Alman Basını

Başlatan Sihirbaz, Mar 28, 2017, 03:14 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-12.09.2017


Lüneburg'da yayımlanan Landeszeitung pazar günü İstanbul'da Türkiye kökenli Alman vatandaşı bir çiftin gözaltına alınmasına yönelik bir yoruma yer veriyor. Gazete, Almanya'nın seyahat uyarısı yapmasına gerek olmadığını, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tutumunun başlı başına bir uyarı olduğunu savunarak, en etkili yolun Erdoğan iktidarda olduğu sürece AB'nin kapılarını kapatması olduğu değerlendirmesinde bulunuyor:
"Federal hükümete sükunetini korumasını tavsiye etmek iyi olurdu. Diplomasinin keskin kılıcı olan seyahat uyarısı şimdi uygulanmak zorunda değil. Zira Erdoğan'ın tutumu başlı başına yeterli bir uyarı olmalı. O, laf anlamaz. Bu nedenle de daha önce net açıklamaların bir etkili olmadı. Etkili olacak olan ise AB tam üyelik müzakerelerinin tamamen sonlandırılması. Erdoğan, hukuk devleti kavramı yabancı bir sözcük olarak kabul edildiği sürece Ankara ile üyelik müzakerelerinin mümkün olmadığını defalarca ispat etti. İnsanlar keyfi şekilde terör şüphesi ya da Gülen yapılanmasına yakın oldukları bahanesiyle ki Erdoğan ikisini aynı kefeye koyuyor, takip edilip, tutuklandığı sürece bu mümkün değil. Ancak AB'nin böyle bir adım atması, kapının tamamen kapatıldığı anlamına gelmemeli. Aksi halde bu metropollerdeki milyonlarca Batı yönelimli Türkü etkiler. Kapı daha ziyade Erdoğan iktidarda kaldığı sürece kapalı tutulmalıdır. "

Reutlinger General-Anzeiger gazetesi de Türk hükümetine ilişkin bir yoruma yer veriyor:
"Bu sıralar güvensizlik ağır basıyor. Türk yatırımı koruma taahhütleri, Alman vatandaşları keyfi şekilde tutuklanıp, Alman şirketleri terör şüphesi altına sokulduğunda ne işe yarar ki. Böylesi bir taahhüdün, bir yatırımcının bir günden ötekine terörist olarak tanımlanma korkusu yaşamasıyla ne değeri olabilir ki?"
Alman basınında öne çıkan yorum konularından biri de ABD'yi etkisi altına alan Irma kasırgası. Gazeteler, doğal afetlerin toplumların iklim değişikliği sorunuyla daha fazla mücadele etmesi için önemli bir işaret olduğunu savunuyor. Yorumlarda, iklim değişikliğini "Çinlilerin icadı" olarak gören ABD Başkanı Trump'ın gözlerinin açılması gerektiği değerlendirmesi yapılıyor. Mitteldeutsche Zeitung yorumunda bilim insanlarının çağrılarına dikkat çekiyor:
"Şimdi değilse ne zaman insanların, okyanusların ısınmasına yönelik sorumluluğunu konuşma zamanı gelecek? Etki altında kalmamış bilim insanlarına göre deniz suyunun ısınmasıyla kasırgaların yıkıcı etkileri arasında çoktandır bir nedensellik bağı oluşmuş durumda. Henüz yeterli istatistiki veriler toplanamamış olabilir. Ancak yeteri kadar endeks mevcut. ABD Başkanı Trump, iklim değişikliğini ideolojik ve taktiksel sebeplerden dolayı kabul etmiyor. O, bilimi ideoloji haline getirmeye çalışıyor. Ancak Irma kasırgası kurbanlarının torunları bunu ona hatırlatacaktır."

Aynı konuya dair bir yorum da Handelsblatt gazetesinde yer alıyor. Gazete Trump ve ekibini sert şekilde eleştirerek, Trump'ın öğrenme kabiliyetinin düşük olduğuna dikkat çekiyor:
"Kendi beyanlarına göre, iklim değişikliğini Çinlilerin icadı kabul eden Donald Trump şu sıralar aşırı hava koşullarının nelere neden olabileceğini açıkça görüyor. ABD'yi ziyaret eden ve felakete yol açan kasırgaları, vurdumduymaz bir ABD Başkanına ibret olacak şekilde deklare etmek alaycılık olurdu. Ama şüphesiz, Trump'ın bu felaketi kendi tutumunu sorgulaması için kullanması çok iyi olurdu. Ne var ki tüm geçmiş deneyimlere rağmen Trump'ın öğrenme kabiliyeti düşük olduğundan kendisini bu konuda duyarlı hale getirmek için farklı yollar denenmeli. Trump, iklim değişikliğinin sonuçlarına göre nasıl uygun hareket edileceği sorununu sistematik şekilde ele almak istemeyecektir. Tam da burada yeniden başa dönüyoruz: ABD'nin üzerinde savrulan kasırgalar, ABD Başkanının en azından bu bakımdan gözlerinin açılması için bire bir olabilir. İklim değişikliğini inkâr mı etmek istiyor o zaman kaçınılmaz sonuçlarına katlanmak zorunda."

Südwest Presse gazetesi de iklim değişikliğinin etkileri konusunda uyardığı bir yoruma yer veriyor. Gazete, doğaya nasıl davranılırsa, doğanın ona göre de karşılık vereceğini belirtiyor:
"Tropikal bölgelerdeki su derecelerini, iklim değişikliği ile ilişkilendirmek mümkün. ABD'de Harvey ve Irma kasırgalarının yol açtığı ağır hasarlar öncelikle doğanın dikkatsizce kullanımıyla ilgili. Amerikalılar bu nedenle öncelikle kendilerini eleştirmeli. Başkanlarına sakince, yüksek sıcaklıkların daha fazla su buharına yol açtığını ortaya koymak için tek bir tencerenin yeterli olduğunu izah etmeli. Ve onlar da tüm toplumlar gibi şunu anlamalı ki, doğa kendisi için yer bırakılmadığında, kendine yeni alanlar açmak durumunda kalıyor…" Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-13.09.2017


Almanya'da 8'i Türk 10 kişiyi öldürmekten sorumlu tutulan aşırı sağcı Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütüyle ilgili Münih'teki davada karar aşamasına gelindi.

Başsavcı Herbert Diemer, davanın baş sanığı Beate Zschäpe'nin işlenen 10 cinayet için ömür boyu hapis cezası almasını talep etti. Başsavcı sanık hakkında her cinayet için ayrı ayrı ömür boyu hapis cezası talep etti. Ayrıca Zschäpe'nin hapisten çıkması durumunda gözetim altında tutulması için şartların oluşmuş olduğu belirtildi.

Badische Zeitung uzun süre devam eden yargı süreci boyunca baş sanığın sessizliğini koruması nedeniyle NSU'ya yönelik birçok önemli ayrıntının aydınlatılamadığına dair bir yoruma yer veriyor:
"Zschäpe, sonuna kadar NSU hakkında bilgi vermekten kaçındı, ki buna hakkı var, ve bu şekilde olayın aydınlatılmasına destek sağlamadı. Birçok şey açıklığa kavuşmadı ve hiçbir zaman da kavuşmayacak olması sadece kurbanların aile ve yakınları için değil, toplum için de iç karartıcı bir durum: Eylemler nasıl hazırlandı ve nasıl yapıldı? NSU bu cinayetleri neden işledi? Aşırı sağcı kesimden ne gibi bir destek aldılar? Burada söz konusu olan Almanya Cumhuriyeti tarihindeki en büyük aşırı sağcı terör cinayet serisi. Beate Zschäpe kilit isim olarak çok fazla şey anlatabilirdi."

Volksstimme gazetesi de aynı noktaya dikkat çektiği yorumunda, uzun yargı süreci sonucunda Zschäpe'nin en yüksek cezayı alması gerektiğinin ortaya konabildiği değerlendirmesini yapıyor:
"Henüz Münih'te devam eden NSU davasından karar çıkmadı. Ancak çok büyük ihtimalle Beate Zschäpe özgür olarak güneşi bir daha göremeyecek. Savcılık onun hakkında ömür boyu hapis cezası ve hapisten çıkması durumunda gözetim altında tutulmasını istedi. Almanya'nın birleşmesinden bu yana ülkenin en önemli siyasi davalarından birinde sona geliniyor. Nihayet. Davanın baş sanığının sessizliğini koruyarak, dava sürecinin bir dört yıl kadar uzamasına katkı sağladı. Sadece Zschäpe'nin avukatlarından memnun olmaması üzerine başlayan tartışma bir yıl sürdü. Mahkeme, kurban yakınları ve kamuoyunun tüm sabırsızlığına rağmen süreci hızlandıracak bir şey yapmadı. Savcılık şimdi kendinden emin şekilde Zschäpe'nin bir piyon olmadığını aksine en yüksek cezayı hak eden bir suç ortağı olduğunu ortaya koydu."

Mitteldeutsche Zeitung'un ise NSU davasına ilişkin yorumu şöyle:
"Bir dizi bulgunun hepsi Zschäpe'nin NSU'nun eylemlerinden sadece haberdar olduğunu değil aynı zamanda lojistik destek sağladığını gösteriyor. 42 yaşındaki Zschäpe, 1990'lı yılların aşırı sağcı kesim içinde parlayan ismiydi. O, davanın diğer sanıkları Uwe Böhnhardt ve Uwe Mundlos'un ölümünün ardından itirafçı videolarının yayılmasını sağlayan kişiydi. Zschäpe'nin mahkeme önündeki duruşu, bilirkişilerin onayladığı durumu bir kez daha teyit etti: Zschäpe, kendini gizleyecek biri değil, baskın çıkan ve başkalarını yönlendirmeyi deneyen biriydi. Maalesef yargı süreci iki konuda artık katkı sağlayamayacak; NSU terör hücresinin yapısının ne derece dallanıp budaklanmış olduğunu ve güvenlik birimlerinin NSU'nun izine nasıl olup da rastlayamadığını aydınlatamayacak."

Der neue Tag gazetsinin yorumunda da baş sanık Zschäpe'nin 'ırkçı bir seri katil' olduğuna dikkat çekiliyor:
"42 yaşındaki baş sanık hiç bir duygu göstermedi. Bu çok da şaşırtıcı bir durum değil. Federal başsavcılığa göre, Zschäpe'nin terörist fikirlerinden vazgeçtiğine yönelik hiç bir emare bulunmuyor. Her ne kadar baş sanığın ellerine bizzat kan bulaşmamış olsa da o, bir ırkçı seri cinayet katili olarak kabul ediliyor. NSU 13 yıl boyunca cinayetler işleyerek Almanya'yı dolaştı. 10 ölü, çok sayıda yaralı. Kurban yakınları için nihayet adalet sağlanacağını umdukları dönem başlayacak." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-14.09.2017


AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Strasbourg'daki Avrupa Parlamentosu'nda "AB'nin durumu ve geleceği hakkında" bir konuşma yaptı. Konuşma, Alman gazetelerinin yorum köşelerinde geniş yer buldu.
Juncker'in, Euro'nun tüm AB üyelerinde geçerli olması ve Schengen Bölgesi'nin genişletilmesi taleplerine yönelik eleştirel yorumlar kaleme alındı. Bazı yorum köşelerinde Juncker'in amacının AB'nin birliğini sağlamak olduğu belirtilirken, "Bay Avrupa'nın" gerçeklikten koptuğu değerlendirmeleri ağır bastı. Die Welt gazetesinde konuya dair yer verilen yorumda, Juncker'in AB'nin gerçek sorunlarını idrak edemediği eleştirisi yapılıyor:
"İnsan kendisine, uzay gemisi AB'nin ve onun kaptanı Juncker'in son yıllarını hangi uzak gezegende geçirdiğini sormadan edemiyor. Çözülmemiş bir mülteci sorununun ortasında gerçekten de Schengen Bölgesi genişletilmeli miydi? Avrupa Merkez Bankası'nın milyarlar ağırlığındaki tahvil alımlarının ortasında para politikalarının etki alanı gerçekten genişletilmeli miydi? Ve siyasilerin gerçekdışı vizyonlarını ödemek zorunda kalan Avrupa Yatırım Fonu'na ek bir kurtarma kurumu olmalı mıydı? Ama her şeyden önemlisi; Avrupa eğer derin bir krizin içindeyse o zaman daha fazla ülke için daha fazla Euro gerekmiyor mu? Ne yazık ki şunu söylemek gerekiyor: Tüm bunlar, ortak bir Avrupa hayalini, bitmek bilmeyen bir kabusa çevirmek istenirse, en iyi yol olurdu."

Aynı konuya yer veren bir diğer gazete ise Der Tagesspiegel. Yorumda, AB'nin sorununun doğu ile batıdaki üye ülkeler arasındaki farklılıklar olduğuna dikkat çekiliyor:
"Juncker'in tam da şimdi Euro Bölgesi'nin genişletilmesini dile getirmesinin siyasi bir sebebi bulunuyor. O, Birlik'in doğu ve batı olmak üzere bölünme tehlikesiyle karşı karşıya olması nedeniyle AB'nin birliğini korumak istiyor. Hırvatistan ve Polonya gibi ülkelerin hükümetleri, hukuk devleti ilkelerini ayaklar altına alıyor, mültecileri ülkeye kabul etmeye ayak diriyor ve Doğu Avrupa'dan gönderilen işçilerin ücret dampingine yönelik tartışmada savunmaya geçiyor. Juncker'in hesaplarına göre Euro, doğu ile batı arasındaki çatlağı kapatmaya yardımcı olabilir. Tabii ki Doğu Avrupa ülkelerinin Euro'ya geçmeleri on yıllar sürmemeli. O zamana dek AB sersemlemeye devam etme tehdidiyle karşı karşıya. En iyisi, birlikte olmaya istekli AB'nin çekirdek ülkelerinin, birleşmesi ve birlik kalması olurdu."

Leipziger Volkszeitung gazetesi de aynı eleştiride bulunduğu bir yoruma yer veriyor:
"Juncker'in, AB içindeki refah farklılıklarını azaltmak yerine daha ziyade arttıran Euro'nun, tüm Birlik içinde kullanılmasını istemesi, daha zayıf olan ekonomilere şaşılacak derecede az hassasiyet gösterdiğini ispatlıyor. Juncker'in uçuk planları veya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in dün böbürlenerek yaptığı 'fikirler patlaması' karşısında, reel durum gözden yitip gidiyor. Üye devletler arasındaki uçurum bu denli büyük oldukça, bu kıtada demokrasiyi aşağılayanların ilerleyişini durdurmak kolay olmayacak. Kuzey ile Güney Avrupa ülkeleri arasındaki ekonomik çatlağı kapatmak için yatırım ve sosyal programlara ihtiyaç bulunuyor. Belli ki ucuz para tek başına bir çözüm değil."

Straubinger Tagblatt/Landshuter Zeitung'da ise Juncker vatandaşların endişelerini anlamamakla eleştiriliyor:
"Euro Bölgesi'nin genişletilmesi ve tüm AB üyelerinin Schengen Bölgesi'ne katılması… Bu iki talep şunu gösteriyor: 'Bay Avrupa' İngilizleri Brexit kararı almaya iten sebepleri idrak edemedi ve birçok Avrupalı'nın neden umutsuzluğa düştüğünden haberdar değil. Daha önce de sık sık olduğu gibi Juncker bir kez daha vatandaşların duygu ve endişelerini anlayan bir siyaseti olduğunu hissettirmedi. 2019 yılı ortalarında görevden ayrıldığında, Avrupa'ya da yeteri kadar hizmet etmiş olacak..." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-15.09.2017


Almanya'da federal mecliste grupları olan tüm partiler genel seçimlerin her beş yılda yapılmasından ve yasama döneminin bir yıl daha uzatılmasından yana. Yasa çıkarmanın karmaşıklaştığı, koalisyon pazarlıklarının sürdüğü ve bu nedenle hükümetin çalışmaları için sürenin kısa olduğu konusunda hemfikir olan partiler, 24 Eylül'deki genel seçimler sonrası başlayacak yasama döneminde konunun görüşülmesini ve 2021'deki genel seçimler sonrası yürürlüğe girmesini istiyor.
Konu gazetelerin yorum köşelerinde geniş yer buldu. Gazetelerde, yasama döneminin uzatılmasının, vatandaşları siyasetten ve karar verme sürecinden uzaklaştırabileceği uyarısını yaparak, sürenin uzatılması durumunda ek reformlara gidilmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunuyor.

Nürnberger Nachrichren gazetesinin konuya ilişkin değerlendirmesi şöyle:
"Özellikle de birçok insanın kendilerini siyasiler tarafından ihmal edilmiş hissettiği ve hemen hemen tüm partilerin oluşmuş siyasi bıkkınlığı kabul edip, pişmanlık duydukları ve vatandaşlardan daha fazla siyasi katılım bekledikleri bir zamanda, yasama dönemini uzatmak tamamen yanlış bir işaret olur. Zira bu işaretin barındıracağı mesaj şöyle olurdu: Sevgili vatandaşlar, sadece her beş yılda bir pusulaya çentik atın ve geri kalan zamanda da bizi rahat bırakın."

Ludwigsburger Kreiszeitung gazetesinin aynı konuya dair yorumunda şu ifadeler yer alıyor:
"Beş yıl otomatik olarak daha fazla kalite sağlanacağı anlamına gelmiyor. Yasalar yine insanlar, bakanlık çalışanları, farklı parti grupları ve milletvekilleri tarafından yapılacak. Burada kaçınılmaz olan da, hayata geçirmek istedikleri hakkında bilgi sahibi olmak zorunda olmaları. Her halükarda daha uzun bir yasama dönemi, yasama erki olarak çok daha fazla şeyi düzenlemek için açık çek olarak görülmemeli."

Badische Neueste Nachrichten gazetesi, vatandaşın etkisinin azaltılmaması gerektiği yorumunu yapıyor:
"Yasama döneminin uzatılmasının vatandaşların etkisiz hale gelmelerine yol açmaması için muhakkak parlamento işleyişinde ek reformlar yapılmalı. Yasama döneminin uzatılmasının geniş alanda kabul görmesi, halkın talepleri ve referandum seçeneklerinin federal düzeye taşınarak doğrudan demokrasinin etkili şekilde güçlendirilmesiyle olur. "

"Reutlinger General-Anzeiger" gazetesi ise yasama döneminin bir yıl uzamasının yararlı olabileceği görüşünde:
"Politikacılar seçim mücadelesi zamanlarında toplum düzeniyle daha az meşgul oluyorlar. Her şeyden önce podyum, medya ve salonda boy göstermekle meşguller. Siyasi düşünce farklılıkları ve kamuoyu önünde tartışmalar hiç şüphesiz canlı bir demokrasinin parçaları. Ancak seçim kampanyaları dışında bu durum bir eksiklik yaratmıyor ve üstelik her seçim kampanyası eylemi siyasi bilinci geliştirmiyor. Yani milletvekillerinin kendilerini bir yıl daha asıl işlerine adamaları, yarar sağlamış olacak." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-18.09.2017


Allgemeine Zeitung gazetesi, Türk - Alman ilişkilerini konu alan yorumunda Erdoğan yönetiminin Almanya'daki Türkler üzerinde etkili olmaya çalıştığına işaret ediyor:
"Ankara'nın gözü ülkemizdeki Türkler ve Türk kökenli Almanlarda. Erdoğan hedeften şaşmadan göçmenlerle onlara hak ve özgürlük sağlayan toplum arasındaki mesafeyi büyütüyor. Ancak Alman toplumunun on yıllar boyunca onları ihmal ettiği de yadsınamaz. Eski bir ikilem burada da karşımıza çıkıyor: Özgürlük ve haklara kavuşan aynısını karşısındakinden ya da siyasi karşıtından esirgeyebiliyor. 2017 Almanyasında bu sadece Türklere özgü bir problem olarak görülmemelidir."

Karlsruhe'de yayımlanan Badische Neueste Nachrichten gazetesi Avrupa ülkelerinin terörle mücadelede çifte standart uyguladığını ima ediyor:
"Bir daha uluslararası düzeyde terörizm ile ortaklaşa mücadele kararlılığı dillendirildiği takdirde Türkiye bu alanda neden ilerleme kaydedilemediğine Kürtlerin Köln'deki gösterisini örnek gösterebilir. Almanya'nın faaliyetlerini yasakladığı PKK'ya gevşek davrandığını federal hükümet de teslim ediyor. PKK Almanya ve diğer Avrupa Birliği ülkelerinde tehditle para toplayıp taraftarlarını harekete geçirtebiliyor. Avrupalılar böyle davranmakla kendi inandırıcılıklarını zedeliyorlar. Batının PKK karşısındaki tutumu Türkiye'de 'bana dokunmayan yılan bin yaşasın' atasözüyle tarif ediliyor."

Hafta sonunda Kürtlerin Köln'de düzenledikleri gösteriyle ilgili olarak Stuttgarter Zeitung gazetesinde şu satırları okuyoruz:
"Köln'deki PKK yanlısı gösterinin yasaklı içerik ve semboller kullanılmasına rağmen polis tarafından dağıtılmamasına bir dizi geçerli neden gösterilebilir. Ama bu durumda Almanya, Türkiye karşıtı grupların meydanlarda boy gösterebildiği hükümet üyelerinin ise
buluşmalara katılmalarının önlendiği bir ülke izlenimini uyandırıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu durumu değerlendirmeyi bilecektir."

Straubinger Tagblatt'ın gösteriyle ilgili yorumu ise şöyle:
"Kürtler tabii ki Almanya'da da Erdoğan karşıtı gösteri yapabilir. Ama bunu yasaklanmış olan PKK adına yapmalarına Alman devleti göz yumamaz. Gösteride yasaklı olduğu halde PKK bayrakları ve Öcalan resimleri taşındı. Polisin neden kararlı müdahalede bulunmadığına akıl erdirmek zor."

Nürnberger Nachrichten gazetesi de gösteriye müdahale edilmemesini eleştiriyor:
"Tabii ki bütün Kürtlerin terör sempatizanı olduğu söylenemez. Ancak Alman makamları böylesine aptal yerine konabiliyorsa o zaman 'çifte standart' eleştirisi kimseyi şaşırtmamalı. Bunun aynı zamanda Türkiye'deki tutuklu Almanlara da yararı olmaz. Bu durumda ısrarla hukuka saygılı olunmasını talep etmek de inandırıcı olmaz." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-19.09.2017


Frankfurter Allgemeine Zeitung'da Michael Martens imzasıyla yayımlanan yorumda, Türkiye ile Almanya arasında uzun süredir devam eden siyasi gerginlik mercek altına alınıyor. Gazete Alman dış istihbarat teşkilatı BND'nin Başkanı Bruno Kahl'in bu yılın Mart ayında yaptığı, "Türkiye'deki 15 Temmuz darbe girişiminden Gülen yapılanmasının sorumlu olduğundan şüphe ettiği" yönündeki sözlerine atıfta bulunuyor. Yorum şöyle:
"Alman dış istihbarat teşkilatı BND'nin Başkanı Bruno Kahl de Türkiye'de kanlı bir darbe girişiminin olduğunu inkar edemez. Zanlıların bazıları yurt dışına kaçtı. Bazıları Almanya'ya. Şimdi anayasa düşmanı bu darbe girişiminde bulunan bazı kişilerin Almanya'da olduğu kanıtlanırsa, biz bu durum karşısında nasıl davranmalıyız? Gerçi Alman yargısı adil bir yargılama süreci olmayacağı gerekçesiyle 'Gülencilerin' Türkiye'ye iade edilmemesine karar verebilir. Ancak Türkiye'de muhtemelen ağır suç işlemiş, demokrasi karşıtı vatan hainlerinin kıllarına dokunulmaksızın Almanya'da yaşayabilmeleri düşüncesi, işledikleri suçun, eylemin hesabını hiçbir biçimde vermek zorunda olmamaları çelişki. Bu insanların burada yargılanmaları için hukuki bir yol yoksa, o zaman Berlin en azından bu kişilerin suçsuz olduklarını iddia etmemeli."

Straubinger Tagblatt Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Martin Erdmann'ın Köln'de düzenlenen "Kürt Kültür Festivali"nde Almanya'da yasak olan PKK'ya ait sembollerin ve Abdullah Öcalan posterlerinin taşınmasının ardından Türk Dışişleri Bakanlığı'na çağrılmasını yorumluyor:
"Gerçekten de durum ciddi. Cumhurbaşkanı Erdoğan diplomasiyi iki yüzlü bir oyun için kullanıyor: Bir tarafta izlediği politikayı en sert eleştiren ülkelerden biri olan ve haklı olarak insan hakları ve hukuk devleti uyarısı yapan Almanya'yı aşağılamak ve  eleştiri hakkını elinden almak istiyor. Diğer yandan halkına hiç kimse ve hiçbir şeyin kendisini korkutmadığını ve Türkiye'nin çıkarlarını güçlü bir şekilde temsil edecek tek kişinin kendisi olduğunu göstermek istiyor."

Reutlinger General-Anzeiger Köln'de hafta sonunda düzenlenen "Kürt Kültür Festivali"yle ilgili yorumunda şu satırlara yer veriyor:
"Ankara'nın bu konudaki kızgınlığı makul. Ankara'nın Alman makamlarının PKK yasağını tutarlı biçimde uygulamayıp göz yumduğu suçlaması, tamamen reddedilemez. Ancak bunu söylemek için her seferinde Alman Büyükelçinin Dışişleri'ne çağrılması gerekmemeli. Alman İçişleri Bakanlığı Abdullah Öcalan'ın resimlerinin kullanılmasının yasak olduğunu dün açık bir şekilde dile getirdi."

Alman basının yer verdiği bir başka konu ise Irak Yüksek Mahkemesi'nin, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin referandum kararını askıya alması. Volksstimme'nin yorumu şöyle:
"Kürtlerin bağımsızlık referandumu Irak'taki en yüksek mahkeme tarafından durduruldu ama yine de sorun çözümlenmedi. Bağdat'ın yanı sıra Türkiye, İran ve ABD Erbil'deki yönetime baskı yaptığı için, Kürt yönetimi sadece referandum ilanıyla yetinebilir. Ancak kendi Kürt devletini kurmak, kendi içinde bölünmüş halkın ebedi hedefi olacaktır. Bu konudaki başarı şansı nadiren bu kadar iyi olmuştu. ABD'nin Irak'a müdahalesinden sonra Şii ve Sünniler birbiriyle çatışmaya başladığında, Kürtler kendi bölgelerinde işleyen bir yönetim ve ekonomi kurdu. Buna ek olarak IŞİD'e karşılık verecek kendi güvenlik güçlerini oluşturdular. Bu kendilerine yeni bir güven duymalarını sağladı ve bu güven komşu ülkelerdeki Kürtlere de yansıdı. Eğer hepsi kendi ülkelerini kurma hayali peşinde koşmaya başlarsa, o zaman Ortadoğu'da yeni bir patlama tehlikesi ortaya çıkar." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-20.09.2017


Emder Zeitung Amerikan yönetiminin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın korumalarına silah satışını yasaklama kararını ele alıyor. Yorum şöyle:
"Amerikan yönetimi Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın korumalarına planlanan silah satışını durdurdu. Bu korumalar Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Mayıs ayında Washington'a yaptığı ziyarette barışçıl göstericileri dövmüştü. Türkiye'de farklı düşünenlerin uydurma tezlerle terörist ilan edilerek susturulması yeterince kötü. Bir liderin korumalarının yardımıyla ülke dışında da demokrasinin bütün mekanizmalarını devre dışı bırakmaya çalışması kabul edilemez. Gerçi korumaların başka yerlerden silah bulmakta sorun yaşamayacaktır. Ama Amerikan yönetiminin tavrı açık bir mesaj veriyor: Buraya kadar, devamı yok."

Die Welt gazetesi ise ABD Başkanı Donald Trump'un BM Genel Kurulu çalışmaları öncesinde yaptığı konuşmayı yorum sütunlarına taşıyor.
"Trump kendisini dinleyenlere, danışmanlarının da frenleyememiş olduğu anlaşılan, kibirli bir şekilde "çirkin Amerikalı"nın hala var olduğunun ve diğer ülke ve kültürlere güzel görünme niyetinde olmadığının sinyalini verdi. Konuşma her türlü ölçüden yoksundu ve sadece söyledikleri değil, söyleyemedikleriyle de ürkütücüydü. Dünyanın siyasi ve manevi lideri olmaya çabalayan hiçbir güç böyle konuşmaz."

Nürnberger Nachrichten Trump'un konuşmasında İran ve Kuzey Kore'ye yüklenmesini ele alıyor. İran'ı "ekonomik açıdan tükenmiş bir haydut devlet" olarak tanımlayan Trump, İran'la imzalanan nükleer anlaşmayı da eleştirdi. Trump Kuzey Kore'nin ise son füze denemeleri nedeniyle intihara kalkıştığını söyledi. Gazete Trump'un bu iki ülkeye yönelik açıklamalarını şöyle yorumluyor:
"Trump'un Kuzey Kore ve İran'a yönelik gürültü koparan açıklamaları, gerileme etkisine yol açtı. Ancak hitaptaki bu saldırganlık henüz siyaset haline gelmedi. Trump bundan kısa bir süre önce Kuzey Kore ile yaşadığı gerginlikte diğer güçlerle işbirliği olmaksızın yol alamayacağını öğrenmek zorunda kaldı. Rusya ve Çin'le birliktelik, Kuzey Kore'ye yeni yaptırımlar içeren karar tasarısının BM Güvenlik Konseyi'nde oy birliği ile alınmasını sağladı. Bu geçmiş yıllarda çok nadiren rastlanan bir durumdu."

Magdeburg'da yayımlanan Volksstimme'nin aynı konuyla ilgili yorumunda ise şu satırlar göze çarpıyor:
"Amerikan yönetiminin çelişkili yapısı ABD Başkanı Donald Trump'un BM'deki ilk konuşmasında bir kez daha görüldü. Başkan Trump Kuzey Kore ve İran rejimlerine sert çıkarak, gerektiğinde ABD'nin askeri gücünü uygulamaya geçirebileceğini söyledi. Trump diğer yandan da savaşa dayalı çatışmalardan kaçınmak için mümkün olan herşeyi yapmak isteyen bir barış prensi görünümü vermek istiyor. Göreve geldiğinden beri ilk kez Çin ve Rusya'yı BM Güvenlik Konseyi'nden geçen Kuzey Kore karar tasarısı nedeniyle övdü. Vay canına yeni bir ittifak mı oluşuyor? Trump birçok açıdan bir fenomen. Onun kendi kişisel tecrübe ve izlenimleriyle oluşan dünya görüşü sürekli değişime tabi. Bugün iyi olan yarın kötü olabiliyor, ya da tam tersi. İşte bu nedenle uzlaşmacı ifadelere dikkat edilmeli. Yine de Trump'un bunu söylemesi bile umut veriyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-20.09.2017


Süddeutsche Zeitung sağ popülist Almanya için Alternatif (AfD) partisinin kamuoyu yoklamalarına göre meclise girmesinin beklendiğini hatırlatıyor ve şu yorumu yapıyor:
"Seçim kampanyaları neler olabileceğinin işaretlerini verdi. AfD ve ona sempati duyan bazı küfürbazların özellikle Başbakan Merkel'e, 'yalancı' , 'vatan haini', 'yeminini bozan' diyerek ortaya koyduğu saldırganlık ve nefret parlamentoya taşınacak. Diğer siyasi partiler demokratik teamüllerin bu şekilde hor görülmesiyle ilişkide zorlanacaktır. Ancak onlara tam da şimdi AfD'yi parlamenter yöntemlerle  dize getirme görevi düşüyor. Hristiyan Birlik partileri ve Sosyal Demokrat Parti'nin iç tüzük hileleriyle AfD'li en yaşlı milletvekilinin Meclis Başkanı olmasını engellemeye çalışmaları işe yaramayacaktır. Bu durum AfD'ye yarayacaktır."

Berlin'de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi genel seçimlere ilişkin yorumunda AfD'nin güçlenmesinin nedenlerini irdeliyor:
"Pazar günü tamamen sağda duran bir parti üçüncü büyük güç olarak meclise girerse, Alman Federal Cumhuriyeti'nin statiği değişebilir. Bunun nedeni yerleşik güçler olarak adlandırılan diğer siyasi partilerin başarısızlığı. Neden? 'Almanya'nın durumu hiç olmadığı kadar iyi' tezi doğru olsa, sırf mevcut durumu protesto etmekten puan toplayan bir partinin bu kadar güçlü olmaması gerekir. Devletin eylem kabiliyetine güven duyulmasını sağlamada başarılı olunamadı. Bunun nedeni, siyasi partiler içindeki bazı politikacıların başkalarına saldırarak taktiksel avantajlar sağlama isteğiydi. Bir başka faktör, bu ülkedeki yaşamı doğrudan etkilen konuların seçim kampanyalarında çok uzun bir süre boyunca gündeme getirilmemesiydi. Alternatif, perspektifte saklıdır. Bizim başka partilere, hele de sağ popülistlere ihtiyacımız yok. Gerçekleri gören ve önemli sorunları çözen bir siyasete ihtiyaç var. İşte o zaman seçmenlerle herşey yoluna girer. Bunun tek yolu da bu."

Nürnberger Nachrichten'deki yorumda şu satırları okuyoruz:
"AfD'li milletvekillerinin eyalet parlamentolarındaki tavırlarına bakıp, Berlin'e yeni bir siyasi kültürün taşınmasını bekleyen ve bundan korkan uzmanların sayısı hiç de az değil. Federal Meclis geçen yıllarda daha ziyade iş yapan bir meclis görünümü verirken, gelecekte genel kurul salonunda siyasi kararlar konusundaki tartışmalar çok daha ihtilafllı ve duygusal bir şekilde yürütülecektir. Önümüzde kutuplaşmanın artacağı bir dönem olacak."

Konuyla ilgili son yorum Frankfurter Rundschau gazetesinden:
"Başbakan birçok insana teskin edici bir güven ve inanılırlık duygusu veriyor. Kendisini kanıtlamış olanı seçmek, çok cazip. Belli ki herşeyin değişmesini isteyen pekçok başka insan da var. Onların gelecek korkusu, güvensizliği, memnuniyetsizliği, bilinen, test edilmiş kişinin reddine yol açıyor. Korku kaynaklı pek çok kararda olduğu gibi bu da yanlış. Kökten muhalefet de, basit bir şekilde 'böyle devam' politikası izlemek de doğru değil. Demokrasimizin hoşgörülü, dayanışma içinde, dünyaya açık tarafı aynı zamanda en önemli kazanımı. Başbakan Merkel'in politikalarının verdiği, hissedilen sözde güvenlik duygusu, toplumsal zıtlıkların sürekli şiddetlenmesine ve ülkedeki gelişmelere müdahil olma açısından adaletsizliğe yol açıyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-25.09.2017


Frankfuter Allgemeine Zeitung gazetesinde olası koalisyon seçeneklerine dikat çekiliyor:
"Hristiyan Birlik partileri, 1976'dan bu yana iki istisna dışında yine Almanya Federal Meclisi'ndeki en güçlü siyasi parti olmayı başardı. Şu andaki büyük koalisyonun küçük ortağı olan Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) seçmenler tarafından cezalandırılması sonucu Şansölye Merkel dördüncü defa aynı göreve gelebilecek. Bunun için CDU; Hristiyan Sosyal Birlik (CSU), Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşiller'den oluşan bir ittifakı oluşturmayı başarmalı. SPD ana muhalefet partisi olacağından CDU'nun kalabilmesi için tek seçenek bu. Şansölyenin Yeşiller ile temas kurma konusunda bir çekincesi yok. Ancak federal düzeyde oy kaybetmiş olması ve önümüzdeki sene Bavyera eyaletindeki meclis seçimleri sebebiyle CSU için aynı şey söz konusu değil. Bir CDU/CSU-FDP-Yeşiller ittifakı, olur da kurulabilirse, mucizevi bir şekilde doğmak yerine sancılı bir şekilde doğacak."

Kölner-Stadt Anzeiger gazetesi AfD'nin Federal Meclis'e girmesiyle ilgili bir yoruma yer veriyor:
"Federal Meclis'te grubu bulunan partilerin en önemli toplumsal görevi, AfD'nin büyüsünü bozmak olacak. Hayal kırıklığı, öfke ve korku yüzünden AfD'yi seçen seçmenler nasıl geri kazanılabilir? Pazar günü yapılan seçimlerin ülkemizi değiştirdiği açık. Birçoğumuzun tahayyül edebileceğinden çok daha güçlü bir şekilde hem de…"

Stuttgarter Zeitung gazetesinde ise yüzde 20,6'lık oy oranı ile tarihinin en kötü seçim sonucunu alan Sosyal Demokrat Parti'nin durumu irdeleniyor:
"Hristiyan Birlik önemli oy kaybına karşın yine de seçimden güçlü bir şekilde çıkmayı başarırken, Schulz gibi değerli bir aday gösteren SPD'nin nasıl böylesine kötü bir sonuç alabildiğinin sorgulanması gerekiyor. Ancak SPD'nin zayıflığı personelle ilgili bir konu değil. Partinin zayıflığının nedeni, büyük koalisyonun küçük ortağı olmasının yanı sıra CDU'ya karşı inandırıcı bir alternatif sunamaması. Sosyal Demokratların kişilerle ilgili bir tartışmaya girmesine gerek yok. Gerekli olan, parti programına yeni bir soluk getirilmesi, muhalefette!"

Frankfurter Rundschau'nun Almanya için Alternatif'in (AfD) meclise girmesiyle ilgili yorumu ise şöyle:
"Haklı memnuniyetsizlik, artan korkular ya da ağır kinciliğin seçmenlerin böyle bir tercihte bulunmasına neden olup olmadığının, sonuçlar açısından bir önemi yok. Ancak şu an yapılması gereken siyasi görevler için daha büyük önem taşıyor. Sinirli, geri kalmış, kızgın kitleler üretmeyen bir toplum projesine nasıl geliriz? İşte o zaman toplum ırkçılar ve tarihi yanlış anlatanları kovalar. Ülkedeki büyük çoğunluğun geleceğe dair istekleri, sağ kesime karşı hipnoz olmuş gibi tahminler yürütmekten çok daha aydınlatıcı. Seçmenlerin çoğu daha azını değil, gerçekten fazlasını istiyor. Seçim kampanyası yürütenlerin tamamı atağa geçip Avrupa'nın reklamını yapmaktan korkuyla kaçınmalarına rağmen seçmenlerde AB'yi reddeden bir tutum yok." Mesajı Paylaş

putty

Bu ulusal gerilim Almanya da seçmenin reaksiyon gösterip aşırı sağa kaymasına sebep oldu. Orada yaşayan Türkler için iyi bir durum değil belki ama Türkiye devleti ile dalaşan bir ülkenin iç kimyasını bozmak açısından güzel bir netice oldu. Şimdi onlar uğraşsınlar oyları artan aşırı sağın yarattığı yeni tablo ile. Bir Avrupa ülkesine daha fazlada ne yapabiliriz. Bundan bir ders çıkarıtlar mutlaka. Göçmenleri Türkiyeyi ağzına alarak seçim propogandası yaparsan bundan en çok aşırı sağ marjinal partiler istifade eder. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-26.09.2017


Handelsblatt gazetesi yorumunda Hristiyan Birlik partileri, Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşiller arasında koalisyonun mümkün olabileceğini ima ediyor:
"Almanya'da Yeşiller'in federal düzeyde olası bir koalisyona katılacak olması orta gelirliler ve menajerlerde artık panik havası yaratmıyor. Birçok branş gibi Alman makine sanayisi de Almanya'da enerji alanındaki dönüşüm politikalarından sonra kârlı işler yaptı. Çok sayıda işletme yöneticisi çevreci parti ile barış çubuğu yaktı. Partinin içindeki real kanattan Winfried Kretschmann, Cem Özdemir ya da Katrin Göring-Eckhardt gibi politikacılar söz sahibi oldukları sürece diğer kanattan hayalperest politikacılar en azından bir süre için unutulacaktır. Daha da yakınlaşma doğrultusunda çok sayıda örtüşen nokta var. Neredeyse her sanayi işletmesi artık bir nevi çevreyi koruma ve sürdürülebilirlik raporu çıkartıyor. Yeşiller orta gelirli gruba vergi kolaylıkları sağlamak ve iş hayatına yeni başlayan start-up şirketlere destek olmak istiyor. İşte tüm bu merkezî konularda Hür Demokrat Parti (FDP) lideri Christian Lindner Yeşiller ile hızlı bir biçimde anlaşma sağlayabilir." 

Frankfurter Allgemeine Zeitung (FAZ) ise Hristiyan Birlik partileri içinde çöküşler yaşanabileceği görüşünü yorumunda dile getiriyor:
"Bavyera eyaletinde örgütlü Hristiyan Sosyal Birlik partisi (CSU) net bir politik çizgi izleyecek ve koalisyon görüşmelerinden önemli ganimetlerle evine, Münih'e dönmeye çalışacaktır. Hristiyan Sosyal Birlik partisi açısından mutlak çoğunluğu kaybetmekten daha büyük bir kâbus olamaz. Geçmişte seleflerinin kötü sonlarını göz önünde tutan parti lideri Seehofer, tek başına iktidarda kalabilmek için elinden gelen herşeyi yapacaktır. Ama tüm bu çabalara rağmen onun iktidarı 2018'deki seçimlerin ötesine geçemeyecektir. CSU kendi açısından bir ölüm-kalım savaşı içinde ve bu durum parti içinde kimin söz sahibi olacağına ilişkin tartışmayı daha da zorlaştırıyor. Bu durum zaten yara almış olan Merkel açısından daha da tehlikeli bir durumu ortaya çıkarabilir. Hristiyan Demokrat Birlik partisi (CDU) ile Hristiyan Sosyal Birlik partisi (CSU) Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) çöküşüne kibirle bakmıyor. Çünkü çok sayıda Hristiyan demokrat büyük endişe içinde bu çöküşün bir mesaj verdiğini düşünüyor."

Der Tagesspiegel gazetesi Merkel üçlü koalisyonu başaramazsa, bunun onun sonunu da beraberinde getireceğini vurguluyor: 
"Seçim sonrasında bir sonun başlangıcını yaşayabiliriz, kimse bunun ne zaman geleceğini şimdiden öngöremese de. Merkel, Hristiyan Demokrat Birlik partisi (CDU) ile Hristiyan Sosyal Birlik partisi (CSU) içindeki kaçmaya hazır güçleri dizginleyebilecek mi, tabanı yeniden kendisine bağlayabilecek mi? Merkel ayrıca liberaller ile Yeşiller arasındaki uzlaşmaz gibi görünen politikalarını kanalize edebilecek ve bu dört zor ortağı koalisyon içinde biraraya getirebilecek mi? Bu ancak fildişi kulesinden inip politika yapmasıyla mümkün olabilir. Ülkeyi ileri götürecek, insanların taleplerini ve korkularını ciddiye alıp bunlara yanıt verecek ve toplumun birbiriyle diyaloğunu sağlayacak bir platform yaratacak bir koalisyon ortaklığı yaratmakla bu mümkün olabilir. Üçlü koalisyon Merkel'in son büyük atağı olabilir. Başarılı olursa ve her şeyden önce de halkı ikna edebilirse, o zaman Başbakan bu sonbaharı da kurtarmış olacak ve iktidarını modern bir hükümet ittifakı ile taçlandırmış olacak. Ama başaramazsa, bu onun sonu olur."

Neue Osnabrücker Zeitung ise yorumunda Merkel'in üçlü koalisyonu oluşturma konusundaki zorluklara değiniyor:
"Seçimi kaybedenler genelde seslerini kısarlar. Ama Angela Merkel öyle değil. Hristiyan Birlik partilerinin yoğun bir biçimde oy kaybetmiş olması, 1949 yılından bu yana en kötü sonucu almış olması, aşırı sağcıların parlamentoya girmiş olması üzerinde öyle uzunca durmuyor. O iktidarını koruyor, onun için en önemli konu bu. Ama geleceğin koalisyonu Merkel'in halkı inandırmaya çalıştığı gibi öyle kolay bir ittifak olmayacak. Hristiyan Demokrat Birlik partisi (CDU) liderinin Sosyal Demokrat Parti (SPD) ile diyalog içinde kalmaya çalışması da belki taktiksel bir manevra olarak algılanabilir. Böylece Merkel'in elinde Hür Demokrat Parti ve Yeşiller'e karşı kullanacağı bir jokeri olmuş olacak. Ama Sosyal Demokratlar ona bu iyiliği yapmıyorlar. Haklı sebebleri de var. Büyük koalisyon içinde yıllar boyu küçülen Sosyal Demokrat Parti'nin acilen tazelenmeye ihtiyacı var. Bu ise en iyi muhalefette olabiliyor."      Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-27.09.2017


Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'nin (IKBY) 25 Eylül Pazartesi günü Kuzey Irak'ta düzenlediği bağımsızlık referandumu nedeniyle bölge ülkeleri endişeli. Referanduma tepki gösteren Almanya'nın nedenleri ise daha farklı. Rheinpfalz gazetesinin yorumu:
"Sadece Irak ve Türkiye değil, İran ve Suriye de kendi Kürt bölgelerini göz önünde bulundurarak Kuzey Irak'taki referanduma tepki göstermeyi zorunluluk olarak görüyor. Bu ülkelerin silaha başvurmaları da olasılık dışı değil. Almanya ve diğer AB ülkelerinde yüz binlerce Kürt kökenlinin yaşadığı göz önünde tutulursa, Köln ve Brüksel'in önümüzdeki günlerde gösterilere sahne olacağından yola çıkabiliriz. Bu da yine diplomatik sorunları beraberinde getirebilir. Kürdistan bize hem çok uzak hem de çok yakın."  

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Avrupa'nın geleceğine ilişkin yaptığı konuşmada AB'nin zayıf, yavaş ve verimsiz olmasından şikayet etti.  Volksstimme gazetesinin konuya ilişkin yorumunda şu satırlar göze çarpıyor:
"Emmanuel Macron'un konuşmasında, daha önce AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker'in açıklamasında eksik kalan herşey vardı. Fransa Cumhurbaşkanı haklı olarak verimli olmayan bir AB'den şikayetçi oldu. Juncker açısından AB parlak bir durum arz ediyor. Macron insanların korkularına değiniyor ve egemenliğin en önemli unsurunun güvenlik ve göçün kontrolü olduğunu vurguluyor. Juncker, serbest dolaşım bölgesi Schengen'in daha da büyütülmesi gerektiğini söyleyerek Avrupa halklarını daha da korkutuyor. Macron ise ortak bir Avrupa ordusu projesi ile nasıl ileri doğru adım atılabileceğini gösteriyor. Macron, Avrupa'da üzerinde uzun süre tartışılan borsa işlemlerinden alınacak işlem vergisi önerisinin de çoğunluk tarafından benimseneceği kanaatinde. Euro Bölgesi ülkelerinin ekonomik yapılanmaları henüz büyük ortak bir bütçe oluşturmak için birbiriyle uyumlu konumda değil. Ama Macron'un Euro Bölgesi önerisi, Juncker'in Birliği genişletme planlarından daha iyi bir biçimde halka izah edilebilir."

Landeszeitung adlı gazetenin yorumunda ise Macron'un konuşması çerçevesinde Avrupa'nın kaderini belirleyecek olası gelişmeler irdeleniyor:  
"Almanya'daki seçim sarsıntısı Emmanuel Macron'un reform planlarını da etkiledi. Fransa Cumhurbaşkanı, Almanya'daki genel seçimden iki gün sonra yaptığı konuşma ile Hristiyan Birlik partileri ve Sosyal Demokrat Parti arasında olacağı düşünülen koalisyon pokeri öncesinde AB'nin yenilenme sürecine damgasını basmak istiyordu. Ama bunda başarılı olamadı. Ancak Macron'ın atağı, Almanya'daki olası üçlü koalisyon ortaklarına Avrupa'nın geleceğinin, iç politikadan daha büyük önem arz ettiği mesajını vermesi açısından yine de zamanında geldi. Eğer Berlin gelecekte Macron'un yeni yapılanma planlarına parasal destek vermeyi reddedecek olursa, o zaman akılcı uyum adımlarını da frenlemiş olacak. Paris de eğer bir Akdeniz ittifakına doğru yol alacak olursa, o takdirde de Avrupa projesi prensipte son bulmuş olacak. Zaman daralıyor. Almanya-Fransa motoru bu yılın sonuna kadar işlemeyecek olursa, gelecek mayıs ayında İtalya'da yapılacak genel seçim nedeniyle moturun boğulması da olası."      

Almanya'daki genel seçiminden üçüncü güçlü parti olarak çıkan sağ popülist AfD istifa haberleri ile sarsılıyor. Partinin genel başkanı Frauke Petry görevini bırakacağını açıkladı.  Frankfurter Rundschau konuyu yorum sütununa taşımış:
"Nihayet bu iş de bitti. Frauke Petry AfD'yi terk ediyor. Ona acımak gerekmiyor, çünkü Petry de partinin eski genel başkanı Bernd Lucke'yi bertaraf ederken ona acımamıştı. Şimdi ise tarih tekrar ediyor. Giderken Lucke'nin yaptığı gibi birkaç ismi de beraberinde götürüp götürmeyeceği, yeni bir parti kurup kurmayacağı bir yana, Petry de tıpkı Lucke gibi önemsizliğe mahkum olacak. Elbette 42 yaşındaki Petry kimi zaman kendinden bahsettirecektir. Petry partisi ile birlikte kışkırtıcılığı siyasi bir silah gibi kullanarak manşetlere geçiyordu. Bu nedenle seçimin hemen ertesi günü AfD'nin Federal Meclis Grubu'na dahil olmak istemediğini açıklaması, bir gün sonra da partiden istifa edeceğini açıklaması ama istifası için belirli bir tarih vermemesi boşuna değildi. Böylece hakkında çıkacak yeni haberi şimdiden garantilemiş oldu."  
Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-28.09.2017


Almanya'da seçimlerin ardından yeni Federal Meclis başkanlığına şimdiki Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble'nin aday gösterilmesi bekleniyor. Ludwigsburger Kreiszeitung Schäuble'nin aday gösterilecek olmasını olası üçlü koalisyon açısından değerlendiriyor:
"Her hükümette maliye, anahtar konumdaki bakanlıktır. Anlaşılan o ki Başbakan Merkel şimdi bu makamı olası koalisyon ortakları Hür Demokrat Parti (FDP) ile Yeşiller Partisi'ne gümüş tepside sunuyor. Merkel, Schäuble'yi kızağa çekmek suretiyle üçlü koalisyona armağan hazırlıyor. Ve bunu da daha sondaj görüşmelerine başlamadan yapıyor. Merkel, euro krizinin yeniden başgösterdiği ve dünya çapında finans politikalarında ağır kırılmaların yaşandığı bir dönemde yeni koalisyonun maliye bakanlığı konusunda çürük bir mala yaklaşır gibi bir tavır almamasını istiyor. Öte yandan bu bakanlığı isteyen ve bu konuda en fazla şansı bulunan Hür Demokrat Parti'nin de (FDP) bu görevin üstesinden gelme kapasitesinde bir halef bulması gerekiyor."

Westfälische Nachrichten gazetesi ise Federal Meclis başkanlığı için Wolfgang Schäuble'nin doğru seçim olduğu görüşünde:
"Sözünü esirgemeden söyleyen, hitabeti de iyi olan Baden-Württembergli bu politikacı, sağ popülist Almanya için Alternatif'in (AfD) Federal Meclis'e girecek olmasına verilmiş iyi bir yanıt. Schäuble'nin zengin bir siyasi deneyimi ve parlamenter otoritesi olduğu biliniyor. O bir nevi bir 'disiplin amiri' olarak meclisi tehdit eden atmosfer değişimine karşı koyacak güçte bir kişilik. Wolfgang Schäuble şimdiki meclis başkanı Norbert Lammert değil, ama yine de doğru seçim."

Mitteldeutsche Zeitung gazetesinin yorumu da aynı konuda:
"Schäuble gerçekten provokasyonlara çok meraklı olan AfD Meclis Grubu'nu hizaya getirmeyi başarabilecek ender politikacılardan biri. Onun deneyimleri, sert tavrı ve iğneleyici mizah anlayışı işe yarayabilir. Schäuble aslında muhafazakar bir politikacı. Ama belki de kaderin bir cilvesi olarak Schäuble şimdi solcuların meclisteki umut ışığı olacak. Ne kadar şaşırtıcı bir kariyer!"

Suudi Arabistan'da artık kadınların da araba kullanabilmesine izin verilecek. Frankfurter Allgemeine Zeitung bu adımın ardında ülkenin daha kapsamlı reform planları olduğu görüşünü savunuyor:
"Bin Selman, Suudi Arabistan'ı petrolden bağımsız kılmayı ve ekonomik reformlar üzerinden toplumsal değişimin yolunu açmayı istiyor. Bu hedef doğrultusunda kadınlar önemli rol oynuyor. Bu ülkede yıllardan bu yana en fazla üniversite mezununu kadınlar oluşturuyor. Gelecekte onların sadece araba sürmeleri değil, çoğunluğunun çalışma hayatına atılması da isteniyor. "2030 Vizyonu" adlı proje artık nihayet Suudi Arabistan'daki reform tıkanıklığını giderme azmini taşıyor ve ülkede Vahabilikle oluşturulan katı paktlar giderek geriletiyor. Burada söz konusu olan sosyal refah devleti yerine iktidardaki Suud Krallığı'nın yeni bir toplumsal sözleşme imzalamak istemesidir. Bu zorlu geçiş sürecinin başarıyla sonuçlanması Batı'nın çıkarınadır. Zira reform programı başarısız kalacak olursa Ortadoğu'da geriye kalan tek bölgesel güç Suudi Arabistan da başarısızlığa uğramış olacaktır. Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-29.09.2017

Almanya'da büyük halk partilerinin yoğun oy kaybetmesi ve sağ popülist Almanya İçin Alternatif'in Federal Meclis'e girmesinin şaşkınlığı devam ediyor. Böyle bir ortamda üçlü koalisyonun oluşturulması için sondaj görüşmeleri de sürüyor. Münchner Merkur gazetesi liderlerin seçimden ders çıkartmaları zamanının geldiği görüşünde:
"Seçmenin tokadının ardından Alman politikacılar 'artık bu böyle devam edemez' lafını sık kullanır oldu. Ama koltuğuna yapışan Schulz, Seehofer ve Merkel'in şamar oğlanı Kauder'e bakılacak olursa bu lafa uyan kimse yok. Ve Başbakan Merkel politikalarında neyi değiştireceğini dahi bilmiyor. En azından öyle konuşuyor. Bu tavırla öfkeli seçmen yatıştırılabilir mi? 'Bir şeyler değişsin ama bunun için hiçbir şey yapılmasın' gibi bir anlayış seçim hezimetinden sonra yanlış bir başlangıç anlamına geliyor. Bu yanlışlığı ilk kez hissedecek olan Sosyal Demokrat Parti lideri Schulz olabilir. Sadece meclis gurup başkanlığından birazcık feragat etmek ona yetmeyecektir." 

Badische Neueste Nachrichten gazetesi ise yorumunda üçlü koalisyon başarılamazsa siyasetin felç olacağını belirtiyor:
"Üçlü koalisyon sondaj görüşmelerinin daha başında rota belirmeye başladı. Sığınma ve göç politikalarının reformdan geçerilerek insanî, kaosa meydan vermeyecek, güvenlik ve öngörülebilirliği sağlayacak yeni bir politik rota amaçlanıyor. Ve Merkel'in de bu rotayı daha şimdiden kamuoyuna duyurması öngörülüyor. Fazla ortak yönleri olmayan Hristiyan Birlik partileri, Hür Demokrat Parti ve Yeşiller daha göç konusunda bile ortak bir vizyon yaratamayacak olurlarsa, o zaman gerçekten sonları gelmiş olacak ve siyasette felç durumu kalıcı olacaktır." 

Neue Osnabrücker Zeitung gazetesi ise hükümetin hızlı bir biçimde kurulacağına yönelik ümitlerin suya düştüğünü öne sürüyor:
"Sosyal Demokrat Parti ile Hristiyan Birlik partilerinin yönetimleri, kendilerine eleştiri yöneltenlerin baskısına zor dayanıyor. Parti liderleri Martin Schulz ve Horst Seehofer'in istifasını talep edenler, bu emsalsiz kötü seçim sonuçlarından sorumlu olan liderler ile yapılacak hesaplaşmanın ilk işaretleri. Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) lideri Seehofer açısından bu durum koalisyon sondaj görüşmelerine de yansıyabilir. Hristiyan Sosyal Birlik, sağ popülist Almanya İçin Alternatif'in (AfD) seçim başarısına tepki olarak daha da sağa kayabilir. Bu da üçlü koalisyon görüşmelerini epeyce zorlar. Başbakan Merkel ise partisinin aldığı tarihi oy kaybı nedeniyle o kadar zayıf konuma düştü ki, onun güçlü bir biçimde görüşmelere damgasını vurması mümkün görünmüyor. Federal Meclis seçimlerinin ertesinde hükümetin hızlı bir biçimde kurulacağına ilişkin tüm ümitler suya düşmüş gibi."

Önde gelen Alman ekonomik araştırma enstitülerinin sonbahar tahmin raporu açıklandı. Ekonomistler Alman ekonomisindeki canlanmanın devam edeceği görüşündeler. Mittelbayerische Zeitung bu raporu yorum sütununa taşımış:
"Bundan 10 ya da 20 yıl önceki tahmini sonbahar raporları ekonomide güçlü büyümeye, istihdamda artışa ve işsizlikte düşüşe işaret etse, böyle bir rapor büyük sevince yol açardı. Ama 2017'nin sonbaharında durum farklı. Büyük halk partilerinin seçmenden güçlü bir tokat yemeleri ve sağ popülistlerin de parlamentoya girmiş olmaları nedeniyle politika felç olmuş durumda. Hissiyat açısından sanki Hristiyan Batı kültürü yarın çökecekmiş gibi bir güvensizlik durumu var. Tüm ülke ikilem içinde. Objektif olarak bakıldığında ülkenin durumu iyi. Buna rağmen çok sayıda Alman neredeyse büyük bir zevk içinde kötümserlik ve karanlık gelecek tabloları çiziyor. Bu tuhaf duygusal durum Siegmund Freud'u herhalde bayağı eğlendirirdi." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-01.10.2017

Tallinn zirvesinde masaya yatırılan AB reform projesi ve Almanya'daki hükümet kurma çalışmaları hafta sonunun Alman basınında öne çıkan yorum konularını oluşturuyor.

Rheinpfalz gazetesi Almanya'daki hükümet kurma çalışmalarının uzamasının muhtemel Avrupa Birliği (AB) reformlarının uygulamaya geçirilmesi üzerindeki etkilerine değiniyor:
"AB'nin geleceğiyle ilgili somut projeler üzerinde Almanya ile Fransa'nın her zaman anlaştıkları söylenemez. AB'nin itici gücü olduğu söylenen Alman-Fransız işbirliğinin uzun süre verimli sonuçlar doğurması, iki ülkenin karşılıklı tavizlerle buldukları orta yolun diğer üyeler tarafından üstlenilmesi sayesinde mümkün olmaktaydı. Oysa şimdi Berlin'in hareket kabiliyetini yitirmiş olması nedeniyle Paris-Berlin eksenindeki uyumlu işbirliğinin aksaması söz konusu. Almanya'nın yeni hükümetine kavuşması uzun sürdüğü takdirde, gerekli reformların ertelenmesi AB açısından son derece kötü sonuçlar doğurabilir."

Lausitzer Rundschau gazetesi AB reformlarıyla ilgili yorumunda şu satırlara yer vermiş:
"Büyük başlıkları Paris atıyor, Berlin ise programın nasıl heceleneceğiyle uğraşıyor. Fransa ile Almanya'nın AB'yi geleceğe götürecek reformların somutlaştırılmasında her zaman görüş birliği sağlayacakları şüphelidir. Lakin bu hep böyle olmuştu. Trajik bir durum olduğu da söylenemez. AB şimdiye kadar iki büyük üyesinin birlikte yaptıkları hamlelerin ortakları tarafından benimsenmesi sayesinde ilerleyebilmişti. Almanya'da yeni hükümetin göreve başlamasının önümüzdeki yıla sarkabileceğine dair endişeler reform sürecinin aksamasına neden olursa, AB'yi daha iyi günlerin beklediğini söylemek zorlaşır."

Die Welt gazetesinin Hristiyan Birlik, Hür Demokrat ile Yeşiller arasında başlatılması beklenen ve partilerin renklerinden ötürü kamuoyunda "Jamaika" koalisyonu olarak adlandırılan olası ittifaka dair görüşmelere ayırdığı yorum özetle şöyle:
"Sol liberal Yeşiller ile liberal Hür Demokratların, ferdi sorumluluk, kendi geleceğini bizzat belirleme ve bürokrasi antipatisini hükümet politikasına kazandırmaları; Almanya'nın siyaset kültürü açısından önemli bir yenilik olur. İklimin korunması ve tarımda olduğu kadar eğitim ve vergi politikalarında da reşit vatandaşın velayetten kurtarılması bu iki parti sayesinde mümkün olabilir. Tarım politikasıyla enerji dönüşümünde pekâlâ piyasa ekonomisine dayalı çözümler bulunabilir. Medya organları tartışmalı konularla ilgili yapıcı çözüm önerileri üretmede adeta birbiriyle yarışıyor. Büyük koalisyondan ayrılacağını açıklayan Sosyal Demokrat Parti'nin taraftarları da sanki üçlü koalisyonun bunu başarabileceğine inanıyor gibi."

Lübecker Nachrichten gazetesi Hristiyan Birlik kanadının küçük kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik'in (CSU) çatlak sesler çıkarabileceğini hatırlatıyor:
"CSU mülteci sayısına üst sınır getirilmesi için ısrar ede dursun, diğer potansiyel koalisyon ortakları bu konuda sakıngan davranmayı tercih ediyor. FDP, Yeşiller ve hatta CDU da açıkça kırmızı çizgiler çekmekten kaçınıyor. Jamaika koalisyonunun Schleswig-Holstein eyaletinde uyumlu çalışması da bu sayede mümkün oluyor. Üç partinin liderleri Berlin'deki parti yönetimlerine adeta nasıl uyum sağlanabileceğinin danışmanlığını yapıyor. Üçlü koalisyonun başarılı olabilmesi için CSU'nun Almanya için ne kadar fedakârlık yapabileceğini göstermesi gerekir. Sırf Bavyera eyalet seçimleri için puan toplamaya kalkışırsa, Berlin'de yeni bir hükümetin kurulması zorlaşır." Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter