal Demokrat Partito Democratico bu seçimlerin en net kaybedeni. Bütün partilerin toz pembe sözler verdiği bir seçim kampanyasında ılımlı sol reform politikalarıyla alaşağı oldu. Hükümet partisi, seçmenler tarafından çok acımasızca cezalandırıldı ve yüzde 18,7 oy alarak yüzde 20 sınırının altına düştü."

Alman gazetelerinin ele aldığı bir başka önemli konu ise Sosyal Demokrat Parti (SPD) üyelerinin yeni hükümete yeşil ışık yakmasının ardından hükümet kurma çalışmalarının ivme kazanması. Neue Osnabrücker Zeitung yeni hükümet kurma çalışmalarını şöyle yorumluyor:

"SPD yeni hükümette birçok bakanlık almasına rağmen parti üyelerinin üçte biri büyük koalisyona karşı oy kullandı. Gelecekteki hükümette görev alacak SPD'li bakanlar bu nedenle daha sıkı denetlenecek. Hem kendilerinin hem de partilerinin kaderi, koalisyon sözleşmesinde yer almasını sağladıkları noktaların yerine getirilip getirilmeyeceğine bağlı. Burada önemli olan başarıların iyi pazarlanması ve eskiden olduğu gibi tipik yoldaş tarzı açıklamalarla bu işlerin küçük, basit işler gibi aktarılmaması. Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) Genel Başkanı ve Başbakan Merkel ve büyük koalisyonun Sosyal Demokratların en büyük sorunu olduğu söylemi doğru değil. Çünkü Sosyal Demokratlar kendileri için en büyük zorlukları bizzat kendileri yaratıyor."

Berliner Zeitung ise Berlin'de kurulacak büyük koalisyonda CDU'nun kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik'in (CSU) üstleneceği bakanlıkları analiz ediyor:

"CSU'da yenilenme şöyle görünüyor: CSU'nun üstleneceği üç bakanlığın üçü de erkeklere gidiyor. Birilerine bu durum biraz olsun komik gelmiş olmalı ki gidişatı değiştirmiş. Şimdi CSU'lu bir kadın siyasetçiye de Başbakanlık'ta bir çeşit yönetici pozisyonu verildi. CSU'lu beyler en önemli görevleri kendi aralarında paylaşmaya devam ediyor." Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter