Alman Basını

Başlatan Sihirbaz, Mar 28, 2017, 03:14 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Çınar Çakmak

Fransız piyanist ve besteci Stephane Blet: - 10.04.2017

http://www.star.com.tr/dunya/avrupadan-utaniyorum-diyen-fransiz-isimden-carpici-aciklama-turkiyeye-karsi-korkunc-bir-senaryo-hazirlaniyor-haber-1205955/

"Fransız piyanist ve besteci Stephane Blet, Türkiye'ye karşı korkunç bir senaryo hazırlandığını belirterek, Avrupa'da insanlar Müslümanlardan korksun diye medyanın kullanıldığını ve bir Müslüman - Hristiyan savaşı çıkarılmaya çalışıldığını söyledi.
...
Türkiye üzerine kötü bir algı oluşturulmaya çalışıldığını aktaran Blet, "Böyle bir şey olacağını daha önceden görebiliyordum. Ben gerçekten Avrupa'dan utanıyorum. Fransızım ama Fransa eskisi gibi değil. Ben çok korkuyorum. Ne yapmaya çalıştıklarını çok iyi görüyorum. Avrupa'da çok kötü bir Siyonist hareket doğurmaya çalışıyorlar. İnsanlar Müslümanlardan korksun diye bütün medyayı kullanıyorlar. Müslümanlarla Hristiyanların savaşmasını istiyorlar." diye konuştu.
...
Avrupa medyasında çok abartılı haberler ve konuşmalara yer verildiğine dikkati çeken Stephane Blet, şöyle devam etti:

"Uzun zamandır Türkiye hakkında hiç iyi konuşmuyorlar. Sürekli kara propaganda yapılıyor. Bu durumlara kızıyorum. Çünkü ben Türkiye'nin nasıl bir yer olduğunu biliyorum. Fransa'da Müslümanlar da yaşıyor. Hiçbir sorun yoktu ama medya, sorun olsun diye çalışıyor. Avrupa'da ekonomi kötü ve insanların bu ekonomik korkusunu büyütmeye çalışıyorlar. Büyük bir tehlike ve kaos için yapılan çok büyük bir plan var. Ekonomi üzerinden hareket ediyorlar ve daha çok köle istiyorlar."
...
Gazeteciler doğruyu bildikleri halde, insanlar korksun diye sürekli yalan söylüyor." dedi.


1-Şu yukarıdaki haklı cümleler nedeniyle Alman ve Avrupa basınının ne yazdıklarını çok önemsemiyorum.
2-Takip ederiz , not alırız , zamanı gelince kendilerine hatırlatır ve gereğini yaparız. Mesajı Paylaş
Turkish Navy Shipbucket
http://turkishnavyshipbucket.blogspot.com/
Savunma ve Stratejik Analizler
http://rewreward.blogspot.com/

HDS

Bugün içerisinde bu konuya yazılanlarda dahi başımıza örülen çorapları anlamak için çokça bilgi var.

Almanya'nın buralardaki kendi "pipe dream" hayalleri yanında, @delenda'nın bahsettiği "milli güvenlik sorunu" fikri bence gittikçe önem kazanıyor. Zira, Almanya içerisindeki Türkiye kökenli göçmenler konusunda bir "güvenlik" kaygısını, anlayabildiğmiz kadarı ile onyıllardır taşıyor. BU sebeple, içeride örgütlenilemesin diye gerek buradan, gerekse de Almanya'nın içerisinden, mezhebi ve siyasi dallanmalara oldukça destek veriliyor, içeriye adam sokuluyor. Bu dallanmalar onlara içeride emniyet, buralarda da bir hareket alanı kazandırıyor.

Ancak, Türkler'e şu anda Almanya'da bakışın değiştiğini hepimiz görüyoruz. Bu kadar liberal(!) ve hür düşünceye önem veren memlekette algı yönetiminin nasıl bu kadar keskin olabildiğine insan şaşıyor. Enteresanı, yukarıda @delenda'nın epey detaylıca verdiği "ekonomik" dev, bir o kadar da bu konularda "ahmak" bir dev. En tehlikelisi de bu.

Bu sebeplerle, işler ciddileşiyor, cebinde parası olan, emperyal düzeneği olmayan, havaalanı inşaatını bile bir mutabakat sağlayıp ilerletemeyen, ama bir taraftan da buralarda da bir şeyler çevirmeye de çok hevesli bir "rakip"le karşı karşıyayız. Bu rakip de tüm gücü ile, onların böğründeki en büyük gücümüz olan Almanya'da yaşayan Türkler'i tasfiye etmeye çalışıyor -ve başarıyor. Mesajı Paylaş

southwater

#17
Nis 10, 2017, 12:18 ÖS Last Edit: Nis 10, 2017, 12:24 ÖS by southwater
""""
Türkiye kökenli göçmenler
""""

Bu kelime bile Almanya'nın savaşı kazandığını gösterir ki HDS abem kullanmış, enjekte etmiş yani.
Bunların topuna eskiden hep Türk denirdi, sonra Alman istosu BND türkei-staemmige diye bir unwort (kötü kelime?) yarattı.
Mezhep ve etnisite bağlamında küçük gruplara bölerek bütün dinamizmi yok etti.

Kelimeler önemli hocalarım, önce kelimelerle başlar her savaş/mücadele.
Nazilerin gazete ve karikatürleri nasıl mermi gibi adam öldürdüyse sonrasında, Almanya da bize karşı bu "power on minds" savaşını başlattı.
Soykırım mücadelesini yapmaları tesadüf değil.
Bunlarla iş tutacaksan, mahallenin bakkalını yanına alacaksın (ki pazarlık yapsın).
Alamn çatır çatır dalaşmayı sever, yarın da işine devam eder.
Büyük devlet tripleri ile olmaz, ne istiyorsan İS-TE-YE-CEK-SİN.
Onunla Afrika'da iş tutacaksan, somut öneri getireceksin; işi bitince döner sırtını yatar uyur.
(zorunlu cinsel gönderi, ehehe)

Kız arkadaşım, ödünç verdiğim bilgisayarımı bozmuştu, parasını bana ödetti.
Sonuç?
1) Alman barzodur, havuç ve sopaya saygı gösterir.
2) Türk kızları yaşasın. Mesajı Paylaş
Akıllarını güzelce kullanmayanları Allah pislik içinde bırakır!  (Yunus, 100)

HDS

 :)

Hocam, onun bakışını onun terimleri ile konuşmalıyız -diye düşünüyorum. O öyle bakıyor. Onu kaşıyor. "Türkler arasındaki çatışmalar" falan deyince Hemşinliler ile Bayburtlular kavgası gibi bir şey düşünüyor insan.  :P


Benim "Türkler" lafındaki bakışım zamanında sair kez ilettiğim gibi Alman gümrük kapısında pasaportu çıkarttığında "Türk vatandaşı" olmak gibi. Kürt olursun, Süryani olursun, Rum olursun. Mesajı Paylaş

delenda_est_carthago

#19
Nis 10, 2017, 12:31 ÖS Last Edit: Nis 10, 2017, 12:44 ÖS by delenda_est_carthago
Hocam Goebbels'in memleketinden bahsettigimizi hatirlatirim. Alman toplumu zaten teşne, Türkiye ve Almanya'daki Türkler de yeteri kadar malzeme veriyor yapılmak istenen için ne yazik ki.

"Enteresanı, yukarıda @delenda'nın epey detaylıca verdiği "ekonomik" dev, bir o kadar da bu konularda "ahmak" bir dev. En tehlikelisi de bu."


Isin kotusu Brexit'ten sonra AB'de meydan bu ekonomik dev'e  kalacak. Begenin, begenmeyin Ingilizler  ceki duzen veriyorlardi bir miktar.

Bu arada almanya'nin "emperyal duzenegi"  olmamasi Almanya'nin emperyal duzenegi olmamasi istendigi icindir ikinci dunya savasindan sonra. Almanya kadar desentralize olan, politik  gucun bu kadar dagitildigi bir ulke zor bulursunuz dunyada. Bunu da unutmamak lazim. Adamlar birlesmesin noolur noolmaz diye Thatcher ile Mitterand az mi ugrasmisti?

"J'aime tellement l'Allemagne, que je préfère qu'il y a en ait deux"  :-) Mesajı Paylaş
Dum spiro, spero

southwater

#20
Nis 10, 2017, 12:31 ÖS Last Edit: Nis 10, 2017, 12:53 ÖS by southwater
@ HDS
Estağfirullah reyizim.
Yurtdışında Türkiyeliler (aha neolojizm)

https://www.youtube.com/watch?v=KaoJKAA5IvQ


ekle afedersin: Bence tarihin en iyi piyadesi Japon, Alman ve Türk'tür.
Üçü de merkezci devlete uygun toplumlardır, toplumlardı.
Almanlar hala devlet fetişistidir, bugün bir Hitler çıksa yine ona taparlar. Mesele devlet fetişidir. Mesajı Paylaş
Akıllarını güzelce kullanmayanları Allah pislik içinde bırakır!  (Yunus, 100)

Çınar Çakmak

Bence ıskalanmaması gereken cümle şu:

Stephane Blet: "Avrupa'da çok kötü bir Siyonist hareket doğurmaya çalışıyorlar. İnsanlar Müslümanlardan korksun diye bütün medyayı kullanıyorlar. Müslümanlarla Hristiyanların savaşmasını istiyorlar."

Kuklaya değil, arkadaki kuklacıya bakmak gerek. Mesajı Paylaş
Turkish Navy Shipbucket
http://turkishnavyshipbucket.blogspot.com/
Savunma ve Stratejik Analizler
http://rewreward.blogspot.com/

HDS

" Alman toplumu zaten teşne, Türkiye ve Almanya'daki Türkler de yeteri kadar malzeme veriyor yapılmak istenen için ne yazik ki."

Haydi biz buradakiler olarak, özellikle daha "Kasımpaşalı" ekol olarak bu herifin ruhunu anlamıyoruz. Ona göre bir kıvrak iş yapamıyoruz, orada hayatını geçirmiş "Almancı" ne diye bu işlere kapılıyor belli değil. Tamam eyvallah, haklı bile olabilirsin, ama çok çapaçuluz her iki noktada da. Hiç düşmana ihtiyacımız yok.

Oysa tam aksine çok çok dikkatli adımlar atmak gereken, hakikaten de savaştaymış gibi temkinli olunması gereken günler bunlar.

Vur, bulduğun yerde vur, gerekirse tüm Alman STK'larını kapı dışarı et -ki kimilerini çoktan etmeli idin, şüphelendiklerini tut kapıya koy, içeri alma, AHL'den geri koy uçağa gönder, ama böyle salya sümük, yaka paça, kravat uçmuş, ceketin kolu yırtılmış, ayakkabı çıkmış halimiz çok fena.

Bunu "izansızlık"la falan da açıklayamayacak hale geldik artık, bu kadarını. Demek ki, hakikaten herifin canını yakabilecek bir enstrumanımız kalmamış ki yaka paça girdik. Mesajı Paylaş

Çınar Çakmak

#23
Nis 10, 2017, 01:05 ÖS Last Edit: Nis 10, 2017, 01:07 ÖS by Çınar Çakmak
Derdimiz Almanlar veya Avrupa ile kavga etmek değil ki. onlara karşı hiç bir enstrumanı henüz kullanmadık.

Derdimiz kuklacı ile. Almanlara ve Avrupalılara bu hareketi yaptıranlara , yapmak zorunda bırakanlara odaklanmalı. Mesajı Paylaş
Turkish Navy Shipbucket
http://turkishnavyshipbucket.blogspot.com/
Savunma ve Stratejik Analizler
http://rewreward.blogspot.com/

delenda_est_carthago

#24
Nis 10, 2017, 01:12 ÖS Last Edit: Nis 10, 2017, 02:08 ÖS by delenda_est_carthago
"Haydi biz buradakiler olarak, özellikle daha "Kasımpaşalı" ekol olarak bu herifin ruhunu anlamıyoruz. Ona göre bir kıvrak iş yapamıyoruz, orada hayatını geçirmiş "Almancı" ne diye bu işlere kapılıyor belli değil. Tamam eyvallah, haklı bile olabilirsin, ama çok çapaçuluz her iki noktada da. Hiç düşmana ihtiyacımız yok."

Hocam senin bahsettigin "orada hayatini geciren almanci" profili aslinda hayatini orada gecirmiyor zaten sorun orada. Yahu 40 yildir almanya'da yasayip iki kelime almanca konusamayan insanlar tanidim ben oradayken. Adam turk manavinda calisiyor, turk gazetesi okuyor, turk televizyonu seyrediyor, turkiye'deki koyunden kiz getirip oglunu evlendiriyor vs.. ha Dudullu'da ya da ne bileyim Sultanbeyli'de yasamis ha Kreuzberg'de ya da Neukoelln'de farketmiyor yani.  Bu tip  insanlar da (ki aslinda bence Almanya'da yasayan turklerin cogunlugu degiller, ama ciddi bir miktari boyle) dogal olarak stereotipik malzeme oluveriyorlar ister istemez.
Mesajı Paylaş
Dum spiro, spero

Sihirbaz

#25
Nis 10, 2017, 07:54 ÖS Last Edit: Nis 11, 2017, 04:10 ÖS by Yönetim
Kaynak Deutsche Welle-11.04.2017

Münchner Merkur gazetesi ABD'nin Suriye'deki bir hava üssünü bombalamasını şu şekilde yorumluyor:
"Trump "Önce Amerika" söyleminin kendilerine güç fantezileri için bir hareket alanı sağlayacağını düşünen herkese bir sinyal göndermiş oldu. Bu, Rusya ya da Çin'in kendilerini çok fazla güvende hissetmemelerini sağlayan (ve aynı zamanda iç siyasette eleştirmenlerini Moskova ile ilişkiler nedeniyle savunma pozisyonuna sokan) uyarı atışı niteliğinde bir "öngörülemezlik doktrini". Trump'ın bir dünya polisi olacağını gösteren işaretlerin sayısı az. Ama herkese Washington'un gelecekte de müdahalelerde bulunacağını ortaya koymuş oldu. Bunun nasıl olacağı ise belli değil."

Frankfurter Rundschau gazetesi Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in Suriye konusundaki dış politik yaklaşımını şu sözlerle eleştiriyor:
"Sigmar Gabriel Han Şeyhun'daki zehirli gaz saldırısı ve Amerikalıların misillemesinin tarafları tekrar müzakerelere yönelteceğini, bunun en başta da Rusların vesayetleri altındaki Esad'ın orta vadede düşmesine izin vermesini umuyor. Bunun işlemesi mümkün olabilir. Ama bu muhtemel değil. ABD Dışişleri Bakanı Tillerson ülkesinin yine kendini "tüm dünyada masumlara karşı suç işleyenlerden hesap sorma" hedefine adadığından söz ediyor. Ürdün Kralı Abdullah, Batı'nın Kırım'ın ilhakıyla ilgili eleştirisinden vazgeçmesi halinde Rusların Suriye meselesinde yine daha esnek bir görünüm sergileyebileceğini belirtti. Bu korkunç bir ticaret olur. Ama Trump bu konulardan biraz olsun anlıyor."

Mısır'da iki Kıpti kilisesinin bombalanması Alman basınındaki yorumlarda da geniş yer tutuyor. Neue Osnabrücker Zeitung Mısır Devlet Başkanı Abdülfettah El Sisi yönetiminin zorda olduğu yorumunu yapıyor:
"Abdülfettah El Sisi istikrarın güvencesi olarak iktidara geldi. Generalin Mısır'ı krizden nasıl çıkartacağına dair etkin bir planı ise belli ki yok. Kıpti azınlığa yönelik saldırılar bunun bir işareti. Her yıl Mısır'ın nüfusu yaklaşık 2 milyon artıyor. Aynı zamanda siyasi yönetim ekonomiyi sağlam bir temele oturtmayı başaramıyor. Yatırımcıları istikrarsız durum korkutuyor, finansör Suudi Arabistan'da ise para eskisi kadar serbest değil. Turizmde de bir iyileşme yok. El Sisi bu girdabı durdurmayı başaramazsa Mısır'ın geleceği karanlık gözüküyor. İnsanlık medeniyeti açısından böylesine önemli bir ülkenin kaos ve yoksulluğa batması trajik olur."

Uluslararası Af Örgütü'nün idam cezası ile ilgili yıllık raporu sebebiyle Nürnberger Nachrichten gazetesinde idam cezaları ile ilgili bir yorum var. Yorumda Türkiye'de idam cezasının yürürlüğe girme ihtimali ürkütücü olarak tanımlanıyor:
"İdam cezası ile ilgili olarak tam da şu anda bize farklı gerekçelerle oldukça yakın olan iki ülkede endişe verici bir gelişme yaşıyoruz. Örnek bir: Türkiye. 2004 yılında idam cezasını kaldırdı, son idam bundan yaklaşık 20 yıl önce infaz edilmişti. Ama ülkede cezanın yeniden yürürlüğe konması çok mümkün. Örnek iki: İdam cezasının insanlar tarafından geleneksel olarak meşru olan en yüksek ceza olarak görüldüğü ABD. Burada özellikle ürkütücü olan şu anda olduğu üzere seri halde infazların uygulanıyor olması. Hem de oldukça banal olandan tasavvur edilebilir olana kadar farklı gerekçeler söz konusu. Cezaevlerinde zehirli iğne için gerekli ilaçların son kullanma tarihlerinin sona ermesi gibi. Hemen hemen hiçbir ilaç şirketi artık bu amaç için üretimde bulunmuyor."

http://www.dw.com/tr/m%C3%BCnchner-merkur-trump%C4%B1n-%C3%B6ng%C3%B6r%C3%BClemezlik-doktrini/a-38374773 Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-12.04.2017

Türkiye'deki anayasa değişikliği referandumu için geri sayım devam ederken Alman basını da gelişmeleri yakından takip ediyor. Berlin'de yayımlanan Die Welt gazetesinin yorumu şöyle:
"Peki, ya referandum başarısız olursa? Cumhurbaşkanı o zaman mümkün olduğu kadar yakın bir tarihte erken seçimlere giderek, anayasa değişikliklerinin hayata geçirilmesinin önünü açacak olan üçte ikilik çoğunluğa ulaşmaya çalışacaktır. Bu ise, en yüksek düzeyde istikrarsızlığın ve güvensizliğin hakim olacağı bir senaryo olacaktır. İktidar teknokratı Erdoğan, farklı görüşte olanlara yönelik baskı politikasını daha da yoğunlaştıracak, Yeni Osmanlıcılığı tetiklemeye devam edecek, milliyetçiliği ateşleyecek ve toplumda kutuplaşmaya oynayacaktır. Avrupa Birliği ile gerilim de geçici olarak artacaktır. Genelde pek söz dinlemeyen Avrupalılar, dış kaynaklı tehditkar karanlık güçler kurgusuna gayet iyi uyuyor. Ama Erdoğan er ya da geç yine Avrupa'nın kollarına geri dönecek, zira Avrupasız bir Erdoğan hayatta kalmayı başaramaz. Tek seçeneği var, o da Avrupa."

Uluslararası Af Örgütü, 2016 yılında infaz edilen idam cezalarının sayısının azaldığını ancak idam cezasına çarptırılanların sayısının arttığını açıkladı. Mindener Tageblatt bu istatistikleri, Türkiye'deki idam cezası tartışmalarını da içine katarak değerlendiriyor:
"ABD gibi ülkelerin, arkaik ve anlamsız idam cezasından vazgeçmeye yanaşmaması, Hristiyan Batı kültürü için medeni bir utanç. Çin gibi bir ülkenin, resmi veriler olmasa bile, infaz sayılarını daha da artırmış olması, hem iktidarın insan onurunu hiçe sayan tutumunu hem de bu cezanın suçtan caydırma potansiyelinin (o da varsa tabii) ne kadar düşük olduğunu gösteriyor. Türkiye gibi bir ülkenin, hem de siyasi suçlar nedeniyle -  ya da rejimin siyasi olarak nitelendirdiği suçlar yüzünden - yeniden idam cezasını getirmek istemesi, daha önce idrak edilen tüm noktaların artık hiç kale alınmaması anlamına geliyor. Devlet eliyle insan öldürülmesinin ceza olarak uygulanması, hatta bazı yerlerde dinin gerekçe gösterilmesi, bir toplumdaki insanlık dışı zihniyetin göstergesi."

İtalya'da bir araya gelen G7 dışişleri bakanları, Rusya'ya Suriye'deki nüfuzunu kullanması çağrısı yaptı. Frankfurter Allgemeine Zeitung konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Batı, yeni bir hamleyle Suriye'deki krizin ortak çözümü için Rusya'yı kazanmak istiyor. Geçen yıllarda benzeri girişimler hep başarısızlığa uğramıştı. G7 dışişleri bakanlarının Rusya'ya çağrısı, süreci hareketlendirebilir. Zira, kimyasal silah kullanmaktan çekinmeyen Esad yönetimindeki bir Suriye'nin uzun vadede stratejik bir kazanç yerine bir yük olacağı görüşü, Kremlin'de giderek yerleşiyor. İran, Tahran-Şam-Beyrut hattındaki 'Şii eksenini' ayakta tutabilmek için Esad'a destek vermeye devam etmek zorunda. Ancak Rusya için, Suriye'deki angajman ancak Moskova'nın bu ülkeyi Suudi Arabistan gibi ülkelere uzanan bir köprünün ayağı olarak kullanabilmesi halinde anlam taşıyor. Ama Kremlin'in bunun için Esad'ı kurban etmesi gerekecek."
Geçen hafta ABD'nin Suriye'de bir hava üssünü vurması, gündemin en önemli maddelerinden biri olmuştu. Beyaz Saray'dan yapılan son açıklamada ise, 'Başkan Donald Trump'ın Suriye'de başka saldırılara da onay vermeye açık olduğu' bildirilmişti.

Stuttgarter Zeitung da yorum sütununda Washington'ın dış politikasını masaya yatırıyor:
"ABD Başkanı'nın müdahalelere karşı çizgisinden radikal dönüşünün üzerinden yaklaşık bir hafta geçti, ancak bu dünya gücünün gelecekteki dış politika rotası konusunda tam bir belirsizlik hakim. Trump'ın sessizliği, sözcüsünün ağdalı sözlerle doldurmaya çalıştığı bir vakuma yol açtı, kabine üyelerinin ise çelişkili açıklamalar yapmalarına neden oluyor. Bir gün Suriye diktatörü Esad'ın devrilmesi en önemli hedef olarak tanımlanırken, diğer bir gün IŞİD'in yenilmesi ilk sıraya geçiyor. ABD bir yalnız kimyasal silahlar kullanılırsa müdahale edeceğini açıklıyor, bir masum siviller öldürülürse. Savaş ve barış hakkındaki kriterler konusundaki kakafoni tedirgin edici."

http://www.dw.com/tr/die-welt-erdo%C4%9Fan%C4%B1n-tek-se%C3%A7ene%C4%9Fi-var/a-38390923 Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-13.04.2017

Alman basınındaki yorumlarda ABD'nin dış politikası ile UEFA Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde salı akşamı oynanacak olan Borussia Dortmund - Monaco maçı öncesindeki saldırı ön plana çıkıyor.

Münih'te yayımlanan Süddeutsche Zeitung'daki yorumda ABD ile Rusya arasındaki ilişkiler ele alınıyor.
"Washington ile Moskova arasındaki ilişkilerde endişe verici olan şey, aşırı uçlara yakınlık. Dostluk ve savaş arasında sadece ince bir çizgi kalmış gibi görünüyor. İkisi arasında kalan hareket alanı bir şekilde daralmış durumda. Bu, bilindiği üzere diplomasiye ait bir alan. Burada, çok hoşlarına gitmese bile her iki tarafın da kabullenebileceği çözümler ele alınır. Savaş olmasını kimse istemiyor ama Donald Trump ve Vladimir Putin arasında bir dostluk ilişkisi de pek rahatlatıcı bir fikir değil. Uzaktan birbirlerine gönderdikleri övgüler ve sonrasında gelen suçlamaların ardından ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Çarşamba günü Moskova'ya işte bu geriye kalan alanda neler yapılabileceğini görmeye gitti."

Baden Baden merkezli Badisches Tagblatt gazetesindeki yorumda ise ABD Başkanı Donald Trump'ın izlediği dış politika irdeleniyor.
"Geçen hafta gözlemcilerin çoğu yeni ABD hükümetinin hızla yeni bir şey öğrendiği konusunda hem fikirdi. Esad'ın silah depolarına yönelik hava saldırısı ile ABD hükümeti dış politikada hızlı bir kursu tamamlamış ve Trump'ın seçmeninin çoğunun istemediği bir şekilde- daha önce üstlenmiş olduğu dünya jandarmalığı görevine yeniden dönmüş oldu. Ancak bu noktada da bazı kuşkular mevcut. Zira Donald Trump ve ekibi hâlâ dış politikada güvenilir ve şeffaf bir çizgiyi aratacak gibi görünüyor. Washington'dan birbiriyle çelişen mesajlar geliyor. Trump hâlâ sorumluluk taşıyan bir ABD Başkanına uygun bir tutum ve dille yönetmiyor. Uluslararası siyasete yönelik açıklamalarında ne kadar ciddi olduğunu ise Washington'daki Trump uzmanları bile bilmiyor."

Frankfurter Allgemeine Zeitung'da Almanya'da Salı akşamı Borussia Dortmund oyuncularını taşıyan otobüsü hedef alan saldırıya ilişkin şu satırlar dikkat çekiyor:
"Borrusia Dortmund futbolcularının hayatlarına yönelik saldırıdan sadece bir gün sonra sahaya çıkmaları büyük saygıyı hak ediyor. Bu Almanya'da Paskalya Yortusu öncesindeki haftayı kan gölüne çevirmek isteyenlere verilecek en iyi yanıt. Özgür ve açık toplumların kaçınılmaz savunmasızlıklarına rağmen her türlü teröristin sindirme denemelerine boyun eğmeleleri gerekiyor. Bu nedenle de emniyetin, istihbarat servislerinin ve yargının mümkün olabildiğince hazırlıklı olması ve siyasiler tarafından desteklenmesi gerekiyor. Buna rağmen bu her saldırının önlenebileceği anlamına gelmiyor. Ancak önlenen her saldırı, engellenen her saldırgan vatandaşların, devletin güvenliği sağlamak için hukuk çerçevesinde elinden geleni yaptığı konusundaki düşüncesini güçlendirecek."

Kölner Stadt-Anzeiger gazetesinde ise UEFA Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde salı akşamı oynanacak olan Borussia Dortmund - Monaco karşılaşmasının düzenlenen saldırı nedeniyle çarşamba gününe ertelenmesi eleştiriliyor.
"Saldırı sonrasında maçın bir gün sonrasına ertelenmesi futbolcular ve ilkeler açısından soru işaretleri yaratan bir karar. Eylemin arka planı açıklığa kavuşmadığı sürece olası tehlikelere ilişkin mantıklı tahminler yürütmek mümkün değil. Ancak görünen o ki, bu tür düşüncelerin ticari çıkarların karşısında pek şansı yok. Gösteri devam mı etmeli? Bu da pek iyi bir mesaj değil." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-14.04.2017

Türkiye'de başkanlık sistemine geçişi öngören anayasa değişikliklerinin oylanacağı referandum için son hazırlıklar yapılırken Alman basını da gelişmeleri yakından takip ediyor. Frankfurter Allgemeine Zeitung'un yorumu şöyle:
"Olabildiğince eşitlikten uzak ve Türk toplumunu hiç görülmediği derecede kutuplaştıran bir seçim kampanyasının ardından seçmenler bu pazar 1923'te kurulan cumhuriyet tarihinin en kapsamlı yeniden yapılanması için sandık başına gidecek. Şeklen, Cumhurbaşkanı Erdoğan'a benzeri ülkelerin başkanlarına verilenin çok üzerinde yetki veren bir başkanlık sistemine geçiş ile parlamenter demokrasiye devam arasında seçim yapılacak. Ancak 'evet' veya 'hayır' ile sadece anayasa değişiklikleri oylanmayacak aslında. Zira dolaylı da olsa Türkler, başka temel noktalarda da karar verecek. Seçmenler, Batı ile ilişkilerin koparılıp koparılmayacağına, Erdoğan'ın fiilen 2029'a kadar iktidarda kalmasına onay verilip verilmeyeceğine ve keyfi idare altında mı yoksa bir hukuk devletinde mi yaşamak istediklerine yanıt verecek."

Karlsruhe'de çıkan Badische Neueste Nachrichten gazetesinin yorum sütununda da şu satırları okuyoruz:
"Anayasa reformunun muhalifleri seslerini duyurabilmekte zorlandı. AKP içinde bile TBMM'nin zayıf düşeceği ve geniş kapsamlı yetkilerin tek bir kişinin elinde toplanacağı yeni sistem büyük coşku yaratmıyor. Erdoğan kazansa bile, bu şanlı bir zafer olmayacak. Devletin yeniden yapılandırılmasını geniş bir toplumsal uzlaşma olmadan hayata geçiren Cumhurbaşkanı, bu yüzden başkanlık sistemiyle yönetilen cumhuriyetin meşruiyetinin sorgulanması ile karşı karşıya kalacak."

Leipziger Volkszeitung ise, Türkiye'deki gelişmelerin dünyanın farklı ülkelerindeki gelişmeler ile paralellikler sergilediğine dikkat çekiyor:
"Türkiye özel bir vaka, ancak orada da artık birçok yerde gözlemlenen bir olgu söz konusu: Çağ zorlaştıkça, yanıtlar da basitleşiyor. Evet mi, hayır mı? Gün, basitleştirenlerin günü. Bu akımın en önde gidenleri ise Erdoğan, Trump, Putin, Orbán ve Kaçinski. Hepsi, bu görevde olmalarının neredeyse doğal hakları olduğuna inanıyor. Kuvvetler ayrılığı ise, bu isimler tarafından daha çok ayak bağı olarak algılanan bir prensip. Bu yüzden de önemli misyonlarını yerine getirmeye çalışırken engel oluşturmaması için bu prensibi ya tamamen ortadan kaldırıyorlar, ya da bu yönde çaba sarf ediyorlar."

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın referandum öncesi katıldığı bir televizyon programında, İstanbul'da tutuklu Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel'in Almanya'ya iade edilmesinin söz konusu olmayacağını söylemesi Almanya'da geniş yankı uyandırdı. Halle kentinde çıkan Mitteldeutsche Zeitung konuyla ilgili şu yorumu yapıyor:
"Bu, Erdoğan için uygulamaya koyduğu A planı. Kampanya sırasında kullandığı üslup, Avrupa'ya yönelik hakaretler ve 2016 yazındaki darbe girişiminden sonra karşıtlarına yönelik tutunduğu insafsız tavrı bunun göstergesi. Türkiye Cumhurbaşkanı bu çizgiyi kendi belirledi ve şimdi istese de bundan sapması mümkün değil. Aksi, kendi açısından inandırıcılığını yitirmek anlamına gelecektir. Yücel vakasında fikir değiştirmesi ve kendisini bazen merhametli bir politikacı olarak gösterecek bir tavır takınması, yani B planı, görünüşe göre hiç masaya gelmedi bile." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-17.04.2017

Almanya'da bugün Paskalya tatiline denk geldiği için gazeteler yayımlanamadı. Ancak gazetelerin internet portallarındaki yorumların hemen hepsi Türkiye'deki referandum sonuçlarıyla ilgili.

Die Welt gazetesinin Daniel-Dylan Böhmer imzalı yorumu "Erdoğan'ın Bu Zaferi Yenilgidir" başlığını taşıyor. Yorum, "Tüm kanallarda Cumhurbaşkanı, diğer yanda gözü korkutulan kaşı taraf. Buna rağmen seçmenin yarısı ona onay vermedi. Erdoğan halkın ona tam hareket serbestîsi tanıdığı, herkes tarafından takdir edilen bir iktidar sahibi değil" ifadeleriyle başlıyor. Devamında ise şu satırlar öne çıkıyor:
"İlk bakışta Erdoğan'a, tamamen onun kişiliğine verilmiş bir Evet var. Ancak ikinci kez bakıldığındaysa bu zaferin bir yenilgi olduğu görülüyor. Erdoğan neredeyse bir yıldan bu yana halkını 'Evet'e zorladı; tehditler savurdu, uyarılarda bulundu, ikaz etti, yüz binlerce memur, öğretmen, yargıcın görevine son verdi, yüzden fazla gazeteciyi tutuklattırdı, neredeyse tüm eleştirel medya kuruluşlarını kapattırdı ya da yok etme noktasına getirdi ve onlar da sonunda hükümetin atadığı kişilere teslim oldular. 'Hayırcıların' kamuoyu önünde sesini duyurmasını büyük oranda engelledi, Kürt bölgelerini boşalttırdı, en güçlü siyasi hasımlarını ise yurt dışına çıkmaya zorladı. Muhalefeti gruplar halinde ceza evlerine gönderdi. Anayasa değişikliğine karşı çıkanları terörist diye karaladı, Türklerin dünya çapında kendilerini tehdit altında hissetmeleri için diplomatik krizlere yol açtı. Ve ortaya çıkan sonuç: Kıl payı bir fark. Seçim mücadelesi adil ve olağanüstü hal şartları altında yapılmamış olsaydı, Erdoğan büyük olasılıkla dramatik bir biçimde yenilgi almış olurdu. Dünyanın hiçbir parlamentosu anayasa değişikliğini bu kadar zayıf bir çoğunluğa dayandıramaz. Erdoğan, halkın kendisine tam hareket serbestîsi tanıyacağı, herkes tarafından takdir edilen bir iktidar sahibi değil ve hiçbir zaman olamayacak. Geleceğin anayasasında hangi maddeler olacak olursa olsun, şimdi bu durum tescillenmiştir."

Spiegel Online'da "Bölünmüş Ulus" başlıklı, Hasnain Kazim imzalı yorumda ise şu satırlar dikkat çekiyor:
"Türk seçmen güçlü bir Cumhurbaşkanı, yani eski güçlü Osmanlı rüyası yönünde kararını verdi. Ancak sonucu çok küçük bir fark belirledi. Seçmenin yarısı 'Hayır' dedi. Anlaşılan o ki Türkiye büyük bir olasılıkla resmen Atatürk'ün gösterdiği yoldan farklı bir yol izleme kararı aldı. Bu yöndeki kararı Türkiye'nin hakkıdır. Ama Erdoğan'ın planlarına 'Evet' demek, AB'ye 'Hayır' demek ve Batı yanlısı rotadan ayrılmak anlamına gelmektedir. Uzun vadede Türkiye'nin hangi geleceğe doğru yol alacağı belirgin değil. Referandumun kıl payı sonuçlanmış olması, toplumun derinden bölünmüş olduğunu gözler önüne seriyor. Türkiye toplumuna sadece yeni bir yolda bol şans dilemek kalıyor."

Frankfurter Allgemeine Zeitung'daki Michael Martens imzalı yorumda ise "Vahşi Erdoğanistan'da" başlığı kullanılmış. Yorumun alt başlığında, "Türk seçmen Türkiye'nin yeniden yapılandırılmasına ve cumhurbaşkanına daha fazla güç sağlayacak bir başkanlık sistemine 'Evet' dedi, ancak Erdoğan'ın istikrar vaatleri yanıltıcı çıkabilir" ifadelerine yer veriliyor: 
"Pazar günkü halk oylamasında Türk seçmen çok küçük bir oy farkıyla kendi siyasi sistemini tahrip etme hakkını kullandı. Şimdi Erdoğan ve onun iktidar makinesi konumundaki AKP için olağanüstü hal koşullarında, yüzlerce muhalifin ve gazetecinin tutuklandığı, adil olmayan bir seçim mücadelesinde, tüm güçleri ve devletin de tüm olanaklarını seferber ederek bir başarı almış görünüyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Başbakan Yıldırım ve rejim yanlısı medya, 'Hayır' oyu verecekleri teröristler ile ilişkilendirdiler ya da doğrudan terörist ilan ettiler. Peki, ama neredeyse yüzde 49'u 'teröristlerden' oluşan bir toplum istikrarlı olur mu? Yeni anayasa Erdoğan'ın vaat ettiği gibi istikrarı sağlayabilecek mi, bu belli değil."

Süddeutsche Zeitung'un internet portalındaki Mike Szymanski imzalı haber-yorum "Kendisi ile mücadele eden bir ülke" başlığını taşıyor. Alt başlıkta ise "Erdoğan taraftarları bu kıl payı sonucu büyük bir zafer gibi kutluyor. Ancak ülkenin büyük bir bölümü geleceğinin elinden alındığı hissine kapılacaktır" deniyor. Yorumda şu görüşlere yer veriliyor:   
"Referandumun sonucu ülkenin kendisiyle nasıl mücadele ettiğini de gösteriyor. İnsanlar birlikte yaşamak zorundalar. Ama bunun oldukça güçleştiği anlaşılıyor. Çünkü ülkenin büyük bir bölümü şu anda geleceğinin elinden alındığı hissine kapılmış olsa gerek."

Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter