Alman Basını

Başlatan Sihirbaz, Mar 28, 2017, 03:14 ÖS

« önceki - sonraki »
Aşağı git

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-28.03.2017

Türkiye dışında yaşayan Türk vatandaşları anayasa değişikliği referandumu için 27 Mart'tan itibaren oy vermeye başladı. Volksstimme adlı gazetede şu satırları okuyoruz:

"Almanya'da yaşayan yüz binlerce Türk 9 Nisan'a kadar Türkiye'deki anayasa referandumu için oy kullanacak. Almanya'da 1 milyon 400 bin Türk oy kullanma hakkına sahip ve Türkiye dışındaki hiçbir ülkede Türk seçmen sayısı bu kadar yüksek değil. Geçen seçimlerde iktidardaki AKP çok başarılıydı. Herhalde bu defa da farklı olmayacak. Birçok Türk için güçlü bir anavatan buradaki ikinci vatandan daha önemli. Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan bakanlarını seçim kampanyası için buraya gönderdi. Ancak Nazi benzetmeleriyle Erdoğan ölçüyü kabul edilemeyecek bir biçimde kaçırdı. Eğer Türk milliyetçiliği üç, dört nesilden sonra hala bu kadar derinlerdeyse, o zaman camilerdeki cemaatlerde neler olup bittiğinin artık açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Camilerde hükümetin kontrolü altındaki DİTİB (Diyanet İşleri Türk İslam Birliği) aktif. Bu kuruluşun imamları Türkiye'den görevli olarak buraya geldiği müddetçe Almanya'da paralel toplumlar varlığını sürdürmeye devam edecektir."

Almanya'da Saarland eyaletinde yapılan seçimleri Başbakan Merkel'in partisi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) açık farkla kazandı. Yeni lider Martin Schulz yönetimindeki Sosyal Demokrat Parti ise hayal kırıklığı içinde. Almanya'daki süper seçim yılı açısından önemli bir gösterge olarak algılanan Saarland seçimine ilişkin Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin yorumu şöyle: "Martin Schulz için eğlence dönemi şimdilik sona erdi. Schleswig-Holstein ve Kuzey Ren Vestfalya eyaletlerindeki seçimlerden ve daha da önemlisi eylül ayındaki genel seçimden önce Sosyal Demokrat Parti'nin eğlenceyi bırakıp iktidara yönelik iş yapmasının daha önemli olduğunu kavraması gerekiyor. Schulz için bunu kavramak çok kolay olmayacak. Çünkü Schulz, partisini kısa sürede harekete geçirebildi ve başbakan olarak iktidara gelmesinin önemi konusunda partilileri inandırdı. Ama iktidar olabileceğine, iktidarı şimdiki başbakandan daha iyi yönetebileceğine ilişkin kanıtı siyasi hayatında gösterme imkânını şimdiye kadar bulamadı, hatta bu kanıtı belediye başkanı iken bile gösteremedi."

Rusya'da hafta sonu yolsuzluk olaylarının protesto edilmesi amacıyla düzenlenen gösterileri organize eden muhalif politikacı Aleksey Navalni 15 gün hapis ve para cezasına çarptırıldı, çok sayıda gösterici de gözaltına alındı. Landeszeitung gazetesinin bu konudaki yorumu şöyle: "İnsan gözlerine inanamıyor: Dev doğal rezervleri sayesinde aslında bir geleceğe sahip olması gereken, ABD ile aynı göz hizasında bulunan, cezaya maruz kalmadan sınırlarını genişleten, siyasi hasımlarının seçimlerini manipüle eden ve Ortadoğu'ya dizayn verebilen bir devlet, gençleri baş kaldırdığında onları hemen copluyor. Yıllar sonra yeniden canlanan muhalefete ve güvenlik güçlerinin aşırı tepkisine bakılacak olursa, Putinciliğin ülkede o kadar da güçlü olmadığı anlaşılıyor. Marks ve Lenin devrim öncesi dönemde halkta bir kaynaşma olduğunu fark etmişti. Ve Rus tarihinin de kanıtladığı gibi bu hoşnutsuzluğun coplarla bertaraf edilmesi mümkün değil."

Nordwest-Zeitung adlı gazetenin Rusya'daki yeni protesto hareketine ilişkin yorumunda ise şu satırları okuyoruz:  "Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in asabîleşmesi anlaşılabilir bir şey. Zira devlet başkanlığı seçimine bir yıla kala Putin'e rakip  aday olacak ve iktidara yönelik eleştirileri ile tanınan Aleksey Navalni ülkenin şimdiye kadarki en büyük protesto gösterilerinden birini organize etti. Bu gösterilerin iki önemli niteliği var: Birincisi gösterilere katılım sadece Moskova ve St. Petersburg gibi metropollerde değil, şimdiye kadar Putin'e destek olan taşrada da oldu. İkincisi, çok sayıdaki genç gösterici, Rusya'da sistemin dönüştüğü perestroyka döneminden sonra politize olmuş, toplumsal perspektifler talep eden ve devletin yönlendirmesine ve haksızlıklara artık izin vermek istemeyen yeni bir neslin ortaya çıktığını gösteriyor."

http://www.dw.com/tr/volksstimme-bir%C3%A7ok-t%C3%BCrk-i%C3%A7in-anavatan-ikinci-vatandan-%C3%B6nemli/a-38150221 Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-29.03.2017

Almanya'da Gülen yapılanması ile bağlantı içinde olduğu iddia edilen Türkleri izlediği ve oluşturduğu listeyi de Almanya'nın dış istihbarat teşkilatı BND'ye verdiği yönündeki iddiaların yankıları sürüyor. Alman Federal Başsavcılık suçlamalara ilişkin olarak soruşturma başlattı. Konuyla ilgili Frankfurter Rundschau gazetesinde şu yorumu okuyoruz: "Almanya'da Gülen yandaşı olduğu iddia edilen kişiler hakkında casusluk yapmak ve Alman yetkililerin bu konuda işbirlikçi görevi göreceğini ummak kabul edilemez bir durum. Olay, gergin olan ikili ilişkilerde yeni bir zehir anlamına geliyor. Zaten DİTİB imamları da Erdoğan muhalifleri hakkında casusluk suçlamalarıyla karşı karşıya. Son gelişme, iki ülke arasındaki uçurumun ne kadar derin olduğunu gösteriyor."

Frankfurter Allgemeine Zeitung adlı gazete de gelişmeleri şöyle değerlendiriyor:
"MİT'in faaliyetleri konusundaki skandal, Erdoğan'ın nasıl uzun ve karanlık bir tünelde hareket ettiğini gözler önüne seriyor. Zira Alman güvenlik birimlerinin Alman topraklarında casusluk yapmaları için Türk istihbaratına destek vermeye hazır olduklarını düşünebilmek için, algıyı bu derece kısıtlayan bir tünelde olmak lazım. Türkiye'nin otoriter bir rejime dönüşmesinin burada yaşayan Türkler ve Türk kökenli Almanlar üzerinde nasıl bir etki yaratacağı konusunda Alman siyasetinin dikkatli olması gerek. Türk istihbarat teşkilatlarının faaliyetleri burada savuşturulması en kolay konu. Erdoğan diktatörleştikçe onu daha çok tutan yandaşları, Almanya'nın iç huzuru için çok daha büyük bir tehlike oluşturabilir."

Darmstädter Echo adlı gazetede ise şu yorumu okuyoruz:
"Recep Tayyip Erdoğan ülkeyi başkanlık sistemine götürecek referandumu kazandığı takdirde Türkiye açık cezaevine dönecek. Bu zaten korkunç. Ancak daha da korkuncu, Erdoğan'ın casuslarının özel yöntemleriyle bir yandan gerekli yandaşları toplamaları bir yandan da olası muhalifleri tehditle susturmaları olacaktır. Gülen Hareketi de sırf masumlardan oluşmuyor, ancak Ankara hükümeti hâlâ başarısız olan darbe girişiminin ardında Gülen yandaşlarının olduğu yönünde inandırıcı bir kanıt sunabilmiş değil. O yüzden MİT'e yönelik suçlamalar, AKP'li bakanların Almanya'da referandum toplantılarıyla bağlantılı olarak koparılan gümbürtüden çok daha ağır."

Südwest-Presse adlı gazetede ise şu satırları okuyoruz: "MİT Başkanı Alman dış istihbarat teşkilatı BND'nin başındaki meslektaşına bir liste veriyor. Gücendirici talep de şu: Alman casuslar, en azından listedeki kişilerin Gülen Hareketi'ne üye olup olmadığını öğrensin. Yanlış adres, Bay Erdoğan. BND sadece yurtdışında casusluk yapar. Sorumlu adres Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı olacaktı. Yanlış gerekçe: Ankara hâlâ darbe girişiminin arkasında Fethullah Gülen'in olduğunu kanıtlayabilmiş değil. Yanlış hak iddiası: Alman yetkililer için, Alman Anayasası'na aykırı davranmadıkları sürece olası veya gerçek Gülen yandaşlarını gözetlemeleri için hiçbir gerekçe yok. Yanlış varsayım: Türkiye ile Almanya NATO'da müttefikler. Ancak bu kesinlikle, Berlin'in Ankara'da yazılmış bir marşı çalacağı anlamına gelmiyor." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-30.03.2017

Süddeutsche Zeitung'daki yorumda Almanya'da Milli İstihbarat Teşkilatı'nın Gülen yanlısı olduğu iddia edilen kişilerin yanı sıra Alman siyasetçileri de izlediğinin ortaya çıkması ele alınıyor:
"Almanya'da iç huzur büyük önem taşıyor, ancak bu huzur Türklere, Türkiye kökenli Almanlara ve siyasetçilere yönelik muhbirlikle tehlikeli bir şekilde bozuldu. Burada söz konusu olan genel olarak ülke huzurunun bozulması. Türk istihbarat birimlerinin, Almanya'da muhbir ve ajanlardan oluşan geniş bir ağ kurduğu anlaşılıyor. Federal savcılığın soruşturması sırasında bilinen ve bilinmeyenlerin, bu ağın nerede düğümlendiğinin ve Türk istihbaratının Almanya'da hangi yapıları kullandığının aydınlığa kavuşturulması gerekiyor; burada elde edilen bulgular da yeni soruşturmaların yolunu açabilir. Elbette soruşturma şans eseri sadece imamlara ve cemaatin önde gelen isimlerine yönelik olmayacak, ancak sonunda cezai bir yaptırımın da olması şart."

Berlin'de yayımlanan Tagesspiegel gazetesinde ise konuyla ilgili şu satırlar göze çarpıyor:
"Bizim dış istihbarat servisimiz BND'nin Başkanı (Bruno Kahl'a) verilen liste, Gülen yapılanmasının sözde yanlıları olarak tehlike oluşturanları değil tehlike altında bulunanları içeriyor. Ancak Gülen yapılanmasının terörist olduğuna ve darbe girişimini tezgâhladığına dair hâlâ kanıt bulunmuyor. Darbe girişimi, BND Başkanı'nın da ima ettiği gibi, Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidarını genişletmek için kullandığı bir bahaneydi. Bunun yanı sıra bir milletvekilinin, Türk-Alman Parlamenterler Grubu Başkanı Michelle Müntefering'in izlendiği ortaya çıktı. Erdoğancıların tutumunun siyasi, ceza ve yabancılar hukuku açısından sonuçları olması için daha nelerin yaşanması gerekiyor? Almanya Federal Cumhuriyeti bir hukuk devleti ve her şeye göz yummaması gerekiyor. Buna her türlü provokasyon da dahil."

Stuttgarter Nachrichten gazetesinde de aynı konu işleniyor:
"Ankara'nın, Alman siyasetçileri izlemesi ve Türklerin Alman siyasetine karşı tavır takınmasını sağlamak için Türk istihbarat servisini Almanya'ya göndermesi sabrı taşıran nokta oldu. Almanya'nın Büyükelçisi, Ankara'da yine çağırılmadan önce biz Büyükelçi'yi Almanya'ya geri çağıralım. Zira artık Ankara'da ona ihtiyaç yok."

Alman basınındaki yorumlarda öne çıkan konulardan biri de Büyük Britanya'nın Avrupa Birliği'nden çıkış sürecinin resmen başlaması. Frankfurter Rundschau'da konu şu sözlerle ele alınıyor:
"29 Mart 2017 Avrupa ve özellikle de Büyük Britanya için kara bir gün olarak tarihe geçecek. (…) Brexit, Avrupa Birliği için bir darbe, ancak Birleşik Krallık için bir felaket. Avrupa Birliği, İngilizler olmadan kuşkuların ve huzursuzlukların bulunduğu, zaten istikrarsızlaşan bir dünyada daha sıkıcı ve renksiz olmanın yanı sıra siyasi ve ekonomik açıdan zayıflayacak. Ancak bu İngilizleri bekleyen durumla karşılaştırılamaz bile. Ana kıtadan ayrılmakla Avrupa'nın değerini anlayacaklar. Sürekli küçümsedikleri Avrupa'yı çok özleyecekler. Bu üzücü ayrılığın iyi yanı ise şu: Brexit, Avrupa'ya kuşkuyla yaklaşanlara ayrılmanın ve tek başına hareket etmenin ne kadar kötü bir seçenek olduğunu gösterecek." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-31.03.2017

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Hakan Fidan'ın Alman dış istihbarat servisi BND Başkanı'na ilettiği, Fethullah Gülen'e yakın olduğu iddia edilen kişi ve kuruluşlarla ilgili liste Almanya'da tartışılmaya devam ediyor. Heidelberg kentinde yayımlanan Rhein-Neckar-Zeitung, MİT'in listeyi iletme nedenini irdeliyor:
"Ortada casusluk skandalı falan yok. Bu, göstere göstere ortaya konan bir safsatadır ve her halükarda Alman tarafını kışkırtmaya yöneliktir. Hedefi de muhtemelen Nazi benzetmeleri karşısında buz gibi bir soğukkanlılıkla sakin duran Alman hükümetini sonunda çileden çıkartmaktır. Kaldı ki casusluk ne amaçlı olursa olsun dostlar dahil tüm devletlerin başvurduğu alışıldık araçlardan biridir. (MİT listesinde adı bulunan) milletvekili Müntefering'in soğukkanlı tepkisi bu 'skandal'a verilecek en doğru yanıttır."

Berlin'de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi, Almanya ile Türkiye arasında yaşanan gerilimde Almanyalı Türklerin rehin alındığı görüşünü savunuyor.
"Almanya Türkiye'ye karşı soğukkanlılığını korumak zorunda. Mülteci anlaşması değil, Almanya'da yaşayan Türkler nedeniyle. Bu insanlar Erdoğan tarafından rehin alınmış, Türk ve Alman kimlikleri arasında bölünmüş durumda. Bunun bir nedeni de Alman sivil toplumunun bu camiaya ülkemizin bir parçası olarak kabul gördükleri hissini hala açıkça verememiş olmasıdır."

Suriye'de IŞİD'le mücadele koalisyonuna bağlı savaş uçaklarının geçen hafta bir okulu hedef almaları üzerine 33 sivilin yaşamını yitirmesi Almanya gündemindeki yerini koruyor. İncirlik Üssü'nden havalanan Tornado keşif uçaklarıyla bölgede bulunan Alman ordusunun, binanın fotoğraflarını saldırıdan kısa süre önce koalisyon birliklerine bildirmesi tartışmaları alevlendirdi. Neue Osnabrücker Zeitung'un yorumu şöyle:
"Suriye'de bir savaş var ve Alman ordusu da bu savaşa dahil. 'Alman askerleri resmi olarak muharip görevde değil diye, dökülen kanla bir ilgilerinin bulunmadığı' masalını anlatıp vicdanını rahatlatanlar kendini kandırıyor. Alman Tornadolarının çektiği keşif fotoğrafları sonuçta kışla duvarlarının süslenmesi için kullanılmıyor. Dolayısıyla Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'in Alman ordusunun saldırıda sorumluluğunun bulunmadığı yönündeki açıklaması çok kolaya kaçıyor. Ancak bir noktada haksız değil. İnsan hiçbir şey yapmayarak da kendini suçlu durumuna düşürebilir. Yoksa devletler topluluğu Suriyeliler ve Iraklıları IŞİD kasaplarına mı teslim etsin? Bu bir seçenek değil."

Kassel kentinde yayımlanan Hessische Niedersächsische Allgemeine'nin yorumunda ise şu satırları okuyoruz.
"Afganistan'da 2009 yılında bombalanan tankerler vakasında olduğu gibi bu olayın da nedeni yanlış hükümler, keyfi risk değerlendirmeleri ya da talihsizliklerin arka arkaya gelmesi olabilir. Sonuçta tüm sorumluluk IŞİD'le mücadele koalisyonundadır. Kimin ne payı olduğunu açıklığa kavuşturabilmek çok zor. Ancak verilecek yanıt ne olursa olsun ölenlerin yakınlarını öfkeye düşürecektir. Onlar çoğunun istemediği bir savaşın kurbanları. Ve 'terörle mücadelede hiçbir şey yapmayan elini de kirletmemiştir' tezi onların umurunda bile olmayacaktır."

http://www.dw.com/tr/rnz-ortada-casusluk-skandal%C4%B1-falan-yok/a-38222037 Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-03.04.2017

Frankfurter Allgemeine Zeitung ABD Başkanı Donald Trump'un ticaret ortakları ile ilişkilerin incelenmesini öngören iki kararnemeyi imzalamasını ele alıyor. Çin bu duruma tepki göstererek ABD'den uluslararası kurallara uymasını talep etti. Gazetenin yorumunda şu satırlar dikkat çekiyor:
"Trump uzmanlarına ticari ilişkilerin incelenmesi için 90 gün süre tanıdı. Böylesine cömertçe belirlenmiş süre bile coşkulu davranmaya meyilli yeni politikacının (Trump) bu konuda ciddi olduğunu gösteriyor. Trump bu hafta tezlerinin dünya sahnesinde nasıl karşılandığını görebilir. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ABD'yi ziyaret ediyor. Şi ABD'nin başkalarına bağımlı olduğunu ve böylece de kalacağını ona gösterirse, bu ziyaret Trump için acılı bir uyanış anlamına gelebilir. Sadece bu nedenden ötürü bile Trump şu an kötü davrandıklarına günün birinde ihtiyaç duyup duymayacağına kafa yormalı. Bunu yapmazsa o zaman kötü bir girişimcidir."

Märkische Oderzeitung ise bugünkü sayısında nükleer silahların dünya genelinde yasaklanması amacıyla New York'ta geçen hafta başlayan müzakereleri ele alıyor. Yorumda şu satırlar dikkat çekiyor:
"Bir grup devletin girişimiyle başlatılan görüşmelere artık 100'den fazla BM üyesi ülke katılıyor. Yaza kadar bu konuda önemli bir sonucun alınmasını öngören BM'deki görüşmeler, vitrinlere oynanan bir etkinlik mi? Böyle bir tehlikenin olduğu kesin. Washington ve Moskova'nın silahlanmanın kontrolü ve stratejik silahlardan vazgeçilmesi müzakerelerine dönmesinin daha fazla getirisi olur. BM görüşmeleri bu yönde siyasi baskı sağlarsa, o zaman memnun olunabilir. Taslak şu olabilir: Büyük hayaller yerine küçük adımlar atılması."

Die Welt gazetesi Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) partili bazı üst düzey politikacıların Almanya'da İslam diniyle ilgili düzenlemelere gidilmesini sağlayacak özel bir yasa çıkarılması önerisini ele alıyor. Gazetenin yorumu şöyle:
"Müslüman toplumunun bazı kesimlerinin Almanya'da barışcıl birlikte yaşamı tehdit ettiğini hissetmek için paranoyak olmak gerekmiyor. Devletin bu tehdide nasıl yanıt vereceği, günümüzdeki en önemli sorulardan biri. Bu tartışmada son yenilik Almanya'da bir İslam yasası çıkarılması çağrısı. Devlet nasıl bir girişimde bulunursa bulunsun, haraket alanı kısıtlı. Özgür toplumun düşmanlarına sınır koymak ama aynı zamanda anayasal güvence altındaki özgürlükleri de korumak zorunda. Ilımlı Müslümanları radikal inanç kardeşleriyle dayanışma içinde olmaya sevk etmek yerine, onlarla müttefik olmak zorunda. Devlet bütün dini cemaatlerden aynı isteklerde bulunması halinde hukuk devleti gibi hareket etmiş olur."

Berlin'de yayımlanan Tagesspiegel gazetesi, Afrika'nın doğusunda yaşanan açlık felaketini yorum sütunlarına taşıyor:
"Son iki yıldır bilmek isteyen herkes Doğu ve Güney Afrika'da açlık krizinin yaşanacağının farkındaydı. Ancak aç çocukların fotoğrafları ortaya çıktığında siyasi yardım sistemi harekete geçiyor ve özel yardımlar akmaya başlıyor. Halihazırda 20 milyon insan açlık çekiyor, bunlardan yüz binlercesi bu yıl hayatını kaybedebilir. BM'nin Acil Yardımlardan Sorumlu Koordinatörü Stephen O'Brien BM Güvenlik Konseyi'nde yaptığı açıklamada, acıların biraz olsun dindirilmesi için Temmuz ayına dek 4 milyar 400 milyon dolara ihtiyaç olduğunu belirtti. ABD Başkanı Donald Trump yaptığı açıklamayı hayata geçirirse, hem insani krizler, hem de BM sistemi içindeki en büyük bağışçı ülke olan ABD bu konuda devre dışı kalır. Dünyanın geri kalanının açlık felaketiyle baş edebilmek için çok işi olacak." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-04.04.2017

Rusya'nın St. Petersburg kentinde metrodaki patlamayı Başsavcılık "terör eylemi" olarak nitelendirdi. En az 10 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyla ilgili soruşturma başlatıldı. Frankfurter Allgemeine Zeitung'un konuyla ilgili yorumu şöyle:
"Kurbanlar uzmanların 'kolay hedef' olarak nitelendirdikleri bir yerde, güvenlik güçlerinin tam olarak koruma sağlayamadığı bir noktada bulunuyordu. Aynı gün Rusya Devlet Başkanı'nın ziyaret ettiği bir kentteki saldırının ardında ne sebep olabilir? Devlet Başkanı'nın St. Petersburg'a geldiği gün saldırıyoruz. Saldırganların vermek istediği mesaj tam da bu mu? Böyle bir şiddete gerek var mıydı? Yıllar önce Moskova metrosundaki saldırılarla Çeçen İslamcı örgütler ilişkilendirilmişti... St. Petersburg'daki saldırının ardında da yine İslamcı Çeçenler olabilir. Bu çevreden kendini IŞİD'in cihat hareketine adamış kişiler de çıkabilir."

Halle'de yayımlanan Mitteldeutsche Zeitung'un aynı konudaki yorumu ise şöyle:
"Batı Avrupa, İslamcı teröristlerin ulaşım araçlarını ölümcül şahmerdanlara dönüştüren fanatik yalnız kurtlar olabildiği gerçeğiyle yüzleşiyor. Rusya'da ise Birinci Çeçen Savaşı'ndan yani 1994'den bu yana her daim savaşan, aşırı bir altyapı mevcut. Rusya'da son bomba 2013'te Volgograd'da patlamıştı. Uzun yıllar boyunca Rusya'nın güvenlikten sorumlu politikacıları büyük kentlerde sağlanan güvenlikle gurur duydu. İnsan hakları savunucuları ise buna karşılık istihbarat servislerinin ateşli bir şekilde telefonları dinlemesinden, vatandaşlık haklarını çiğnemesinden şikâyetçiydi. Rusya bir polis devleti olarak nitelendirilebilir ancak konu terör olunca Batı Avrupa ile birlikte sınırın aynı tarafında bulunuyor."
10 Aralık 2012'de Almanya'nın Bonn kentindeki ana tren garına bomba dolu valiz bırakılması ile ilgili davanın son duruşması tamamlandı. Düsseldorf Eyalet Yüksek Mahkemesi'nde yargılanan 4 sanıktan Marco G. ömürboyu hapse mahkûm edildi. Sanıklardan ikisi 12'şer, biri ise 9,5 yıl hapis cezası aldı. Kölner Stadt-Anzeiger kararın seçim yılı için olumlu bir sonuç olduğu yorumuna yer veriyor:
"Bonn terör davası kararı sürpriz olmadı. Bir hakim, her şeyi yaptık, herkesi sorguladık, her şeyi araştırdık ama yapılacak hiçbir şey yoktu diyebilmek için 150 duruşma günü boyunca her şeyi en ince ayrıntısına kadar hassas bir biçimde irdeledi. Buraya bir ünlem konmalı. Bu sayede her dört sanık da yüksek cezalar aldı. Mahkeme, devletin bu konuda dikkatli ve net olduğunu, Almanya'da Selefi terörünü engellemek için çaba harcadığını göstermek istiyor. Bu, bir seçim yılı için hiç de kötü bir mesaj değil.
Lüksemburg'da pazartesi bir araya gelen Avrupa Birliği (AB) Dışişleri Bakanları, Suriye'deki iç savaşın sona erdirilebilmesi için Beşar Esad'ın iktidardan çekilmesi gerektiği görüşünü yineledi. ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson geçen hafta Beşar Esad'ın geleceği hakkında Suriyelilerin karar vermeleri gerektiğini söylemişti. Straubinger Tagblatt/Landshuter Zeitung AB'nin tutumunu değiştirmesinin ne gibi sonuçları olabileceğini değerlendiriyor:
"AB şimdi fikrini değiştirse, Suriye'de büyük rol oynayan ama Rusya gibi Esad'ı destekledikleri için şimdiye dek muhatap alınmayan diğer güçlere de kapıların açılması olası. Bu bağlamda, barış görüşmeleri için Esad'ın iktidarı bırakması ön koşulundan vazgeçilmesi seçeneği, en azından diplomasiye yeni bir şans verme çabası. Çatışmalara ivedilikle son verilmesi garantisi olmadan yeni bir Suriye için başlangıç." Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-05.04.2017

Almanya'nın İstanbul Başkonsolosu Georg Birgelen'in Türkiye'de tutuklu bulunan Die Welt gazetesi muhabiri Deniz Yücel'i Silivri Cezaevi'nde ziyaret etmesine Türk makamları izin verdi. Hessische Niedersächsische Allgemeine Zeitung bu ziyareti ve yansımalarını yorum sütununa taşımış:
"Bir Alman diplomatına cezaevinde ziyaret için izin verilmiş olması gerginliğin giderilmesi yönünde verilmiş bir işaret olarak algılanabilir. Ancak bu, skandal olayda bir dönüşüm anlamına da gelmiyor. Alman-Türk vatandaşı gazeteciyi sonu büyük bir olasılıkla kötü sonuçlanabilecek siyasi bir dava bekliyor. Zira Türk Yargısı'nın bağımsızlığına sadece Erdoğan'ın en sadık yandaşları inanıyor. Yücel angaje olmuş, çoğu kez de düşündüğünü aşırı tarzda formüle eden,Türkiye'de demokrasi ve Kürtlerin hakları için görüş bildiren bir kişi. Buradan yola çıkarak onun terörü desteklediğini söylemek absürd. Tek adam olma hayalini kuran Erdoğan'ın Yücel olayı üzerinden eleştirel medyayı susturmak için yeni ve korkunç bir ibret dersi verme niyeti olduğundan endişe etmek gerekir. Eski bir söz geçerliliğini koruyor: Diktatörler hep özgür düşünceden korkmuşlar ve özgür düşünce kirli araçlarla yok edilmeye çalışılmıştır."  
    
Aynı konuda Straubinger Tagblatt gazetesinin yorumunda şu görüşler dikkat çekiyor:
"Hayır, Deniz Yücel'in durumu Almanya Başkonsolosu'nun ziyareti sonunda daha iyiye gitmemiştir. Welt gazetesi Türkiye muhabiri hâlâ tecritte bulunmakta ve salıverilmesi de ufukta görünmüyor. Kendisine yöneltilen suçlamaların tamamen mesnetsiz ve uydurulmuş suçlamalar olduğu gerçeğinde de bir değişiklik olmamıştır. Ama yine de onun unutulmadığını göstermek, Almanya'nın onun için girişimde bulunması Yücel için önemli. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan tek kişilik hücreye atarak bile Yücel'i susturamadı. Tam tersine Alman-Türk vatandaşı Yücel kaleme alınmış her parlak makaleden daha fazla bir biçimde dikkati üzerine çeken ve Erdoğan imparatorluğundaki kötü durumları gösterebilen bir sembole dönüştü."

Badische Neueste Nachrichten gazetesi ise yorumunda Deniz Yücel olayında Alman hükümetinin işinin kolay olmadığı görüşünü savunuyor:
"Türkiye'de yapılacak anayasa referandumuna yaklaşık iki hafta kala önemli bir başarı elde edilemeyeceğini bilse bile federal hükümetin yine de inisiyatifi elinden bırakmaması gerekir. Berlin, Yücel olayından yola çıkarak basın ve düşünce özgürlüğü gibi değerlerin Almanya-Türkiye ilişkilerinde sadece dostlar alış-verişte görsün türünden konular olmadığını, bunların çok somut siyasi sonuçları olacağını Türk muhataplarına göstermelidir. Bu konu çetin cevizdir ve kolay çözülecek cinsten de değildir."  

Suriye'nin İdlib vilayetinde düzenlenen hava saldırısında, Merkezi Londra'da bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin verdiği bilgiye göre 58 kişinin hayatını kaybettiği açıklandı. Ölenler arasında 11 çocuğun bulunduğu, saldırıda kimyasal silah kullanıldığı iddia ediliyor. Frankfurter Rundschau gazetesinin konuya ilişkin yorumunda şu satırlar göze çarpıyor:
"Bunları yaparken tüm dünyanın kendisini internet üzerinden izlemesi diktatörü rahatsız etmiyor. Altı yıl süren iç savaş sonrasında zaferin kendisine ait olduğu hissine kapılıyor. Özellikle ABD'nin onun iktidardan düşürülmesi hedefini Ortadoğu politikalarından kaldırması üzerine kendini güvende hissediyor ve hiç kimsenin ona bir şey yapamayacağını düşünüyor. Ve ABD Başkanı Trump siyasi rotasındaki değişikliği açıklar açıklamaz Suriye'deki yönetim bu kararı Suriye'de geri kalan diğer halk gruplarını da yok etmek için çıkartılmış bir izin gibi algıladı. Esad ve rejimi uluslararası baskılardan çekinmiyor. Bu durumda Esad için barışın bir opsiyon olmaması kimseyi şaşırtmıyor. Ülkesindeki iktidar mücadelesinde çoktan vahşi bir ustalığa erişmiş konumda. Ve bunun ceremesini çekenler yine basit halk, yani kadın, erkek ve çocuklar."     Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-06.04.2017

Dünya Sağlık Örgütü, Suriye'nin İdlib vilayetinde 'kimyasal gaz' kullanıldığı iddia edilen saldırıda, sinir gazı kullanıldığını tahmin ediyor. Der Tagesspiegel gazetesinin yorumunda şu satırları okuyoruz:
"Suriye'de olan bitenler müdahale yapılmasını gerektiriyor. Ama ne ABD ne de Çin buna hazır. Suriye konusunda son sözü söyleyecek olanlar Rusya ile Türkiye. Onların tavrının ise değerler ve sorumlulukla bir ilgisi yok. ABD burada müdahil olmadı ve bunun sonuçları feci oldu. Eski yıllarda ABD'nin müdahalelerinin olumsuz sonuçlarına ilişkin şikâyetler ile şimdiki durum arasında düşündürücü bir tezat yatıyor."

Lübecker Nachrichten gazetesi ise Brüksel'de düzenlenen Suriye'ye maddi yardım konferansı kapsamında Suriye konusunda Avrupa'nın sorumluluğuna işaret ediyor:
"Avrupa Suriye'deki savaşın sonlandırılmasına ilişkin çok fazla bir şey yapacak durumda değil. Onun yerine Suriye'nin etrafındaki bölgelerde yaşanan acıların dindirilebilmesi için girişimlerde bulunmalı. Donör ülkeler de geçen yıl Londra'da, önceki gün de Brüksel'de bölgedeki mülteciler için taahhüt edilen parasal kaynakların artık nihayet komşu ülkelere gönderilmesi konusunda samimi olmalı. Ve donör ülkeler izledikleri mülteci politikalarının savundukları değerler ile uyum içinde olup olmadığını da kendilerini sormak zorundalar."  
   
Mitteldeutsche Zeitung'un yorumu da aynı konuda:
"Ne Batı'nın ne de ABD'nin Suriye Devlet Başkanı Esad'a etki edecek diplomatik imkânları mevcut. Washington, Brüksel ve diğer Avrupa hükümetleri kendilerini Moskova'dan izole ettikleri için en azından Rusya üzerinden savaşın sona erdirilmesi yönünde baskı yapmak için siyasi mekanizmaları da mevcut değil. Ancak Suriye'de inanılmaz gaddarlık devam ettiği sürece BM'nin yardımları sadece ülkeyi terk edebilmiş olanlara yarıyor. Bu maddi yardımlar gerçekten de azımsanamaz. Ancak bu parasal kaynaklar halen Suriye'de bulunan ve sağ kalma ihtimali zayıf olan yaklaşık 13,5 milyon insanın kaderini değiştirmiyor."

Almanya'nın Bonn kentinde yeni siber ordunun tanıtımı yapıldı. Siber saldırılardan koruma görevi siber savunma kuvvetlerine verilecek. Frankfurter Rundschau gazetesi bu konuda şu görüşlere yer veriyor:
"Savunma Bakanı Ursula von der Leyen 'internet savaş alanında' bilişimci birliklerin sadece saldırılara karşı kendini savunmakla kalmayacağını, karşı atağa da geçebileceğini söylüyor. Burada kullanılan terminoloji, düşman birtakım ülkelerin saldırılarda bulunmalarını çağrıştırıyor. Gerçekte suç şebekeleri de aktif faaliyette. Saldırı söz konusu olduğunda savunma bakanı ve Alman ordusu güvensiz bir ortama adımını atmış oluyor. Çünkü sonuçta internet üzerinden yapılacak saldırılar er ya da geç dış ülkelere de yönelecek. Ama bu tür operasyonlara Federal Meclis'in izin vermesi gerekiyor. Bakan elbette bu izni alacakları vaadinde bulunuyor. Buna inanmak isteriz. Ancak federal kabinedeki Hristiyan Birlik partili bakanlar Alman askerlerinin yurt içinde de operasyonlara katılmalarını isteyerek sınırları delmeye çalışmışlardı. Bu yüzden milletvekillerinin Alman ordusunun ne yaptığına tam olarak bakması gerekecektir."      

http://www.dw.com/tr/mz-parasal-yard%C4%B1mlar-suriyelinin-kaderini-de%C4%9Fi%C5%9Ftirmiyor/a-38315055 Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-07.04.2017

İdlib'deki hava saldırısında kimyasal silah kullanıldığı iddiası üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi çarşamba günü toplanmış, ancak Konsey üyelerinin Suriye'deki çatışmalar konusunda birbirini suçlaması üzerine karar tasarısı oylamaya sunulamamıştı. Badische Neueste Nachrichten gazetesi BM'in taşıdığı sorumluluğa dikkat çekiyor:
"Özellikle BM oynadığı rolü bir kere daha tam anlamıyla gözden geçirmeli. Zira 80'den fazla kişinin hayatını kaybettiği bir saldırı sonrasında Rusya'nın (Güvenlik Konseyi'nde) veto hakkını kullanması saldırının aydınlatılmasının önünde bir engel oluşturmamalıdır. Bu konuda kararlılıkla hareket edemeyenler, taziye mesajı verme konusunda da biraz geri durmalıdırlar."

Mittelbayerische Zeitung gazetesi ise Suriye konusunu Rusya ve ABD açısından ele alıyor:
"Geçen hafta St. Petersburg'daki metroya düzenlenen bombalı saldırılar Putin ve Trump'ın kendilerini daha fazla haklı görmelerine yol açıyor. Kendi halkları sürekli radikal İslamcı terörün tehditleri altında yaşıyorsa, o zaman dış politikada ahlaki değerler gereksiz bir lüks haline geliyor. Hem Putin hem de Trump Suriye'de son derece alaycı bir biçimde 'düşmanımın düşmanı dostumdur' tavrını benimsiyorlar. Bölgede Esad'ı terörle mücadelede istikrarlı bir güç olarak algıladıklarından, rejimin kendi halkına bombalı saldırılarına, işkence uygulamalarına, aç bırakmaya ve hatta zehirli gaz ile saldırılara gözlerini yumuyorlar."

Neue Osnabrücker Zeitung Donald Trump'ın Suriye konusunda bundan böyle farklı bir politika izleyeceği mesajına ilişkin olarak yorumunda şu görüşlere yer veriyor:
"Realiteye hoş geldiniz! Artık Donald Trump da Suriye savaşında kırmızı çizgilerin aşıldığını görüyor ve Beşar Esad'a karşı ses tonunu yükseltiyor. Peki ama bu ne anlama geliyor? Yaptırımlar mı, hava saldırıları mı, kara kuvvetleri mi? Trump şu anda Barack Obama'nın bundan dört yıl önce olduğu yerde bulunuyor. Obama da kırmızı çizgilerin aşıldığını söylemiş ama uzun sürebilecek bir savaşa girmekten çekindiği için Esad birliklerine karşı askeri operasyon düzenlemekten vazgeçmişti. Trump da herhalde aynı çekincelere sahip. Ayrıca ABD Esad'ın safında sadakatle savaşan Rusya ile ilişkilerini de bozmak istemiyor."

Nürnberger Nachrichten aynı konudaki yorumunda Trump'ın Suriye konusunda girişimde bulunma şansı olduğu görüşünü savunuyor: 
"Donald Trump'ın Beyaz Saray'da daha 100 günü dolmadı ama şaşırtıcı mesajlar vermeye devam ediyor. Ama şimdiden belli olan şey, tıpkı selefi Barack Obama'da olduğu gibi Donald Trump'ın görev süresine de George W. Bush'un feci mirasının  gölgesinin düşeceği, hatta hakim olacağıdır. Ama tam olarak bakıldığında Trump'ın Suriye anlaşmazlığını dindirme konusunda tek bir şansı var; o da Moskova ile anlaşma sağlamasıdır."   

http://www.dw.com/tr/noz-trump-da-suriyede-sava%C5%9Fa-girmekten-%C3%A7ekiniyor/a-38330767 Mesajı Paylaş

Sihirbaz

Kaynak Deutsche Welle-09.04.2017

Spiegel Online haber portalında pazar günü yer alan Henrik Müller imzalı yorumda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın anayasa değişikliği referandumu öncesinde Türkiye'de ekonomik krizi engellemek için ekonomiye müdahale ettiği, ancak bu "riskli oyununun" faturasını er ya da geç halkın ödeyeceği savunuluyor. "Erdoğan'ın riskli oyunu" başlıklı yorumda şu satırlar dikkat çekiyor:
"Erdoğan'ın şu sıralarda izlediği ekonomi politikası, popülist liderlerin izlediği tipik bir siyaset. Geçmişte ülkeyi uzun vadeli olarak ileriye götürecek çalışmalarda bulunurken, şimdi kısa vadeli etkiler ön planda yer alıyor, yan etkiler ve oluşabilecek maliyetlerden ise hiç söz edilmiyor. Ancak bir gün fatura gelecek. O zaman da para birimini stabilize etmek ve mali durumu düzeltmeye çalışmaktan başka bir seçenek kalmayacak. Tasarruflar ve yüksek faizler ekonomiyi durma noktasına getirecek, işsizlik artacak ve bunun sonucunda da halk arasında huzursuzluk baş gösterecek. Siyasi ilişkiler de istikrarsızlaşacak. Latin Amerika yıllar boyunca bu tür popülizm döngüleri yaşadı. Durum, Türkiye'nin de bundan muaf kalmayacağını gösteriyor."

Berliner Morgenpost gazetesinde yayımlanan yorumda Türk istihbarat servisleri tarafından hazırlanan ve Almanya'da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a muhalif isimlerin yer aldığı iddia edilen liste ele alınıyor:
"Türkiye Cumhurbaşkanı 'gururlu Türk veya terörist' ayrımı ile yeni bir anlaşmazlık yarattı. Ama bunu bilerek yaptı. Zira yaşanan gerilim 'terörle mücadele' ilan edilmesine yardımcı oluyor. Bu, Erdoğan'ın 'endişe duyulan bir dönemde güçlü bir adam' olarak iktidarını genişletebilmesi için de bir bahane olarak kullanılıyor. Erdoğan'ın bu stratejisi Türkiye'nin sınırlarını aştı… Türk istihbaratının emrinde çalışanlar, (sözde) 'teröristlerin' isimlerinin yer aldığı listeyi yanlışlıkla veya saflıkla değil son derece bilinçli bir şekilde Alman kurumlarına verdi. Berlin polisinin cumartesi akşamı açıkladığı gibi 25 değil, 60 Berlinlinin adının yer aldığı bu liste ile Erdoğan buraya da anlaşmazlık tohumlarını ekmiş oldu. Buradaki Türklerin de 'güçlü bir adam' dileği ile Erdoğan'ın anayasa değişikliği planlarını onaylaması öngörülüyor. Bu haince bir hesap. Bu demokrasi düşmanı. Bu insanları hor görüyor. Geriye sadece Türklerin çoğunun bunları görerek, Erdoğan'a hayır demesini ümit etmek kalıyor."

Welt am Sonntag gazetesindeki yorumda ise Suriye'nin İdlib vilayeti yakınlarında kimyasal silahla düzenlendiği iddia edilen saldırıya yanıt olarak ABD'nin Humus yakınlarında bir hava üssünü hedef alan saldırısı işleniyor:
"Siyasi eylemler konusunda bir usta olan ABD Başkanı Donald Trump'ın verdiği operasyon emri ile Suriye'deki hareket seçeneklerini nasıl etkileyeceğini tam olarak düşünmediğinin birçok işareti var. Zira Trump'ın bu adımıyla stratejik durumu değiştiren ve ileride dikkate almak zorunda kalacağı kriterler oluştu. Rusya ile ilişkilerdeki ilkbahar havasına ne olacak? İlk etapta yine soğuk rüzgarlar esecek… Ama esas soru Trump'ın Suriye'de ne yapacağı. Esad yine zehirli gaz kullanırsa ne olacak? Ülkeye yine Amerikan füzeleri mi gönderilecek?... ABD bu soruna ne kadar çok dahil olursa, Rusya ile karşı karşıya gelme riski artıyor… Geçen perşembe gününden bu yana, Obama'yı da atıl durumda bırakan Suriye çıkmazında temelde değişen pek bir şey yok: Suriye için hâlâ elle tutulur bir çözüm görünmüyor."

Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung'da da aynı konu ele alınıyor:
"Trump bu sefer Twitter mesajı göndermedi, bu sefer vurdu. Gönderilen 60 Tomahawk füzesi gerçeğe alternatif değildi, bu füzeler Suriye hava kuvvetlerinin yüzde 20'sini tahrip etti. Trump gerçek bir hamle yaptı ve böylelikle dünya siyasetinde oynanan satrancın gidişatı değişti. Trump artık iç ve dış politikada yeni bir durumla hareket edecek. Bu nedenle, göreve gelmesinin 77'inci günündeki bu icraatı hâlâ yeni sayılan ABD Başkanı için "belirleyici bir gün" olacak."
Mesajı Paylaş

omerv

Bu sıralar Alman basını Türkiye üzerine yoğunlaşmış gözüküyor. Almanların açık Türkiye düşmanlığına gerçekten anlam veremiyorum. Milyonları geçen Türk vatandaşı varken açık PKK destekçiliğini şuanki bilgi ve birikimimle açıklayamıyorum. Cuma günü CNN'dede gündeme getirdiler. Gazetede Anadolu Kaplanı diz çöküyor, ekonomi batıyor gibi haberler vardı. Ya onlar başka ülkeye bakıyor ya biz başka ülkede yaşıyoruz. Şuan evet ekonomide bir yavaşlama var ama derin bir kriz göremiyorum. Ben bilinçli şekilde ülkemizin batık bir ülke olduğunu göstermeye çalıştıklarını düşünüyorum. Dün bir tezde rastladım. Avrupa hayvancılık verilerini karşılaştırılmış ve bizim inek başına süt verimimizi 1500 kg/laktasyon olarak göstermişler. Diğer ülkeleri 6-7 kg bin arası. Ancak gerçek veriler kültür ırkı hayvanlarımızda (6 bin civarı sığır varlığının %50 sini oluşturmakta), diğerlerinde 3000 bin. Ama bunlar bu verileri nereden almış bulamadım. Bu benim takip ettiğim alanım ile ilgili bir veri. Adamlar bizi Afrika ülkesine benzetmeye çalışıyorlar. O yüzden Alman basınının ne yazdıklarını çok önemsemiyorum. Mesajı Paylaş

anafor2016

" O yüzden Alman basınının ne yazdıklarını çok önemsemiyorum. "

Dünya önemsiyor sıkıntı orada. Bir japon firması fabrika kuracaksa gidip çek cumhuriyetine polonyaya vs. gidiyor. Doğrudan yatırım almada sıkıntılar yaşıyoruz. Ekonomik olarak hem pahalı hemde riskli bir ülkeyiz. Kırılgan beşli içinden çıkmamız lazım. Bu da ihracata bakar, biz sadece hizmet sektörüyle büyüyemeyiz. Üretip satmalıyız. Satmak içinde ülkeler arası ikili ilişkilerin önemi büyük. Mesajı Paylaş

Baltica

#12
Nis 09, 2017, 08:41 ÖS Last Edit: Nis 09, 2017, 08:47 ÖS by Baltica
omerv yazdi :

"Almanların açık Türkiye düşmanlığına gerçekten anlam veremiyorum"


Ben size yardimci olayim ustadim;

Her buyuk ulkenin, jeopolitigine bagli olarak, bir "Grand Strateji"si vardir. Cok kisa ozetlersek, bir kitasal kara gucu olan, Alman/Germenlerin, Grand stratejiside, 19. YY'dan itibaren, "Drang nach osten/Doguya Dogru" politikasi ile formule edilen, "Lebensraum/Hayat Sahasi" olusturma jeostratejisidir. Neden Doguya dogru ? Cunki, 19.YY boyunca, Alman/Germenlerin batisinda, Atlantik ve Atlantik gucleri ile aralarinda devasa bir Fransiz/Latin Imparatorlugu vardir ki, Almanlarin, o donemde, onlara guclerinin yetmesi imkansizdi. Guneyde ise, Guney Avrupa ile arasinda, fiziki bariyer olusturan, Alp sistemi bulunmaktadir.

19. YY. sonunda, milli birligini en son saglayabilen ulke ve halklardan biri olarak Almanlarin hizla gelisen sanayiilerine, hammadde (Komur ve demir), urettikleri mallari satacaklari pazar, ve refahi artan toplumlarini besleyecek gida maddesi (Temel olarak bugday) teminine ihtiyacini bu nedenle bu bolgelerden temin etmeleri mumkun degildi. Sanilanin aksine, Bugunku Almanya'nin oldugu bolge, Avrupa'da en gec sanayii devrimini yasayan topraklardan biridir. Alman/Germen sanayii belli bir kapasiteye ulastiginda, ornegin, Ingiliz sanayii (2.Sanayii devrimini) devrimini gecireli 50 sene, Flanders (Yaklasik bugunku Belcika) ve Bohemya (Bugunku Cekya'nin batisi) gecireli 25 sene olmustu. Alman/Germenler, Baltik yolu ile Atlantige acilabilse bile, denizlerde, 19. YY'da, birakin, o zamanin devasa maritim imparatorlugu Ingiltere'yi, Ispanya, Fransa ve Hollanda ile bile rekabet etmesi mumkun degildi. Kaldi ki, Almanlar, tarihleri boyunca hic bir zaman bir maritim milleti olamamislardir. Iste bu yuzden, Alman Jeostratejistleri ki koken olarak Cografyacilardir -ama simdi o kadar derine girmeyelim- Almanlar icin istikameti, dogudaki nisbeten bakir Slav topraklari olarak gosterdiler ki, o da, gunumuzun Ukrayna dahil, Dogu Avrupasi'na ve Ural daglarina kadar Bati Rusya'ya tekabul etmektedir.

Alman/Germen'ler, Bu topraklar ugruna, 20. YY.'da, 2 defa Dunya Savasi cikardilar. Her iki seferde de tokadi yiyip, yerlerine oturdular. Fakat bir gercek var ki, Alman/Germen sosyo-politigi hic bir zaman emperyal olamadigi icin, asla buyuk bir imparatorluk olamadilar. Emperyal bir guc olmaya, Alman/Germen sosyolojisi musaade etmedi. Ne toplumsal olarak, ne bireysel olarak asla bu kapasiteye ulasip, tabiri caizse, asla bir sampiyonlar ligi oyuncusu olamadilar. Hep UEFA sampiyonluguna oynadilar. Ama La Fontaine'in kendini okuz sana, Kurbaga masalindaki gibi, hep kendilerini olduklarindan fazla gorduler.

Nihayet, Soguk Savasin bitip, Dogu blogunun cokmesi, Almanya'ya 1 YY'dan fazla hayalini kurup, cabaladigi Lebensraum'una ulasma imkanini, AB ile verdi. Almanya'nin domine ettigi, AB"nin Dogu Avrupa ulkelerini birlik icine alma cabasi aslinda, 21. YY'da, gerceklesebilmis bir enerjiye ulasma, uretimine pazar yaratma ve guvenlik kusagi olusturma ruyasinin gerceklesmesidir.

Ancak, Alman/Germen kafasinin kapasitesi, pazu gucu ve disiplinleri ile ters orantili oldugundan, bir baktilar ki, Dunya, 19. YY'da oldugundan cok farkli bir hale gelmis, klasik lebensraumlari olan Dogu Avrupa topraklari, ne onlara ihtiyac duyduklari, hidrokarbon kaynaklarini sunacak, ne de, Dogu Avrupa'nin zayif ekonomileri, sayet Almanya para vermezse, Alman mamulatini alabilecek durumda degil !

Bunun uzerine, Almanlar, 90'larin basindan itibaren ciddi bir sekilde, Afrika, Kafkasya ve ozellikle Orta-Dogu'ya sarkmaya basladilar. Afrika'da, Anglo-Saxon blogu,Fransa ve Cin bunlara adim attirmadi. Hic tanimadiklari, Kafkasya ve Orta-Dogu Jeopolitiginde ise, boylarina, poslarina bakmadan bizi ayakci olarak kullanmaya kalktilar. 90'larin basinda, o zamanki BND baskani, Ankara'ya gelip, Irak-Suriye'ye bir buzdolabi bile satamiyoruz diye aglasiyordu. Aldiklari cevap su oldu ; Size, Kafkasya ve Orta-Dogu'da, ticari anlamda yardimci oluruz. Hatta, Afrika'da ortak projeler de yapariz, ama Kafkasya ve Orta-Dogu bizim Lebensraum'umuz, sizinki, Dogu-Avrupa ! Biz nasil sizinkine, destursuz mudahil olmuyorsak, Bizim Lebensraum'umuza da siz de destursuz mudahil olmayin !!!

Alman kafasi, bahsettigim gibi, genellikle biraz agir islediginden, Turkiye'nin, 90'lar boyunca yasadigi politik-ekonomik kaostanda istifade ederek, kendi kendilerine bazi operasyonlara giristiler. Ozellikle, adi lazim degil, Turkiye'de birinin basbakanligi doneminde, onun kardesinden istifade ederek ! O donemde, Almanlarin, bizi ayakci olarak kullanmaya calisarak, Turkmenistan'da gaz sahalari kapatmak icin bazi operasyonlari vardir ki, evlere senlik ! Tabii detaylari yazamiyoruz. Orada, Ruslardan okkali bir tokat yediler. Iran'da, Rafsancani doneminde, Iran'in o donemde daha premature olan Nukleer programina yardim karsiligi, bazi ticari imtiyazlar elde etmeye calistilar, -Herhalde, Amerika'lilarin haber alamayacagini dusunecek kadar aptal olduklari icin- Amerikalilardan acayip bir zilgit yiyip, yine oturdular. Ama isin komigi o donemde, Heidelberg Universitesi'nde falan, Iran'lilarin da, Almanlar gibi ari kokten geldiklerini, iki milletin ayni kokene sahip olduklarini promote ettiren doktora tezleri falan hazirlattiriyorlardi. (Bu arada Iran, Farsca "Ari"ler ulkesi anlamina gelir !)

Neyse uzatmayalim, 2000'lerin basindan itibaren, Turkiye'de ki yeni yonetime, Almanya, bahsettigim amacla umut baglayip, buyuk destek verdi. 2000-2010 donemindeki gulum-balim donemi iliskilerini hatirlayin. Ancak, beklediklerini bulamadilar. Hem bizimkilerin yanasmamasi, hem de, baskasinin bagina destursuz girmeleri sebebi ile ! Bunun uzerine, 2011'den itibaren, yavas yavas Turkiye uzerine baski kurarak, ikna etme yontemine dogru evrildiler, gun gectikce baskinin dozunu arttirdilar. Tabii ki, bu donemde iliskilerde, inis-cikislar oldu ama asil mesele, Kafkaslar ve Orta-Dogu'da, bir Alman Lebensraum'u kurabilmektir. Turkiye'yi de, bunun onunde bir engel olarak goruyorlar.   


     
      Mesajı Paylaş

delenda_est_carthago

#13
Nis 10, 2017, 09:39 ÖÖ Last Edit: Nis 10, 2017, 01:29 ÖS by delenda_est_carthago
"O yüzden Alman basınının ne yazdıklarını çok önemsemiyorum"

Vallahi ben sizin yerinizde olsam onemserdim, cunku, ozellikle Brexit'in tamamlanmasindan  sonra, 500 milyon nufuslu, (pardon, UK cikinca 450 milyon)  €16.5 trilyon (UK cikinca  14-14.5 trilyon € gibi) GSMH'ya sahip AB'nin tescilli patronu olacak olan, avrupa'nin tartismasiz en guclu ekonomisi (hem bulundugu durum hem de trendler acisindan), Irak ya da Suriye'ye bir buzdolabi bile satamadigi halde (!) her ne hikmetse yilda 310 milyar dolar dış ticaret fazlası olan, yani Irak'a (Suriye' ye pek degil bu aralar) buzdolabi satmakta sorun cekmeyen Turkiye'nin toplam yillik ihracatinin iki kati kadar dış ticaret fazlası yaratan bir ekonomiye sahip , federal butcesi her yil onmilyarlarca euro fazla veren , ve en onemlisi 3 milyon kadar vatandasımızın kaderini elinde tutan bir ulkeden bahsediyoruz.

Ve son iki aydir bu ulkenin en buyuk kamu ve ozel televizyonlarinda prime time'da her hafta en az 2 tane turkiye ile ilgili siyasi icerikli program yayinlanmakta (rekor ise bir  haftada 6 program). Bu programlarin icerigini tahmin edersiniz anlatmaya pek gerek yok, ama ozellikle son iki uc hafta icinde, soylenenlerin dozaji gercekten cok yukseldi. Bu hic  iyiye alamet degil.

Bende uyanmaya baslayan  izlenim, ki  umarim yanlis dusunuyorumdur, Alman devletinin ulkelerindeki turk nufusu bir ulusal guvenlik sorunu olarak gormeye basladigi yonunde. Bu son olanlar simdiye kadarki basit agiz dalaslarina hic benzemiyor. Ciddi bir kirilmadan bahsediyoruz. Mesajı Paylaş
Dum spiro, spero

southwater

""""
ama Kafkasya ve Orta-Dogu bizim Lebensraum'umuz, sizinki, Dogu-Avrupa ! Biz nasil sizinkine, destursuz mudahil olmuyorsak, Bizim Lebensraum'umuza da siz de destursuz mudahil olmayin !
""""

Bizim sabık başgana çok güldüm, sesli güldüm.
Elin oğlu dinler mi hiç?
Çakar geçer.
Keşke daha somut kazanımlar olabilseymiş, iki PKK'lının iadesi gibi. Bir-iki derneklerinin kapatılması ve bizim Bozkurtların Almanya'da korunması gibi.
Belki de olmuştur. Ama PKK hep güçlendi orada. Mesajı Paylaş
Akıllarını güzelce kullanmayanları Allah pislik içinde bırakır!  (Yunus, 100)

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter