Tem 18, 2018, 01:13 ÖÖ

Sohbet

Başlatan petibor, Ağu 25, 2016, 09:58 ÖÖ

« önceki - sonraki »
Aşağı git

delenda_est_carthago

#600
Tem 09, 2018, 03:03 ÖS Last Edit: Tem 09, 2018, 04:40 ÖS by delenda_est_carthago
"Tarih göstermiştir ki -istisnai dönemler hariç- cahiller cahilliklerini bilmezler. "

Kesinlikle katilmiyorum. Dunyanin tum gelismis ulkeleri tam tersine hemen hemen hep elitler tarafindan yonetilmistir ve yonlendirilmistir, demokrasi olsa bile. Ingiltere bunun en carpici orneklerinden biridir. (ve muhtemelen bu yuzden bu kadar basarili olmustur)

Buraya mi yazmistim obur foruma mi hatirlamiyorum ama birlesik kralligin 18 inci yuzyilin ortasindan beri,  yaklasik 300 yilda  54 basbakani olmus. Bunlarin arasinda Cambridge ya da Oxford Mezunu olmayanlarin sayisi  sadece 13.

Mesajı Paylaş
Dum spiro, spero

putty

Didimde yazlık aldım tatildeyim beni merak etmeyin
Mesajı Paylaş

HDS

Ben endişelenmeye başlamıştım. "Bu da internet ve forum diyetini azıttı.." diyordum. Mesajı Paylaş

HDS

#603
Tem 11, 2018, 09:15 ÖÖ Last Edit: Tem 11, 2018, 09:33 ÖÖ by HDS
"Popülasyon" konusunu biraz daha açalım ve bir "jeostratejik" mevzuya bağlayalım.

Aşağıda "worldpopulationreview" sitesinden aldığım, İran ve Türkiye'nin güncel nüfus/yaş dağılımını gösteren grafikleri ekliyorum:

Türkiye


İran



Türkiye'de normal ve gelişime açık bir yaş dağılımı var. Türkiye bu bakımdan, gelişmekte olan, aydınlanan ülkelerin nüfus dağılım grafiğini de göstermiyor. "Geri kalmışlık" diyeceğimiz iz var burada. Yani, yaşlı nüfusu az, şimdiki çalışan nüfusu yaşlandığında onları arkadan destekleyecek genç nüfus stoğu geliyor. Eğitip bunlardan verip alamamak bize kalmış. Muhtemelen beceremeyeceğiz, o ayrı.

Lakin, İran'ın durumu daha beter. İran'da nüfus ağırlığının ortalaması 33-34 yaşlara denk geliyor. Bu grubu oluşturan kalabalık 6-7 çocuklu ailelerden geliyor. İran'daki toplumsal değişim, dünyadaki en "hızlı" değişimlerden biri, zira bu topluluğun bazıları bekar, evli olanın ise sadece 1-2 çocuğu var. Bu da grafiğin genç nüfus dağılımında görünüyor.

İran bu durumda 10-20 yıl arasında hidrokarbonlarını satamaz, şimdi iyi yetişmiş insan gücünü katma değer haline getiremezse yavaş yavaş çok büyük bir toplumsal krize doğru yürüyecek. Bu ambargolardan daha büyük bir sorun. Zenginleşemezse, şimdinin 30'luları emekliliklerine yürüdüklerinde onları destekleyecek bir genç nesil gelmiyor arkadan.


Biz, Amerika, Rusya, İran vs de dahil bir çok ülkenin içinde herc-ü merc olduğu bölge jeopolitiği aslında biraz da bu grafiğe bakıyor. "3'te yetmez 5 tane" edebiyatı, İran'ın "elini çabuk tutuma ve dünyaya entegre olma acelesi", vs vs..


Peki biz ne yapacağız? Oturup takkemizi önümüze alalım. Mesajı Paylaş

HDS

Bonus olarak da, Mısır'ı ekleyelim:



Mısır'ı tehlikeli yapan ve Afrika ve Ortadoğu arasında, İsrail'in dibinde, bir "saatli bomba" haline getiren de aslında bu eğri.

Tabii ki bu gençlerin iş gücüne katılıp rakip olması değil. Bu gençlerin kökten dinci ekollere sapıp ortalığın altını üstüne getirebilecek potansiyeli olması. O "bar"lardan biri bile İsrail'i yutar. İkisi üçü Suudi Arabistan'ı tokatlar. Mesajı Paylaş

HAZERFEN

#605
Tem 12, 2018, 09:09 ÖS Last Edit: Tem 12, 2018, 09:12 ÖS by HAZERFEN
Nüfus meselesi sadece sosyoloji değil, iktisat açısından da çok mühim bir başlıktır. "Nüfus artışıyla iktisadi büyüme arasında bağıntı yoktur" diyemediğimizi de baştan ifade edeyim. Zira nüfusa eklenen her birey bir tüketim öğesi olduğu için onun ihtiyaçlarını besleyecek bir ekonomi oluşmakta ve bu gerçeklik de büyümeyi tetiklemektedir. İşte bu sebepten Türkiye'de ihracatın zayıf olduğu yıllarda "büyüme iç tüketimden geldi" denmektedir. Yani artan nüfus ve harcama eğilimi sayesinde.

İsterseniz yukarıdaki büyüme şekline "yatay büyüme" diyelim (nüfusa paralel bir ekonomik genişlemeyi ifade etmek üzere). Bunun dışında da "dikey büyüme" şeklinden bahsedebiliriz ki, bu süreç daha sağlıklı olarak, aynı nüfus miktarı korunurken artan eğitim ile kazanılan kabiliyetler neticesinde katma değerli ürün üreterek elde edilen büyümeyi ifade etsin.

Ama bu iki modeli irdeleyecek kişi ister istemez diyecektir ki "ikisi de bir arada olsa en güzeli olmaz mı?"  Evet, aynen öyle... Aslında iki büyüme şekli de bir arada olursa bir ülke için en mükemmel iktisadi görünüm ortaya çıkar.

Buna en güzel örnek Çin'dir. Benim üniversite yıllarımda kişi başına düşen GSMH'sı 500$ olan bu ülke günümüzde 8bin $'ı aşmıştır. 18 yılda 16 kat artış ancak hem katma değerli ürün üretme ve ihracı ile hem de nüfus potansiyelinin harekete geçirilmesiyle açıklanabilir. Çin bugün dünyanın 2. büyük ekonomisi konumuna erişmiş ve ABD'ye kafa tutmaya başlamıştır.

Aynı Çin'in nüfusunu 80 milyona çeksek kişi başına gelirleri 100.000 $'ı aşar demek de pek rasyonel değildir. Zira iç tüketimden doğan devasa ekonominin kaybı ortaya çıkacak ve ekonomik büyüklüğü şimdikine göre cüceleşeceği için Türkiye ile G.Kore arası bir görünüm ortaya çıkacaktır. Ama gözden kaçırmamak gerekir ki 80 milyonluk bir Çin asla bu şartlarda 300 milyon nüfuslu dev bir ekonomi olan ABD'ye kafa tutamaz.

Meseleyi Türkiye'ye getirecek olursak, genç nüfusun ve nüfus artışının bizim için bir zorunluluk olduğunu görmek durumundayız. Zira etrafımız ateş çemberidir ve biz yaşlı-durağan bir nüfusla bu bölgede söz sahibi olamayız. Hem askeri, hem de iktisadi olarak. Madem "coğrafya kaderdir" öyleyse bu kadere müdrik olarak hareket etmek kaçınılmazdır. Türkiye'ye düşen hem yatay, hem de dikey modelde büyümek için azmetmektir.

CB'nin batıdaki illerde en az üç çocuk demesini, "ekinoks tarihlerinde zuhur eden devlet aklının" bir tezahürü olarak okumak gerekir diye düşünüyorum. Mesajı Paylaş

Yukarı git

Paylaş delicious Paylaş digg Paylaş facebook Paylaş furl Paylaş linkedin Paylaş myspace Paylaş reddit Paylaş stumble Paylaş technorati Paylaş twitter