Türkiye'nin Uyguladığı Tarım Politikaları

Başlatan BETONBEY, Şub 06, 2017, 02:27 ÖS

« önceki - sonraki »

Alkyone



Binlerce yıllık 'ıza buğdayı'nın coğrafi işareti alınacak


Bolu Belediyesi ile Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) arasında, geçmişi 10 bin yıl öncesine dayanan ve Seben ilçesinde yetiştirilen ıza buğdayının coğrafi işaretinin alınması için protokol imzalandı.

Belediye binasında gerçekleşen imza törenine Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz, AİBÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alişarlı, Belediye Başkan Yardımcısı Emine Davarcıoğlu, AİBÜ Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nusret Zencirci ve ilgili birimlerin yetkilileri katıldı.

Yılmaz, burada yaptığı konuşmada, AİBÜ ile belediyenin imzaladığı protokolle, ıza buğdayı diye bilinen ve Seben'de yetişen bu bitkinin coğrafi işaretinin alınarak tanıtımının yapılacağını söyledi.

Iza buğdayının, bölgede yetişen ve tarih serüveni boyunca genleri değişmeyen bir tür olduğunu belirten Yılmaz, "Bu sene de biz ıza buğdayını Seben'de, il merkezinde ve Göynük ilçesinde 200 dönüm civarında bir deneme ekimine başladık. Bu işte başarılı olacağımıza yürekten inanıyorum." dedi.

Yılmaz, Karacasu beldesinde su değirmeni inşa etmeye de başladıklarını aktararak, "Bu buğdayları da kendi su değirmenimizde öğüterek, hiç katkısız inşallah kendi unumuzla mamullerin üretimini yapacağız. Coğrafi işaret aldıktan sonra da belki de gelecek sene ıza buğdayının il genelinde ekimi sağlanacak. Bunun tamamının alımını Bolu Belediyesi olarak garantileyeceğiz." diye konuştu.

Iza türünün diğer buğdaylardan daha sağlıklı olduğunu vurgulayan Yılmaz, "Şu an Iza buğdayından yapılan bulgur hem şişkinlik yapmıyor hem de şişmanlatmıyor. Iza buğdayının bulguru çok özel. Bu çok az yapıldığı için Seben'de şu an kilosunun 10 lira." şeklinde konuştu.

"Bazı kanser türlerine karşı kullanılıyor"

Prof. Dr. Nusret Zencirci ise ıza buğdayının sağlık açısından da çok önemli olduğuna vurgu yaparak, şunları kaydetti:

"Iza buğdayının, göz ve kalp sağlığı üzerine olumlu etkileyen özellikleri var. Şu anda ızaya yoğun bir talep var. Avrupa'da sağlık için kullanılıyor, bazı kanser türlerine karşı kullanılıyor. Şeker ve kalp hastalıklarına karşı ilaç tavsiyesi olarak veriliyor. Destekleyici ilaç olarak da veriliyor. O nedenle bunun bir şekilde kayıt altına aldırılması, coğrafi işaretinin alınması ve üretiminin arttırılması Bolu için ciddi bir katkıda bulunacak."
http://aa.com.tr/tr/kultur-sanat/binlerce-yillik-iza-bugdayinin-cografi-isareti-alinacak/1063243
http://bbv.org.tr/haberler/haber7
Mesajı Paylaş
Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk

Alkyone



Tescilli 4 yerli patates ihaleyle satışta

Niğde'de, 2005 yılından bu yana yürütülen ıslah çalışmalarının ardından tescillenen tohumluk 8 yerli patates çeşidinden 4'ü ihaleyle satışa sunulacak.

Niğde'de yerli ve milli tohum üretilmesi amacıyla 2005 yılında başlatılan ıslah çalışmalarının sonunda "Onaran 2015", "Nam", "Nahita", "Ünlenen", "Leventbey", "Muratbey", "Çağrı" ve "Fatih" adıyla 8 adet yerli tohumluk patates çeşidi tescil edildi. Tescillenen yemeklik patateslerden "Onaran 2015", "Nam", "Nahita" ve "Ünlenen"'in 8 Mart'ta Patates Araştırma Enstitüsü Müdürlüğünde düzenlenecek ihaleyle satışı yapılacak.

İhaleye katılacak firmaların, bir tohumluk patates türünden en 480,2 ton üretmesi isteniyor.

Niğde Valisi Yılmaz Şimşek, Patates Araştırma Enstitüsü Müdürlüğüne giderek tescil edilen yerli patates çeşitlerini inceledi.

Enstitü Müdürü Uğur Pırlak'tan patatesler hakkında bilgi alan Şimşek, gazetecilere yaptığı açıklamada, geliştirilen yerli patates çeşitleri sayesinde üreticilerin ve ülkenin bu alanda dışa bağımlılıktan kurtulacağını söyledi.

Niğde'nin patates üretiminde Türkiye'de 1. sırada yer aldığını ancak en önemli sorunun yerli tohum olduğunu dile getiren Şimşek, şunları kaydetti:

"Patates, dünyada ve ülkemizde üretimi yapılan önemli tarımsal ürünlerden birisidir. Tarım kenti Niğde'nin ekonomisine büyük bir katkı sağlayan ve çiftçilerimizin büyük çoğunluğunun geçim kaynağını oluşturan patates üretiminde en önemli girdi tohumluk. Patates tohumluğunda büyük oranda dışa bağımlı olmamız, üretimde yerli çeşitlerimizin olmaması problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu sorunun çözümü için Patates Araştırma Enstitüsü Müdürlüğümüzce 2005 yılından bu yana yürütülen ıslah çalışmaları neticesinde 8 adet yerli patates çeşidi tescil edilmiştir. Tescil edilen 8 adet yerli patates çeşidinden ilk etapta 4'ü Türkiye'de bir ilk olarak 'Tohumluk Üretim ve Pazarlama Hakkı' ihale yoluyla satışa çıkartılmıştır. Satış ihalesinden sonra bu ürünlerimiz ihaleyi alan firma tarafından üretilecek daha sonra da üreticilerimizin istifadesine sunulacaktır."

Bu sürecin yaklaşık 3 yıl süreceğini aktaran Şimşek, "Bu şekilde üreticilerimiz yerli ve milli tohumlara kavuşmuş olacak. Üreticilerimiz ve ülkemiz dışa bağımlılıktan kurtulmuş olacak. Geliştirilen yerli patates çeşitlerimizin ülkemiz tarımına ve tüm üreticilerimize hayırlı olmasını diliyorum. Ayrıca yaptıkları çalışmalardan dolayı enstitümüzdeki tüm personelimize emek ve gayretleri için teşekkür ediyorum." diye konuştu.
http://aa.com.tr/tr/ekonomi/tescilli-4-yerli-patates-ihaleyle-satista-/1065831 Mesajı Paylaş
Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk

Alkyone

Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk

Destiny

Sivasda vakti evvel yaz ayları dedelerimizle irili ufaklı tarım yapardık biraz oradan. Üniversitede ise tarım bölgesine düştüm öğrenci evinde ev sahibim hallice zengin tarımlada uğraşmış bir kişi onlardanda edindiğim bilgiler ışığında, ayrıyeten sayesinde solucan gübresi üretiminide bir kültür olarak kazandım yanında. Tamamen merakımdan hoşuma gidiyor değişik şeyler öğrendim öyle.. Üniversite girişimcilik ödevimide bu konu üzerine yapmıştım hatta o sıralar onunla ilgilendiğimden. Her neyse saadete geleyim.

Naçizane fikrim.

1- Temel sorunumuz kesinlikle beşeridir. Çiftçilerimiz hiç bir koşulda temel tarımsal konularda bilgi sahibi değiller, önemli kısmı ilgili bile değiller. Olay tamamen refleksif. Tamamen doymak için değil yaşamak için gerçeğidir.

2- Birinci sorunun derhal ve kati suretle çözülmesi gerekiyor. Tarım koperatifimi artık enstitümü olur bilmem. Böyle bir oluşumun kurulup derhal modern tarım zihniyetinin hayata geçmesi gerekiyor. Dünya görüşü olan mühendislerin üzerinde çalışıp zaten çoğu şeyin ortada olduğu konularda eğitimli kişileri köylerde oluşturulacak bu enstitülere göndermesi gerekmekte. Çiftçilerde bu enstitülere katılıp modern tarım hakkında bilgi alması gerekmektedir.

3- Çoğu üründe tarımsal alan sınırlamasına kesinlikle katılmıyorum bu cahil söylemidir. İşim olmamasına rağmen sırf şehirde canım sıkıldığından yerinde incelemiş görmüş biri olarak dikey tarım ile muazzam verimler alınabilmekte. Başlangıçda orta miktarda bir yatırımda bulunarak kurulabilecek bu sistemlerle tamamen otonom olarak tarım alanını zaten kontrol edebilmekle birlikte zevkde veren bir iştir. Sera vs.. girilirse zaten 4 mevsim üretim yapabiliyorsunuz. İnanın tarım şampiyonu oluruz.

4- Azot içerikli gübre tüm ülkede derhal yasaklanmalıdır. Hatta cezai yaptırımları olmalıdır. Bunun önüne geçilmesi gerek. Toprağımızı mahveden olaylar silsilesinin başında bu katil şey geliyor. Çok kısa sürede toprağınızı mahvedebiliyor mağlesef. Dedelerim bu durumu zamanında garip şekilli ürünlerde ve verimsiz diğer tarımsal ürünlerde hastalık hastalık suyunda şuyunda buyunda gibi cahilvari şeylerle açıklayabiliyorlardı. (Çözümü aşşağıda)

5- Toprağı mahveden sulamaların önüne geçilmeli. Enstitülerde bu işin bokunun çıkarılmaması gerektiği öğretilmeli veya damla sulama sistemi zorunluluk haline getirilmeli.

6- Kimyasal gübrenin yasaklanmasına müteakip gelişmekte olan yeni bir sektör olan solucan gübresi üretimiyle ilgili bilgiler verilmeli tanıtılmalı ve kulllandırılmalı. Organik olan bu gübrede çok ciddi verimler alınabilmekle birlikte toprağı onarıcı etkiside tarımsal alanlarınızı korumak için birebirdir. Fiyatı yarım kat daha pahalıdır ancak üretime geçildiği takdirde bu rakamlar düşecektir. Neden;

Organik olarak adlandırılan solucan gübresi kırmızı solucan olarak bilinen kaliforniya solucanıyla üretilmektedir. Bu solucanların yediği madde (kompost) ise inek(at tezeğini daha çok severler) tezeği, çay postu, yumurta kabuğu gibi atık maddelerle harmanlanıp kurutulup oluşturulabilmektedir. Yine bu solucanlar ortalama kurutma serme işlemleri vs.. gübresini 2 ay civarında hazır etmektedir. Şöylede bir güzelliği vardır. Lanet olası derecede ürüyorlar. Her 3 ayda bir örnek veriyorum 100.000 solucanınız varsa bu solucanlar kendini 200.000 yapıyor. 6.ay 400.000 9.ay 800.000 12.ay 1.600.000 bu böyle gidiyor. Bu açıdan kesinlikle arzında sorun yaşanmayacak bir gübredir.

Adam gibi çiftçilik yapacak bir çiftçinin hatta gidip para verip almayacağı bir üretim basitliğine sahiptir. Kendi imkanlarınızla hayvancılıkds yapıyorsanız bu dönüşümü sağlayabilecek imkana tamamen sahipsiniz.

Bunlar aklıma gelen detaylar.. Mesajı Paylaş

Alkyone

'Türkiye'nin tohum üretimi bir milyon tonu aştı' 26.02.2018

Türkiye Tohumcular Birliği (TÜRKTOB) Başkanı Kamil Yılmaz, 1990'da 97 bin ton olan sertifikalı tohumluk üretiminin 2016'da 958 bin tona, 2017'de ise 1 milyon 49 bin 361 tona yükseldiğini söyledi. Yılmaz, fide, fidan ve süs bitkilerinde önemli noktaya geldiklerini belirterek, "2017'de 238 milyon adet meyve fidanı, 4 milyar adet sebze fidesi, 1 milyar 619 bin adet süs bitkisi üretildi." ifadesini kullandı.


Hedef küresel tohum ticaretinde ilk beşe girmek

Yılmaz, sadece 30-35 yıl önce tohumculukta "ihracat" diye bir kavramın olmadığını, sadece ithalatın olduğunun altını çizerek, "Ancak 2017 sonu itibariyle ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 73'e çıktı. Buna fide, fidan ve süs bitkileri eklendiğinde bu oran yüzde 90'ın üzerine çıkmıştır." şeklinde konuştu.

Türkiye'nin geçen yıl 185 milyon dolarlık tohum ithal ettiği bilgisini veren Yılmaz, buna karşılık ihracatın 136 milyon dolara ulaştığını bildirdi. Yılmaz, son 15 yılda ihracatı 8 kat artırdıklarını, 80 ülkeye tohum ihraç ettiklerini, hedeflerinin küresel tohum ticaretinde dünyada ilk 5 ülke arasına girmek olduğunu vurguladı.

Türkiye'nin önemli bir tarım ülkesi olduğuna değinen Yılmaz, özellikle tahıllarda, sebzelerde ve meyvelerde dünyada önemli üreticilerden olduğunu vurguladı.

Türkiye'de tahıl üretim alanlarının azaldığını ancak üretim miktarının arttığını dile getiren Yılmaz, kaliteli tohumların kullanılmaya başlaması sonrası bitkisel ürünlerde ekim alanlarının azalmasına rağmen üretimin arttığını aktardı.

Kaliteli ve sertifikalı tohumun önemine dikkati çeken Yılmaz, şu ifadeleri kullandı:

"Sertifikalı tohum dediğimizde, kayıt altına alınmış, tarımsal-teknolojik hastalık ve zararlara dayanıklılık gibi özellikleri belirlenmiş tohumları kast ediyoruz. Yabancı otlardan, diğer tür ve çeşitlerden arındırılmış, yüzde 97-99 saf olan, sadece tohum olan ürünlerden oluştuğu için hem mısırda hem şeker pancarında hem buğdayda hem pamukta hem şeker pancarında hem diğer bazı yem bitkilerinde önemli verim artışları sağlanmıştır."

"Hibrit tohum verimi artıran önemli mekanizmalardan"

Yılmaz, son dönemde kamuoyunda sertifikalı tohumların insan sağlığına zararlı olduğuna, genetikleri değiştirilmiş organizmalarla eş görüldüğüne dair görüşlerin olduğunu belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bu konularda Türkiye'de üretilen tohumluklar doğaldır. Hiçbirisinin genetiği değiştirilmemiştir. 2010 yılında biliyorsunuz Biyogüvenlik Yasası çıktı. Buna göre Türkiye'de GDO'lu tohumların üretilmesi, ithalatı yasak. Sadece Biyogüvenlik Kurulu'nun izin verdiği, mısır ve soyada ürünlerin ithalatı yem sanayisinde kullanılmak üzere yapılıyor. Ancak Türkiye'de bunun üretimi yasak.

İkincisi hibrit tohumlar gerçekten verimi artıran mısırda, domateste, biberde, mısırda, ayçiçeğinde, salatalıkta önemli mekanizmalardan bir tanesi. Hibrit tohumlar hiçbir zaman laboratuvar ortamında, yapay şartlarda elde edilmiş değil. Bunlar doğal ortamda saflaştırılmış... Hibrit tohum elde ederken melezleme yapılan bireylerin yakın akraba olması istenmez. Mümkün olduğu kadar uzak akraba olması istenir. Buradaki amaç en yüksek verimi sağlamaktır."

"Tohumculuk şirketlerinin yüzde 93,5'i yerli"

Yılmaz, Türk tohumculuk sektörünün son dönemde ciddi mesafeler kaydettiğinin altını çizerek, ancak Türkiye'nin toplam sertifikalı tohum ihtiyacının yüzde 40'ını üretebildiğini ve kullanabildiğini söyledi.

Verimliliğin artırılması ve ekonomiye daha fazla katkı sağlanması için kullanılan sertifikalı tohum miktarının yüzde 80-90'lara çıkması gerektiğini vurgulayan Yılmaz, tarımı gelişmiş ülkelerde oranların bu düzeyde olduğunu bildirdi.

Yılmaz, 1980'li yıllarda 3 olan yerli firma sayısının bugün 832'ye yükseldiğini yineleyerek, bu şirketler içinde tamamen yerli sermaye ile kurulmuş olanların sayısının 778 olduğunu, bu rakamın, şirketlerin yüzde 93,5'inin yerli olduğunu gösterdiğini anlattı.

Yerli-yabancı ortaklığı ile kurulmuş şirket sayısının 22, tamamı yabancı sermayeli şirket sayısının 32 olduğunu dile getiren Yılmaz, "Yerli sermayeli 778 şirketin ticaret hacmindeki payı yüzde 51, ortak sermayeli 22 şirketinki yüzde 18, yabancı sermayeli 32 şirketinki ise yüzde 30." dedi.

Yılmaz, yerli sermayeli şirketlerin ticaret hacmindeki paylarının her geçen gün arttığını belirterek, sektörün gelişimi için Ar-Ge faaliyetlerinin, aktarılan kamu kaynaklarının payının arttığını anlattı.

Birlik tarafından 2016 yılında başlayan Tohumculuk Sektörü Ulusal Strateji Geliştirme Projesi'nin geçen yıl tamamlandığını kaydederek, bu kapsamda belirledikleri vizyonlarından ve hedeflerinden bahsetti.

"Sertifikalı tohumla verim artıyor"

Yılmaz, son dönemde sertifikalı tohum karşıtı söylemlerin dillendirilmeye başlandığını kaydederek, şunları söyledi:

"Ne yazık ki sertifikalı tohum kullanımın yaygınlaşmasının çok uluslu şirketlerin ve büyük marketlere ürün satan tedarik zincirlerin işine yaracağını söyleyenler var. Bitkisel ürünlerde üretim miktarları 2017'de tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 68 milyon 61 bin ton, sebzelerde 30 milyon 826 bin ton ve meyvelerde 20 milyon 809 bin ton olarak gerçekleşmiştir. Bir önceki yıla göre tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 4,2, sebzelerde yüzde 1,8, meyvelerde yüzde 9,7 oranında artış olmuştur.

Ülkemizde ekilen tarım alanları ürün gruplarına göre ya aynı kalıyor ya da azalıyor. O zaman bu üretim artışlarını nasıl sağlayabiliyoruz? Tabi ki en başta sertifikalı tohum üretimi ve kullanımının yaygınlaşmasıyla ve modern yetiştirme tekniklerinin kullanılmasıyla artıyor. Sertifikalı tohum verimin en az yüzde 25, hibrit çeşitlerde yüzde 100 oranında artmasını sağlayan tohum demektir."
Yılmaz, çiftçilerin kendi kullanacağı tohumu üretemeyeceğine dair söylemlerin doğru olmadığını kaydederek, "Çiftçiler kendi ürettikleri veya çoğalttıkları tohumlukları ticarete konu etmedikleri sürece kullanmaları mümkündür. Yerel çeşit adı altında ürünlerin kontrolden geçmeden, tohum kalite standartlarına uygunluğu tespit edilmeden, tohumla geçen hastalık etmenleri yönüyle kontrol yapılmadan satılması çiftçimizi ve tohum kullanıcıyı mağdur edebileceği için ticarete konu edilmemektedir." diye konuştu.

"İthalatımızda İsrail'in payı önemsiz"

Yılmaz, Türkiye'nin İsrail'den yüksek miktarda tohum aldığına ve tohumculukta bu ülkeye bağlı olduğuna dair iddiaların hatırlatılması üzerine sözlerini şöyle tamamladı:

"Türkiye İsrail'den tohum alıyor ancak İsrail'e tohum da satıyor. 2016'da yüzde 6 iken 2017'de yüzde 7 olmuş. Biz İsrail'e sadece tohum değil sebze de satıyoruz. Geçen yıl 15 milyon dolarlık domates satmış. Ancak öyle bir izlenimler var ki sanki bütün tohumları İsrail'den alıyoruz veya İsrail'den tohum almazsak üretim yapamayacağız. Toplam ithalatımız içinde İsrail'in payının önemsiz olduğunu söyleyebilirim."
https://www.aa.com.tr/tr/ekonomi/turkiyenin-tohum-uretimi-bir-milyon-tonu-asti/1073764 Mesajı Paylaş
Çoklar diye korkma
Azız diye çekinme...
Tonyukuk

matmat26

Fidan üretimi iyi. Bunda çaba var. İlerleme de var. Köylüye kadar inmis durumda.
Tohumu bilmiyorum.

Tarimi üç hamle ile kurtarmak mümkün.

1. Çiftçi üretimi ve işlediği toprak miktarına yetecek kadar (ne fazlası nede eksigi) Kırmızı Mazot verilecek. Örneğin 100 dönüm ekini olan, serası olan kişiye 1000 litre kırmızı mazotu 2 liradan vereceksin.

2. Çiftçi sadece uretimle uğraşacak. Ürünün satisi ile ugrasmayacak. Sadece üretici olacak. Pazarlamasini başkaları yapmali. Bunun icin her sehrin ilcelerinden illere, illerden bolgelere daha sonra bolgelerden Pazarlara ve Marketlere uzanan hal , mini hal gibi sistemi kurulacak. Çiftçi standartlara uygun uretim yapacak. İlce haline götürüp teslim edecek. Parasını alip, tarlaya, seraya gidip işine bakacak. İşi n satış, pazarlanması olayları yonetilmez hale getiriyor. Yapması gereken üretim işinden uzaklastiriyor. Çiftçi , cifciligin sadece üretim olduğunu satışın ise baska bir meslek bilgisi gerektigini bilecek.

3. Kooperatifcilik. Kısıtlı sermaye ve kaynaklara sahip ülkemizde kooperatif akli olmadan kesinlikle sermaye biriktiremez, zenginlesemezsiniz. Hele hele bilindik sektör olan tarimda.. Dolayısıyla her evde bir traktör yerine, her köyde 2 traktör olmalı. Her evde 100 binlik takim taklavat yerine , bir köyde 200binlik takim taklavat olmalidir.

 Bir ekstra ise,

Kaliteli tarim arazisi olupta, susuz bölgeler var. Toprak kaliteli, mevsim super... Ancak su yok.

Boylesi yerler tespit edilip DSİ aracılığı ile derin kuyular açılmalı. O araziler arpa bugday gibi değeri düşük isler yerine yuksek degerli urunler uretilmelidir.

Bunu büyük şirketler yapıyor suan. Kurak tarım arazisi lerini toplayıp, Su muhendisleri ilede suyun yerini tespit ederek cok derin kuyular açıyorlar. Binlerce dönüm araziye yetiyor.

--------

Ulkemizin her yerinde denize dokulen sularin Karadeniz, Akdeniz , Ege Marmara vs... Bu suların önüne gecilmeli. Bu sular iç Anadolu bölgesine yonlendirilmeli. Havzalar olueturulup tuz golu, Beyşehir gibi göllere yonlendirilmeli. Depolanan suyu başka havzalara pompalanmali. KOP bunun bir örneği.






Mesajı Paylaş

putty

#36
May 16, 2018, 04:23 ÖÖ Last Edit: May 16, 2018, 04:38 ÖÖ by putty
Tarım politikasını biraz vahşi götürmek de gerekli. Küçük çifçinin desteklenmesi bizi daha çok çıkmaza sokar. Kurtarmayan toprağını satıp şehre gelmeli bu iki kere faydalı olur hem köyde araziler birleşir hemde şehre göç şehirleşme devrimimize katkı sağlar. Herkesi desteklemenin ayakları üzerinde durmalarını sağlamanın hem anlamı yok hemde kolay değil. Ben belli büyüklüğün altındaki tarıma destek olunmasına karşıyım.
Köy ağalığı marabalar filan aslında ne kadar büyük bir başarı tarım konusunda. Şimdi arazileri birleştirme büyük çiftçiliği destekleme aslında ağalık denen o karikatürize şekilde bize yansıtılan başarılı çiftçilik oluyor.
Türkiye de ortalama tarım arazisi 5 hektar iken Almanya İngiltere Fransa da 50 hektarmış. Bizde de tarım arazilerinin birleştirilmesi için kanun çıktı bu yönde devlet politikası başladı. Bunun ileride sonuçları alınacaktır yavaş yavaş ekonomide geliştikçe araziler birleşecek büyük çiftçilik yaygınlaşacaktır. Biz bu işe sosyal bir mevzu olarak bakmamalıyız ekonomik mevzu olarak bakmalıyız. Kırsalda tutunamayan şehre gelsin işe girsin ona köyle destek olmaya çalışmanın sonu yok. Kırsalı zaten şehirdekiler ayakta tutuyor onların vergileri ile köylü tarım yapıyor. Bu yüzden şehire ne kadar köylü göçü olur ise tarıma verilecek parada o kadar artar kasada üstelik verilecek kişide azalır Mesajı Paylaş

ayibarishi

Tarım üzerine görüş ve düşüncelerim 1:

Çiftçilik aslında baya bölünmüş ve dağılmış durumda. Bununla kastım nedir? Geçmiş vakitte insanların sahip olduğu büyük araziler, gerek miras yoluyla gerek başka faktörler dolayısıyla şimdi küçük küçük araziler haline geldi. Çiftçilikle geçimini sağlamayı tercih eden vatandaşlarımız da bu küçük arazileri ekip dikebilmek adına, traktör, ilaç, sürme vb. sayısız ek aparata, sahip olup kullanmak zorunda.

Bunun dolaylı etkisi de küçük çiftçilerimizin katlanmak zorunda olduğu maliyetler. Bu işi profesyonelce yapmaya çalışan bir arkadaşım var. Geçenlerde 7. arazi parçasını satın aldı. Kendisine sordum çeşitli yerlerde araziler satın alıyorsun neden diye? Dedi ki bir traktörüm ve gerekli tüm aparatlarım var. İlacın, gübrenin, takviyenin verileceği zaman, ağaçlarımın tüm ihtiyaç akışı kısacası belli. 2 bahçeye sahip olmakla 7 bahçeye sahip olmak arasında benim için tek fark var. O da ilaçlamanın 2 saat değil 8 saat sürmesi. Araziyi sürmenin 1 gün değil 2 gün sürmesi. Şükür iyi kötü bu işten para da kazanıyorum. Aynı ilçede yerleri dağınık da olsa neden daha fazla arazi satın almayayım ki? Yeni bir arazi bana yeni maliyetler getirmiyor. Zaten satın alınacak büyük bahçe kalmadı memlekette. Ben de bu şekilde kendimi geliştirmeye çalışıyorum...

Bu gerçekten doğru bir bakış ve yaklaşım. Bende konu üzerinde kendi araştırmamı yaptım, arkadaşımı dinledikten sonra. Yurt dışında (Örneğin ABD ve Avrupa) çiftçilerin ekip diktikleri araziler gerçekten oldukça büyük boyutta. Bu işi de ilmine göre yapıyorlar, rastgele değil. Bu nedenle ellerindeki ekipmanın arazi başına sahip olma maliyeti düşüyor. Ayrıca bizim fırsat bulamadığımız ilave iş kolaylaştırıcı makine ve teçhizatları alacak para da bulabiliyorlar. (Mesela fındık yada  zeytin toplama makinesi. Biz hala bu işi elle yad işçi ile yapıyoruz.)

Maliyet düşüşü + ağaç başına verim artışı + ilave teknik teçhizatla kolaylık + zamanlaması asla kaçırılmayan bakım. Bu hususlar yurt dışındaki çiftçilerle rekabet etme şansımızı silip süpürüyor. Bu nedenle eğer devlet tarım politikalarına el atacaksa bu hususlarda ilaç niyetine çözümler inşa etmeli. Yeni melek ve geçim alanları oluşturabilmeli ve bunu da içeriden yapabilmeli.

Mesela bana miras yoluyla bir arazi kaldı diyelim, bunu çiftçilikle uğraşan kardeşime sattığımda param devlet tarafından hesabıma yatırılmalı ama kardeşim devlete olan borcunu vade ile ödeyebilmeli. Böylece arazilerdeki küçülmenin önüne geçilebilmeli.

Mirasçısı çok olan, köyden şehre geçmiş olan, bu nedenle asla ekilip dikilemez duruma düşen, mevki ve verimi güzel araziler devlet tarafından satın alınmalı. Bir mirasçı başvurduğu zaman ona hakkı olan pay ödenmeli, başvurmaz ise belli bir süre sonra (10 yıl mesela) hakkını kaybetmeli. Bu araziler Tarsim vb. metodlarla çalışkanlığı tescilli ve teçhizatı tam çiftçilere uygun fiyatlarla ve taksitli + koşullu satılabilmeli.

Bir sistem icat edilmeli. Örneğin bir çiftçi tüm teçhizatıyla bir başka çiftçinin arazisinin işlerini yapmak üzere taahhüt verebilmeli. Bu durumda devlet arazi sahibi olan çiftçiye de, arazisinin bakım tutumunu masrafsız yaptıran çiftçiye de teşvik vermeli. Direkt para değil dolaylı teşvik olmalı bu. Mesela hesaplı kırmızı mazot, mesele bedava yada uygun fiyatlı gübre, ilaç, mesela devlet arazilerini satın almada öncelik...

Dağınık olan arazilerini yan yana birleştirmek, satılık olan komşusunun arazisini avantaj ve öncelikle satın alabilmek, vb. ihtimalleri gerçek kılabilmek adına, çiftçi emlak ofisi de kurulmalı. Arazi takası, satışı, devri, mirasçı payları, maddi zarara kimsenin uğramaması için gerekli kredi ve akışın sağlanması, vb. hususlarda bu ofis aktif ve hareketli unsurlarıyla çiftçiye yardımcı olmalı.

İnsanların tarlalarına ev ve ufak depolar yapmalarının önüne geçilmeli. Çünkü zamanla bu durum tarım arazisini işgal eden bir yerleşime dönüşebiliyor. Bu nedenle arazide inşaat değil, ihtiyacı görecek ve kolaylıkla kaldırılabilecek mobil konteynır gibi kondurulmuş portatif yapılar özendirilmeli. Böylelikle yerleşim tarım alanına değil, şehir merkezine doğru yönlendirilebilmeli.

Devlet arazisine bakan çiftçilere anlamlı hediyeler dağıtmalı. Mesela bir arık üzerine kolayca kurulup kaldırılabilen, portatif çadır tuvalet gibi. Hesaplı ama teşvik edici şeyler.

Düz olmayan, eğimli ve tarım amaçlı kullanılmayan verimli devlet arazilerinde, geniş parçalara sahip olma ve bunları aromatik bitkiler (gül, yasemin, lavanta, ilaç sanayi için çeşitli bitkler, vs.), yabani sayılabilecek bitkiler (kuşburnu, yaban mersini, böğürtlen, vs.), en önemlisi de hayvancılıkta ve ekolojik yakıt üretiminde kaynak olarak kullanılabilecek bitkilerin tarımına uygun hale getirmeye insanlar teşvik edilmeli. Ormancı köyleri ve ülkemizdeki ormanlaştırma çalışmaları yarım yüzyıldan fazladır başarıyla sürüyor. Buna benzer bir sistem de bu gibi müsait ve boş arazilerin tarımı için kullanılabilir. Acelesi diğer maddeler kadar yoktur bu çözümün.

Sonuç olarak tarımla ilgili poltikalar, öncelikle arazi ve arazi yönetimi de dikkate alınarak inşa edilebilmeli. Şimdiye kadar hiç önemsenmemiş bu husus dikkate alınmalı ve politikalar geliştirilmeli. Benim aklıma gelmeyen daha nice şeyler çıkabilir. Yada benim yanlış olan düşüncelerim, doğru yöntem ve yaklaşımlarla değiştirilebilir. Tarım hususunda yazmaya parça parça devam etmeyi düşünüyorum. Saygılarımla... Mesajı Paylaş

matmat26

#38
May 16, 2018, 07:55 ÖÖ Last Edit: May 16, 2018, 07:58 ÖÖ by matmat26
ayibarishi,

Mart 2016 da 4de 3 bende olan, 3 dönümlük bilirkişi gore de tamami 6300 TL'lik değerinde olan arazi icin ortakligin giderilmesi davasi açtım.

Şuana kadar sadece mahkeme masrafları 11binTl geçti. Git gel , günün heba olmasi , yol , mazot ücretleri hariç...

Mart 2016/Mayıs 2o18... 2 yılı geçti.
Ne itiraz eden var. Ne de çekişmeli dava. Karşı tarafla hiç problem yok. İtiraz eden yok. Hayir benim diyen yok. Karşı taraftan mahkemeye gelen yok. Herkes yurt içinde. Tebligati ulasmadigi gitmedigi kimse yok. Her duruşmaya da gittim. Bir tanesini bile kacirmadin.

Daha henüz satış aşamasına yeni getirdim. 2 gun önce resmi gazete de ilan verilmesi için 2500tl daha para yatirdim.


Toplam değeri 6200 tl tarlanın. Buranin da 4 de 3ü zaten bana ait. Sadece 4 de 1i için 1550 TL ekonomik degerli alan için ben bu kadar para ve emek harcadim. Halende bitmedi.


Satışa çıkınca ihaleye girip 6200 tl daha yatırıp alicam. Devlet bu yatirgimdan vergisini algisini, beyannamesini vs tekrar alacak. Daha sonra mahkeme masraflarını düşecek vs.


Bu muazzam emek, zaman ve para...

Bu ülke de kimse böylesi bir pislige bulasmaz.  Tum tarım arazileri hisseli. Hisseli olduğu icin ekilemeyen, icara verilemeyen milyon dönüm arazi var


Allah kimseyi devletin adaletine muhtaç etmesin. Mesajı Paylaş

ayibarishi

#39
May 16, 2018, 08:51 ÖÖ Last Edit: May 16, 2018, 09:00 ÖÖ by ayibarishi
İşte tam bu nedenle bu hususlarda devletin adalet mekanizmasına ihtiyaç kalmamalı.

Kanun ve sistem iyi bir düşünce ile revize edilerek oturtulmalı.

Devletin tarımsal arazi yönetimine dair sorumlu bir kurumu olmalı.

Bir miras sonucu arazi bölünür ve 2-3 yıl kullanılmaz ise hemen devlet araziyi kendisi satın almalı.

Hisse miktarlarına dikkat ederek hak sahiplerine taksitle ve ödeme kolaylığıyla satmalı.

Hisse miktarları da bir bedel edecektir. Bu sayede araziyi alan, arazinin toplam maliyetinden bu bedeli düşer ve klanını taksitlendirir.

Araziyi almayan hisse sahibi parasına hemen kavuşur ve onunla istediğini yapar.

Araziyi hissesi düşük olupta almak isteyen ile uzlaşma sağlanabilir. Herşey öncelikle hissedarlara bağlıdır.

Kimse araziyi istemezse devletin sorumlu ofisinin malı olabilir. Herkes parasını alır çekilir.

Arazi işiyle uğraşmak isteyen ama buna hisse ağırlığı yetmeyen kişi, ofisin elindeki başka uygun arazilerden birini seçebilir.

Ofisin elindeki başka bir araziyi seçse de hisse bedeli düşeceği için taksitleri küçülecektir.

Bir yaşlı vatandaşımız ölmeden önce mirasını tarımsal ofis aracılığıyla ve katkısıyla bölüştürmek isteyebilir.

Çocuklar arasında hak geçmemesi için ofis yardımcı olur.

Tarım yapmak isteyen çocuklar olacağı gibi yapmak istemeyen ve şehre göçmüş olanlar da olacaktır. Memur, özel sektör çalışanı...

Eldeki diğer arazilerin varlığı, parasal kaynağın varlığı, mirasçıları birbirine taksitle borçlandırırken bunu ofis aracılığıyla resmi biçimde yapmanın rahatlığı sağlanabilir.

Aynı kentsel dönüşüm misali ama çok daha iyi düşünülmüş ve organize bir tarımsal dönüşüm ofisine ihtiyacımız var.

Bu nedenle yamaya temelinden yani bitkinin yetiştiği ve hayvanı otladığı topraktan başladım.

Konunun uzmanı olmasam da konunun uzmanı ve uygulayıcısı bir memlekette çok sayıda arkadaşım var, görebiliyorum...

Ayrıca tarla takka sahibi olmadığım için daha objektif bakabiliyorum meselelere. En azından öyle sanıyorum. Saygılarımla. Mesajı Paylaş

putty

Dediklerin zaten yasalaştı nerede ise senin dediğin gibi

https://www.tarim.gov.tr/Sayfalar/Detay.aspx?OgeId=412&Liste=Haber Mesajı Paylaş

ayibarishi

2014 tarihli görünse bile pratikte bu uygulamanın yeterli olmadığı yada ancak bazı durumlarda uygulandığı açıkça belli oluyor. Çevremde hala bu açıdan şikayet eden birçok insan var. Akrabalarım arasında bölünmemiş ve atıl tarım arazisi son derece yaygın. Yani bir şey internette bulunabiliyor, kanunda bulunabiliyor ama hayatta bulunamıyor maalesef. Keşke uygulamayı da bu metin kadar net görebilseydik... Mesajı Paylaş

matmat26

Öncelikle 20 yil icerisinde veraset intikal ile pay sahibi olupta bunca yildir Tarla ile ilgilenmemis kişiler Paydan mahrum bırakılmalı.

20 ila 50 yil arasında gerçekleşmiş intikal ancak üst soy veya onun altı miras Payını alsa dahi, bunlarinda Gerçek tarım politikaları gereği bu Payi ortadan kaldirilmalidir. Arazi ile alakaları olmadığı için

Adam birkez bile  ekmemis, Adamın kendisi ve vefatindan sonra Alt soylari tarlanın, takkanin nerede olduğunu, tarimin ne olduğunu bilmiyor?? Ama arazide hisse ve pay sahibi. Araziyi işleyen bu pay sahiplerinden resmi icar belgesi alamadığı için devletin desteklemelerinden faydalanamiyor. Buradan da kaybi var.

Araziye sondaj yapacak. Kuyu ruhsati gerekli. Tüm arazi hisse sahiplerinin imzasi gerekli. Arazi teee 90 yil once iki kardeş arasında bölünmüş fakat tapuda değil. 5 dönümlük yerde 1 yaşından başlayıp, 80 yaşına kadar  30 farklı şehirde yaşayan 30 farkli insanin hissesi var. Gelde çık işin içinden.


Devlet diyecek ki "Tekkeyi bekleyen, çorbayı içer." Tarim arazisi milli servettir. Bekletilemez, işleyen tüm haklardan faydalanır. 20 yildir araziye gelmemissen, üstüne bir bardak su iç diyecek.

Tarım arazisi son 20 yılda isleyenindir. Sadece bu olsa bile yeterli. Çünkü geçmiş pisliği temizliyorsun. Yan soylar ile vs ugrasmiyorsun. Arazi zaten senin sadece tapuda ki pisligi temizliyorsun. Burada hissesi babadan düşmeyen kimse gelipte bu tarlada benim demiyor zaten.. ver ekecemde demiyor. Kimsenin bu arazi benim dediği de yok. Resmi işlemde sıkıntı yaşıyorsun. Bir nevi buda arazi toplulaştırmadir.





Mesajı Paylaş


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter