Türkiye'nin Uyguladığı Tarım Politikaları

Başlatan BETONBEY, Şub 06, 2017, 02:27 ÖS

« önceki - sonraki »

BETONBEY

Konu ile ilgili başka bir başlık altında tartışmalar devam ettiği için yeni bir başlık açmak hasıl oldu.

Buradan devam edebiliriz :) Mesajı Paylaş

BETONBEY

#1
Şub 06, 2017, 03:33 ÖS Last Edit: Şub 06, 2017, 04:29 ÖS by BETONBEY
Sayın Ünal size tohumculukla ilgili bir durum tespiti;

"2006 yılında köylünün tohumluk satmasına yasak getiren tohumculuk kanununa eleştiriler getirdiğimizde o zaman Türkiye kökenli bir tohum şirketinin sahibi bize yerli şirketlerin piyasaya hâkim olduğunu söyleyerek itiraz ediyordu. Gel zaman, git zaman aslında o zaman da daha çok ithalatçı olan bu büyük şirket Fransız tohum imparatoru tarafından tamamen satın alındı. Aslında o zaman da söylemeye çalıştığımız şirketin sermayedarlarının milliyetinin ne olduğunun bir yerden sonra pek önemli olmadığıydı. Çünkü örneğin sermayedarın milliyeti ne olursa olsun, hepsi de köylüye getirilen yasaklarda anlaşıyorlardı. O zamanlar Türkiye'de çalışan bir İsrail tohum şirketi de bir süre sonra aynı Fransız şirketi tarafından satın alındı. Bu konuda konuşanların bir kısmı nerede ise Türkiye bütün tohumunu İsrail'den ithal ediyormuş gibi söylüyorlar. İlginçtir, İsrail'den ithal edilen tohumun sahibi Fransız şirketi olabiliyor. Benzer şekilde Türkiye'den ihraç edilen tohum da Amerikan şirketine ait olabiliyor. Türkiye'nin 2013 yılı tohum ithalatının değer olarak (dolar bazında) % 18'si Fransa'dan, % 9'u ABD'den, %8'i İtalya'dan, %8'i Çin'den, % 7'si İsrail'den, %6'sı Peru'dan geliyordu. Gördüğünüz gibi İsrail tohumluk ithalatımızda beşinci sırada. İsrail'den daha çok domates tohumu alıyoruz. Türkiye'nin ithal ettiği domates tohumunun % 22'si İsrail'den geliyor. İsrail,domates tohumluğu ithalatımızda birinci sırada.

Kanunun çıktığı 2006 yılından bu yana Türkiye tohum ithalatı ile tohum ihracatı arasındaki fark devam ediyor. 2006'da 105 milyon dolarlık tohum ithalatımız vardı, ihracat ise 47 milyon dolardı. Açık 58 milyon dolardı. 2013'de ithalat 194 milyon dolar, ihracat 126 milyon dolar oldu. Açık ise 68 milyon dolara çıktı. Sonuç olarak tohumluk dış ödemeler dengemizi hâlâ olumsuz etkiliyor. İhracat dediğimiz şeyleri de aslında büyük ölçüde yabancı şirketler yapıyor. Daha çok fiyatı düşük hibrit mısır ve ayçiçeği tohumluğu ihraç edip, fiyatları yüksek olan sebze tohumları ithal ediyoruz. Çoğu zaman Türkiye'de konuşlanmış yabancı tohum şirketleri pahalı orijinal tohumluk ithal edip, daha ucuz sertifikalı tohumluk ihraç ediyorlar. Kısacası bu iş Türkiye'nin otomobil ihracatına biraz benziyor. Bir ölçüde montaj sanayii gibi. 2013 yılında ithal ettiğimiz domates tohumunun kilosu 6131 dolar idi. Gördüğünüz gibi fiyatı altın gibi. Tohum satıcıları domates tohumunu para kasalarında saklıyorlar. Türkiye'den ihraç edilen mısır (tek melez) tohumluk fiyatı ise 3 dolar. Mısırı (tek melez) bir miktar ithal de ediyoruz. İthalatta ise ödediğimiz fiyat kiloda 11 dolar.

Ödemeler dengesinin tohumlukta açık vermesi, bu alandaki sorunlar içinde çok da önde gelenlerden değil. Petrol, pamuk, bitkisel yağ vb. alanlardaki durum düşünülürse tohumluktaki açık çok da fazla değil aslında. Ancak yabancı tohum şirketlerinin tohumlarına bağımlılığımız arttıkça uzaktan hepimizi kumanda etmiş oluyorlar. Bu şirketlerin çoğu aslında tarım ilacı da satıyor. Dolayısıyla onları da alıyoruz. Çünkü tohumlukları hastalık ve zararlılara dayanıklı değil. Üstelik bu ürünlerin besin değerleri de düşük. Daha sonra bu tarım ilaçlarını kullanırken çiftçiler, ürünleri tüketirken halk zehirleniyor. Besin değerleri düşük olduğundan bizleri hastalıklardan korumuyor. Dahası bu şirketlerin bir kısmı beşeri ilaç da satıyor. Dolayısıyla bir satış daha yapılıyor. Bu gibi şirketlerin üç ayrı cebi var. Sağ cebine tohum, soluna tarım ilacı, arka cebine de beşeri ilaç parası giriyor.

Tohumculuk kanunu çıkarken Türkiye'nin tohum ihracatçısı bir ülke olacağı söylenmişti. Bu bugüne kadar gerçekleşmedi. Hâlâ açık fazla. Ama Tarım Bakanlığı ihracatın daha hızlı arttığını söylüyor. Beş on yıl sonra fark olumluya da dönebilir belki. Ancak gözümde bir değeri yok".

Prof.Dr. Tayfun Özkaya

Kimyasal gübre üretiminde ise durumumuz facia...

Kullandığımız kimyasal gübrenin % 90'ı ithaldir ve bunun bize maliyeti yıllık 3-3.5 milyar dolardır.

http://www.zmo.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=24075&tipi=38&sube=0

Türkiye'nin tarım aletleri üretimi hususunda ithalatı dengelemeye yakın seviyede ihracat yaptığı doğrudur.

Lakin bu ihraç ürünlerini kimler üretmekte ve ne kadarı yerli ?

Bu ihraç ürünlerin üretiminde ne kadar ithal aramal kullanılıyor ?

Sadece traktör özelinde 2015 yılına ilişkin ithalat-ihracat rakamları vereyim. 400 milyon dolarlık traktör ithaline karşılık 378 milyon dolarlık traktör ihraç etmişiz. Tarım aletleri ithalat-ihracat dengeside yaklaşık aynı seviyelerde...

Son noktada ise klasik lafımı söylerim, bir pancar motorunu yerli üretirdik oda tarih oldu, hem de baya oldu... Mesajı Paylaş

HDS

Tohum işinin sırrı galiba tüketicide. Tüketici almadığı sürece bu yabancı ve garabet tohumlu ürünler istediği kadar bire kırk versin.

Bizim toprağımız bize yeter, doyarız aslında. Ama daha iyi organize olmak gerek. En kötü şansımız, bir çok kötülüğün anası olduğu gibi, şehirlerimizde kümelenmiş olmak. Yani hormonlu şehirler. Aslında Marmara ve hatta İstanbul ulaşımı en sapa yerimiz Anadolu'ya göre. Beş şerit bağlıyor burayı Anadoluya. Mesajı Paylaş

BETONBEY

#3
Şub 07, 2017, 03:52 ÖS Last Edit: Şub 07, 2017, 03:55 ÖS by BETONBEY
Teyidi olmayan kulaktan dolma bir bilgi paylaşmak isterim. Doğruluğunu bilemiyorum, teyidde edemiyorum.

2011-2012 döneminde patates tohumunun neredeyse tamamı ithal ediliyor. Tigem'in yerli patates tohumu çalışmaları ile bu son yıllarda iyice düşmüş vaziyette ama duyduğum şey ilginç...

İthal tohumla patates üretimi yapılan tarlalarda tohumluk değiştirildiği zaman verim alınamadığı kulağıma çalındı. Nevşehir ve Niğde bölgesinden bahsediliyor. Normalde yeni tohumlukla alınması gereken rekolteye ulaşılamıyor deniyor :o

Doğruluk payını ise bilemiyorum. İşin içine DNA'sı ile oynanmış bir ürün girince her tarafa yol çıkar diye düşünüyorum.

Mesajı Paylaş

şirpençe

Üstad lar tarım konusunda en büyük ve önemli faktörlerden biriside iklim olayı çiftçilik yapanlar bilir kışın yağan kar miktarı ile ilkbahar döneminde ki yağışlar sonderece önemlidir, özellikle iç Anadolu çiftçi si için yağışların miktarı ve sürekliliği ürün verimine ve maliyetine doğrudan etki eder.Gectigimiz yıl yaşanan kuraklık Konya da oldukça yükseltti maliyeti buna paralel olarakda verimde düşüş görüldü birde dolu olayı eklenince zarar ikiye katlandı.
Çiftçi de şöyle bir algı var genel olarak ürün yetiştirirken yükselen maliyeti fazla ürün alarak telafi edeceğini düşünerek ithal tohum ve gübre ye yöneliyor. Cebinden çıkan peyderpey ürün yetiştirme maliyetini bankalar yolu ile karşılayıp  hasat zamanı toplu şekilde gelen paraya tekrar bankaya yatırıyor basit bir döngü ile günü kurtarmaya çalışıyor. Yerli tohum, farklı ürün veya vizyonu genişletmek var olan döngüye çomak sokmak olacağı için risk alacak bir pozisyon da değil risk demek elinde olan tarlayi veya araç gereci bankaya kaptırmak demek birde buna alışılagelmiş eski kafalilik eklenince fazla bir çıkar yol kalmıyor en iyi iş bildiğim iştir deyip yoluna devam ediyor...

Saygılar... Mesajı Paylaş

anafor2016

Ülke olarak neden Konya ovası gibi bir alanı tarım alanı olarak kullanıyoruz? Daha doğrusu, adana-hatay-mersin-osmaniye gibi verimi yüksek ve sulak arazileri konut ve fabrikalarla doldurup tarım vasfını adım adım kaybettiriyoruz, diğer yandan verimi görece düşük konya ovasında çiftçilik yapmak istiyoruz. Belki şehirlileşmenin tabiatına ters olacak ama, iç anadolu bölgesi gibi düz bir bölgede sanayii ve şehirleşme bazı yerlerde arttırılarak, güzel bir sonuç elde edilemez mi?  Kıyı bölgelerimiz, özellikle çukurova bölgesinin tarım arazileri kurtarılamaz mı? Mesajı Paylaş

hergeleci

This Tiny Country Feeds the World
The Netherlands has become an agricultural giant by showing what the future of farming could look like.
http://www.nationalgeographic.com/magazine/2017/09/holland-agriculture-sustainable-farming/

Hollanda'nin tarim alanindaki gelisimi uzerine bir makale. Mesajı Paylaş

sadalone

Ek iş olarak fındık üreticiliği yapan biri olarak dönüm başına çiftçilere para verilmesine karşıyım.Çiftçilere tam tersi yönde bir teşvik yapan bu uygulamalar biran önce kaldırılmalı.

Bizimde yol olmayan araçla gidilemeyen,tanrının bile unuttuğu,satmaya kalksan kimsenin hiçbir fiyata almayacağı fındık bahçelerimiz var.Bir yıl bile temizlenmezse karadenizin o yoğun yağmurlu ikliminde o bahçeye girilemeyeceği de bir gerçek.Ama devlet parayı verince uğraşmamıza hiç gerek kalmıyor.

Çevremden de çok duydum dönüm başına verilen paralar yüzünden fındık işini bırakan.Doğuda askerlik yapan bir arkadaşım yine dönüm başı destek parası alıp ama buğdayı ekmeyen çiftçilere rastlamış tabi ne kadar doğru ne kadar gerçek bilmiyorum. Mesajı Paylaş


Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter